Görüş

Lübnan için kırılgan istikrar arayışı ve 2026’ya doğru belirsiz ufuklar

Yayınlanma

2025, Lübnan için yalnızca kronikleşmiş bir ekonomik ve siyasal krizin bir başka yılı olmadı. Aynı zamanda devletin yeniden işler hale gelip gelemeyeceğinin, bölgesel fırtınalar karşısında ayakta durup duramayacağının ve iç uzlaşının hala mümkün olup olmadığının sınandığı bir eşik yıl oldu.

Ülke, bir yandan iki yılı aşkın süren kurumsal felcin ardından siyasi yeniden yapılanmaya yönelirken, diğer yandan Ortadoğu’nun hızla sertleşen jeopolitik ikliminde kendi manevra alanını aramak zorunda kaldı. Bu anlamda 2025, Lübnan için bir toparlanma yılı olmaktan çok, kontrollü dağılmanın durdurulup durdurulamayacağının test edildiği bir ara dönem olarak tanımlanabilir.

Uzayan Geçicilikten Kırılgan Normalleşmeye

15 Mayıs 2022 seçimlerinin ardından hükümetin kurulamamasıyla başlayan geçici yönetim dönemi, Lübnan siyasetinde olağanüstü bir durumdan ziyade yapısal bir refleksin yeniden üretildiğini gösterdi. Najib Mikati’nin seçim öncesi kabinesi, anayasal olarak geçici hükümet statüsüne geçerken, ülke fiilen yetkileri sınırlı bir yürütme ile yönetilmeye başladı. Bu durum, yalnızca teknik bir hükümet krizi değil; karar alma mekanizmalarının, sorumluluk zincirlerinin ve siyasal hesap verebilirliğin askıya alındığı uzun bir boşluk anlamına
geliyordu.

Cumhurbaşkanlığı makamının aylarca doldurulamaması, bu boşluğu daha da derinleştirdi. Ekim 2022’den itibaren cumhurbaşkanının seçilememesi, yürütmenin meşruiyetini zayıflatırken, siyasi aktörler arasındaki güvensizlik sarmalını da kalıcı hale getirdi. Mikati hükümeti, yaklaşık iki yıl boyunca, ülkenin tarihindeki en ağır ekonomik ve toplumsal krizlerden biriyle yüzleşti; ancak yapısal reform üretme kapasitesinden büyük ölçüde yoksun kaldı.

Bu siyasi felç hali ancak 2025’in başında kırılabildi. Ocak ayında Joseph Aoun’un cumhurbaşkanı seçilmesi, donmuş devlet mekanizmasını yeniden çalıştıran kritik bir eşik oldu. Bunu izleyen süreçte Nawaf Salam’ın başbakan adayı olarak görevlendirilmesi ve yaklaşık üç buçuk haftalık müzakerelerin ardından 8 Şubat 2025’te yeni kabinenin kurulması, Lübnan’da uzlaşının hala mümkün olduğunu gösterdi. Ancak bu uzlaşı, güçlü ve kalıcı bir siyasi mutabakattan ziyade, kırılgan bir denge üzerine inşa edildi.

Salam hükümetinin kuruluş sürecinin 25–26 gün gibi görece kısa bir sürede tamamlanması, Lübnan standartları açısından bir başarı olarak görülebilir. Buna karşın bu hız, aynı zamanda uzlaşının ne kadar yüzeysel ve konjonktürel olduğuna da işaret ediyor. Devlet yeniden işler hale geldi, fakat sistemin altında yatan yapısal sorunlar yerli yerinde duruyor.

Ekonomide Çöküşten Çıkış Değil, Dipte Tutunma

2019’dan bu yana süren finansal çöküş, 2025’te de Lübnan’ın toplumsal dokusunu belirlemeye devam etti. Ancak bu yıl, önceki dönemlerden farklı olarak tam bir serbest düşüş yılı olmadı. Enflasyon yüksek seyrini sürdürse de, hiper-enflasyon aşamasının geride kalması ve döviz piyasasında görece istikrarın sağlanması, tüketici güveninde sınırlı da olsa bir toparlanma yarattı.

