Bizi Takip Edin

Rusya

Rus General İgor Kirillov’un ölümü

Yayınlanma

Editörün notu: Rusya’nın nükleer, biyolojik ve kimyasal savunma birimi komutanı General İgor Kirillov, Moskova’daki evinin önünde bir patlama sonucu hayatını kaybetti. Saldırının uzaktan kumandalı bir patlayıcı ile gerçekleştirildiği ve şüphelinin Ukrayna istihbaratı ile bağlantılı olduğu açıklandı. Kirillov, Ukrayna ve ABD’yi biyolojik ve kimyasal silah kullanımıyla suçluyordu. Ukrayna ise Kirillov’u kimyasal saldırı emri vermekle itham etmişti. Saldırıdan önce Kirillov’un evi önüne yerleştirilen bir kamerayla patlama anının Ukrayna’ya aktarıldığı bildirildi. Suikast, Rusya ve Ukrayna arasındaki karşılıklı suçlamaları artırdı. Rus yetkililer, bu saldırıyı “intikamla” yanıtlayacaklarını ifade etti.


Rus General İgor Kirillov’un ani ölümü

Ulrich Heyden, NachDenkSeiten

Rusya’nın nükleer, biyolojik ve kimyasal silahlara karşı savunma biriminin komutanı General İgor Kirillov, Ukrayna hükümetini iki yıl boyunca kimyasal silah kullanmakla suçlamış ve ABD’yi Ukrayna çevresinde askeri amaçlarla biyolojik laboratuvarlar kurmakla itham etmişti. 54 yaşındaki general, salı sabahı Moskova’nın güneyindeki evinin önünde bir patlayıcıyla öldürüldü. Çarşamba sabahı, olayla bağlantılı bir şüphelinin yakalandığı açıklandı.

Rusya makamları cinayet, terör ve yasa dışı silah bulundurma suçlamalarıyla soruşturma başlattı. Rusya İçişleri Bakanlığı’ndan üst düzey yetkililer, saldırının gerçekleştiği yeri ziyaret etti. Patlama, birkaç aracı ve apartmanın girişini ciddi şekilde hasara uğrattı. Patlamanın etkisiyle binanın onuncu katına kadar olan pencereler kırıldı.

Moskova’daki bu suikasttan yalnızca bir gün önce, Ukrayna istihbarat teşkilatı SBU, Kirillov’u Ukrayna’ya karşı kimyasal silah kullanılması talimatını vermekle suçlamıştı. Fakat bu suçlamaya dair ayrıntılı bir bilgi paylaşılmadı. Muhalif Ukrayna portalı Strana, bu suçlamaların suikastın kimin tarafından gerçekleştirildiğini göstermek için yapıldığını yazdı. Öte yandan, Ukrayna Devlet Başkanı danışmanı Mihail Podolyak, Ukrayna’nın cinayetle bir ilgisi olmadığını ifade etti.

Görünüşe göre Kiev, durumu tersine çevirmiş durumda. Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik kimyasal silahlar ve ABD’nin biyolojik silah laboratuvarlarıyla ilgili suçlamaları, şimdi Kiev tarafından Rusya’ya yöneltiliyor. Ancak durum daha da karmaşık bir hal alabilir. Kiev, öldürülen generalin iki yıldır uyardığı bir nükleer veya kimyasal provokasyona yönelik dikkatleri başka yöne mi çekmek istiyor?

Suikast

Şimdiye kadar bilinenler şöyle: Salı sabahı saat 06.12’de, Rusya’nın nükleer, biyolojik ve kimyasal silah savunma biriminin komutanı İgor Kirillov ve yardımcısı İlya Polikarpov, Moskova’nın güneyindeki Ryazanskiy Prospekt’te bulunan Kirillov’un yaşadığı apartmandan çıkarken uzaktan kumandalı bir patlayıcıyla öldürüldü.

Rus haber ajansı TASS’ın verdiği bilgilere göre, saldırıda bir kilogramlık patlayıcı kullanıldı. Bu patlayıcı, salı sabahı saat 04.00’te Kirillov’un evinin girişine park edilen bir elektrikli scooter’a yerleştirilmişti. Patlama anında tüm mahallenin sarsıldığını söyleyen bir görgü tanığı, RBK‘ya verdiği verdiği demeçte, olayın dehşet verici olduğunu ifade etti. Rus televizyonlarına konuşan mahalle sakinleri ise korku ve şok içinde olduklarını dile getirdi.

Salı akşamı ortaya çıkan bilgilere göre, saldırıyı düzenleyenler, patlamanın olduğu yerin hemen önüne park ettikleri kiralık araca bir kamera yerleştirmişlerdi. Bu kamera yalnızca bombanın patlama anını değil, patlama sonrası olay yerindeki incelemeleri de kaydederek görüntüleri Ukrayna’ya canlı olarak aktardı. Bu bilgi, Rus haber kanalı Rossiya 24 tarafından paylaşıldı.

