Görüş
Norveç’te seçimler
Bunca patırtı arasında dünyaya bakmak güç iş doğrusu, ama gene de gerekli. Önceki gün Norveç’te parlamento (Storting) seçimleri yapıldı. Kampanya iki blok arasındaydı. İlki, iktidardaki İşçi Partisi’in başını çektiği sol blok, diğeri de göçmen karşıtı “sağ popülist” demenin moda olduğu türden İlerleme Partisi ile Muhafazakârların başı çektiği sağ blok.
Seçim kampanyasında en kızgın tartışma servet vergisi etrafındaydı. Ülkede 1892’den beri 1,76 milyon kronun (yaklaşık 150 bin avro) üzerinde varlık ve hisselere yüzde 1,1 varlık vergisi uygulanıyor. Gerçi gerçek oran bunun da çok daha altında, çünkü pek çok indirim ve imtiyaz var. Bu vergi yıllık toplanıyor; servet hesabında ise sahip olunan gayrimenkullerin ve özel şirketlerin piyasa değeri, tasarruflar, yatırımlar, hisse senetleri toplanıp borçlar düşüldükten sonra kalan miktara bakılıyor. Sağ blok bu vergiyi tamamen kaldırmak istiyor, sol blok ise ülkeye toplam zararının 3 milyar kronu (2,81 milyar avro) bulacağı iddiasıyla karşı çıkıyor.
İlk bakışta servet vergisi her halükârda solcu bir siyaset izlenimi bırakıyor. Støre dün sandık başında şöyle demişti mesela: “Bence aramızdaki en zenginlerin de kendi katkılarını ödemesi adil bir şeydir.” Oysa kişi başına yıllık gelirin 75 bin avro olduğu bir ülkede 150 bin avronun üzerindeki varlıklardan vergi alınması, servet vergisi değil, fiiliyatta sadece ek vergi demek.
Støre ve sol blok, seçim sonuçlarını sosyal-demokrasinin zaferi diye sunmaya çalışıyor. Servet vergisi demagojisi bunun bir parçası. Ancak gerçek bir zaferden söz etmek çok güç.
Resmi seçim sonuçları henüz açıklanmadı. Ama 169 üyeli parlamentoda iktidar bloğunun en az 87 sandalye alacağı kesin. Bu da beklenen sonuçtu.
2021 seçimlerinde İşçi Partisi 48 sandalye çıkarmış, 13 sandalye alan Sosyalist Sol Parti ve 28 sandalye alan Merkez Partisi ile koalisyon kurarak 8 yıl aradan sonra iktidar olmayı başarmıştı. O seçimlerde Muhafazakârlar 36, İlerleme ise 21 sandalye almıştı; Hıristiyan Demokratlar ve Liberaller de katılınca sağ blok ancak 68 sandalyeyi bulabilmişti. Dört yıl aradan sonra İşçi Partisi 53 sandalye çıkardı; Merkez’in ve Sosyalist Sol’un sandalye sayısı ise her biri için 9’a düştü. Ancak sol blok, Yeşiller ve Kızıllar da katılınca 87 sandalyeye çıktı. Buna karşılık sağ bloktaki Muhafazakârlar 24 sandalyeye düştü; İlerleme Partisi ise 48 sandalyeye çıktı.
Demek ki bu defa siyasi ortam farklı. 2021’de İşçi Partisi liderliğindeki koalisyonu kurmak için 3 parti yeterliydi, şimdi en az 5 parti veya başka kombinezonlar gerekli. Sağ blok ise Muhafazakârlardaki düşüşe rağmen sandalye sayısını yüzde 20’den çok artırdı. En önemlisi, İlerleme Partisi sandalye sayısını katladı. Oslo merkezli liberal think-tank analistlerinden Eirik Løkke, bu partinin özellikle genç nüfus arasında popülaritesinde büyük artış gözlendiğine dikkat çekiyordu.
Durum uluslararası ortam açısından da farklı. 2021 seçimlerinden önce, İşçi Partisi lideri ve başbakan adayı Støre, Rusya ile öncelikle kuzey bölgesinde (ama sadece orada değil) daha aktif temas ve işbirliğinden yana olduğunu söylemişti. Ukrayna savaşı, Norveç’te bütün dış siyaset meselelerinde olduğu gibi, ülkenin siyasi sistemine hiçbir etkide bulunmadı; bütün taraflar her zaman olduğu gibi emperyalist bloğun peşine tespih tanesi gibi dizildiler. Yalnız Brüksel siyasetinin gerilimi ilk defa derin bir şekilde hissedilmeye başlandı; böylece bu yılın başında Merkez Partisi AB’nin enerji siyasetini onaylamadığı için iktidar koalisyonundan çekildi ve hükümet azınlık hükümetine dönüştü.
