Dünya Basını
Körfez’in yaldızları dökülürken
Çevirmen notu: Aşağıda çevirisini bulacağınız metin, Körfez’in “risksiz modernlik” illüzyonu üzerine kurulu yüksek ücretler, vergisiz gelir ve steril kent yaşamıyla paketlenmiş küresel cazibesinin ABD-İsrail’in İran’a dönük başlattığı savaşla birlikte nasıl çözülmeye başladığını anlatıyor. Zira Körfez’in “yaldızı”, bölgenin kendi iç dinamiklerinden neşet eden bir refah hikâyesinin değil, emperyal güvenlik rejimine yaslanarak mümkün hâle gelmiş bir birikim modelinin sonucuydu. Altyapıdan şehir planlamasına, hatta demografik kompozisyona kadar tüm bu kurgu, savaşın her daim “başka coğrafyalarda” kalacağı varsayımı üzerine inşa edilmişti. Dr. Dalia Ghanem’in metni işte tam da bu rahatlığın nasıl ters teptiğini gösteriyor. Dün bölge güvenliğinin teminatı sayılan askerî altyapı, bugün misilleme haritalarında öncelikli hedef koordinatına dönüşmüş durumda. Savaş, Körfez’in üzerinde yükseldiği ekonomik mantığın ve bu mantığı taşıyan toplumsal sözleşmenin yapısal sınırlarına gelindiğini ilan ederken Levant ile Körfez arasındaki o hayali duvar da artık yerle bir oluyor.
Körfez’in Yaldızlı Çağının Sonu mu?
Dalia Ghanem
GMF
1 Nisan 2026
Çev. Leman Meral Ünal
Körfez’in Doha, Dubai ve Riyad gibi göz alıcı metropollerinin sakinleri, yıllarca jeopolitik bir inkâr hâli içinde yaşadılar. Ben de on yılı aşkın bir süre Beyrut’ta yaşadıktan sonra iki yıl önce Katar’a taşınırken o “istisna”yı arıyordum. Orta Doğu’nun, süregelen çatışmalarının camları titreten bir sarsıntı değil, olsa olsa politika notlarındaki bir veri olarak kaldığı o nadir köşelerden birini… 28 Şubat gecesi bu istisnanın sonuna gelindi. ABD-İsrail’in İran’a karşı başlattığı savaş ve ardından Amerikan üslerine ev sahipliği yapan Körfez ülkelerine yönelen misillemeler, bölgenin güvenlik manzarasını bir gecede değiştirdi. Körfez başkentlerinde yankılanan güvenlik alarmları, on yıldır pazarlanan “güvenlik” imajının artık herkesin duyabileceği biçimde çöktüğünü gösteriyor.
Yerleşim bölgeleri üzerinde patlayan önleyici füzelerin gümbürtüsü, savaşın suları aşıp geldiğinin ilanıydı. Yerel halk artık haberleri izlemiyor, bizzat haberin kendisi oluyordu. Bölge şimdilerde güvenlik çerçevesini kökten düşünmeye zorlanıyor. ABD koruma “şemsiyesi”nin artık caydırıcı değil, aksine bir mıknatıs hâline geldiği koşullarda devletlerin kendi topraklarını nasıl koruyacağını sessiz ama kapsamlı biçimde yeniden tasarlaması gerekiyor. Güvenliği garanti etmek için konumlandırılan üsler, artık misillemenin koordinatlarına dönüşmüş durumda. Fiziksel altyapı taahhütlerinin gerçek bir siyasal tarafsızlığı imkânsız kıldığı “tarafsızlık paradoksu” bugün bir tuzak. Ateş altındayken büyük hava üslerini ya da deniz filolarını bir gecede tahliye etmek mümkün değil. Bu durum, dış garantilere bel bağlamaktan vazgeçip, daha içsel ve tahkim edilmiş bir güvenlik stratejisine doğru geçişi gerektiriyor, ki bu da savunma alanında hassas ve çoğu zaman dile getirilmeyen bir kayma demek. Bu ani bir eksen değişikliğinden ziyade, savunma önceliklerinin kademeli biçimde yeniden kalibre edilmesi, yani dış garantilerin içsel tahkimle desteklendiği daha özerk bir güvenlik düzenine doğru yavaş ama istikrarlı bir hareket anlamına geliyor.