Rusya Soruşturma Komitesi Sözcüsü Svetlana Petrenko, saldırıyla ilgili bir zanlının gözaltına alındığını açıkladı. Zanlının, 1995 doğumlu bir Özbek vatandaşı olduğu belirtildi. Rus televizyonu Vesti’nin çarşamba sabahı internet sitesinde verdiği habere göre zanlı, Ukrayna istihbaratı tarafından devşirilmiş ve Moskova’ya gönderilmişti. Zanlı, patlayıcıyı elektrikli scooter’a yerleştirip, scooter’ı Kirillov’un evinin önüne park etti. Kurbanı izlemek için kiralık bir araç tutan zanlı, bu araca yerleştirdiği bir kamerayla görüntüleri Ukrayna’nın Dinyeper şehrine aktardı. Kirillov ve yardımcısının binadan çıktığı sinyalini aldıktan sonra bombayı patlattı. Petrenko, saldırının gerçekleştirilmesi için şüpheliye 100 bin dolar ödül ve Avrupa’ya çıkış garantisi vaat edildiğini belirtti.

Rusya’nın sosyal medyasında, bir generalin neden elit korunaklı bölgelerde değil de sokağa doğrudan açılan bir apartmanda yaşadığı sorgulanmaya başlandı. Fakat, teröristlerin generalin adresini nasıl bulduğu Rusya’da pek şaşkınlık yaratmadı. Son 30 yıldır, devlet kurumları veya özel şirketlerin veri tabanlarının düzenli olarak sızdırıldığı biliniyor.

Kiev’den gelen suçlamalar

Ukrayna haber ajansı Unian, suikastın Ukrayna istihbaratı tarafından gerçekleştirildiğini öne sürdü. Saldırıdan bir gün önce Ukrayna istihbarat teşkilatı SBU, İgor Kirillov’un Ukrayna ordusuna karşı kimyasal silah kullanılması talimatını verdiğini iddia etti.

Ukrayna istihbaratı, Rusya’nın 2022’den bu yana Ukrayna’ya karşı 4 bin 880 kez kimyasal silah kullandığını ileri sürdü. Ancak ajans, bu saldırıların nerede gerçekleştiği konusunda detaylı bilgi vermedi. Sadece, Rusya’nın K-1 adlı bir top mermisini toksik maddelerle güçlendirdiğini öne sürdü. Ayrıca, 2022’den bu yana 2 bin Ukraynalı askerin zehirlenme nedeniyle hastaneye kaldırıldığını belirtti. Bu suçlamalarla ilgili herhangi bir kanıt, video ya da fotoğraf sunulmadı.

ABD ve Kiev’e yönelik suçlamalar

Rusya ordusunun 2022’de Ukrayna’ya girmesinden bu yana, Kirillov Washington’u Ukrayna’da biyolojik laboratuvarlar işletmekle suçladı. Bu laboratuvarlarda, sivrisinekler aracılığıyla bulaşıcı hastalıkların yayılması ve salgınların başlatılması için hazırlıklar yapıldığı iddia edildi.

Kirillov, ABD’nin Ukrayna ve Rusya sınırındaki diğer ülkelerde toplam 45 biyolojik laboratuvar işlettiğini ileri sürdü. General, bu laboratuvarlarda yapılan incelemelerin sonuçlarını kamuoyuyla paylaşmış ve laboratuvarların doğrudan ABD Başkanı Joe Biden tarafından yönetildiğini iddia etmişti. Laboratuvarların, Hunter Biden’ın yönettiği Rosemont Seneca vakfı üzerinden finanse edildiğini öne sürdü.

2022 yılında Kirillov, biyolojik laboratuvarlarla ilgili soruşturma yapılması için BM’ye başvurmuştu. Ancak Rus gazetesi Komsomolskaya Pravda‘ya göre, bu talep Batılı ülkeler tarafından engellendi.

Kirillov ayrıca, Kiev’in 2022’den bu yana Ukrayna cephesinde –özellikle Donetsk, Kremenaya ve Artyomovsk bölgelerinde– 400 kez kimyasal silah kullandığını iddia etmişti. Ağustos 2024’te Ukrayna ordusunun, Kursk oblastında yer alan Sudja şehrine yönelik saldırılarında duman bombaları kisvesi altında kimyasal silahlar kullandığı ileri sürüldü.

Kirillov, Kiev’in radyoaktif ve kimyasal atıklardan oluşan bir “kirli bomba” kullanmayı planladığı konusunda uyarılarda bulunmuştu.

