Dünya Basını

Prof. Steven Starr: ABD mühimmat stoklarının yüzde 80’ini tüketti

Yayınlanma

Missouri Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Steven Starr, Orta Doğu ve Doğu Avrupa’daki çatışma dinamiklerini değerlendirdiği kapsamlı sunumunda, ABD ve İsrail’in askeri ve stratejik bir yenilgiyle karşı karşıya olduğunu belirtti. Starr; mühimmat stoklarının kritik seviyelere düşmesi, Basra Körfezi’ndeki üslerin kaybedilmesi, küresel enerji yollarının tıkanması ve artan nükleer tırmanma riskinin dünya genelinde telafisi imkansız bir ekonomik depresyona yol açabileceği uyarısında bulundu.

Neutrality Studies platformunda Pascal Lottaz’ın konuğu olan Missouri Üniversitesi öğretim üyesi ve nükleer uzmanı Prof. Steven Starr, Orta Doğu’da devam eden gerilime ve bu sürecin küresel etkilerine dair çarpıcı bir sunum gerçekleştirdi.

Starr, “ABD ve İsrail kaybetti ancak yenilgiyi kabul etmeyecekler” başlığıyla sunduğu analizinde, Washington ve Tel Aviv yönetimlerinin stratejik bir çıkmaza girdiğini ve bu durumun tehlikeli bir tırmanmaya gebe olduğunu vurguladı.

“ABD ordusu Basra Körfezi’nden fiilen sürüldü”

Prof. Starr, çatışmaların mevcut aşamasında ABD’nin bölgedeki askeri varlığının ağır darbe aldığını belirtti. ABD’nin Basra Körfezi’ndeki askeri üslerinin büyük bölümünün ya imha edildiğini ya da operasyonel kabiliyetini yitirdiğini ifade eden Starr, bölgedeki 13 ila 19 ana üssün terk edildiğini veya yıkıldığını kaydetti.

Bahreyn’deki 5. Filo Merkez Komutanlığı’nın ağır saldırılar altında kaldığını ve burada 100’den az personelin kaldığını bildiren Starr, Suriye’deki ABD birliklerinin de benzer şekilde çekilmek zorunda kaldığını aktardı.

Üslerinden ayrılan askerlerin otellere yerleştirildiğini ancak bu tesislerin de hedef alındığını söyleyen Starr, “ABD ordusu için bu durum ideal olmaktan çok uzak. Üsleri olmadan Diego Garcia gibi Körfez’den çok uzak noktalara çekilmek zorundalar” dedi.

ABD’nin bölgede hava savunma sistemlerinin yetersiz kaldığını ve askerler için güvenli sığınaklar bile inşa edilmediğini vurgulayan Starr, İran’ın bölgedeki ABD radar sistemlerinin yüzde 30’unu tamamen imha ettiğini ifade etti.

“Yedi haftada iki yıllık mühimmat stoku harcandı”

Askeri envanterdeki kritik daralmaya dikkat çeken Prof. Starr, ABD’nin elindeki gelişmiş mühimmatın hızla tükendiğini açıkladı.

Starr, son yedi hafta içinde ABD envanterindeki Patriot füzelerinin yüzde 80’inin, Terminal Yüksek İrtifa Alan Savunma (THAAD) füzelerinin ise yüzde 60’ının kullanıldığını belirtti. Tek bir THAAD füzesinin 15 milyon dolar, Patriot füzesinin ise 3,9 milyon dolar maliyeti olduğunu hatırlatan Starr, bu pahalı sistemlerin 50 bin dolarlık insansız hava araçlarını vurmak için harcanmasının maliyet açısından sürdürülebilir olmadığını vurguladı.

Starr, mühimmat üretim kapasitesindeki kısıtlılığa dair şu verileri paylaştı:

“ABD yılda sadece 96 THAAD füzesi ve 600 Patriot füzesi üretebiliyor. Son yedi haftada kaybedilen stokların yeniden inşası yıllar alacaktır. Envanterde şu an binden az Patriot ve yaklaşık 100 THAAD füzesi kaldı. Mühimmatınız yoksa radar sistemlerinizin bir önemi kalmaz.”

Starr, Güney Kore gibi bölgelerden Orta Doğu’ya mühimmat kaydırılmasının diğer bölgelerdeki müttefikleri de rahatsız ettiğini sözlerine ekledi.

“Körfez ülkeleri ve İsrail susuzluktan yaşanılamaz hale gelebilir”

Çatışmanın insani ve altyapısal boyutuna değinen Prof. Starr, İsrail ve ABD’nin sivil hedeflere yönelik saldırılarının stratejik bir hata olduğunu ifade etti. Lübnan ve Gazze’deki yıkımın yanı sıra İran’da 900 okul, 30 üniversite ve 50 hastanenin bombalandığını belirten

Starr, ABD’nin binlerce sahte hedefi vurduğunu kaydetti. Çin ve Rus yapımı maket füze bataryalarının ısıtma sistemleri sayesinde radar yanıltıcı özellik taşıdığını söyleyen Starr, ABD’nin İran’ın askeri gücünü yok ettiğini sanırken aslında maketleri vurduğunu dile getirdi.

Starr, İran’ın enerji tesislerine yapılacak bir saldırının bölgedeki tüm Körfez ülkeleri için felaket doğuracağını vurguladı.

