Avrupa
Merz ve müttefikleri iki trilyon avroluk AB bütçe planına karşı çıktı

Almanya Başbakanı Friedrich Merz, Berlin’de bir araya geldiği beş AB ülkesinin hükümet başkanlarıyla birlikte Avrupa Komisyonunun yaklaşık iki trilyon avroluk yeni bütçe teklifine karşı çıktı. Bütçenin neredeyse yüzde 40’ını karşılayan altı net katkı sağlayıcı ülke, teklifin yüz milyarlarca avro budanmasını ve tasarruf odaklı reformlar yapılmasını istedi.
Almanya Başbakanı Friedrich Merz, Avrupa Komisyonunun bir sonraki bütçe döneminde yüzde 60 oranında artış öngören taslağına karşı net katkı sağlayan müttefik ülkelerle Berlin’de bir araya geldi ve Brüksel’e yönelik sert bir mücadele başlattı.
Başbakanlık binasında perşembe günü düzenlenen basın toplantısında Avusturya, Danimarka ve Finlandiya hükümet başkanlarıyla kameraların karşısına geçen Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) üyesi Başbakan Merz, özellikle bir hususun altını çizmek istediğini belirterek “Biz cimri değiliz” dedi.
Merz, Brüksel’den gelen yüksek finansman taleplerinin günümüz koşullarına kesinlikle uymadığını ifade etti.
Gelecek yedi yıllık AB bütçesi için müzakerelerin en kritik evresine girilirken yapılan bu çıkış, Avrupa’nın gelecekteki finansmanı ve siyasi yönelimi konusunda önümüzdeki aylarda yürütülecek yoğun pazarlıkların ilk adımı niteliğini taşıyor. Yalnızca ekim ve aralık ayları arasında liderler düzeyinde dört ayrı AB zirvesinin düzenlenmesi planlanıyor.
Merz, bu müzakere maratonuna hazırlık amacıyla üç ülkenin hükümet başkanını Berlin’e davet ederken Hollanda ve İsveç başbakanları da görüşmelere video konferans aracılığıyla bağlandı.
Berlin’de ortak hareket eden altı ülkenin ortak paydası, Brüksel’e en yüksek net mali katkıyı sağlayan aktörler olmaları oluşturuyor. Merz, bu durumu “Bizler bu bütçeye en büyük katkıyı sağlayanlar grubuyuz” sözleriyle tanımladı. Almanya Başbakanı, bu altı ülkenin 27 AB üyesinin toplam bütçesinin neredeyse yüzde 40’ını tek başına finanse ettiğini, aynı zamanda Ukrayna’ya sağlanan ikili yardımların da yaklaşık yüzde 70’ini karşıladığını dile getirdi.
Avusturya Halk Partisi (ÖVP) mensubu Avusturya Başbakanı Christian Stocker da Merz’in cimrilik eleştirilerini reddeden yaklaşımına katılarak, “Hiç kimse bizi katkı vermeye hazır olmamakla suçlayamaz” dedi; ancak daha fazla tasarruf ve kapsamlı reformlar yapılması gerektiği konusunda ısrarcı olduklarını kaydetti.
İki trilyon avroluk bütçe teklifine itiraz
Altı liderin verdiği ortak mesaj, Brüksel’in ve çok sayıda diğer AB üyesinin beklentileriyle doğrudan çatışıyor. Avrupa Birliğinin 2021-2027 yıllarını kapsayan mevcut yedi yıllık bütçesi 1,2 trilyon avro düzeyinde seyrederken Avrupa Komisyonu, 2028-2034 dönemi için enflasyonun etkisi dahil edildiğinde net yüzde 60 artış anlamına gelen yaklaşık 2 trilyon avroluk bir bütçe büyüklüğü teklif ediyor.
Tüm üye ülkelerin kendi kamu maliyelerinde bütçe konsolidasyonuna gittiği bir dönemde bu teklifin kesinlikle ödenemez olduğunu vurgulayan Merz, “Bu grupta hepimiz aynı görüşteyiz: Teklifler yüz milyarlarca avro tutarında budanmalıdır. Bu kesintiler istisnasız tüm alanları kapsamak zorundadır” değerlendirmesinde bulundu. Merz, gerçekçi ve reform odaklı bir bütçe talep ettiklerini belirterek, “20’nci yüzyılın bütçesiyle 21’inci yüzyılın sınamalarını karşılayamayız” diye konuştu.
Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen de benzer bir tutum sergileyerek, “AB bütçesi bugünkünden daha büyük olabilir, fakat şu anda masada duran teklif kesinlikle çok yüksek tutulmuştur” dedi.
Altı hükümet başkanının kabul ettiği ortak bildiride somut bir mali gerekçeye daha yer verildi: Mevcut bütçe döneminde yaklaşık 300 milyar avro tutarında olağanüstü yüksek bir kaynağın üye ülkelerce hiç talep edilmediği ve kullanılmadığı vurgulandı. Liderler, bu verinin Brüksel’e gereğinden fazla para aktarıldığının açık bir kanıtı olduğunu savundu.
Birlik içindeki kamplaşma ve güvenlik öncelikleri
Berlin’deki zirve bir güç ve birlik mesajı vermeyi amaçlasa da Merz ve müttefikleri AB genelinde sayıca azınlıkta kalıyor. Baltık ülkelerinden başlayarak Polonya, Macaristan, İtalya ve Portekiz’e kadar uzanan geniş bir üye grubu, Komisyonun 2 trilyon avroluk taslağını açıkça destekliyor. Bütçeden ödediklerinden daha fazla kaynak alan bu net alıcı ülkeler, bütçenin geleneksel olarak en büyük kalemlerini oluşturan tarım ve bölgesel kalkınma fonlarına dokunulmamasını talep ediyor.
Buna karşılık Merz, tarım ve bölgesel fonlarda kesintiye gidilerek kaynakların Avrupa’nın küresel rekabet gücü ile savunma kabiliyetlerine aktarılmasını istiyor.
Savunma konusu Berlin’deki görüşmelerde ağırlıklı bir yer tuttu. Finlandiya Başbakanı Petteri Orpo, ülkesinin Rusya ile 1340 kilometrelik kara sınırına sahip olduğunu hatırlatarak, bu durumun doğu ve kuzey bölgelerinde güvenlik, altyapı ve ekonomik alanda çok somut sorunlar yarattığını vurguladı. Orpo, yeni AB bütçesinin doğu sınırında oluşan bu yeni gerçekliği mutlaka tanıması gerektiğini söyledi.
Buna karşın liderlerin yalnızca önceden hazırlanan metinleri okuduğu ve basın mensuplarından soru alınmayan toplantıda, davetliler arasında dikkat çekici bir görüş ayrılığı da su yüzüne çıktı. Avusturya Başbakanı Stocker, “Avusturya açısından bakıldığında tarım ve bölgesel kalkınma fonları asla unutulmamalıdır” diyerek Merz’in her alanda kesinti yapılması yönündeki çağrısına açıkça mesafe koydu.
Von der Leyen’den Paris’te zıt mesaj
Sonbaharda başlayacak müzakerelerin ne kadar çetin geçeceğini gösteren bir diğer açıklama, Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’den geldi. Berlin’deki toplantıyla neredeyse eş zamanlı olarak Paris’te Fransız İşverenler Sendikası (MEDEF) toplantısında konuşan von der Leyen, “Gelecek bütçe bağımsızlığımızın mali omurgası olacaktır” dedi.
Avrupa’nın Çin, Rusya ve ABD karşısındaki jeopolitik konumuna dikkat çeken von der Leyen, bütçenin mutlaka artırılması gerektiğini savundu. Komisyon Başkanı, “Avrupa, bunları finanse edecek kaynakları sağlamadan önüne yeni hedefler koyamaz” ifadelerini kullandı.
Müzakerelerin seyrinde kritik dönüm noktası, AB dönem başkanlığını yürüten İrlanda’nın ekim ayı başında sunması beklenen yeni uzlaşma teklifi olacak.
Merz ve müttefikleri, Dublin yönetiminin hazırlayacağı metinde 2 trilyon avroluk taslağa karşı yüz milyarlarca avroluk kesinti taleplerini mümkün olduğunca dikkate almasını umuyor.