Ukraynalı askeri uzman: ‘İsrail taktikleri’

Ukraynalı askeri uzman Mihail Şirohov, Ukrayna’nın İsrail’in stratejik yaklaşımlarından ilham aldığını ifade etti. Şirohov, “Ukrayna’nın, Arap ülkelerine karşı doğrudan savaşma imkânı olmayan ama Mossad aracılığıyla kilit figürleri ve teröristleri ortadan kaldırmayı hedefleyen İsrail’in deneyimlerinden kademeli olarak yararlandığını görüyoruz. Son yıllarda Ukrayna’da da benzer bir taktik uygulanıyor,” dedi.

General İgor Kirillov kimdi?

İgor Kirillov, 1970 yılında Moskova’nın kuzeyinde yer alan Kostroma şehrinde doğdu. Kimyasal silahlardan korunma alanında uzmanlaşmış bir askeri okulda eğitim aldı. 1987 yılından itibaren Rusya ordusunda görev yaptı. 1991-1995 yılları arasında Kirillov, Sovyet birliklerinde Doğu Almanya’da ve Moskova oblastında görev yaptı. 2017 yılından itibaren ise Rusya’nın nükleer, biyolojik ve kimyasal savunma biriminin (ABC Savunması) başkanı olarak görev yaptı.

Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova, Kirillov’un “Anglosaksonların suçlarını sistematik bir şekilde belgelerle ortaya koyduğunu” söyledi.

Rusya Güvenlik Konseyi Başkanı Dmitriy Medvedev, suikastın ardından yaptığı açıklamada, Ukrayna liderliğinin “intikamla karşı karşıya kalacağını” belirtti. Medvedev, “Halkımızı korkutma, Rus ordusunun ilerleyişini durdurma ve korku yayma girişimi başarısız olmaya mahkûmdur,” ifadelerini kullandı.

Rusya

RFKP lideri Zyuganov ekonomik güce işaret etti: Batı’nın potansiyeli 10 kat fazla

Yayınlanma

Rusya Komünist Partisi lideri Gennadiy Zyuganov, Avrupa ülkelerinin 2029-2030 yıllarında Rusya’ya karşı doğrudan bir taarruza hazırlandığını ifade etti. Batı’nın ekonomik kapasitesinin Rusya’dan on kat daha yüksek olduğunu vurgulayan Zyuganov, Moskova’nın uzun süreli bir yıpratma savaşına hazırlanması gerektiğini belirtti.

Rusya Federasyonu Komünist Partisi (RFKP) Genel Başkanı Gennadiy Zyuganov, alt parlamento kanadı Duma’da milletvekillerine hitaben yaptığı konuşmada, Rusya’nın geniş çaplı bir askeri çatışmanın eşiğinde olduğunu ifade etti.

Avrupa ülkelerinin 2029-2030 yıllarında doğrudan bir askeri taarruza geçebileceğini kaydeden Zyuganov, Moskova yönetiminin ekonomi politikasını bu ihtimale göre yeniden şekillendirmesi gerektiğini belirtti.

Zyuganov, 1 Ekim’de parlamentoda yaptığı konuşmada olası bir askeri çatışmanın süresi ile Rus ekonomisinin mevcut kaynakları arasındaki ilişkiye dikkat çekti.

Gelecekteki bir savaşın uzun süreli bir yıpratma mücadelesine dönüşebileceğini belirten RFKP lideri, “Büyük ve uzun bir savaşı kazanmak için bunun bir yıpratma savaşı olduğunu ve daha yüksek potansiyele sahip olanların galip geleceğini unutmamak gerekir. Bize, Rus dünyasına savaş açanların mali ve ekonomik potansiyeli bizimkinin on katı büyüklüğünde” ifadelerini kullandı.

Mevcut uluslararası sistemin çöktüğünü kaydeden Zyuganov, İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki Nürnberg yargılamalarına atıfta bulundu.

Yargılamaların üzerinden 80 yıl geçtiğini hatırlatan Rus siyasetçi, “O dönem suçlular en ağır şekilde cezalandırıldı. Bazıları asıldı, bazıları hapsedildi. Ancak bize savaş açanlar durulmadı. Kapımızda büyük bir savaş olduğunu kabul etmek zorundayız” dedi.

Avrupa ülkelerinin asıl hedefinin Rusya’nın doğal kaynaklarını ele geçirmek olduğunu dile getiren Zyuganov, Batı’nın geçmişte Asya, Afrika ve Latin Amerika’yı sömürdüğünü, şimdi ise benzer bir yaklaşımı Rusya’ya yönelttiğini de sözlerine ekledi.

Savaş süreçlerinin “karalama”, “zayıflatma” ve son olarak “taarruz” aşamalarından meydana geldiğini vurgulayan RFKP lideri, Avrupa’nın son aşamaya hazırlandığını belirterek, “Sıcak taarruzu 2029-2030 yılları için planlamış durumdalar” diye konuştu.

