Görüş
Modi-Trump dostluğunda soğuk rüzgarlar
Ocak ayında Trump ikinci başkanlığına yemin ettiğinde Amerika ile ilişkiler noktasında Hindistan en pozitif gelecek beklentisi olan ülkeler arasında başı çekiyordu. Ancak durum pek de öyle gözükmüyor. İki ülke ilişkilerinde hep bir iyimserlik söz konusu, bu doğru. Ve doğrusu bu iyimserliği besleyen şey, Washington’da ikili ilişkilerin derinleştirilmesi konusunda yüksek düzeyde iki partili fikirbirliğinin olması. Ve daha da görünür olanı, Modi ve Trump’ın uyumlu dünya görüşlerinin olduğu inancı. Ki her ikisi de Çin ve radikal İslam’ı varoluşsal tehditler olarak gören güçlü popülist lider. Ve her ikisi de özünde ekonomik milliyetçi. Dahası, Hindistan benzersiz bir konumda ki ne Amerika’nın müttefiki ne de düşmanı. Dolayısıyla diğerleri gibi Trump öfkesine maruz kalmıyor(du).
Ancak şimdilerde Ukrayna’da yeniden ateşkes sağlama çabasında olan Trump, Hindistan’a Rusya ile yaptığı ticaret nedeni ile sert tehditler savuruyor. Delhi’nin, “devasa” petrol alımları “Rus Savaş Makinesi”ni finanse ettiği için, geçen hafta uyguladığı yüzde 25’lik gümrük vergilerinden çok daha ağır vergiler ile karşı karşıya kalacağını söyledi.
Hindistan, tarihsel olarak petrolünün çoğunu Irak ve Suudi Arabistan da dahil olmak üzere Orta Doğu’dan satın alıyordu. Ancak Rusya’nın Şubat 2022’de Ukrayna’yı işgal etmesi ile işler değişti. Çin ve ABD’den sonra dünyanın üçüncü büyük ham petrol ithalatçısı olan Hindistan, Batı’daki bazı kesimlerin dışlamasının ardından indirimli fiyatlarla satılan Rus petrolünü adeta kapmaya başladı. Rusya, Ukrayna’daki savaştan önce Hindistan’ın petrol ithalatının yalnızca yüzde 0,2’sini karşılıyordu, ancak o zamandan bu yana yüzde 35 ile yüzde 40 arasında bir pay sağlayarak Hindistan’ın en büyük tedarikçisi haline geldi. Moskova yalnızca temmuz ayında Hindistan’ın ithal ettiği, benzin ve dizel gibi yakıtlara dönüştürülen ham petrolün yüzde 36’sını sağladı.
Ve evet, tüm yaptırımların ortasında, Yeni Delhi, Rus ham petrolünün hala önde gelen alıcılarından biri ve Hindistan’ın hizmetteki askeri platformlarının yüzde 50’sinden fazlası Rus menşeli. Ve evet, daha da ironik olan, savaşın ve yaptırımların ortasında Rus petrolünü ucuza alan Delhi’nin, kârlı fiyattan da Trump’ın yaptırımları nedeni ile al(a)mayan Avrupa’ya ihraç ediyor olması…
Ne demişti Trump, yine bir sosyal medya paylaşımında, Hindistan’ı Rusya’dan “büyük miktarda” petrol satın almakla ve ardından “Açık Piyasada büyük karlarla satmakla” suçladı. Ve ekledi, “Rus Savaş Makinesi’nin Ukrayna’da kaç kişiyi öldürdüğünü umursamıyorlar…”
Ayrıca, ABD’ye jenerik ilaçların önde gelen tedarikçisi olan Hindistan için önemli olan ilaç ithalatına yüzde 200, BRICS üye ülkelerine ise “Amerikan karşıtı” politikalar izledikleri gerekçesi ile yüzde 10 tarife tehdidi de var. Washington ayrıca, İran ile ticaret yaptıkları gerekçesi ile bazı Hint kuruluş ve kişilere yaptırımlar uyguladığını da duyurdu.
YANİ özellikle Son bir-iki haftadır yaşanan gelişmeler hem iki ülke ilişkilerine yönelik Delhi’nin beklentilerinin ne kadar duygusal olduğunu gösteren hem de Modi-Trump dostluğunu sorgulatan cinsten. Ki görünen şu ki Trump bu kez sopayı biraz sert göstermeye başladı. Ve hatırlayın, Hindistan’a yüzde 25 gümrük vergisi uygulama tehdidinde bulunurken Delhi’nin hiç de hoşuna gitmeyen birtakım sert ve alaycı ifadeler kullandı: Hindistan’ı “ölü bir ekonomi” olarak nitelendirdi, örneğin. Ve ABD ile “çok az iş yapan” ve “tüm ülkeler arasında en ağır ve çirkin parasal olmayan Ticaret Engellerine” sahip bir ülke olarak gösterdi. Bu, ticaret görüşmelerinin ortasında Amerika için kârlı bir anlaşma getirmesi beklentisi ile bir blöften ibaret de olabilir Kİ Trump’ın hitap şekli malum artık. Ya da Hindistan için bir uyarı da..
