Dünya Basını
MIT profesörü Ted Postol: Füze savunma sistemleri on yıllardır süregelen bir teknik dolandırıcılık
MIT profesörü ve nükleer teknoloji uzmanı Theodore Postol, Ortadoğu’daki mevcut savaşın seyrine dair teknik analizler sundu. ABD ve İsrail’in kullandığı füze savunma sistemlerinin on yıllardır süregelen “dev bir teknik dolandırıcılık” olduğunu belirten Postol, İran’ın dron ve füze kabiliyetinin Batı savunmasını felç ettiğini vurguladı.
Massachusetts Teknoloji Enstisüsü (MIT) Bilim, Teknoloji ve Ulusal Güvenlik Politikaları Profesörü Theodore Postol, Norveçli siyaset bilimci Glenn Diesen’e verdiği mülakatta, Ortadoğu’da devam eden savaşın teknik ve stratejik boyutlarını masaya yatırdı.
ABD Savaş Bakanlığı (Pentagon) için de kritik çalışmalar yürüten ve nükleer silahlar ile füze sistemleri konusunda dünyanın sayılı otoritelerinden biri kabul edilen Postol, Batı’nın askeri üstünlük iddiasının temelini oluşturan füze savunma sistemlerinin aslında büyük ölçüde işlevsiz olduğunu belirtti.
Postol, “Siyasetçiler ve basın, bu sistemlerin halkı koruyabileceğine dair sahte iddialarda bulunuyor. Oysa gerçek şu ki, bu sistemler saldırı anında yüzde 95 oranında başarısızlığa uğruyor” dedi.
1991 Körfez Savaşı’ndan bu yana Patriot füzelerinin performansını incelediğini hatırlatan uzman, o dönemde Patriotların tek bir Scud savaş başlığını bile engelleyemediğinin artık kabul edilen bir gerçek olduğunu vurguladı.
“Netanyahu nükleer silah kullanabilecek zihniyette manyak bir katil”
Savaşın psikolojik ve liderlik boyutuna dair sert bir portre çizen Postol, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun rasyonaliteden uzaklaştığını savundu.
Postol, “Bu adam, bir noktada nükleer silah kullanabilecek zihniyette manyak bir katil. Netanyahu’nun zihinsel yapısı ve siyasi sıkışmışlığı, onu bölgeyi ateşe atacak kararlar almaya itebilir” ifadelerini kullandı.
Uzman, İsrail’in aksine İran’ın 90 milyon nüfuslu, iç sorunlarına rağmen kültürel olarak son derece bütünleşik bir ülke olduğunu belirterek, Netanyahu ve Trump’ın beklediği bir “çöküşün” ufukta görünmediğini kaydetti. İran’ın nükleer kapasitesine de değinen Postol, “İran şu an nükleer bir devlet olmasa da, çok kısa sürede bu silaha ulaşabilecek teknik kabiliyete sahip. Elleri altında on adet atom bombası yapmaya yetecek kadar zenginleştirilmiş uranyum hekzaflorür bulunuyor. İsrail gibi 8-9 milyon nüfuslu ve kritik birkaç şehirden oluşan bir devleti bitirmek için bu sayı fazlasıyla yeterli” diye konuştu.
“Iridium uyduları dronları birer cerrah neşterine dönüştürüyor”
İran’ın İHA (İnsansız Hava Aracı) stratejisindeki başarısını teknik detaylarla açıklayan Postol, küresel iletişim ağı Iridium’un oynadığı kritik role dikkat çekti. Iridium uydularının Starlink’ten daha uzun süredir faaliyette olduğunu ve kutupsal yörüngelerde bulunduğunu belirten profesör, İranlı operatörlerin bu ağ sayesinde binlerce kilometre ötedeki dronları gerçek zamanlı olarak kontrol edebildiğini anlattı.
Postol, “İran’daki bir kontrol merkezinde oturan bir görevli, dronun kamerasından gelen yüksek çözünürlüklü görüntüleri izleyerek İHA’yı on metrelik bir hassasiyetle hedefe yönlendirebiliyor” dedi.
Çin ve Rusya’nın İran’a gerçek zamanlı ve yüksek çözünürlüklü uydu verileri sağladığını belirten Postol, bu işbirliği sayesinde bölgedeki radar istasyonlarının, limandaki gemilerin ve petrol tesislerinin savunmasız kaldığını ifade etti.
“Fettah füzeleri Mach 12 hızında kinetik bir cehennem yaratıyor”
Postol, İran’ın balistik füze envanterindeki teknolojik sıçramayı Fettah savaş başlığı üzerinden örneklendirdi. Bu başlıkların 25-30 kilometre irtifada manevra yapmaya imkan tanıyan kanatçıklara sahip olduğunu açıklayan uzman, füzenin aerodinamik yapısını şu sözlerle tarif etti:
“Fettah, atmosfere saniyede üç kilometre hızla, yani Mach 10 ile giriyor. Üzerindeki roket motoru bu hızı bir kilometre daha artırabiliyor. Ancak asıl önemli olan, bu motorun alçak irtifada yaydığı gazdır. Bu gaz, ‘taban direnci’ (base drag) dediğimiz vakum etkisini ortadan kaldırarak füzenin yavaşlamasını engelliyor.”