Moskova’daki siyasi ve askeri çevreler, 2029-2030 dönemini daha önce de NATO ile gerilimin tırmanabileceği olası bir takvim olarak dile getirmişti.

Viyana’da yürütülen askeri güvenlik ve silahların kontrolü müzakerelerindeki Rus heyetinin başkanı Yuliya Jdanova, eylül ayında yaptığı açıklamada NATO ülkelerinin Rusya ile gerilimi en geç 2029-2030 yıllarına kadar sıcak çatışma aşamasına taşımayı planladığını ifade etmişti.

Rusya Dış İstihbarat Servisi (SVR) Direktörü Sergey Narışkin de benzer şekilde Avrupa’daki silahlanma programlarını ve savunma hazırlıklarını gerekçe göstererek 2030 yılına işaret etmişti.

RFKP Lideri Zyuganov: Rusya’da sol dönüş kaçınılmaz

Okumaya Devam Et

Rusya

Putin: Savaşı biz başlatmadık, bizimle savaşmaya başladılar

Yayınlanma

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Valday Uluslararası Tartışma Kulübü toplantısında yaptığı konuşmada Batı merkezli küresel güvenlik sisteminin çöktüğünü belirterek nükleer felaket ve dijital denetim risklerine dikkat çekti. Ukrayna’daki çatışmanın sorumluluğunun Rusya’yı stratejik yenilgiye uğratmak isteyen güçlere ait olduğunu kaydeden Putin, 1983 yılında nükleer faciayı önleyen Yarbay Stanislav Petrov örneğiyle yapay zekanın askeri karar alma süreçlerinden uzak tutulması gerektiğini vurguladı.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Rusya merkezli düşünce kuruluşu Valday Uluslararası Tartışma Kulübü Kalkınma ve Destekleme Vakfı Araştırma Direktörü Fyodor Lukyanov’un moderatörlüğünü üstlendiği geleneksel genel kurul oturumunda konuştu.

Dünya siyasetinde köklü bir kırılma yaşandığını dile getiren Putin, uluslararası güvenlik mimarisinin çöktüğü ve eski hukuki normların terk edildiği bir dönemde insanlığın en büyük tehlikelerle yüz yüze kaldığını belirtti.

Oturumun açılışını yapan Valday Uluslararası Tartışma Kulübü Araştırma Direktörü Fyodor Lukyanov, üç günlük forum çalışmalarında değişim, sorumluluk ve sükunet kavramlarının öne çıktığını aktardı. Bu yıl hazırladıkları yıllık raporun “Panik Yok” başlığını taşıdığını hatırlatan Lukyanov, “Böylesi karmaşık koşullarda en yanlış adımı atmaktan, yani gereksiz telaşa kapılmaktan kaçınmayı öneriyoruz” dedi.

Lukyanov, uluslararası plandaki çalkantıların her geçen gün hız kazandığını kaydederek sözü Rusya liderine devretti.

“Savaşla karşı karşıya bırakıldık”

Uluslararası kamuoyunun gündemindeki en sıcak başlık olan Ukrayna savaşına değinen Putin, krizin kökenlerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Kimi çevrelerin Moskova’nın barış söylemlerini sorguladığını hatırlatan Rusya Devlet Başkanı Putin, “Birçok uzmanın kafasında ‘Rusya barıştan söz ediyor ama savaşı kendisi başlattı’ sorusu yer alıyor. Bu kürsüden bir kez daha gerçeği dile getirmek istiyorum. Gerçek şu ki, savaşı biz istemedik ve biz başlatmadık; bizimle savaşmaya başladılar” ifadelerini kullandı.

Ukrayna’nın yıllar boyunca Rusya karşıtı bir araç haline getirilmek istendiğini belirten Putin, Batı ittifakının adımlarına işaret etti.

Rusya Devlet Başkanı Putin, “Ukrayna’da saldırgan milliyetçiliği ve Rus karşıtlığını körüklememek gerekiyordu. NATO’nun kendi amaçları doğrultusunda tarihi topraklarımıza askeri olarak yerleşmeye kalkışmaması, orada üsler planlamaması gerekirdi. Kiev’deki radikalleri hükümet darbesine teşvik etmemek ve ardından bu yasa dışı yönetimi taarruz silahlarıyla donatmamak lazımdı” şeklinde konuştu.

Kırım ve Donbass bölgelerindeki sivil nüfusun hedef alındığını söyleyen Rusya lideri, askeri müdahalenin kaçınılmaz hale getirildiğini kaydetti.