Kuveyt, Katar, Umman, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkelerin içme suyu ihtiyacının yüzde 50 ile yüzde 90 oranında deniz suyunu tuzdan arındırma tesislerine bağlı olduğunu hatırlatan Starr, “Bu tesisler elektrik olmadan çalışamaz. Sıcaklığın 50 dereceye ulaştığı bu bölgede enerji ve suyun kesilmesi, bu ülkeleri yaşanılamaz hale getirir ve milyonlarca insanın ölümüne yol açar” uyarısında bulundu.

İsrail’in de su ihtiyacının yüzde 80’ini bu tesislerden karşıladığını belirten Starr, hedef gözetmeksizin yapılan saldırıların stratejik bir akıldan yoksun olduğunu söyledi.

ABD yönetimindeki ideolojik dönüşüme dair endişelerini paylaşan Prof. Starr, Beyaz Saray ve Pentagon’da “Hristiyan Siyonist” ideolojisinin etkisinin arttığını belirtti.

Savaş Bakanı Pete Hegseth’in vücudundaki Haçlı dövmelerine ve “Tanrı böyle istiyor” sloganına dikkat çeken Starr, bu isimlerin ordu içinde bir tasfiye süreci yürüterek sadece kendi dini görüşlerine yakın kişileri kilit noktalara getirdiğini ifade etti.

ABD savunma sanayiindeki yolsuzluğun ülkeyi çürüttüğünü vurgulayan Starr, silah üretiminin savunma ihtiyacından ziyade kar marjı odaklı hale geldiğini söyledi.

F-35 uçaklarının fahiş maliyetine rağmen fırtınalı havalarda bile uçamadığını ve sadece yüzde 30’unun operasyonel durumda olduğunu belirten Starr, “Çin, ABD’nin inşa edebildiği her bir gemiye karşılık 290 gemi üretiyor. Bizim hava savunma sistemlerimiz 20. yüzyıldan kalma yükseltmelerden ibaretken, Rusya’nın S-400 ve S-500 sistemleri çok daha üstün” dedi.

Çatışmanın nükleer boyuta evrilme ihtimaline dair korkutucu veriler paylaşan Prof. Starr, İsrail’in İran şehirlerine yönelik olası bir nükleer saldırısının 10 milyondan fazla ölüme yol açabileceğini belirtti.

Sadece Tahran’a yönelik 500 kilotonluk bir saldırının 7 milyon insanı anında öldürebileceğini ifade eden Starr, İran’ın da elinde 10 nükleer silah yapmaya yetecek kadar yüzde 60 zenginleştirilmiş uranyum bulunduğunu kaydetti.

İran’ın hipersonik füzelerinin nükleer başlık taşıma kapasitesine sahip olduğunu hatırlatan Starr, “Tel Aviv’e yapılacak üç saldırı 400 bin kişiyi öldürebilir. Nükleer savaş, hayal gücünün ötesinde bir yıkımdır ve ateş fırtınaları içinde kimse hayatta kalamaz” dedi.

Starr, İran’ın mühimmat stoklarını yerin 450 metre altındaki granit şehirlerde koruduğunu, bu tesislerin konvansiyonel silahlarla imha edilmesinin imkansız olduğunu vurguladı.

“Küresel depresyon kaçınılmaz bir gerçek haline geldi”

Savaşın ekonomik sonuçlarının halihazırda hissedilmeye başladığını söyleyen Prof. Starr, Hürmüz Boğazı’ndaki tıkanıklığın ve enerji sevkiyatındaki düşüşün dünyayı büyük bir buhrana sürüklediğini belirtti.

Küresel petrol arzının yüzde 20’sinin, sıvılaştırılmış doğal gazın yüzde 20’sinin ve gübre üretiminin büyük bir kısmının bu bölgeden sağlandığını hatırlatan Starr, “ABD’li çiftçilerin yüzde 70’i bu yıl ihtiyaç duydukları gübreyi alamayacaklarını bildiriyor. Gıda fiyatlarındaki artış yoksul ülkelerde kıtlığa yol açacaktır” dedi.

Yarı iletken endüstrisinin ihtiyaç duyduğu helyum üretiminin yüzde 30 azaldığını ve bu durumun Tayvan’daki üretimi vuracağını kaydeden Starr, “Savaş bugün bitse bile küresel bir depresyonun oluşması kaçınılmazdır” değerlendirmesinde bulundu.

Rusya-Ukrayna hattındaki gelişmelere de değinen Starr, Rusya’nın bir ayda 7 bin 300 insansız hava aracıyla saldırıya uğradığını ve bu durumun Moskova’yı Avrupa’daki üretim tesislerini doğrudan hedef almaya itebileceğini belirtti.

Sonuç olarak, ABD’nin endüstriyel savaş kapasitesinin Rusya ve Çin’in gerisinde kaldığını ve Washington’un hegemonyasını korumak için mühimmat stoklarını hızla tükettiğini ifade eden Prof. Steven Starr, “Dünya çok güzel bir yer ve bu bilgimizi dünyayı daha iyi hale getirmek için kullanabilirdik. İnsanların neden sürekli savaşmak istediğini anlamıyorum” diyerek sözlerini tamamladı.

Pascal Lottaz da Starr’ın analizlerinin dünya nüfusunun büyük çoğunluğunun paylaştığı barış arzusuna ışık tuttuğunu ancak fanatik ideolojilerin bu geleceği tehdit ettiğini vurguladı.

Çok Okunanlar

Exit mobile version