Görüş

Normalleşme yolundaki Hindistan-Çin ilişkilerine dair

Yayınlanma

Önceki yazımda, son bir aydır Hindistan’ın Amerika ile ilişkisi son yirmi yıldır görmediği dibi görüyor, demiştim. Bu yazıya da böyle başlamış olayım. Hindistan’ın Amerika tarafından 20 yıl boyunca desteklenmesi, kendisini aşırı değerli görmek gibi bir illüzyona itti, bunu da önceki yazımda ifade etmiştim. Ancak ağustos başından bu yana somut olarak görülen ama esasında nisandan itibaren baş gösteren Amerika’nın Hindistan’a yönelik gösterdiği “ayrıcalıklı” yaklaşımından adeta u dönüşü yapması nedeni ile Hindistan ciddi anlamda Amerika tarafından ihanete uğradığını hissediyor. Ve bu nedenle de Çin ile bir yakınlaşma arayışına girdi. Hayır, öyle olmadı.

Hindistan-Çin yakınlaşmasını öncelikle Amerika’nın/Trump’ın davranışlarına bir tepki olarak görmek yanlış olur. Evet, Amerika’nın Hindistan’a karşı son zamanlardaki “cezalandırıcı” tavrı Hindistan’da Amerika’nın Hindistan’dan vazgeçtiği algısını doğurmuş ve bu durum da Hindistan’ın Çin (ve Rusya’ya) yönelmesine yol açmış olabilir. Bu yanlış değil, ancak eksik. Amerika-Hindistan çekişmeleri ve daha açığı Trump’ın ülkeyi ve liderliğini alenen aşağılaması bu yöndeki motivasyonu artırdı. Burada bir gazetecinin “Hindistan’a uygulanan tarifeleri kaldıracak mısınız?” sorusuna Trump’ın yanıtını bırakmak istiyorum: “Hindistan ile çok iyi anlaşıyoruz. Ancak uzun yıllar boyunca bu tek taraflı bir ilişkiydi.”

Trump’ın eylemleri Hindistan-Çin yakınlaşmasını hızlandırmış olsa da bu ihtiyatlı normalleşme süreci, Hindistan ve Çin’in tartışmalı Himalaya sınırındaki gerilimi azaltmak amacı ile ekimde devriye düzenlemeleri konusunda anlaşmaya vardığı günden bu yana devam ediyor. Kİ Eğer burada Trump gerçekten bir etkense marjinal bir etkendir.

Hindistan, 2020 çatışmalarından bu yana, Çin’in sınırın kendi tarafına çadırlar ve gözlem kuleleri inşa ederek statükoyu tek taraflı olarak değiştirdiğini savunuyordu. Çin geçen yıl geri çekilmeyi kabul ettiğinde bu, krizin aslında Çin’in eylemleri ile ortaya çıktığının örtük bir kabulüydü. Sonuç olarak Hindistan, Çin ile siyasi bağlarını yeniden kurmak için harekete geçti. O zamandan beri, ilişkilerin normalleşmesi yönünde birçok adım atıldı. Ekim 2024’te Hindistan ve Çin, devriyelerin yeniden başlatılmasını öngören bir sınır anlaşması imzaladı. Ocak ayında iki taraf, direkt uçuşların yeniden başlatılması için çalışmayı kabul etti ve mart ayında —Amerika-Hindistan ilişkileri bozulmadan önce— Modi, sınırın normale döndüğünü açıklayarak daha geniş kapsamlı bir işbirliği çağrısında bulundu. Ve Çin, bu yıl Hint hacıların Tibet Özerk Bölgesi’ndeki önemli dini mekanları ziyaret etmelerine izin verdi. Buna karşılık Hindistan, Çinli turistler için vize hizmetlerini yeniden başlattı ve belirlenmiş geçiş noktaları aracılığı ile sınır ticaretinin yeniden açılması için görüşmeleri yeniden başlatmayı kabul etti.

Yani Modi’nin 7 yıl aradan sonra Çin’de bulunmasını sağlayan son ŞİÖ liderler zirvesinde tanık olduğumuz “yapay samimiyet”, Hindistan’ın Çin ile gerilimi azaltmak için yaklaşık 1 yıldır sürdürdüğü çabaların doruk noktasıydı. Dolayısıyla bu ilişki uzun süredir müzakere aşamasında ve acil jeopolitik veya ekonomik kaygılardan kaynaklanmıyor. Son dönemdeki kaygılar bu normalleşmeye kesinlikle ivme kazandırdı, bu doğru ve ayrıca Hindistan-Çin ilişkisi jeopolitik ve jeoekonomiden de bağımsız değil, kuşkusuz..

