Diplomasi
Petrol bilmecesinin yanıtı Çin’in gizli stoklarında
The Atlantic’e göre Çin, İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatmasının ardından petrol alımını yarıya indirerek fiyatlardaki yükselişi sınırladı. Pekin’in enerji ihtiyacını nasıl karşıladığı ise belirsizliğini koruyor. Uzmanlar, açık rezervuarlar dolu kalırken petrolün gizli depolarda tutulduğunu düşünüyor.
İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatmasının ardından petrol fiyatlarının varil başına 150 veya 200 dolara ulaşabileceği öngörülüyordu. Ancak bu artış gerçekleşmedi. The Atlantic dergisine göre bu “büyük petrol bilmecesi”nin anahtarı Çin olabilir.
Çin, Ortadoğu’daki savaş başlamadan önce Avrupa kıtasının tamamından ve ABD’nin iki katından daha fazla petrol satın alıyordu.
Çatışmanın başlamasından birkaç hafta sonra ise petrol alımını keskin biçimde azalttı ve ithalatını savaş öncesi seviyenin yarısına indirdi.
Dergi, bu azalmanın petrol fiyatlarındaki yükselişin daha sınırlı kalmasına katkı sağladığını belirtti.
Ancak Çin’in ithalatı azaltırken enerji ihtiyacını nasıl karşıladığı, bu durumun ne kadar sürdürülebileceği ve Pekin’in neden böyle bir tercih yaptığı belirsizliğini koruyor.
Küresel petrol piyasası için “felaket” niteliğinde öngörüler, arz ve talep yasasına dayanıyordu. Çatışmadan önce Hürmüz Boğazı’ndan günde 20 milyon varil petrol geçiyordu. Bu miktar, dünyadaki toplam petrol arzının beşte birine karşılık geliyordu.
Ülkeler, kayıpları telafi etmek için çeşitli yollar buldu. Bunlar arasında stratejik rezervlerdeki petrolün piyasaya sürülmesi de vardı. Ancak fiyat şokunun önüne geçilemedi.
The Atlantic, Çin’in almayı bıraktığı petrol miktarının boğazın kapanmasıyla ortaya çıkan toplam kaybın yaklaşık dörtte birine denk geldiğini yazdı.
Günde 5 milyon varile ulaşan bu miktar, Hindistan’ın toplam petrol ithalatına eşitti. Böylece petrolün başka ülkelere yönlendirilmesiyle büyük bir arz açığının oluşması engellendi.
Commodity Context’te petrol piyasalarını izleyen analist Rory Johnston, Çin’in fiyatları sınırlayan en önemli etken olduğunu söyledi.
Johnston, “Çin, kuşkusuz fiyatları sınırlayan en önemli etkendi. Mesele şu ki bunu hiç kimse, özellikle de hiç kimse, öngörmedi” dedi.
Dergiye göre, bu ölçekte ithalatı azaltmanın en açık yolu enerji tüketimini düşürmek olurdu. Ancak Çin’in bu adımı attığını gösteren bir kanıt bulunmuyor.
İthalattaki düşüş, temiz enerjiye geçişle de açıklanamıyor. Çin bu alanda ilerleme kaydetse de ülke ekonomisi petrol ithalatına bağlı olmayı sürdürüyor.
The Atlantic’in görüştüğü uzmanların işaret ettiği en gerçekçi senaryo, Çin’in devasa petrol stoklarını kullanması. Bu rezervler, yıllar boyunca kriz ihtimaline karşı biriktirildi.
Ancak açık depolardaki rezervuarların dolu kalması, Çin’in petrolü dışarıdan görülmeyen gizli depolarda tuttuğuna işaret ediyor olabilir.
Johnston bu ihtimal hakkında, “Bazen bu konuda konuşmaya başladığımda alüminyum folyo şapka takmam gerektiğini düşünüyorum. Buna dair neredeyse hiç kanıtımız yok. Yine de mantıklı olan tek açıklama gerçekten bu” dedi.
Bazı uzmanlar, Çin’in bu tutumuyla “yumuşak gücünü” artırmaya çalıştığını düşünüyor. Bu çerçevede Çin’in dünya ekonomisini kurtarmayı veya ABD üzerinde baskı kurabileceği araçlar elde etmeyi amaçladığı öne sürülüyor.
Bir başka görüşe göre ise Çin, ekonomiyi destekleyerek üretim kapasitesini korumaya çalışıyor.
Bloomberg, mayısta kaynaklara dayandırdığı haberinde Çin’in petrol ithalatını savaş öncesi seviyeye göre yaklaşık dörtte bir oranında ve diğer ülkelerin fark edemeyeceği biçimde azalttığını yazdı. Çin’in iç petrol stokları ise gerilemedi.
Bloomberg, bu durumun arz fazlasına işaret ettiğini belirtti. Bu tablo, petrol kıtlığının yaşandığı koşullarda alışılmadık görülüyor.