Putin, “Donbass ve Kırım sakinleri için kamplar kurma planları yapılmamalıydı. İnsanları yalnızca etnik ve kültürel aidiyetleri nedeniyle tanklarla ezmemek, füzelerle vurmamak, uçaklarla taramamak ve diri diri yakmamak gerekirdi. Rusya, bu bariz saldırı karşısında kendisini silahla savunmak zorunda kalacağı bir noktaya kasten getirildi. Bizi bilerek bu çizgiye sürüklediler” dedi.

“Gelin dostça yaşayalım”

Rusya’yı stratejik bir yenilgiye uğratma hedefinin açıkça ilan edildiğini hatırlatan Vladimir Putin, karşı karşıya kalınan tehdidin büyüklüğüne dikkat çekti.

Putin, “Rusya’yı yok etmeyi bir devlet ideolojisi haline getirmemek ve karşımıza stratejik yenilgi hedefini koymamak gerekirdi. Bunların hepsi söylendi, kimse unutmadı. Biz kesinlikle unutmuyoruz. Eğer hepimiz hayatta kalmak istiyorsak, daha önce de söylediğim gibi, gelin dostça yaşayalım ve bunu nasıl başaracağımızın yollarını birlikte arayalım” değerlendirmesinde bulundu.

Güven tesis etmenin son derece kırılgan ve meşakkatli bir süreç olduğunu ifade eden Rusya Devlet Başkanı Putin, çıkarların en yakın ortaklar arasında bile bütünüyle örtüşemeyeceğine işaret etti.

Rekabet ve cepheleşme içindeki ülkeler için dengenin ancak karşılıklı tavizlerle kurulabileceğini kaydeden Putin, “Eski egemen güç, çok kutuplu dünyanın gerçeklerini kabullenmek zorunda kalacak. Küresel ekonomideki yönelimler bunu açıkça gösteriyor. Batı’nın, dünya çoğunluğunu oluşturan ülkelerle onların temel çıkarlarına saygı duyarak işbirliği yapmayı öğrenmesi gerekecek” sözlerini kullandı.

“Sovyet liderlerinin saflığı büyük zarar verdi”

Sovyetler Birliği’nin dağılma sürecine ve son 35 yılda yaşanan köklü sarsıntılara değinen Rusya lideri Putin, tarihten ders çıkarılması gerektiğini vurguladı.

Milyonlarca insanın bir gecede kendisini sınırların ötesinde bulduğunu hatırlatan Putin, o dönemin Moskova yönetimine yönelik eleştirilerini paylaştı. Putin, “Sovyet döneminin son yıllarında devleti yöneten isimlerin belirli bir saflık, aşırı iyi niyet ve belki de kaygısızlık içinde hareket ettiğini kabul etmek gerekir. Batılı ortaklara duyulan körü körüne güven ve sözlü anlaşmaların yeterli olacağına dair inanç, Sovyetler Birliği’ne büyük zarar verdi” diye konuştu.

Geçmiş liderlerin hatalarını ayrıntılandıran Vladimir Putin, “Sovyet liderleri Batı’nın hoşuna gitmek istiyordu; Batılı liderler ise dünyayı kendi çıkarlarına göre yeniden biçimlendirip Sovyet mirasından olabildiğince büyük pay koparma peşindeydi. Dağılma, her şeyden önce içeride biriken dengesizliklerin ve nesiller boyu yapılan yönetim hatalarının sonucudur. Pragmatizm yerine dar ideolojik kalıpların benimsenmesi, sorunların halının altına süpürülmesi ve mesleki yetersizlik sistemi çöküşe götürdü” ifadelerini kullandı.

Almanya Sosyal Demokrat Partisi yöneticilerinden Egon Bahr’ın 1990 yılındaki öngörülerini salondakilerle paylaşan Putin, o dönemde yapılan uyarılara dikkat çekti.

Egon Bahr’ın Soğuk Savaş sonrası Avrupa’daki bölünmeyi engellemek adına sunduğu teklifleri anlatan Putin, “Bahr, Almanya’nın birleşmesinden sonra Avrupa’da cepheleşmenin sürmesinden ve NATO içindeki işbirliği karşıtı çevrelerin güç kazanmasından endişe duyuyordu. Bahr, ‘Eğer Avrupa’nın düşman bloklara bölünmesini aşacak kararlı adımlar atılmazsa, gelişmeler Sovyetler Birliği’ni uluslararası tecride mahkum edecek olumsuz bir yöne evrilebilir’ uyarısını yapmıştı” bilgisini verdi.

“Amaç Rusya Federasyonu’nu da parçalamaktı”

Egon Bahr’ın Doğu ve Orta Avrupa’yı kapsayan, hem Moskova’nın hem Washington’ın geniş yetkilerle yer alacağı bir ortak güvenlik konseyi önerdiğini belirten Putin, Batı’nın bu yolu seçmediğini kaydetti.