Ancak her halükarda Hindistan-Çin ilişkilerinin yeniden yapılandırılması fikri fazla abartılmamalı. ŞİÖ’de tanık olduğumuz ve pek çoklarını aniden heyecanlandıran “abartılı” yakınlaşma aslında bir illüzyon. Anlaşmazlık konusu sınırlarının büyük bir bölümünde gerginlik hala sürüyor ve bu da büyük bir güvensizlik kaynağı. Her iki ülkeden on binlerce asker, tartışmalı sınırlarında hala konuşlandırılmış durumda. (Ancak durumu hafifletmek için sivil ve askeri liderler arasında görüşmeler devam ediyor.) Çin, Pakistan ile derin bir ittifak sürdürüyor ve Hindistan’ın Çin ile ilişkileri, Pakistan’ın Çin yapımı silahlar konuşlandırması ile mayıs ayında yaşanan çatışmanın ardından en düşük düzeyi gördü. Hindistan ve Çin arasında ayrıca temel anlaşmazlıklar da var: Tibet’in ruhani lideri Dalai Lama’nın Hindistan’da uzun süredir varlığı, Hindistan’ın Tayvan ile büyüyen bağları ve Çin’in ortak nehirler üzerinde baraj inşa etmesi, gibi.. Ayrıca ekonomik açıdan da sorunlar mevcut. Hindistan açısından Çin ile 99 milyar doları aşan büyüyen bir ticaret açığı sorunu var. Her iki ülke arasında birçok sektörde birbirlerine karşı hala yüksek tarifeler ve vergiler bulunuyor. Çin 1.4 milyarlık Hint pazarını Çin ürünlerine açmasını isterken Hindistan açığı kapatmadan bunu yapma niyetinde değil.

Hindistan-Çin ilişkisinde geçmişte çok fazla yanlış başlangıç yaşandı. Amerika ile ya da Amerika’sız, Hindistan, ilişkinin temelleri rekabetçi olmaya devam ederken ve Delhi, 2020 benzeri bir durumun tekrar ortaya çıkmaması için bir caydırıcılık çerçevesi oluşturma konusunda yoğun istek gösterirken, Çin’in niyetleri konusunda temkinli olmaya devam edecektir.

Son gelişmelerin Hindistan’ın uluslararası ilişkileri için veya Hindistan dış politikası için topyekun bir yeniden ayarlama anlamına geldiği yönündeki yorumlar son derece asılsız.

Modi’nin Çin ziyareti, Çin’e kucak açmaktan çok yalnızca Amerika yörüngesinden biraz olsun uzaklaşmanın bir yoluydu, örneğin. Ancak bu aynı zamanda Hindistan’ın Amerika’dan veya ikisinin birbirlerinden vazgeçeceği anlamına gelmiyor Kİ birbirlerinden vazgeçemezler ve ikisi de bunu gayet iyi biliyor. Ki burada, Modi’nin ŞİÖ zirvesine katılırken yani Çin ziyaretindeyken birkaç gün sonra Xi’nin Çin’deki askeri geçit törenine katılmadığının altını çizeyim. Ve Modi’nin, Çin ziyareti öncesinde de Amerika’nın önemli bir müttefiki olan Japonya’da da mola verdiğini yeniden anımsatayım.

Çin söz konusu olduğunda Hindistan, Çin ile temkinli bir yumuşama politikası izliyor, ancak ikisi hala rakip. Siyasi, diplomatik veya askeri olsun, her üç yönetim düzeyinde de Çin’e karşı sistematik bir güvensizlik var. Bu bağlamda, direkt uçuşlar gibi halklar arası temasların yeniden canlandırılması, sınır ve ticaret müzakerelerine kıyasla sonuçlandırılması nispeten daha kolay olduğu için önceliklendiriliyor. Bu önlemler ve liderlerin kamuoyundaki sıcak söylemleri, ilişkinin sıcaklığını düşürmeyi ve anlamlı müzakereler için elverişli bir siyasi atmosfer yaratmayı amaçlıyor. Yani stratejik kaygıdan hatta zorunluluktan gelen bir ilişkiyi yönetme durumu veya çabası söz konusu. Yani bir arada yaşamak zorundasınız. Yani bu taktiksel önlemler ve ilk adımlar, medya ve kamuoyunda heyecan yaratan samimi görsel ve retorikler, Hindistan-Çin tangosu veya fil-ejderha (+ ayı, veya Putin’e göre -Amur kaplanı) dansı ya da troika gibi daha geniş hedefler ile karıştırılmamalı.

Amerika, Çin ve Rusya üçlüsünün ötesinde çok şey oluyor. Ve sistem sarsılırken doğrusu Hindistan her alanda etkileşim kuruyor ve etkileşimde kalıyor. Söylendiği gibi Hindistan Çin’in kampına girmiyor. Ve Hindistan hiçbir zaman tam olarak Amerika kampında da olmadı. Ve sanıyorum Amerika’nın da artık dünyayı ikili sistemlerin ötesinde görmeyi de öğrenmesi gerekiyor. Artık ülkeler daha çok kutuplu bir dünyada manevra kabiliyeti ve esneklik arıyorlar ki bu da bir kampa katılmak veya diğerinden ayrılmakla aynı şey değil..