Üye ülkelerin uzlaşmaya varmak için yıl sonuna veya en geç 2027 yılı başına kadar zamanı bulunuyor. Bu süre zarfında anlaşma sağlanamazsa, Fransa’daki cumhurbaşkanlığı seçim süreci nedeniyle görüşmelerin aylarca askıya alınması ve müzakerelerin kilitlenmesi tehlikesi doğacak.
Fransa’da sağ popülist aday Marine Le Pen, seçimi kazanması halinde Fransa’nın AB bütçesine yaptığı ödemeleri yarı yarıya azaltacağını şimdiden ilan etmiş durumda. Bu vaadin gerçekleşmesi halinde müzakerelerin tamamen çıkmaza gireceği değerlendiriliyor.
Öte yandan Fransa konusu perşembe günü Berlin’de arka plandaki en hassas gündem maddelerinden biri oldu. Görev süresinin sonuna yaklaşan Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Merz ile kısa süre önce bütçe konusunda yakın eşgüdüm içinde olma kararı almasına rağmen Berlin’deki toplantıya katılmadı.
Macron, yeni bütçenin Amerikan teknoloji devlerine uygulanacak özel bir vergi gibi AB’ye ait yeni öz kaynaklarla finanse edilmesini savunuyor. Ancak bu öneri, ABD Başkanı Donald Trump ile yeni bir ticaret savaşı riskini beraberinde getiriyor. Merz ise Berlin’deki açıklamasında bu tartışmalı konuya hiç değinmemeyi tercih etti.
Avrupa
MI6, eski BND Başkanı’nın gizli bilgileri sızdırmasından endişe ediyor

Başta MI6 olmak üzere İngiliz istihbarat kurumları, modern Alman tarihinin en büyük casusluk skandalında gizli bilgilerinin veya casuslarının ele geçirilip geçirilmediğini araştırıyor.
Almanya’nın dış istihbarat servisinin (BND) eski başkanı August Hanning ile sadece Manfred D olarak adı geçen kurumun şu anki üst düzey yetkilisi, salı günü casusluk ve vatana ihanet şüphesiyle gözaltına alındı.
Hanning, 16 yıl boyunca Manfred D aracılığıyla binlerce gizli belgeyi yasadışı olarak topladığı ve bu sırların bir kısmını yabancı bir güce sattığı suçlamasıyla karşı karşıya.
Alman güvenlik kaynakları, ikilinin ele aldığı bazı üst düzey bilgilerin yurtdışındaki ortak istihbarat teşkilatlarından geldiğini belirterek, İngiliz ve Amerikan istihbaratının sızdırılmış olabileceği ihtimalini gündeme getirdi.
Bu durum, sahada faaliyet gösteren ajanlar ya da muhbirler gibi ABD ve İngiliz insan kaynaklarının, paylaşılan bilgiler yoluyla kimliklerinin ortaya çıkabileceği endişelerini de beraberinde getirdi.
Eski bir MI6 istihbarat subayı olan Matthew Dunn, İngiliz istihbarat servislerinin BND ile paylaşılan her şeyi titizlikle inceleyeceğini ve riskleri değerlendireceğini söyledi.
Dunn şöyle dedi:
“Şu anda MI6 içinde, çok güvenilir bir irtibat ortağıyla paylaşılan istihbaratı titizlikle inceleyen ve bunların herhangi birinin MI6’e bağlı faaliyetleri ve kişileri tehlikeye atıp atmadığını değerlendiren büyük bir iç güvenlik incelemesi yapıldığına şüphe yok.”
Bununla birlikte, eski casus, bu durumun kurumun BND ile ilişkilerini etkilemesi halinde “çok şaşıracağını” belirtti ve iki kurumun işbirliği içinde olacağını düşündüğünü ifade etti.
İstihbarat paylaşımı sırasında, kaynaklarla ilgili bilgilerin sansürlenmesi de dahil olmak üzere “otomatik denetim ve dengeleme” mekanizmalarının devreye sokulmasının standart bir uygulama olduğunu açıkladı.