İsimler yanıltıcı olmamalı. Sol olmak için kendine sol demenin yeterli olduğu düşüncesi, uzaylılar tarafından kaçırılmış olmak için uzaylılar tarafından kaçırıldığını iddia etmenin yeterli olduğu düşüncesi kadar saçmadır. Antiemperyalist ve antifaşist olmayan; neoliberal iktisat siyasetine ve yükselen militarizmine karşı çıkmayan bir hareket sol olamaz. Bu nitelikler de çoğu zaman birbirini koşullar. Oysa Norveç’te İşçi Partisi’nin oy oranındaki yükselişin başlıca nedenlerinden biri, eski NATO genel sekreteri Stoltenberg’in bu yılın şubat ayında Støre tarafından maliye bakanlığına atanmasıydı. Bu niteliksiz avam memuru, bu savaş kışkırtıcısı NATO şefi, bir önceki ABD yönetiminin kuklası olan bu adam Norveç’te öyle popüler ve sevilen bir siyasetçi olmalı ki, Komisyon’un şefinin (yani Avrupa’nın Reichskommissar’ının) borazanlarından Brussels Signal, dün şöyle başlık atmıştı: “Stoltenberg, sağ kanat bir hükümet ihtimalini yok etti.” Harika, öyle değil mi?
En azından yüzyılın başından bu yana temel partiler arasında Norveç dış siyasetine ilişkin hiçbir ihtilaf yok. Bütün partiler NATO üyeliğini destekler; bütün partiler askeri harcamaların artırılmasını destekler. Dış siyasetle ilişkili sayılabilecek tek ihtilaf, İlerleme Partisi’nin göçmen ve mülteci kotalarını azaltmaktan yana olması.
Soldaki genel ezberin hilafına, ben, bugün göçmenliğin kültürel erozyona, dolayısıyla sadece milli değil aynı zamanda sınıfsal kimliklerin de aşınmasına yol açan yakıcı ve yıkıcı bir sorun olduğundan kuşku duymuyorum. Bununla birlikte herhangi bir mesele eğer onun temel nedenlerini ortadan kaldırmazsanız derinleşir. Bir yandan göçmenliğe yol açan siyasette ısrar ederken diğer yandan göçmen kotalarıyla akışı baskı altına almaya çalışırsanız üçüncü ülkelerde göçmen cennetleri ve bu cennetleri teşvik edecek siyasi kurumlar ve hareketler yaratmanız gerekir. Bugünkü durum tam da budur. Dolayısıyla Norveç’te göçmen meselesinden ortaya çıkan ihtilaf, gerçekte yapısal değil konvansiyoneldir ve ihtilafın taraflarının birbirine dönüşmesi çok kolaydır.
Bütün diğer batı ülkelerinde olduğu gibi Norveç’te de halkta sağdan sola hızla savrulan eğilimler var. Bu eğilimlerin müesses nizamda yansımasını bulması çok güç, çünkü örgütsüz ve ideolojisizler, bu nedenle kolaylıkla yönlendirilebiliyorlar; ancak orta ve uzun vadede gelişme dinamiği gözleniyor. Göçmen meselesi bunlardan biri, ama Gazze ve Ukrayna çatışmaları konusunda da özellikle genç nüfusta rahatsızlık artıyor. Norveç radyo ve televizyon kuruluşu NRK bu ayın başında genç seçmenler arasında oy tercihlerini Gazze ve Ukrayna meselesindeki tutuma göre belirleme eğilimi olduğunu yazmıştı. Gazze’de İsrail soykırımına karşı, ancak Ukrayna meselesinde sadece belirsiz bir kafa karışıklığı; Kiev rejimini kayıtsız şartsız desteklemenin rahatsızlık yarattığı hissediliyor, bununla birlikte bu nitel değil sadece nicel bir tutum. NRK ayrıca, dış siyasetin seçmenler açısından geleneksel olarak marjinal bir mesele olmaktan çıkıp özellikle erkek nüfus arasında ülkenin en önemli dördüncü meselesi olarak görülmeye başlandığını da eklemişti.
1,71 trilyon avroluk varlık fonunun pek çok İsrail şirketini yatırım listesinden çıkarmasında bunun kısmi bir etkisi var. Ancak temel neden değişmez devlet siyasetinde aranmalı. Muazzam büyüklükteki varlık fonunun yatırımları siyasi etki için kaldıraç olarak kullanılabilir ve kullanılıyor. Etik burada sadece kaldıracın kolunu uzatan bir vasıta.