Rusya lideri, “Sovyetler Birliği’nin çöküşünün ardından Batı’da ipleri eline alan güçler, Rusya’daki iç siyasi dönüşümleri hiçe sayarak bu ülkeyi tarihi Rus İmparatorluğu’nun ana omurgası olarak görmeyi sürdürdü. Amaç, Rusya Federasyonu’nu tamamen tecrit etmek ve parçalamaktı. Bugün Avrupa’da ve dünyada karşılaştığımız tehlikeli tablonun temelinde bu zihniyet yer alıyor” açıklamasını yaptı.

Tarihsel miras ile gelecek tasavvuru arasındaki ilişkiyi değerlendiren Putin, milletlerin geçmişine saygı duymasının bir zorunluluk olduğunu ifade etti.

Bununla birlikte geçmişe takılıp kalınamayacağını belirten Rusya Devlet Başkanı Putin, “Milletimizin geleceğe dönük bir perspektife ihtiyacı var. Atalarımızın başarıları ne kadar görkemli olursa olsun, geçmişin büyüklüğünü sergileyen bir müzeye dönüşemeyiz. Gerçek devlet büyüklüğü, zamanın ruhunu yakalamak ve mümkünse çağın önüne geçmekle mümkündür. Tarihsel köklerimizi korurken geleceğin canlı üretim ortamına odaklanmalıyız” değerlendirmesini yaptı.

“Nükleer silahların asla kullanılmayacağından emin olabilir miyiz? Elbette hayır”

Dünya siyasetindeki gerilimin denetimden çıkma ihtimaline işaret eden Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, kriz yönetiminde sağduyulu diplomasinin terk edildiğini aktardı.

Gerilimi tırmandırma politikalarının iki taraflı sonuçlar doğurduğunu vurgulayan Putin, “Gerçekçi diplomasiye yanaşmayanlar gerilimi tırmandırıyor, rest çekiyor ve karşı tarafı ezme umuduyla kırmızı çizgileri çiğniyor. Ancak tırmanma hiçbir zaman tek taraflı kalmaz; kışkırtıcı adımlara karşı adımlar verilir. Kibir ve aşırı özgüven insanlığı uçurumun kenarına sürüklüyor” uyarısında bulundu.

Nükleer ve kitle imha silahlarının mevcudiyetine atıfta bulunan Putin, tiyatro edebiyatının bilinen kuralını hatırlattı.

Putin, “Büyük güçlerin cephaneliğinde yeryüzündeki tüm yaşamı yok edebilecek güçte silahlar yer alıyor. Bu silahların asla kullanılmayacağından emin olabilir miyiz? Elbette hayır. Hepimizin bildiği bir kural vardır: Eğer tiyatro oyununun başında sahnede bir tüfek asılıysa, o tüfek eninde sonunda patlar. Çatışma ne kadar uzlaşmaz hale gelirse ve stratejik yenilgi hedefleri ne kadar açık dile getirilirse, mücadelenin en yıkıcı evreye taşınma ihtimali o kadar artar” diye konuştu.

“BM daha az demokratik yönetiliyor”

İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan küresel denetim mekanizmalarının günümüz ihtiyaçlarını karşılayamadığını dile getiren Rusya Devlet Başkanı, uluslararası kurumlarda kapsamlı reform ihtiyacı olduğunu söyledi.

Birleşmiş Milletler teşkilatının mevcut yapısını eleştiren Putin, “Birleşmiş Milletler en geniş temsile sahip yapı olmasına rağmen, uygulamada tasarlandığından çok daha az katılımcı ve demokratik yöntemlerle yönetiliyor. Sayıca dünya azınlığını oluşturan Batılı ülkeler, örgüt mekanizmalarına orantısız biçimde hükmediyor ve yönetimi tekellerine almaya çalışıyor” görüşünü dile getirdi.

Dünya genelinde ağırlık merkezinin değiştiğine işaret eden Putin, Asya, Afrika, Latin Amerika ve Ortadoğu ülkelerinin karar alma süreçlerinde hak ettikleri konuma gelmeleri gerektiğini aktardı.

Rusya’nın adil bir Birleşmiş Milletler reformunu desteklediğini hatırlatan Putin, “Örgütün dönüşümü yalnızca Güvenlik Konseyi’nin genişletilmesinden ibaret değildir. Faaliyetlerin içeriğinin yenilenmesi, coğrafi adaletin sağlanması ve küresel çoğunluğun iradesinin kurumlara yansıması şarttır. Ancak böylesi bir uzlaşı günümüz şartlarında kolay görünmüyor” sözlerini sarf etti.

“Yapay zeka dijital totalitarizme dönüşebilir”

Teknolojik ilerlemenin insanlığın geleceği açısından doğurduğu tehditlere geniş yer ayıran Vladimir Putin, yapay zekanın kontrolsüz kullanımına yönelik uyarılarda bulundu.