Skandalla ilgili haberler Batı istihbarat camiasını şoke etti. Kaynaklar, iddia edilen ihlali yabancı bir güç için büyük bir başarı olarak nitelendirirken, bunun Batı istihbarat paylaşım ittifakına ciddi zarar verebileceğini belirtti.
MI6 ve GCHQ’nun yanı sıra birçok ABD kurumunun da, söz konusu dönemde Avrupalı müttefiklerle paylaşılan tüm hassas bilgilere ilişkin sistematik bir iç inceleme yürüttüğü düşünülüyor.
The Telegraph’ın edindiği bilgilere göre, bu kurumların öncelikli odak noktası, iddia edilen sızıntı nedeniyle tehlikeye girmiş olabilecek kaynakları korumak olarak anlaşılıyor.
Benzer denetimlerin, Almanya’nın tüm istihbarat paylaşım ortakları ve müttefikleri tarafından da gerçekleştirilmesi muhtemel.
Alman yetkililerin güvenlik ihlalini muhataplarına ne zaman bildirdikleri belirsiz olmakla birlikte, bunun salı günkü gözaltılardan önce olduğu anlaşılıyor.
Alman basını, sızdırılan bilgiler arasında İran nükleer programı, Rus ordusu ve yabancı ortak kurumlara ait gizli belgelerle ilgili ayrıntıların yer aldığını bildirdi.
Açıklamada, söz konusu belgelerin çoğunun “federal istihbarat servisi tarafından yalnızca iç amaçlarla, özellikle de yürütme organına yönelik istihbarat brifingleri için kullanılmak üzere hazırlanmış gizli bilgiler içerdiği” belirtildi.
Savcılığa göre, Hanning bu bilgileri özel danışmanlık faaliyetlerinde kullandı.
Açıklamada, “Bir olayda Hanning, Manfred D tarafından sağlanan gizli istihbaratı, yabancı bir istihbarat servisinin bir yetkilisi için bir analiz hazırlamak amacıyla kullandı,” denildi.
Yetkililer, bu bilgilerin hedeflenen alıcıya ulaşıp ulaşmadığını henüz tespit edemedi. Salı gecesi Der Spiegel, söz konusu analizin Azerbaycan istihbarat servisi için hazırlandığını bildirdi.
Azerbaycan’ın Rusya, İsrail, Türkiye ve ABD’nin yanı sıra diğer ülkelerle de güvenlik ve istihbarat ortaklıkları var.
Hanning, Almanya’daki ulusal güvenlik tartışmalarında Moskova konusunda şahin bir tutum sergilemişti.
2024 yılında The Telegraph’a verdiği bir röportajda, ülkesinin “naif” davrandığını ve olası bir savaşın gerçekliği karşısında “uyandırılması” gerektiğini belirtmişti:
“İnsanlar ciddi bir tehlike olduğunun farkında değil – özellikle Doğu Almanya’da ve aşırı sol ile aşırı sağdaki Almanya için Alternatif (AfD) partisi içinde Rusya’ya sempati duyuluyor; bu partinin bazı kesimleri Rusya’ya yönelik yaptırımların sona erdirilmesini talep ediyor.”
The Insider’a göre, Hanning, BND’den ayrıldıktan sonra Rusya’ya en az yedi kez seyahat etti.
Eski istihbarat şefi, bu seyahatlerin tamamını 2015 ile 2019 yılları arasında gerçekleştirdi ve çoğu zaman Moskova’da sadece bir gün geçirdi.
Avrupa
Yunanistan’da binlerce kişi Rubio’nun gelişini protesto etti

6 Ekim öğleden sonra Atina’nın merkezinde binlerce kişi ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun ülkeye gelişini protesto etti.
Tüm İşçilerin Militan Cephesi (PAME) ve Yunanistan Komünist Partisi (KKE) tarafından düzenlenen eylemde “Kasap Rubio’ya yer yok!”, “Ölüm üsleri Yunanistan’dan defolsun!” ve “Kârları için savaşlara karışmayın” sloganları atıldı.
Marco Rubio, Yunanistan-ABD Stratejik Diyaloğu’nun yeni turu kapsamında Yunanistan’ı ziyaret etti.