Burada dikkat çekici bir nokta var. Varlık fonu İsrail’deki yatırımlardan çıkabiliyor, çünkü iki ülke aynı sistem içinde bulunuyorlar; ama Norveç hükümetinin bütün girişimlerine rağmen Rusya’daki yatırımlardan çıkamıyor (hükümet bu yatırımların satış iznini daha 2022’de vermişti), çünkü Rusya pazarı batı bloğunun ortak çabasıyla kapandı. Bu nedenle Rusya’daki bütün yatırımlarını dondurmuş olsa bile teknik tabirle “divestment” işlemi tamamlanamıyor.
Öte yandan Norveç, Rusya’daki liberal muhalefetin de gizli velinimetiydi. Bu muhalefetin vakti zamanında en güçlü borazanı olan Novaya Gazeta matbaaları Norveç’in hediyesiydi; gazetenin genel yayın yönetmeni Muratov’un Nobel barış ödülü almasının arkasında İskandinav dörtlüsü belirleyici rol oynamıştı. Belki de bu nedenle Norveç, Rusya düşmanları kampının başlangıçtaki en temkinli üyelerinden biriydi; dışişleri 2022 mayısında Kiev rejimine yardımlarının “yeterli” olduğunu söylüyordu; 25 Ekim 2022 gibi görece geç bir tarihte bile Støre şöyle demişti: “Rusya’nın tecrit edilmesinin iyi hiçbir yanı yok. Bugün Rusya ile temas ve doğrudan görüşmelerimizin çok az oluşu endişe yaratıyor.”
Rusya ile ilişkiler, Norveç’teki bütün partilerin tam bir ittifak içinde bulunduğu tek başlık. Hiç şüphe yok ki seçimler sonrası ortaya çıkan tablo, seçimlerde olduğundan çok daha fazla, Kiev rejimine desteğin artarak sürmesine, ülkenin hızla militarize edilmesine ve Rusya ile cepheleşme siyasetinin derinleşmesine hizmet edecek.
NATO bünyesindeki hızlı militarizasyondan başka ekstra olarak bölgesel bir militarizasyon da var. İsveç, Norveç, Finlandiya ve Danimarka daha 2023 martında hava kuvvetlerini birleştirme kararı almışlardı. Støre geçen yıl 20 Haziran’da Norveç, İsveç ve Finlandiya arasında askeri ulaştırma koridoru kurulması anlaşması imzalandığını, koridorun amacının askeri kıtaların Norveç limanları üzerinden İsveç ve Finlandiya’ya hızla ulaştırılması olduğunu söylemişti. Rusya da bütün bunlara cevap olarak 18 Nisan’da Norveç, İsveç ve Finlandiya ile 1993 tarihli Barents anlaşmasından çekildi.
Oslo hükümeti geçen yıl “olağan” silah sevkiyatlarından başka envanterindeki bütün operasyonel F-16’ları Kiev rejimine göndereceğini açıklamıştı. Resmi olarak bugüne kadar en az 6 F-16 teslimatı yapıldığı biliniyor, gerçekteyse en az 14 savaş uçağının rejime Ukrayna dışında teslim edildiği tahmin ediliyor.
İşin mali tarafına bakınca, Norveç olanca zenginliğiyle karşılaştırıldığında yakın zamana kadar epey pintiydi doğrusu; ama 25 Ağustos’ta Kiev’deki komedyenle Norveç başbakanı arasında görüşmede Støre Kiev rejimi için 2025-2026 yılları için 8,45 milyar dolar ayırdıklarını söyledi. Bu, ayda 352 milyon dolar eder. Komedyen-başkanın aynı görüşmede bütün “müttefiklerinden” ayda toplam 1 milyar dolar istediklerini söylediğine bakılırsa, Norveç hükümeti tek başına bunun yüzde 35’ini taahhüt etmiş oluyor. Üstelik elinde hazır iki Patriot sistemi vereceklerini müjdeledi. (Görev süresinin dolduğu geçen yıl mayıs ayından beri hukuki meşruiyeti de kalmayan komedyen temmuz başında da Norveç’in ABD’den bir batarya satın alıp Kiev’e hediye edeceğini söylemişti.)
Norveç ayrıca, Kiev rejimine Amerikan silahları için kurulan (Amerikan silahlarını kendi hesabından alıp rejime kendi hesabından devredecek) koalisyonun da en güçlü ortaklarından. Bu koalisyonun nasıl kurulduğunu Reuters temmuz ortasında yazmıştı: NATO genel sekreteri Rutte’nin ABD’ye ilettiği aracı alıcılar listesinde bulunan ülkelerden (Finlandiya, Danimarka, İsveç, Norveç, Hollanda ve Kanada) hiçbirinin ne bu listeden ne de oraya yazıldığından haberi vardı.