Açıkçası Trump’ın Nisan ayında açıkladığı “karşılıklı” tarifeler, Çin ve tedarik zincirleri Çin’e yoğun şekilde maruz kalan diğer ülkelerden, özellikle Güney ve Güneydoğu Asya’daki, ticaretin bir miktar saptırılmasına olanak sağlayacağı inancı ile Delhi’de temkinli bir iyimserlik doğmuştu. Hindistan Ticaret Bakanı Piyush Goyal, örneğin, Trump’ın tarifelerini “yaşam boyu kaçırılmayacak bir fırsat” olarak nitelendirmişti. Ki bu görüşü doğrulayan Apple, Amerikan pazarına yönelik iPhone üretimini Çin’den Hindistan’a kaydırdığını duyurmuştu.
Hindistan’ın Amerika ile ticaret anlaşması imzalayan ilk ülkelerden biri olacağı beklentileri arasında Delhi, olumlu tutumunu sürdürüyordu. Hatta öyle ki Delhi’deki bazı çevreler, Trump’ın gümrük vergilerinin, Hindistan’ın çok ihtiyaç duyduğu ekonomik reform gündemini hızlandırmak için bir katalizör görevi görerek, “gizli bir lütuf” olabileceği görüşünü dahi taşıyordu. Hindistan’ın 1991’deki ödemeler dengesi krizinden 1998’deki nükleer denemelerini izleyen ekonomik yaptırımlara kadar önceki dış şokların ülkenin ilk kuşak reformlarını tetiklemiş olduğunu belirterek, buraya Hint tarihinden benzer bir not da düşmüş olayım.
Şimdilerde hava biraz değişmiş gözüküyor. Modi-Trump dostluğunda ve/veya Hindistan-Amerika ilişkilerinde soğuk rüzgarlar esiyor. Aslında hava, Trump’ın Hindistan-Pakistan arasındaki son çatışmalara ilişkin tutumunda değişmişti zaten. Delhi bunu yalanlasa da Trump’ın mayıs ayında iki ülke arasında ateşkes sağlanmasına aracılık ettiğini iddia etmesi ve aynı zamanda Haziran ayında Pakistan Kara Kuvvetleri Komutanı Asim Munir’i Beyaz Saray’da ağırlayarak ve İslamabad ile kaynak ve kripto para anlaşmaları yaparak Pakistan ile ilişkileri derinleştirme çabası Delhi-Washington arasındaki soğuk rüzgarları tetiklemişti. Kİ Trump’ın Hindistan’a gümrük vergilerini açıkladığı gün Pakistan ile bir ticaret anlaşması açıklaması da üzerine tuz biber olmuştu.
Trump, ilk döneminden itibaren ABD’nin Çin’e yönelik daha uzlaşmacı yaklaşımını tersine çevirmiş gözüküyor olabilir, ancak Delhi şimdilerde Washington’ın Çin ile “anlaşma” arayışına girebileceğinden korkuyor. Ki şunu çok açık ve net bir şekilde söyleyebilirim ki derinleşen Hindistan-Amerika ilişkilerine karşın veya iki ülke ilişkileri ne kadar derinleşirse derinleşsin, her iki ülkede de her zaman stratejik bir terk edilme korkusu var. Ancak şunu da net olarak ifade edeyim, Trump’ın son çıkışları, iki ülke ilişkilerinin genel gidişatını değiştirmeyecek. Yani iki geri bir ileri devam eder bu ilişki. Veya “temkinli kucaklaşma” da diyebiliriz. Ancak Delhi tarafında kuşkusuz bu yönde eğilim azaldı. Bir ticaret anlaşması sağlansa dahi, artık Delhi’nin zaten ezelden beridir derinlerde bir yerlerde hep var olan Amerika güvensizliği bir kez daha perçinlenmiş oldu bir kere.
Ancak Hindistan’ın da Rusya ve İran da dahil olmak üzere Amerika ve Batı’nın zorlu ilişkiler geçmişine sahip olduğu ülkeler ile ayrıca son derece yakın, dostane ve stratejik ilişkiler sürdürdüğü de göz ardı edilmemeli. Ve Amerika artık Delhi için neden onca şeyi yaptığını sorgulamaya başlamış olabilir; sivil nükleer anlaşmayı veya Hindistan’ın G20 başkanlığına veya BM Güvenlik Konseyi’nde daimi üyelik adaylığına olan destekleri hatırlayın ya da hepsini hatırlayın. Trump artık Delhi’ye “şımarma kredin doldu/doluyor, artık söz dinleme zamanı” demek istiyor olabilir. Yani başta dediğim gibi bu aralar sopayı sert göstermeye başladı. Trump, Hindistan dış politikasındaki “stratejik özerklik” nidasını duyma kotasını doldurmuş olmalı veya doldurmak üzere. Pek tabii Delhi de bunun farkında Kİ bu durum, uzun süredir atıl haldeki RIC (Rusya-Hindistan-Çin) üçlüsünün yeniden canlandırılması ve Modi’nin bu ay Çin’de düzenlenecek Şanghay İşbirliği Örgütü Zirvesi’ne muhtemel katılımı hakkında tartışmalara yol açtı. Eğer ki Delhi, Amerika ile ilişkisinin kendi algıladığı kadar özel olmadığını anlar ise ikili ilişkilerde soğuk rüzgarlar daha fazla esebilir.
