Avrupa
Le Pen cumhurbaşkanlığına aday

Marine Le Pen, yargıçların zimmete para geçirme suçundan verilen mahkumiyet kararını onamasına rağmen Fransa cumhurbaşkanlığı seçimlerine aday olacağını açıkladı.
Salı akşamı TF1 haber kanalına verdiği demeçte “Bu gece [itibariyle] cumhurbaşkanlığı adayıyım,” diyen Le Pen, bu mahkumiyet kararına karşı Fransa’nın ceza ve hukuk davalarına bakan en yüksek mahkemesine temyiz başvurusunda bulunacağını da sözlerine ekledi.
Le Pen’in bu kararı, partisi Ulusal Birlik’in (RN) seçim kampanyasını kendisinin mi yoksa halefi Jordan Bardella’nın mı yöneteceği konusundaki bir yılı aşkın süren belirsizliği sona erdirdi.
Fakat Le Pen, ertelenmiş hapis cezasına çarptırılmış olmasına ve muhtemelen elektronik izleme bileziği takmak zorunda kalacak olmasına rağmen, seçmenlerin kendisini destekleyeceği yönünde riskli bir bahis oynuyor.
Temyiz hakimleri, Le Pen’i Avrupa Parlamentosu fonlarını, Brüksel’deki görevleri yerine Fransız ulusal siyasetinde çalışan personeli istihdam etmek için kasıtlı olarak kullanma suçundan suçlu buldu.
Hakimler, seçimden men cezasını kısaltarak Le Pen’in cezasını hafiflettiler ve Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un yerine aday olup olmayacağına karar vermeyi kendisine bıraktılar.
Karar ilk açıklandığında Le Pen, elektronik kelepçe engeli nedeniyle seçim kampanyası yürütmesinin güç olacağını, bu nedenle cumhurbaşkanlığına adaylığını koymayacağını söylemişti.
Avrupa
AB genişleme sürecinde köklü reform planı

Avrupa Komisyonu, AB genişleme sürecinde ulusal veto haklarını aşmak amacıyla karar alma sürecinde köklü bir reform peşinde.
Komisyon Başkanı Ursula von der Leyen, önümüzdeki hafta 30’dan fazla üyeden oluşan daha büyük bir Birliğe nasıl hazırlanılacağına dair önemli bir duyuru yaparken AB’nin iç işleyişinde son on yılların en büyük değişikliğine yönelik bir plan sunacak.
Von der Leyen, bunu yaparken Lizbon AB Antlaşması’nda herhangi bir değişiklik yapmayacak.
Rapporteur tarafından incelenen, uzun süredir ertelenen genişleme stratejisine ait iki iç taslak belge, aday ülkelerin AB üyelik sürecinin birçok ara aşamasında 27 ülke arasında oybirliği şartını ortadan kaldırmak için yasal köprü hükümlerinin kullanılmasını öneriyor.
Komisyon başkanının gelecek haftaki planının temelini oluşturacak olan belgelerden birinde, AB’nin daha az uzlaşma ile hareket eder hale gelmesi gerektiği belirtiliyor:
“Uzlaşma, siyasi sahiplenmeyi ve demokratik meşruiyeti güçlendirir. Fakat Birliğin en çok harekete geçmesi gereken alanlarda zamanında alınacak kararları geciktirebilir veya engelleyebilir.”
Bu önlem –ki kendisi de oybirliği gerektiriyor– az sayıda AB üyesinin engellemeleriyle boğuşan Ukrayna, Karadağ ve Kuzey Makedonya gibi ülkelerin üyelik süreçlerini önemli ölçüde hızlandırabilir.
Ayrıca, veto hakkını kaybetmekten çekinen mevcut üyelerden de muhtemelen dirençle karşılaşacak.
Ne var ki taslak, bir hükümetin “hayati ulusal çıkarların” tehdit altında olduğunu düşünmesi halinde devreye sokabileceği bir “acil durum freni” öngörüyor.