Bölge ekonomik çeşitliliğini ve yabancı iş gücüne olan devasa bağımlılığını, Burj Al Arab gibi en ikonik kentsel sembollerin bile artık “dokunulmaz” olmadığı bir gerçeklikle dengelemek zorunda. Körfez İşbirliği Konseyi (KİK), 2008 finansal krizini, 2017 Katar ablukasını ve COVID-19 pandemisini atlattığı gibi bu fırtınayı da muhtemelen atlatacaktır. Fakat bu kez yaralar mali değil, yapısal. Bir güvenlik mitinin parçalanmasının ardından toparlanma süreci, nadiren hızlı ya da kendiliğinden olur. Körfez’e 35 milyon profesyoneli çeken psikolojik güvenlik primi artık yeniden fiyatlandırıldı. Bu güveni yeniden tesis etmek, belli ki uzun soluklu ve kaynak yoğun bir çabayı gerektirecek.
Bu yıkılan mitin ekonomik sonuçları şimdiden yıkıcı ve eşitsiz dağılmış rakamlarla su yüzüne çıkmış durumda. Katar’dan gelen raporlar, enerji altyapısına yönelik son saldırıların kritik sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) üretim ünitelerine zarar verdiğini, kayıpların beş yıla kadar yıllık 12,8 milyon tona ulaşabileceğini gösteriyor. Bu hasarlı tesislerden kaynaklanan yıllık gelir kaybı yaklaşık 20 milyar dolar olarak tahmin ediliyor. Bölgenin güvenilir bir küresel enerji merkezi olma itibarına daha da ağır darbe vurabilecek gelişme ise Belçika, Çin, İtalya ve Güney Kore gibi ortaklarla yapılan uzun vadeli tedarik sözleşmelerinde “mücbir sebep” ilan edilme ihtimalidir. Suudi Arabistan’da yükselen petrol fiyatları kısa vadede mali bir tampon sağlayabilir, fakat ülkenin gidişatı zaten çok parlak değil. Savaştan önce bile artan bütçe açığını yönetmek için sermaye harcamaları kısılıyordu. Birleşik Arap Emirlikleri ise gelişmiş çeşitliliğine rağmen, petrol dışı ekonomisinin üç sütunu olan turizm, perakende ve havacılığın çatışma kaynaklı eş zamanlı daralması nedeniyle oldukça kırılgan kalıyor. Geri çekilmenin ölçeği ürkütücü. Sadece Dubai’de savaşın ilk haftasında 80 binden fazla otel rezervasyonu iptal edildi. Çatışmanın 20. güne gelindiğinde bölgesel turizm kayıplarının 12 milyar doları aştığı tahmin ediliyordu. Sektör toparlanabilir, bölge varlık fonlarını koruyabilir ama her halükarda küresel etkisini besleyen “güvenilirlik primini” kaybediyor. Küresel enerji piyasalarının ve yetenek havuzunun güveni bir kez sarsılırsa, turizmden teknoloji merkezlerine uzanan “vizyon” projeleri süresiz olarak askıda kalacaktır.