Yunanistan’ın başkentindeki tüm birincil düzey işçi sendikalarını bir araya getiren, ülkenin en büyük işçi merkezi Atina İşçi Merkezi Başkanı Giorgos Stefanakis mitingde ana konuşmayı yaptı.
Stefanakis, “Biz işçiler, Yunan burjuvazisiyle birlikte halkları yıkıma ve emperyalist savaşın yaygınlaşmasına sürükleyenleri kabul etmiyoruz. Halk sizi istemiyor; üslerinizi toplayın ve Yunanistan’dan defolun!” dedi.
St. Benetatos, Yunan Uluslararası Gerginliğin Azaltılması ve Barış Komitesi (EEDYE) Sekreterliği adına bir selamlama konuşması yaptı.
KKE Merkez Komitesi Genel Sekreteri Dimitris Koutsoumbas da sendika mitingine katıldı. KKE tarafından yapılan açıklamada, Rubio’nun Yunanistan’da “persona non grata” olduğunu söyledi.
Sintagma Meydanı’nda çevik kuvvet kordonları ve göz yaşartıcı gazlı polis saldırısına rğamen göstericiler ABD Büyükelçiliği’ne doğru yürüyüş düzenledi.
KKE’nin aktardığına göre yoğun polis gücü, Sintagma Meydanı’ndan yola çıkan büyük gösteriyi defalarca durdurmaya çalıştı ama bunu ancak üçüncü denemede, Atina’nın merkezi caddelerinde kurdukları üçüncü barikatta başardı.
KKE milletvekilleri de olay yerindeydi ve polisin geri çekilmesini talep ettiler. Gösteriyi bastırma planı başarısız oldu; zira polis yürüyüşün ABD Büyükelçiliği’ne ulaşmasını engellese de, onlarca gösterici, polisi hazırlıksız yakalayan bir hamle ile ABD Büyükelçiliği’ne ulaştı.
Orada pankartlar açarak yasakları delen PAME ve KKE üyeleri, “Halkların katillerine ne toprak ne de su” mesajını ilettiler.
KKE açıklamasında şunlar söylendi:
“KKE, ABD Dışişleri Bakanı M. Rubio’nun Yunanistan’a gelişine karşı sendikalar ve kitle örgütleri tarafından düzenlenen mitinge halkın ve gençlerin kitlesel katılımını selamlamaktadır. Mitingin kitlesel katılımla gerçekleşmesi ve göstericilerin, yasaklara ve polisin kışkırtıcı tavrına rağmen ABD Büyükelçiliği önünde mesajlarını iletmiş olmaları, ülkemizin bölgedeki ABD’nin enerji ve askeri planlarına daha fazla dahil olmasına yönelik militan bir kınama ve muhalefet mesajı vermektedir. Bu planlar, mevcut Yeni Demokrasi hükümeti tarafından da desteklenmekte olup, halk halihazırda bunun bedelini ağır bir şekilde ödemektedir.”
Selanik, Patras ve Yunanistan’ın diğer birçok şehrinde de büyük gösteriler düzenlendi.
Avrupa
AB’den ABD misillemesini engellemeyi amaçlayan yeni vergi hamlesi

Avrupa Birliği, ABD yönetiminin misilleme tehditlerini önlemek amacıyla yalnızca Amerikan teknoloji devlerini değil, tüm büyük şirketleri kapsayan genel bir vergi getirmeyi planlıyor. Financial Times gazetesinin haberine göre yıllık geliri 100 milyon euroyu aşan kuruluşları hedefleyen teklif, AB’nin 2028 yılından itibaren bütçesine yılda yaklaşık 60 milyar euro kazandırmayı amaçlıyor.
Avrupa Birliği (AB), ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin tepkisini çekmeden birliğin bütçe gelirlerini artırmak amacıyla büyük şirketlere yönelik genel bir kurumlar vergisi getirmeyi değerlendiriyor.
Financial Times’ın (FT) altı Avrupalı yetkiliye dayandırdığı habere göre Brüksel, Washington’ın misilleme tehditleri nedeniyle yalnızca ABD merkezli teknoloji devlerini hedef almaktan kaçınan yeni formüller üzerinde duruyor.