Patriot’lar ve F-16’lar ile ilgili daha önce yazmıştım, bu nedenle, bu silah sistemlerinin üçüncü taraflardan teslimatının sadece ABD silah tekellerinin kârını artırma amacı taşıdığı üzerinde tekrar durmayacağım.
Mevcut uluslararası ortam Norveç petrol sanayisi için gayet avantajlı. Norveç’in kuzey denizi ve Arktik okyanusundaki petrol ve doğalgaz yatakları Rusya yaptırımlarından beri Avrupa’ya akıyor. 2020’de Avrupa’nın ham petrol ithalatının yüzde 27’si Rusya’dan karşılanıyordu; geçen yılın sonu itibariyle bu oran yüzde 4’e düştü. Norveç ise aynı dönemde yüzde 8’den 12’ye yükseldi. Doğalgaz tablosu daha da çarpıcı: aynı dönemde Rusya’nın payı yüzde 48’den 8’e düşerken Norveç’in payı yüzde 24’ten 33’e yükseldi. İştah açıcı. Daha 22 Mayıs 2022’de zamanın Polonya başbakanı Morawiecki, Norveç’in muazzam gelirlerine göz dikmişti: “Norveç, Ukrayna’daki olaylarla ortaya çıkan durumdan dolaylı olarak avantaj sağlıyor. Bunu paylaşmalılar. Beş milyonluk küçük Norveç devletinin petrol ve doğalgazda son yılların ortalamasını aşan aşırı kârları 100 milyar avroyu aşıyor. Bu aşırı, devasa kârları derhal paylaşmalılar. Bu normal değil, adil değil.” Ama Norveç elbette, amiyane tabirle, zırnık koklatmıyor. Ne de olsa serbest piyasa.
Norveç tekelleri için değilse bile diğer Avrupa ve ABD tekelleri için militarizasyon da büyük kârlar vaat ediyor, zira neredeyse bakir bir pazar bu: Norveç’in 70 bin kişilik küçük ordusunda çelik yelek sayısı bile ancak 40 bin. Dolayısıyla, jeopolitik konumu, petrolü ve diğer doğal kaynaklarıyla önemli, ama askeri açıdan önemsiz bir ülke Norveç. Hükümet seçimlerden önce ordunun mevcudunu 2036’ya kadar artıracağını açıklamıştı ama bu da daha çok dostlar alışverişte görsün diyeydi; birincisi, 2036’ya daha çok var, ve ikincisi, artıracağız dediği 13.700 yedek, 4.600 yeni celp ve 4.600 de uzmandan ibaret.
ABD ile ilişkiler sorunsuz değil. Norveç, hem doğal kaynak zenginliği, hem muazzam varlık fonu, hem de en önemlisi Avro-bölgesi dışında kalması sayesinde vasallık yarışında diğerlerinin çok daha gerisinde. Siyasetçilerin tercihi öyle olduğu için değil, yapısal bir durum bu.
Bu nedenle, Trump’ın Danimarka’ya bağlı Grönland’la ilgili açıklamasının Norveç’te de endişe yaratması normaldi. Støre birçok defa ABD’nin Grönland’ı ele geçirmek için kuvvet kullanma tehdidinde bulunmasının “müttefikliğe sığmadığını” ve “kabul edilemez” olduğunu tekrar edip durdu. Çünkü onların da anakarayla kutup arasında Svalvard takımadaları var. Buranın büyük bölümü 1920’den bu yana Norveç’in egemen toprağı. Stratejik bir bölge. Støre geçtiğimiz hafta NRK’ya verdiği mülakatta takımadaların Oslo’nun kontrolünde olduğunu ve öyle kalacağını söylemişti. Bunun seçimler öncesi manevra olması çok mümkün, ne var ki öyleyse bile manevra ihtiyacı doğuran siyasi bir sorun ve beklenti var demektir. Üstelik gereksiz bir obsesyon da değil; İsveç Küresel İlişkiler Merkezi SIGA geçtiğimiz haftalarda “Çin’in bölgedeki ihtiraslarını dizginlemek için” ABD’nin takımadalar üzerinde hak iddia edebileceğini açıklamıştı. Sözümona Çin bir “kutup ipek yolu” amaçlıyormuş ve bu nedenle gözünü oraya dikmiş. En yakın komşusu üzerinde ABD yayılmasını haklı çıkarmaya çalışan iğrenç bir dil (“Çin’in bölgede ihtirası” filan yok çünkü, orada varlığı da yok), ama dünya artık böyle.
Bununla birlikte Çin’in varlığı yok ama Rusya’nın var; takımadaların batısındaki en büyüğünde iki ülke birer köyle (Norveç’in Longyearbyen ve Rusya’nın Barentsburg köyleri) birbirine komşu.