Bu iktisadi istikrarsızlık, daha derin bir sistemik krizi besliyor. Göçmenlere dayalı toplumsal sözleşme adım adım çöküyor. Oysa körfez modeli, inşaat, sağlık, eğitim ve teknoloji merkezlerinin omurgasını oluşturan yabancı işgücünün emeği ve bilgisi üzerine kurulu. Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri’nde nüfusun yüzde 88’ini oluşturan bu kesime bağımlılık mutlak düzeyde. Yazılı olmayan basit bir anlaşma var: Yabancılar yeteneklerini sunar, Körfez ise güvenli bir “vaha” olarak, vergiden muaf, cömert ücretler sağlar. Fakat çatışma sınırı aştığında değer önerisi de değişti. Doha’daki yabancıların şifreli WhatsApp gruplarındaki konuşmalar bir gecede bayram tatili planlarından ülkeden çıkış stratejilerine kaydı. Burada on yılını harcayıp hayat kurmuş profesyoneller, yüksek maaşların bir cephe hattına bu kadar yakın olmaya değip değmeyeceğini tartışıyor. İstikrarsızlığa karşı soğukkanlı bir direnç geliştirmiş olan Levant [Doğu Akdeniz] sakinlerinin aksine bu küresel işgücü riskten kaçınan bir profile sahip. Bu kitlelerin olası büyük ölçekli ayrılışları ekonomiyi felç edebilir, resmi “istikrar” mesajlarını ve kurgulanmış “her şey normal” influencer kampanyalarını anlamsızlaştırabilir.
Bu kırılganlık şehirlerin fiziksel dokusunda da kendini gösteriyor. Yirmi yılı aşkın süredir Körfez’in kentsel kimliği “cam ve ışık” ile tanımlandı. Gökdelenler modernizmin ve küresel bağlantısallığın anıtları olarak yükseldi. Ancak yüksek yoğunluklu bölgesel çatışma sahnesinde, bu cam cephelerin ciddi taktik zaaflar oldukları açığa çıktı. Çünkü bir füze önleme anında, o lüks cephe bir anda binlerce ölümcül parçaya dönüşebilir. Bu dikey şehirlerin tahliyesi ise başlı başına bir lojistik kabus, zira bu yapılar kalıcı barış varsayımıyla tasarlandı, ateş altında hızlı tahliyeler için değil. Kentsel planlama artık güçlendirilmiş çekirdek mimarisi, altyapı ve kendi kendine yeten güvenlik ekosistemleriyle karakterize edilen bir “direnç çağına” yönelmek zorunda.
Bu “güvenlikleştirme”nin jeopolitik sonuçları da göz ardı edilemez. Körfez ülkeleri yıllarca kendilerini, Amerikan üslerine ev sahipliği yaparken Çin ile ticaret yapıp İran ile arka kapı diplomasisini sürdürebilen tarafsız “merkezler” olarak başarıyla markalaştırdı. Bu savaş işte o orta yol lüksüne de son verdi. Bölgedeki birçok kişinin gayrimeşru olarak gördüğü operasyonlarda kullanılan altyapıya ev sahipliği yapmak, Körfez’i zorla “yeniden bölgeselleştirdi”. Artık gözlemci değiller, bu işin bir tarafılar. Bu dönüşüm yatırım ikliminde ciddi sürtünmeler yaratabilir, doğrudan yabancı yatırımların seyrini zorlaştırabilir. Zira aynı anda hem küresel bir yaşam tarzı merkezi hem de birincil askerî hedef olmak mümkün değil.
KİK’in pek çok direnç kaynağı var. Varlık fonları ve hidrokarbon kaynakları muazzam, liderliği ise geçmiş krizleri yönetmede mahir olduğunu kanıtladı. Ancak bu dumanın içinden çıkacak Körfez, o “istisna”yı aramak için gelenlerin gözünde artık tanınmaz bir yer olacaktır. Şimdi, güvenlikleştirilmiş Körfez dönemi başlıyor, daha tahkim edilmiş, daha temkinli ve kendi kırılganlığının daha da farkında bir bölge olacak. Psikolojik eşik aşıldı. Levant ile Körfez artık iki ayrı dünya değil, aynı trajik coğrafyanın parçaları. KİK artık bir sığınak gibi hissettirmiyor. Alınacak ders açık: Kum ve ileri teknoloji altyapı üzerine bir gelecek inşa etmek mümkün, fakat ancak kalıcı bölgesel barış temeli üzerinde. O yaldızlı serabın artık sonuna gelindi.