Komisyon, yaptırımlar, insan hakları, savunma ve güvenlik ile vergi kaçakçılığı dahil olmak üzere daha geniş bir politika yelpazesinde, nitelikli çoğunluk oylamasının daha düşük eşiğinin –bloğun nüfusunun üçte ikisini temsil eden 15 ülke– uygulanmasını öneriyor.
İç belgede, “Birlik genişledikçe, kararların ertelenmesi veya engellenmesi riski kaçınılmaz olarak artacak,” deniliyor.
Bu amaçla Komisyon, “köprü hükümlerinin kullanılması için bir çalışma programı hazırlayacak.”
“Köprü hükümleri”, AB antlaşmalarında yer alan ve belirli politika alanlarındaki oylama kurallarının, tüm ülkelerin ulusal veto hakkını kullanabildiği oybirliği kuralından nitelikli çoğunluk oylamasına kalıcı olarak değiştirilmesine izin veren geçiş hükümleri.
Bununla birlikte, AB’nin aday bir ülkenin üyelik sürecinin en başında ve sonunda oybirliği şartından vazgeçeceğine dair herhangi bir işaret bulunmamakla birlikte, AB karar alma sürecindeki radikal değişiklik engellerle karşılaşacak.
Bir başka tartışmalı öneri ise, Birlik genişlediğinde AB ülkelerinin yalnızca üçte ikisinin bir Avrupa Komisyon Üyesi atayabilmesi anlamına geliyor.
Mevcut 27 üyeli Birlik kapsamında, dokuz ülke Brüksel’e temsilci gönderme hakkından vazgeçmek zorunda kalacaktır.
Bu durumun, Birliğin genişlemesiyle Brüksel’deki etkilerinin azaldığını tarihsel olarak savunan küçük üye devletleri rahatsız etmesi bekleniyor.
2008’de bir referandumu kaybeden İrlanda, “Komisyon’da her üye devletten bir vatandaşın yer almaya devam edeceği” yönünde bir yasal güvence sahibi ama Dublin bu güvenceyi feda etmek zorunda kalacaktır.
Taslak belgelere göre, yeni üyeler on yıl veya daha uzun bir süre boyunca deneme sürecinde tutulabilir. Bu süre zarfında Brüksel’den daha sıkı bir denetime tabi tutulacaklar.
Bu deneme süresi boyunca uygulanabilecek cezalar arasında, yeni oluşturulan “mali” ve “kurumsal koruma” hükümleri kapsamında, Konsey’deki oy haklarının askıya alınması ve mali cezalar yer alabilir.
Yeni üye ülkelerin, AB’nin geri kalanı tarafından kararlaştırılan kararları engellememek üzere yasal olarak bağlayıcı bir “geçici taahhüt” imzalaması gerekecek.
Ayrıca, adalet ve iç işlerden tarıma kadar AB’nin kilit politika alanlarına katılımla ilgili standart geçici koruma hükümleri de korunacak.
Yeni üye ülkeler, demokratik ve yargısal standartlarda gerileme yaşama durumunda Komisyon’un onları cezalandırmasına olanak tanıyan, süre sınırlı bir “mali koruma” hükümlerine de tabi tutulacak.
Yeni üyeler, katılımdan önce AB fonlarıyla ilgili dolandırıcılık soruşturmaları yürüten Avrupa Savcılığı’na da katılmak zorunda olacaklar.
Avrupa
AfD-CDU işbirliği: Nazi kurbanları için “tökezleme taşı” yapılmayacak

Doğu Almanya’daki Heidenau kasabasında Nazilerin kurbanlarına adanmış “tökezleme taşı” anıtları AfD-CDU işbirliği ile yasaklandı.
Tartışmanın odağında, Heidenau belediye meclisi tarafından 25 Eylül’de kabul edilen ve “Stolperstein” adı verilen bu tür anıtların kaldırımlara yerleştirilmesini “saygısızlık” olarak nitelendirerek durdurmayı ve bunun yerine kasabanın Kuzey Mezarlığı’nın kullanılmasını öngören bir önerge yer alıyor.