Gerçek şu ki Hindistan-Çin ilişkilerinin gelecekteki seyri, Çin’in ortak yükselen bir güç olarak Hindistan’ın çıkarlarını, kaygılarını ve beklentilerini kabul etme isteğine bağlı… Çünkü her ikisi de Asya’nın ağır topları olsa da ikili ilişkide, daha doğrusu ikisi arasında daha ağır olan o… Yönlendirici daha çok o olacak, doğal olarak. Bu arada Çin de Hindistan’ın geleneksel tarafsız duruşundan Amerika ile daha yakın ilişkilere doğru kaymasından uzun süredir kaygı duyuyordu. Stratejik sabrı ile bilinen Çinliler, ortaya çıkan fırsatlardan yararlanacak şekilde konumlanarak, olayların gelişmesine izin verdiler. Hindistan’ın Amerika ile ilişkilerinde çekinceler göstermesi ile birlikte muhtemelen “işte zamanı geldi” diyen Çin, Hindistan kartını kendi lehine ustaca kullanabilir.. Ki bu da aynı zamanda Hindistan’ın elini biraz rahatlatabilir.. Amerika’nın tarife “cezalandırması” Hint pazarını zorlayabilir ve belki de burada Çin devreye girebilir, örneğin. Bu arada Çin, ticaret ilişkilerini stratejik olarak düzenliyor ve temel malzemeler üzerindeki ihracat kısıtlamalarını da hafifletiyor. Hindistan için bu, çıkarların örtüştüğü yerlerde işbirliği yapma, farklılıkları dikkatli bir şekilde yönetme ve sabırlı olma fırsatı sunuyor.

AMA Hindistan’ın stratejik özerkliğini nasıl kullanacağı da Hindistan-Çin ilişkilerinin gidişatını büyük ölçüde etkileyecek. Hindistan, Çin (ve Rusya) karşıtı olarak algılanan çok taraflı forumların da bir parçası. Ve bu yılın ilerleyen dönemlerinde Amerika, Japonya ve Avustralya’yı da kapsayan Quad zirvesine ev sahipliği yapacak. Forum, büyük ölçüde Çin’in Hint-Pasifik bölgesindeki hakimiyetine bir meydan okuma olarak görülüyordu. Trump’ın katılıp katılmayacağı henüz belli değil, ancak katılırsa ve Çin aleyhine bir şey söylerse, bu durum Hindistan ve Çin arasındaki yenilenen sinerjiyi hemen sınar..

VE Hindistan açısından değinilmesi gereken bir nokta daha var: Hindistan’ın Çin ile ilişkisinde “resmi sessizlik döngüsünü” kırması gerek. Modi’nin ŞİÖ zirvesi için Çin ziyaretinde farkedildiyse eğer, Hindistan, Çin ile ilişkilerin tamamen normalleşmesi için bir ön koşul olarak önceki statükonun yeniden sağlanması talebinden “yine sessizce” vazgeçti. Bunun yerine yeni bir dil kullandı ve artık sınır boyunca yalnızca “barış ve huzur” istediği duyuldu. Bu, Çin’in 2020’de Doğu Ladakh’taki toprak statükosunu değiştirmesinin —ki 1962 savaşından bu yana en önemli toprak değişiklikleri— örtbas edildiğinin yani fiilen bir oldubitti haline geldiğinin sinyalini veriyor gibiydi.. 2017’de Çin’in Doklam Platosu’nu ele geçirmesi de resmi sessizlik ile karşılanmıştı. Bu örüntü yeni değil: Çin’in Aksai Çin Platosu’nda bir otoyol inşa ettiği 1950’lerin ortalarından bu yana, ardışık Hint hükümetleri başlangıçta Çin’in toprak ihlallerine direnmiş, ancak sonunda ikili ilişkileri iyileştirmek için sahadaki değişen gerçekleri kabullenmişlerdir. Ve bu örüntü de tam olarak Çin’i Hindistan’ın sınır savunmalarındaki açıkları araştırmaya ve giderek artan ihlaller ile iddialarını ilerletmeye teşvik eden şey..

Son olarak şöyle noktalayayım:

Modi’nin ŞİÖ Zirvesi’ne katılımı yani 7 yıl aradan sonra Çin’e ilk ziyareti, Asya devlerinin 2020’deki ölümcül sınır çatışmasının ardından organik bir diplomatik yeniden yapılanmaya ne kadar bağlı olduklarını gösteriyor… Yani tünelin sonu tamamen karanlık değil. Kuşkusuz burada gösterge yine zaman…

Ve son bir söz de Hindistan özelinde gelsin: Genel anlamda Hindistan “aşırı” zorlanmayabilir, ancak kararlılık, denge ve özerklik gibi konularda iyi bir sınav vereceği neredeyse kesin…

Çok Okunanlar

Exit mobile version