Algoritmaların insan ahlakı ve kültürel miras üzerindeki etkisinin titizlikle incelenmesi gerektiğini vurgulayan Rusya lideri, “Yapay zekanın yaygınlaşması, tüm toplumu belirli merkezlerce programlanan algoritmalara bağımlı kılarak tek tipleştirme tehlikesi taşıyor. Böyle bir dijital totalitarizm, geçmişin karanlık ve insanlık dışı totaliter rejimleri kadar tehlikeli bir çıkmaz sokak yaratacaktır” ifadelerini kullandı.

Biyoteknoloji ve genetik alanındaki gelişmelerin insan doğasını kökten değiştirebilecek seviyeye ulaştığını belirten Putin, küresel ölçekte etik kuralların belirlenmesi gerektiğini kaydetti.

İnsanın yaratılış alanına müdahale eden teknolojilere değinen Putin, “Kişilik gelişimi, davranışların yönlendirilmesi ve düşünce biçimlerinin programlanması gibi varoluşsal konularda ortak ilkeler oluşturulmalıdır. Ne var ki mevcut uluslararası yapılar, tüm insanlığın ilerlemesinden ziyade kendi iktidarını korumaya odaklanan dar bir kesimin kontrolü altındadır” değerlendirmesinde bulundu.

“Stanislav Petrov şüphe etmeseydi facia kaçınılmazdı”

Askeri alanda yapay zeka kullanımının yaratacağı riskleri tarihi bir hadiseyle örneklendiren Rusya Devlet Başkanı Putin, Sovyet subayı Yarbay Stanislav Petrov’un 1983 yılındaki tutumunu anlattı. Erken uyarı sistemlerinin yarattığı yanılgıya işaret eden Putin, “Eylül 1983’te Yarbay Stanislav Petrov nöbet görevindeyken erken uyarı sisteminden ABD’nin beş adet kıtalararası balistik füze fırlattığına dair sinyal aldı. O dönemde herhangi bir algoritma bunu derhal karşı nükleer saldırı gerekçesi sayardı. Ancak deneyimli bir subay olan Petrov teknik bir arıza olabileceğinden şüphe etti ve haklı çıktı. Onun yerinde bir yapay zeka bulunsaydı sonuç bambaşka olabilirdi” dedi.

Savaş teknolojilerinin otomatikleşmesinin yıkıcı sonuçlar doğuracağını aktaran Putin, makinelerin insan vicdanının yerine geçemeyeceğini vurguladı. Putin, “İnsan sezgisi, vicdanı ve beklenmedik anlarda en doğru kararı alma yeteneği makinelerde yoktur. Güvenlik sahasında yapay zekanın sınırlarını belirlemek insanlığın hayatta kalma meselesidir. Çatışmaların bilgisayar oyununa dönüştürülmesi, kan dökülmesinin sıradan bir mekanik rutine indirgenmesi insanlığın vahşileşmesine yol açar” uyarısını yaptı.

“Gözler küresel felaketlere kapatıldı”

Dünya siyasetindeki derin kutuplaşmanın ortak insanlık sorunlarını arka plana ittiğini söyleyen Rusya lideri, iklim krizi, çevre kirliliği, yoksulluk ve gelir adaletsizliği gibi başlıkların göz ardı edildiğini belirtti.

Vladimir Putin, “Uluslararası gerilim ortamında tüm insanlığı ilgilendiren acil küresel meseleler feda edildi. Yakın zamana kadar sürekli tartışılan iklim, ekoloji ve yoksulluk başlıkları kenara itildi. Mevcut uluslararası toplumun bu sorunları küresel ölçekte çözeceğine dair umut kalmadı. Eğer bu meseleler küresel düzeyde ele alınamıyorsa, bölgesel zeminlerde çözümler üretilmelidir” ifadelerini kullandı.

Geniş anlamıyla Avrasya bölgesinin Rusya’nın temel yaşam alanı olduğunu vurgulayan Vladimir Putin, çok kutuplu düzene geçişin sancılı olacağını kaydetti.

Konuşmasının sonunda yeni bir denge kurulmasının zaman alacağını yineleyen Putin, “Ortak evimiz Avrasya başta olmak üzere kendi coğrafyamızın güvenliği ve refahı için çalışmayı sürdüreceğiz. Önümüzdeki süreç belirsizliklerle dolu olsa da Rusya, eşitlik ve karşılıklı saygı temelinde işbirliğine hazır tüm ülkelerle ortak geleceği inşa etmeye kararlıdır” diyerek sözlerini tamamladı.