Halihazırda Hindistan’ın korumacı sistemi ile ülke pazarını daha fazla Amerikan malına açma arasında denge kurarak Trump’ın ekibi ile bir ticaret anlaşması için zorlu müzakereler yürüten Modi yönetimi tamamıyla Trump’ın açıklamalarından son derece rahatsız. —Hindistan’ın bazı Amerikan tarım ürünlerine açılmaya istekli olduğuna dair haberlerden de rahatsız Kİ Bu, birkaç yıl önce bir yıl süren çiftçi protestosu ile karşı karşıya kalan Modi için siyasi açıdan hassas bir konu.
Modi’nin özenle oluşturulmuş güçlü itibarını dikkate alınca, birçok kişi Hindistan’ın Trump’ın gümrük vergisi tehditlerine sert tepki vereceğini bekliyordu…
Ana muhalefet Kongre, örneğin, hükümeti sert dille eleştirdi: “Trump Hindistan’a karşı saçma sapan konuşuyor ve Modi sessizce dinliyor” diyordu ve “Modi neden Trump’tan bu kadar korkuyor?” diye soruyordu, Parti’nin sosyal medya platformunda yaptığı Hintçe bir paylaşım. Bir başka Kongre paylaşımı, “Gümrük vergileri uygulanıyor. Müzakereler hiçbir yere varmıyor. Ancak Pahalgam terör saldırılarının perde arkasındaki sorumlusu Asim Munir, Beyaz Saray’da öğle yemeği yiyor… Dış politika ulusal çıkarlar yerine imaj yaratmaya odaklandığında böyle oluyor” diyordu. Kongre İletişimden Sorumlu Genel Sekreteri Jairam Ramesh ise BJP’nin geçmişteki sloganları ve diplomasisi ile alay ederek, ABD’nin eylemlerinin imaj odaklı bir dış politikanın başarısızlığını ortaya koyduğunu söylüyordu.
Ancak Hindistan Ticaret Bakanı Piyush Goyal’dan oldukça temkinli bir yanıt geldi: İki ülkenin “adil, dengeli ve karşılıklı olarak faydalı bir ikili ticaret anlaşması” için çalıştığını söyledi. Hindistan Dışişleri Bakanlığı da tepki olarak ulusal çıkarları korumak ve geliştirmek için gerekli tüm adımları atacağını ve gümrük vergilerinin etkilerinin incelendiğini belirtti.
Trump’ın sözlerinin salt bir baskı taktiği olduğu yönünde bir görüş de hesaba katılıyor muhtemelen.. Trump müzakerelerde sert oynamaya çalışıyor… Delhi çevrelerinde varılan sonuç bu oluyor genelde.
Bu arada İki ülke arasında şimdiye kadar beş tur müzakere gerçekleştirildi. Bir sonraki tur müzakereler için ABD heyeti 25 Ağustos’ta Hindistan’a gelecek. Görüşmeler 29 Ağustos’a kadar devam edecek.
Hindistan Dışişleri Bakanlığı’nın eski politika danışmanlarından Ashok Malik, “Bu, ilişki açısından bir sınav dönemi” demişti; bakalım ikili bu sınavdan nasıl çıkacak. Bana soracak olursanız; çok iyimser değilim, çok kötümser de değilim.. Kulağa çok politik bir yanıt gibi gelebilir ancak bu ikilinin birbirleri ile ilişkisinde politik doğa bu zaten; “temkinli kucaklaşma” devam… Ancak Hindistan, Washington ile stratejik işbirliğinin değerini sorgulamaya çoktan başladı… Kİ Yeni Delhi’deki birçok kişi, özellikle Hindistan-ABD ilişkilerini kurmak için on yıllardır süren titiz çalışmaların ardından Washington’ın Hindistan’ın güvenliğini aktif olarak baltalayan Pakistan ile neden bağlarını derinleştirdiğini soruyor. Buradan özellikle RIC üçlüsü bağlamında umutlu çıkarımlar yapılıyor olsa da Hindistan’ın Çin ile hassas ve riskli bir ilişki yürüttüğünü unutmayın. Ve Hindistan-ABD ilişkilerinin yakınlaşmasının asıl gerekçesi basitti: Hindistan, Çin’in artan kararlılığını dengeleyebilecek kapasiteye sahip Asya’daki tek demokratik güç. Doğrusu Bu gerekçe hala geçerli ve ihtiyaç her geçen gün daha acil bir hal alıyor Kİ Washington, Asya’daki güvenilir -ve ayrıca şimdiye kadar bu nedenle şımarttığı- ortağını dışlamayı da göze al(a)maz…