Bu toparlanma, gerçek bir ekonomik iyileşmeden çok, krizin yönetilebilir bir seviyede tutulmasına işaret ediyor. Reel gelirler hala düşük, işsizlik yüksek ve kamu hizmetleri yetersiz. Ekonomideki bu kırılgan denge, siyasi istikrarla doğrudan bağlantılı olduğu gibi herhangi bir güvenlik şoku ya da siyasi kriz, sınırlı kazanımları hızla tersine çevirebilecek potansiyele sahip.

Güvenlik Denklemi

2025’in güvenlik alanındaki temel belirleyeni, 2024’teki İsrail saldırılarının ardından sağlanan geçici ateşkes oldu. Bu ateşkes, Lübnan–İsrail sınırında açık savaşı frenlemiş olsa da, kalıcı bir güvenlik mimarisi yaratmaktan uzak. Hizbullah’ın silahlarının Litani Nehri güneyinde kısmen geri çekilmesi ve Lübnan ordusunun bu bölgede kontrolü artırma çabaları, sahada sınırlı ama sembolik bir değişime işaret etti.

Buna karşın İsrail’in bitmek bilmeyen hava operasyonları ateşkesin ne kadar kırılgan olduğunu sürekli hatırlattı. Bu durum, iç politikada reform tartışmalarını da doğrudan etkiledi. Birçok aktör için güvenlik, ekonomik ve kurumsal reformların önüne geçti; reform iradesi, önce istikrar söylemiyle ertelendi.

ABD ve Bölgesel Aktörler

2025 boyunca ABD’nin Lübnan politikasında öne çıkan isimlerden biri, ABD’nin Türkiye Büyükelçisi, Lübnan ve Suriye özel temsilcisi Tom Barrack oldu. Barrack’ın söylemleri, Washington’un Lübnan’a bakışındaki temel ikilemi açıkça ortaya koydu. Bir yandan devlet otoritesinin güçlendirilmesi ve reform beklentisi, diğer yandan Hizbullah meselesinin çözülmeden kalıcı bir istikrarın mümkün olmadığı inancı.

Barrack, Hizbullah’ın silahsızlandırılmasını Lübnan’ın bölgesel normalleşmesinin ön koşulu olarak dile getirirken, aynı zamanda iç siyasi dengelerin bu süreci ne kadar zorlaştırdığını da vurguladı. Seçimlerin ertelenmesi ihtimaline yönelik uyarıları, Lübnan’daki iç kırılganlığın dış politikayla ne kadar iç içe geçtiğini gösterdi.

Bu süreçte Suudi Arabistan ve Fransa gibi aktörlerin reform ve güvenlik konularındaki baskısı, Lübnan hükümetini çok yönlü bir denge siyasetine zorladı. Hiçbir aktörle köprüleri atamayacak kadar kırılgan, fakat hiçbirinin taleplerini tam anlamıyla karşılayamayacak kadar sınırlı bir devlet kapasitesi söz konusu.

2026’ya Doğru İki Yol, Tek Kırılgan Denge

2026’ya girerken Lübnan’ın önünde iki temel senaryo belirginleşiyor. İlk senaryoda, 2025’te atılan sınırlı siyasi ve güvenlik adımları korunur; Mayıs 2026 parlamento seçimleri zamanında yapılır ve seçim sonrası uzun ama yönetilebilir bir hükümet kurma süreci yaşanır. Bu senaryo, hızlı bir iyileşme vaat etmese de, kontrollü bir istikrarın sürdürülmesini mümkün kılar.

İkinci senaryoda ise güvenlik cephesinde yaşanacak bir kırılma, iç siyasi dengeleri yeniden çözer; seçimler ertelenir ya da sonuçları yeni bir siyasi kilitlenmeye yol açar. Bu durumda Lübnan, yeniden geçicilik ve belirsizlik sarmalına girer.

2025, Lübnan’ın krizden çıktığı bir yıl olmadı; fakat çöküşün kaçınılmaz olmadığını gösterdi. 2026 ise bu kırılgan dengeyi kalıcı bir yeniden yapılanmaya dönüştürme kapasitesinin sınanacağı yıl olacak. Lübnan için asıl mesele, istikrarın mümkün olup olmadığı değil; bu istikrarın ne kadar bedel ve tavizle sürdürülebileceğidir.

Çok Okunanlar

Exit mobile version