Okumaya Devam Et

Rusya

Bütçeye 838 milyar ruble: Rusya kamu temettü hedefini büyütüyor

Yayınlanma

Rusya Maliye Bakanlığı, 2027 yılı bütçe tasarısında kamu şirketlerinden sağlanacak kâr payı gelir hedefini 838,4 milyar rubleye çıkardı. Gelecek yıl bütçe açığının yaklaşık yüzde 2 seviyesinde kalması beklenirken, kamu bankası Sberbank tek başına 500 milyar rublelik kaynak sağlayacak.

Rusya Maliye Bakanlığı, devlete ait şirketlerden federal bütçeye aktarılacak kâr payı gelirlerine yönelik beklentilerini yukarı yönlü güncelledi.

2027-2029 bütçe yasa tasarısının gerekçe metnine göre Moskova, 2027 yılında kamu iştiraklerinden 838,4 milyar ruble temettü geliri hedefliyor.

Hükümet, 2026 bütçe tasarısında kâr payı gelirini başlangıçta 703 milyar ruble olarak öngörmüş, ardından bu tahmini 807,6 milyar rubleye yükseltmişti.

Yeni taslakta temettü gelirlerinin 2028’de 914 milyar rubleye, 2029’da ise 985,6 milyar rubleye ulaşması planlanıyor.

Belgede, kâr payı gelirlerindeki artışın makroekonomik göstergelerdeki toparlanma, şirketlerin olumlu beklentileri ve finansal piyasalardaki seyre dayandığı kaydedildi.

Hazineye aktarılacak kâr paylarında en büyük payı Sberbank üstlenecek. 2026 yılı bilançosunda rekor net kâr hedefleyen kamu bankası, bu kârın yarısını hissedarlarına dağıtmayı amaçlıyor.

Böylece Rusya bütçesine 2027 yılında Sberbank kaynaklı yaklaşık 500 milyar ruble aktarılması bekleniyor. Banka, 2025 yılı sonuçlarına dayanarak 2026’da toplam 850,17 milyar ruble kâr payı ödemiş, hakim ortak konumundaki devlet bu tutarın yarısı olan 425,1 milyar rubleyi kasasına koymuştu.

Bütçedeki kâr payı projeksiyonu, hem borsada işlem gören halka açık şirketleri hem de hisseleri işlem görmeyen kamu kuruluşlarını içeriyor.

Maliye Bakanlığı, 2027 yılı ile 2028 ve 2029 planlama dönemini kapsayan yasa teklifi paketini 24 Eylül’de hükümete sundu.

Gelecek yıl için bütçe gelirlerinin 43,3 trilyon ruble, harcamaların ise 48,8 trilyon ruble düzeyinde gerçekleşmesi öngörülüyor.

Önümüzdeki üç yıllık dönemde bütçe açığının yaklaşık yüzde 2 seviyesinde kalması hedefleniyor. Bakanlık ayrıca 2027 yılında devletin borçlanma hacmini 2,3 trilyon ruble artırmayı planlıyor.

Taslakta gösterge petrol fiyatı varil başına 50 dolar olarak belirlendi. Gerçekleşen petrol fiyatının bu eşiği aşması durumunda elde edilecek ek gelirler Ulusal Refah Fonu’na aktarılacak.

Bakanlığın bütçe paketinde vergi sistemine yönelik bir dizi düzenleme de yer aldı. Bu kapsamda gerçek kişilerin pasif gelirlerine yüzde 13 ila 22 aralığındaki beş basamaklı artan oranlı gelir vergisinin uygulanması, yatırım fonlarının pasif gelirlerine yüzde 15 kurumlar vergisi yükümlülüğü getirilmesi, “C” tipi hesaplara yerleşik olmayanlar adına ödenen temettülerdeki kurumlar vergisinin yüzde 35’e çıkarılması ve madencilik ile metalurji sektöründeki tabii kaynak rantı vergilerinin yeniden düzenlenmesi önerildi.

Borsadaki şirketlerin temettü dağıtımına ilişkin Alfa-Bank verileri ise farklı bir eğilime işaret ediyor. Moskova Borsası geniş pazar endeksinde (MOEXIBMI) yer alan 100 şirketten 49’u 2025 mali yılında kâr payı dağıtırken, analistler 2026 bilançolarıyla bu sayının 37’ye gerilemesini bekliyor.

Bankanın ağustos sonunda açıkladığı 12 aylık projeksiyona göre, halka açık şirketlerin dağıtacağı kâr paylarında petrol ve doğalgaz sektörü 1,7 trilyon ruble ile ilk sırada yer alıyor.

Finans sektörünün 1,2 trilyon ruble, bilişim ve telekomünikasyonun 252 milyar ruble, madencilik ve metal sektörünün 186 milyar ruble, tüketim sektörünün 110 milyar ruble, diğer sektörlerin ise 70 milyar ruble kâr payı dağıtacağı tahmin ediliyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English