Dünya Basını

Klinik psikolog Schoendorff: Batı toplumu narsisistik bir aile sistemi gibi tedavi edilmeli

Yayınlanma

Klinik psikolog ve yazar Benjamin Schoendorff, uluslararası şiddetin ve emperyalist sistemin psikolojik temellerini materyalist bir perspektifle analiz ederek “kurtuluş psikolojisi” kavramını tartışmaya açtı. Batı merkezli üstünlükçü anlayışın insanlığı yıkıma sürüklediğini vurgulayan Schoendorff, narsisizmin küresel liderlik düzeyinde nasıl ödüllendirildiğini ve kolektif kimliğin yeniden inşasının gerekliliğini ortaya koydu.

Tarafsızlık Çalışmaları isimli yayın platformunun sunucusu Pascal Lottaz, Bereketli Direniş isimli yayının hazırlayıcısı ve klinik psikolog Benjamin Schoendorff’u konuk ederek uluslararası şiddetin, savaşların ve küresel siyasi yapıların psikolojik arka planını ele alan bir mülakat gerçekleştirdi.

Schoendorff, mülakat boyunca bireysel psikoloji ile küresel jeopolitik süreçler arasındaki kopmaz bağı, kendi geliştirdiği materyalist psikoloji anlayışı ve İlişkisel Çerçeve Teorisi üzerinden detaylandırdı.

“Psikolojik analiz jeopolitik gerçeklikten koparılamaz”

Benjamin Schoendorff, mülakatın başında geleneksel psikoloji disiplinine yönelik temel bir eleştiri getirerek, bu alanın maddi gerçeklikten yoksun olduğunu ifade etti.

Psikolojinin henüz çok yeni bir bilim dalı olduğunu belirten Schoendorff, “Dünyayı anlamak için hem maddi analizi, jeopolitik ve ekonomi-politik analizi hem de psikolojik analizi aynı anda elimizde tutmamız gerektiğine inanıyorum” sözlerini kullandı.

Klinik psikolog, dilden bilince, bireysel kimlikten kolektif kimliğe kadar tüm psikolojik fenomenlerin maddi dünyadaki süreçlerden nasıl doğduğunu anlamak için sağlam bir zemine ihtiyaç duyulduğunu vurguladı.

Geçmişteki psikolojik yaklaşımların dünya liderlerini bireysel düzeyde “hastalıklı” ilan ederek patolojize ettiğini hatırlatan Schoendorff, bu yöntemin toplumsal ve sistemik gerçeklikten kopuk olduğunu dile getirdi.

Schoendorff, Dr. Neil McLaren’in “pisliğin su yüzüne çıkması” tabirine atıfta bulunarak, “Beyaz imparatorluk” olarak adlandırdığı 500 yıllık sömürgeci yapının, neden belirli dönemlerde narsisistik ve psikopatik karakterleri liderlik koltuğuna taşıdığının sorgulanması gerektiğini belirtti.

“Beyaz imparatorluk insanlıktan nefret eden bir yapıdır”

Schoendorff, son beş asırdır dünyayı şekillendiren egemen yapıyı “şekil değiştiren bir veba” olarak tanımlayarak, bu yapının yaşamı, insan deneyimini ve doğayı sistematik bir yıkıma uğrattığını ifade etti.

Bu yapının en uç noktasının günümüzde Elon Musk ve Peter Thiel gibi figürler tarafından temsil edilen “insan ötesicilik” akımı olduğunu belirten klinik psikolog, “Onların hayali, tam anlamıyla insanlıktan çıkmaktır çünkü temelinde insanlıktan derin bir nefret duyuyorlar” dedi.

Bu zihniyetin her türlü canlı varlığı ve insani deneyimi “kâr” denilen ölü bir maddeye dönüştürmeye çalıştığını vurgulayan Schoendorff, emperyalizmin sadece bir ekonomik sistem değil, aynı zamanda ruhsal bir yıkım mekanizması olduğunu kaydetti.