Yere gömülü, üzerine yazıt işlenmiş küçük pirinç “tökezleme taşları”, yayaların durup eski sakinlerin kaderini düşünmelerini sağlamayı amaçlıyor.
Projenin web sitesine göre, şu anda Avrupa genelinde, çoğunluğu Almanya’da olmak üzere 1.860 belediyede 116.000 adet bu tür taş bulunuyor.
Heidenau’daki anıt taşlarının yerleştirilmesini engelleme girişimi, Hıristiyan Demokratlar (CDU) ile Almanya için Alternatif (AfD) partisi tarafından ortaklaşa desteklendi.
Kasabanın şu anki belediye başkanı Conny Örtel, bağımsız bir politikacı.
AfD, genel olarak Almanya’nın Holokost anma kültürüne karşı çıkmasıyla tanınıyor. Komşu Thüringen eyaletinde partiye liderlik eden Björn Höcke, bir keresinde Berlin’deki Holokost anıtını, Alman gururunu zedeleyen bir “utanç anıtı” olarak nitelendirmişti.
Öte yandan, azınlıkta da olsa bazı Yahudiler, anıtların üzerine basılabileceği ve yapraklar ya da çöplerle kaplanabileceği yerlere dikilmesinin saygısızlık olduğunu öne sürerek anıtlara karşı çıkıyor. Bu kişiler, taşların ayrıca vandalizmin hedefi olduğunu da belirtiyor.
Ne var ki, Münih’te taşların yerleştirilmesine başarıyla karşı çıkan Charlotte Knobloch’a göre Heidenau’daki önerge kurbanlar için değil; daha ziyade Almanya’nın anma kültürünü bastırmak için “AfD’li aşırılıkçıların şeffaf bir manevrası.”
Holokosttan sağ kurtulan Knobloch, “Heidenau’da şu anda olduğu gibi, anma yerlerini şehir siluetinden kaldırmak kesinlikle yanlış bir yaklaşım,” dedi.
Saksonya eyaletindeki Heidenau, projeye karşı harekete geçen ilk kasaba değil. Bavyera’daki Münih şehri, Knobloch’un yanında yer alarak, kamusal alanlarda bu taşların yerleştirilmesine izin vermemeyi 2004 yılında oylamıştı.
Kuzey Ren-Vestfalya’daki Pulheim şehrinde proje 2011’de engellenmişti ama belediye sonunda kararını değiştirdi ve 2022’de ilk yerleştirmelerin yapılmasına izin verdi.
Stolpersteinlerin ilginç bir yönü, hem ulusal gururu zedelediğini düşünen Almanya’nın sağcıları hem de kurbanların anısını yeterince yüceltmediğini düşünen bir Yahudi azınlık tarafından karşı çıkılması.
Belediye meclisinin bu kararı, AfD’nin ülke çapındaki seçimlerde destek kazanmaya devam ettiği bir dönemde geldi.
Partinin Heidenau’daki projenin yasaklanmasına verdiği destek, Holokost’un resmi kamu anma etkinliklerinin bastırılmasına yönelik olası adımlara ilişkin endişeleri tetikledi.
Cuma günü basına yaptığı açıklamada Knobloch, CDU’nun bu hamleyi “desteklemeye yanaşmasına” “dehşete düştüğünü” ekledi ve “Demokratik merkez, bu konuda kendine geri dönmeli ve daha iyi bir çözüm bulmalı,” dedi.
Avrupa
İngiltere, demiryolu işletmecisi Avanti West Coast’u kamulaştıracak

İngiltere hükümeti, ülkenin en büyük demiryolu işletmecilerinden Avanti West Coast şirketini Mart 2027’de kamulaştıracağını duyurdu. Karar, yüksek bilet fiyatları, gecikmeler ve ülke ortalamasının iki katına çıkan sefer iptallerinin ardından geldi. Ulaştırma Bakanı Heidi Alexander, kamu denetimiyle güvenilir bir demiryolu ağı inşa etmeyi hedeflediklerini açıkladı.