Postol, Mach 10 ve üzeri hızla yere çarpan bir füzenin, taşıdığı patlayıcının iki katı kadar yıkıcı gücü sadece kendi kinetik enerjisinden aldığını belirtti. Bu hızdaki bir füzenin durdurulmasının fiziksel olarak imkansıza yakın olduğunu vurgulayan profesör, “Bu başlıklar yere çarptığında yaklaşık iki tonluk bir patlayıcı gücü açığa çıkarıyor” dedi.
“Savunma füzeleri boşlukta infilak ediyor”
Patriot PAC-3 ve Demir Kubbe sistemlerinin gerçek başarı oranlarının %5 civarında kaldığını iddia eden Postol, medyadaki görüntülerin aldatıcı olduğunu savundu.
“İnsanlar gökyüzünde bir patlama gördüğünde füzenin vurulduğunu sanıyor. Oysa gördükleri şey, Patriot’un kendi savaş başlığının boşlukta infilak etmesidir” diyen uzman, bir önleme işleminin gerçek olup olmadığını anlamanın teknik bir uzmanlık gerektirdiğini söyledi.
Postol, gerçek bir çarpışmanın yarattığı ateş topunun, Patriot’un kendi imha patlamasından çok daha parlak ve büyük olduğunu, ancak bu tür gerçek önleme görüntülerine onlarca video içinde sadece bir kez rastlanabildiğini kaydetti. Postol’a göre, İsrail ve bölgedeki ABD üsleri füze ve dron saldırılarıyla yıpratılıyor.
“Radarlar vuruluyor, önleyici füzeler tükeniyor. Bir süre sonra savunma hattı tamamen çıplak kalacak. Bazı ABD üslerinde mühimmat bittiği için İHA’lara karşı artık sadece tüfeklerle ateş açıldığını görüyoruz” diyerek sahadaki durumun vahametini aktardı.
“Rusya ve Kuzey Kore’nin füze hileleri Tahran’ın elinde”
Füze savunma sistemlerinin neden başarısız olduğunu “karşı önlemler” (counter-measures) üzerinden anlatan Postol, Rusya’nın İskender füzelerinde kullandığı sahte hedef (decoy) teknolojisinin önemine değindi. İskender füzelerinin fırlattığı elektronik sinyal yayan bu cihazların, radarları yanıltarak gerçek füzenin tespitini engellediğini belirtti.
Benzer şekilde Kuzey Kore’nin de füze testlerinde “chaff” (radar saptırıcı metalik bulut) kullandığını hatırlatan Postol, bu teknolojilerin artık yaygınlaştığını söyledi.
Postol, “Ruslar 90’lı yıllarda Pentagon’u bu konuda bilgilendirmişti, ben bizzat bu belgeleri götürdüm. Ancak ABD istihbarat topluluğu bu gerçekleri görmezden gelmeyi tercih etti. ‘Bunlar sahte hedef değil, sadece füze parçası’ diyerek kendilerini kandırdılar. Bugün ise bu ‘hileler’ sahada bizim sistemlerimizi çöp haline getiriyor” dedi.
“Ortadoğu’dan dünyaya yayılabilecek bir nükleer savaşın eşiğindeyiz”
Haberin son bölümünde stratejik uyarılarda bulunan Postol, İsrail içindeki tanıdıklarından aldığı bilgilerin sahadaki durumun “cehennemvari” olduğunu gösterdiğini söyledi.
“Tel Aviv ve Hayfa’ya yönelik saldırılar son derece etkili olmaya başladı. İran, en gelişmiş füzelerini henüz kullanmadı, onları uzun sürecek bir savaş için saklıyorlar” diyen uzman, savaşın bir sonraki aşamasının çok daha kanlı olacağını öngördü.
Trump’ın “İran haritası bu savaştan sonra aynı kalmayabilir” şeklindeki açıklamalarına ve nükleer tırmanma riskine değinen Postol, sözlerini şöyle tamamladı:
“Korkum şu ki, bu katil manyak (Netanyahu) İran’a karşı nükleer bir silaha başvuracak. Eğer bu gerçekleşirse, İran’ın yanıt vermesi kaçınılmazdır. Belki birkaç hafta sürer ama mutlaka kendi nükleer silahıyla cevap verecektir. Ortadoğu’da başlayacak bir nükleer çatışmanın küresel bir savaşa evrilmeyeceğinin hiçbir garantisi yok. Bilinmeyen bir bölgeye doğru hızla sürükleniyoruz.”
MIT Profesörü Postol, mülakatın sonunda mevcut askeri doktrinlerin ve savunma sanayii yatırımlarının gerçek savaş koşullarında sınıfta kaldığını, “negatif biri olarak görülmek pahasına” bu teknik gerçekleri kamuoyuna anlatmaya devam edeceğini vurguladı.