Materyalist ve Marksist bir analizden yola çıktığını belirten Schoendorff, psikolojik kavramların siyasi analizlere havada asılı kalacak şekilde dahil edilmesine karşı çıkarak, her iki boyutun birbirini tamamlaması gerektiğini kaydetti.

“İnsan bilinci ilişkisel çerçeveler üzerinden inşa edilir”

Klinik psikoloji kariyerine ve entelektüel gelişimine dair bilgiler paylaşan Schoendorff, Oxford Üniversitesi’ndeki öğrencilik yıllarında Marksist bir aktivist olduğunu ve bitirme tezini Karl Marx üzerine yazdığını aktardı.

1973 yılında Şili’de gerçekleşen darbenin kendisi için bir dönüm noktası olduğunu ifade eden Schoendorff, emperyalizme karşı duyduğu öfkenin o yıllarda şekillendiğini dile getirdi.

Yaklaşık 20 yıldır klinik psikolog olarak çalışan Schoendorff, son 17 yılını İlişkisel Çerçeve Teorisi ve Kabul ve Kararlılık Terapisi üzerine çalışmalar yaparak geçirdiğini belirtti.

İnsan zihninin dünyayı nasıl algıladığını bu teori üzerinden açıklayan Schoendorff, insanların nesneler ve kavramlar arasında ilişkiler kurmayı öğrendiğini, bu sürecin hayvanlardaki basit şartlanmalardan çok daha karmaşık bir boyuta evrildiğini söyledi.

Schoendorff süreci şu sözlerle detaylandırdı: “İnsanlar, eğitilmedikleri ilişkileri de türetmeye başlarlar. Bir sembol veya kavram, zamanla duygusal işlevler kazanır ve bizi kendisine çeker ya da bizden uzaklaştırır. Bu süreç anlamı, dili ve nihayetinde insan bilincini doğurur.”

İnsan bilincinin üç temel ayrım üzerinden geliştiğini kaydeden klinik psikolog, bunları “burası ve orası” (mekânsal), “şimdi ve o zaman” (zamansal) ve “ben, sen ve diğerleri” (kişilerarası) olarak sıraladı.

Bu ayrımların öğrenilmesinin uzun sürdüğünü ve çocukların ancak iki-üç yaşlarında “ben” ve “sen” arasındaki farkı tam olarak kavrayabildiğini belirten Schoendorff, bu modelin hem zihinsel acıların hem de kurtuluş psikolojisinin kökeni olduğunu vurguladı.

“Narsisistler başkalarına acı çektirerek kendilerini korurlar”

Kimlik oluşumunu bir soğanın katmanlarına benzeten Schoendorff, çocuklukta oluşan “öz katmanı”, ergenlikte gelişen “karakter katmanı” ve yetişkinlikteki “belirgin katman” arasındaki ilişkiyi analiz etti.

Birçok insanın kendisini başkalarından “daha az değerli” hissettiği bir anlam sistemine hapsolduğu için psikolojik acı çektiğini ifade eden Schoendorff, buna karşılık kendisini başkalarından “daha değerli” gören narsisistlerin genellikle klinik yardıma başvurmadığını söyledi.

Narsisistlerin acıyı içselleştirmek yerine dışsallaştırdıklarını belirten Schoendorff, “Kendi üzerlerinde düşünmek yerine başkalarına acı çektirirler; bu onlar için bir başa çıkma mekanizmasıdır” dedi.

Bu durumun toplumsal düzeydeki yansımasının “üstünlükçü zihniyet” olduğunu kaydeden klinik psikolog, neoliberal toplumların bireyleri diğerlerinden kopuk, yalıtılmış adalar gibi davranmaya ittiğini, oysa birçok kadim kültürün çok daha kolektif ve eşitlikçi bir kimlik yapısına sahip olduğunu dile getirdi.