Avrupa Komisyonu, Washington’ın dijital hizmet vergisi uygulayan ülkelere karşı misilleme tehditlerinin ardından Apple, Meta ve Google gibi şirketlerden daha fazla gelir elde etmenin yollarını arıyor.
Yeni vergi arayışları, AB üyelerinin ortak bütçe üzerinde müzakereler yürüttüğü, harcama kısıtlamalarıyla karşılaştığı ve çok uluslu şirketlerin vergilendirilmesine yönelik küresel girişimlerin tıkandığı bir dönemde gerçekleşiyor.
Yıllık geliri 100 milyon euronun üzerindeki şirketler hedefleniyor
Brüksel’deki müzakereler, “Avrupa İçin Kurumsal Kaynak” (Core) olarak bilinen teklif üzerindeki değişikliklere odaklanıyor.
Tasarı, AB sınırları içinde faaliyet gösteren ve yıllık geliri 100 milyon euronun üzerinde olan tüm şirketlerin her yıl tek seferlik bir vergi ödemesini öngörüyor.
Bir AB yetkilisi, planlanan düzenlemeye ilişkin olarak, “Bazı başkentler, Amerikalıları kızdırmak istemedikleri için yalnızca dijital hizmetleri hedef alan bir vergiye karşı çıkıyor. Core yaklaşımına itiraz eden ülke sayısı ise daha fazla. Çözüm, verginin kapsamını neredeyse tüm büyük şirketleri içerecek şekilde genişletmek” değerlendirmesinde bulundu.
Core vergisinin, AB’nin ortak bütçesine 2028 yılından itibaren yıllık yaklaşık 60 milyar euro kaynak aktarması planlanan beş yeni merkezi gelir kalemi arasında yer aldığı belirtiliyor.
ABD misillemesi ve orta ölçekli işletmeler endişe yaratıyor
AB üyesi ülkelerin çoğunluğunda söz konusu verginin Avrupa’daki orta ölçekli işletmeleri yabancı rakipleri karşısında dezavantajlı duruma düşüreceği görüşü hakim.
Yetkililer, orta ölçekli işletmeleri kapsam dışı bırakacak şekilde gelir eşiklerinin değiştirilmesinin daha fazla üye ülkenin desteğini sağlayabileceğini dile getiriyor. Ancak kaynaklar, ABD’nin olası ticari misillemelerinden çekinilmesi nedeniyle planın gerekli desteği görmesinin zor olduğunu kaydediyor.
Daha önce dijital hizmet vergisi getiren Fransa, İtalya, İspanya ve Avusturya, ABD’nin ticari soruşturmalarıyla karşı karşıya kalmıştı.
Ticari gerilimin tırmandığı geçen yılın ilkbahar aylarında Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, ABD tarifelerine karşı dijital reklam gelirlerinin vergilendirilmesini (“Amazon vergisi”) gündeme getirmiş, ardından taraflar 2025 yazında bir ticaret anlaşmasına varmıştı.
ABD Başkanı Donald Trump, bu yılın haziran ayında yaptığı açıklamada, Amerikan şirketlerine dijital hizmet vergisi uygulanması halinde Avrupa ülkelerinden ithal edilecek tüm ürünlere yüzde 100 gümrük vergisi getirme tehdidinde bulunmuştu.
Dünya Basını2 hafta önceTarihçi Emmanuel Todd: Avrupa Rusya konusunda tehlikeli bir fanteziye kapıldı
Diplomasi1 hafta önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Diplomasi2 hafta öncePalantir nasıl Ukraynalıları kobay faresine dönüştürdü?
Asya1 hafta önceKuzey Kore’den Batı hava savunmasını zorlayacak yeni taktik
Görüş6 gün önceEast-West Forum: Dünyanın artık kaçınamayacağı bir diyalog
Diplomasi2 hafta önceEast-West Forum İstanbul’da kapılarını açıyor
Dünya Basını2 hafta önceProf. Sachs: Trump’ın Genel Kurul konuşması diplomasi standartlarını sarstı
Rusya2 hafta önceRusya’dan notlar: Siperler, kuryeler ve 9. Duma seçimleri