İngiltere hükümeti, ülkenin en büyük demiryolu işletmecilerinden Avanti West Coast şirketini Mart 2027’de kamulaştıracak.
Ulaştırma Bakanı Heidi Alexander, X sosyal medya platformundaki hesabından yaptığı açıklamada, “Avanti West Coast şirketinin demiryolu taşımacılığı hizmetlerini ilk fırsatta kamulaştıracağımızı yarın konferansta duyuracağım. Birleşik Krallık’ın güvenebileceği bir demiryolu inşa ediyoruz” dedi.
Alexander, The Times gazetesine verdiği mülakatta da Londra ile Manchester arasındaki hattaki hizmet kalitesinin uzun süredir memnuniyetsizlik yarattığına dikkat çekti. Bakan Alexander, şirketin kamu mülkiyetine geçmesiyle yolcuların “farkı hissetmeye başlayacaklarını” söyledi.
Avanti West Coast, Londra, Birmingham, İngiltere’nin kuzeybatısı ve Glasgow arasındaki ana güzergahta sefer düzenleyen, ülkenin en büyük şehirlerarası taşımacılık şirketleri arasında yer alıyor.
İngiltere Başbakanı Andy Burnham da Avanti West Coast şirketini güvenilmezlik, sefer iptalleri ve yüksek bilet fiyatları nedeniyle defalarca eleştirdi.
The Times gazetesinin haberine göre hükümet, sözleşme süresinin sona ermesiyle şirketi Mart ayında kamu mülkiyetine geçirmeyi planlıyor.
Avanti West Coast, bu yaz İngiltere genelinde sefer iptal oranı en yüksek şirket oldu. Şirketin iptal oranı, ülke ortalamasının iki katına ulaştı.
Birleşik Krallık’ın en yoğun demiryolu hattında zamanında varış oranları da geriledi.
Beş yıl önce trenlerin yaklaşık yüzde 60’ı varış noktasına vaktinde ulaşıyordu.
Şirket bir yıl içinde rötarlar nedeniyle yapılan 1,4 milyondan fazla tazminat başvurusunu onayladı. Bu sayı, 2019 yılına kıyasla yaklaşık 1 milyon artış gösterdi.
İngiliz demiryolları büyük oranda 1990’lı yılların ortalarında özelleştirildi. Yolcular, o tarihten bu yana hizmet kalitesinin düştüğünü, bilet fiyatlarının ise yükseldiğini savunuyor.
Bu olumsuz değişimler, Birleşik Krallık hükümetini yeniden kamulaştırma adımlarını başlatmaya sevk etti.
Kamulaştırma süreci fiilen başlamış durumda. 2024 yılı itibarıyla altı yolcu taşımacılığı imtiyazı kamu mülkiyetine geçmiş vaziyette.
Asya2 hafta önceDeepSeek mühendisi: “Gelecek ya komünizm olacak ya Cyberpunk”
Amerika2 hafta önceBannon ile Sanders, yapay zekaya karşı bir araya geliyor
Rusya2 hafta önceRusya, Ermenistan’a doğalgaz iletimini 10 gün süreyle askıya alıyor
Dünya Basını2 hafta önceAkademisyen Norman Finkelstein: Üniversitelerdeki baskı McCarthy dönemini aştı
Rusya2 hafta önceWSJ: Rusya ucuz silah üretiminde ABD ve Ukrayna’yı geride bıraktı
Diplomasi2 hafta önceKanada, Birleşik Krallık liderliğindeki askeri koalisyona katılmak istiyor
Rusya2 hafta önceRomanya’da Lukoil rafinerisinin kapatılması iflas dalgası yaratabilir
Diplomasi2 hafta önceABD ile Almanya savunma sanayii işbirliğini derinleştirecek