“Beyaz üstünlükçülüğü kalbinde bir boşluk taşır”

Avrupa merkezli ırkçı toplum yapısını eleştiren Schoendorff, Batılı toplumlarda beyaz olmayan insanların eşit derecede yetkin ve zeki olabileceği fikrinin kabul edilmemesinin “beyaz üstünlükçülüğünün” temelini oluşturduğunu ifade etti.

“Beyaz kimliğinin kalbinde bir beyaz boşluk var” diyen Schoendorff, bu zihniyetin diğerlerini eşit derecede yetenekli görmeyi reddettiğini, gördüğünde ise onları “eşit derecede kötü” ilan ederek düşmanlaştırdığını belirtti.

Bu üstünlükçü yapının narsisizmi ödüllendirdiğini belirten Schoendorff, Donald Trump gibi figürlerin bu sistemin bir sonucu olduğunu kaydetti. Dr. McLaren’in “pislik” nitelemesine atıfta bulunarak, “Pislik su yüzüne çıkıyor çünkü süt zaten geri dönülemeyecek kadar bozulmuş durumda. Bu, tamamen kokuşmuş emperyalist süttür” ifadelerini kullandı.

“İran ve Çin’de üstünlükçü virüs aynı şekilde işlemiyor”

Batı dışındaki toplumların siyasi liderlik yapılarını karşılaştıran Schoendorff, İran ve Çin gibi ülkelerin liderlerinin Batılı muadillerinin aksine “filozof kral” veya yüksek entelektüel kapasiteye sahip kişiler olduğunu anımsattı.

Bu toplumların kolektif bir onur ve temel insanlık onuru üzerinden hareket ettiğini belirten klinik psikolog, Batı’nın bu ülkeleri “barbar” veya “orta çağ karanlığına hapsolmuş” olarak niteleyen propagandasının, kendi üstünlükçü yanılsamasından kaynaklandığını dile getirdi.

Çin’in uluslararası arenadaki “biz kendi yolumuzu bulduk, size nasıl yaşamanız gerektiğini söyleyemeyiz” şeklindeki tutumunun felsefi olarak çok derin olduğunu vurgulayan Schoendorff, bunun ortak insanlık değerlerini tanımanın bir göstergesi olduğunu söyledi. Batı imparatorluğunun ise kendi gerçekliğini anlatılar ve sosyal ağlar üzerinden inşa etmeye çalıştığını, ancak bugün bu anlatı savaşını kaybetmeye başladığını ifade etti.

“Batı toplumu narsisistik bir aile sistemi gibi tedavi edilmeli”

Mülakatın sonunda “Hasta Batı toplumu nasıl tedavi edilebilir?” sorusuna yanıt veren Schoendorff, narsisistik aile sistemleriyle çalışmanın inceliklerine değindi. Bir mağdura doğrudan “partnerin seni istismar ediyor, ayrılmalısın” demenin geri tepeceğini ve mağdurun istismarcıyla müttefik olacağını belirten klinik psikolog, çözümün “farklı bir varoluş biçimine alan açmak” olduğunu kaydetti.

Schoendorff, “Şiddet bir cevap değildir ama bir yanıttır” diyerek, sömürgeci ve soykırımcı yapıların bazen sadece güçle durdurulabileceğini ifade etti.

Batılı beyazların, insan olmayı yeniden öğrenmek için küresel güneydeki halkların deneyimlerine ihtiyaç duyacağını belirten Schoendorff, “Kolektif olarak yaklaşık 500 yıl önce insan olduğumuzu unuttuk” dedi.

Benjamin Schoendorff, mülakatı sonlandırırken Gazze’deki direnişi “varlık göstererek direnmek” olarak tanımladı ve elde ettiği tüm geliri oradaki ailelere destek olmak için kullandığını belirtti.

*İlişkisel Çerçeve Teorisi’*ni diyalektik materyalist bir psikoloji anlayışıyla birleştirme çalışmalarına devam edeceğini ve bu konuda hazırladığı kitabı ilk olarak Çin’de yayımlamayı planladığını duyurdu.

Çok Okunanlar

Exit mobile version