Görüş

Rusya, enerji pazarlarını kaybetmekten korkuyor ve Trump’ın baskısına boyun mu eğiyor?

Yayınlanma

Nikola Mikovic, Gazeteci-yazar

Kremlin, ABD Başkanı Donald Trump’ın Çin ve Hindistan gibi ticaret ortaklarına “ikincil gümrük vergileri” getirme tehdidini ciddiye almışa benziyor. Trump’ın, Rusya’nın Ukrayna’daki savaşı bitirme yönünde ilerleme kaydetmesi yönündeki ültimatomuna rağmen Moskova ile iş yapmaya devam etmeyi planladıklarını dolaylı yoldan belirten Pekin ve Yeni Delhi’nin aksine, Moskova, ABD’nin hâlâ Rus petrolü satın alan ülkelere yönelik gümrük vergilerinin muhtemel sonuçlarından endişe duyuyor görünüyor.

Trump, temmuz ayında Rusya ve Ukrayna’ya savaşı bitirmeleri için 50 günlük süre tanımıştı. Ancak ağustos başında bu süreyi “10 ya da 12” güne indirmiş, daha sonra son tarihi 8 Ağustos olarak netleştirmişti.

ABD lideri, Bloomberg’e verdiği mülakatta, “Rusya masaya gelmezse, en büyük enerji alıcılarına karşı yaptırımlarla ilerleyeceğiz,” diyerek doğrudan Çin, Hindistan ve Brezilya’nın isimlerini verdi.

Her ne kadar Trump’ın, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile ortak bir özelliği olan boş tehditler savurma geçmişi olsa da, bu kez şaka yapmadığını gösterdi. Steve Witkoff’u Putin ile görüşmek üzere Moskova yolundayken, Trump Hindistan’a yüzde 50 gümrük vergisi getirdi. Bu hamle, Hint liderliğinden çok Kremlin’i endişelendirmiş gibi görünüyor.

Hindistan Dışişleri Bakanlığı, Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği’ni çifte standart uygulamakla suçlayarak, Washington ve Brüksel’in Yeni Delhi’yi Rus petrolü ithal ettiği için eleştirirken, kendilerinin Rusya ile ticarete devam ettiklerine dikkat çekti.

Trump’ın Hindistan’ın Rusya’dan yaptığı petrol ithalatını hedef alma kararının ardından Yeni Delhi, bu adımları bir kez daha “haksız ve mantıksız” olarak nitelendirerek, “ulusal çıkarlarını ve ekonomik güvenliğini korumak için gerekli tüm tedbirleri alacağını” vurguladı. Nitekim aynı gün, 6 Ağustos’ta, Hindistan ve Rusya stratejik ortaklıklarını yeniden teyit ederek alüminyum, gübre, demir yolları ve madencilik teknolojisi gibi sektörlerde işbirliğini artırmak için önemli bir protokol imzaladı.

Daha önce Hindistan’ın Washington’a Amerikan yapımı F-35 savaş uçaklarını satın almakla ilgilenmediğini bildirdiği belirtilmişti. Başbakan Narendra Modi de 31 Ağustos’ta Şanghay İşbirliği Örgütü Zirvesi’ne katılmak üzere Çin’e gitme planlarının sinyalini vermişti. Öte yandan Pekin, Trump’ın tehditlerini dolaylı olarak reddederek, “enerji arzını her zaman ulusal çıkarlarına hizmet edecek şekilde sağlayacağını” iddia etti.

Dolayısıyla Trump’ın “ikincil gümrük vergileri” politikası, iki jeopolitik rakip olan Hindistan ve Çin arasında siyasi bir yakınlaşmaya yol açabilir. Yine de Kremlin, onların devam eden desteğine güvenme riskini almak istemiyor gibi görünüyor; özellikle de ne Pekin’in ne de Yeni Delhi’nin Trump’ın gümrük vergilerine rağmen Rus petrolü satın almaya devam edeceklerini açıkça belirtmemiş olmaları göz önüne alındığında.

Enerji, geleneksel olarak Rusya’nın dış politikasının ana itici gücü olduğundan, ülke liderliği, petrolünü Hindistan ve Çin’e satamaz hale gelmesi durumunda ortaya çıkacak uzun vadeli ekonomik sonuçların muhtemelen farkında. Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov’a göre Witkoff ve Putin’in “küresel ekonomi ve enerji piyasalarının durumunu” görüşmüş olması, Rus liderliğinin Trump’ın tehditleri karşısında teyakkuzda olduğunu açıkça gösteriyor. Bu nedenle, Witkoff Moskova’ya gelmeden önce bile Kremlin’in, ABD’ye muhtemel bir taviz olarak Rus ordusunun Ukrayna’daki uzun menzilli saldırı harekâtını askıya alabileceğinin sinyalini verdiği iddiaları şaşırtıcı değil.

Böyle bir hamle, şüphesiz Ukrayna ordusunun mevzilerini sağlamlaştırmasına, Amerikan ve diğer Batılı silah sevkiyatlarını serbestçe almasına ve yeni bir çatışma turuna hazırlanmasına olanak tanıyacaktır. Başka bir deyişle, Putin, Trump’a bu tür tavizler verirse, Rusya en önemli kozu olan insansız hava aracı ve füze saldırılarından fiilen vazgeçmiş ve rakibinin geri hatlarını ve lojistiğini güvence altına almasına yardımcı olmuş olacaktır.

Dahası, Putin, Kiev’in güneydoğu Ukrayna’daki Rus işgalini fiilen tanıması ve Trump’ın Moskova’nın Hindistan ve Çin’e petrol tedarik etmeye devam etmesine “onay vermesi” karşılığında tam bir ateşkesi kabul ederse, Doğu Avrupa ülkesi çok da uzak olmayan bir gelecekte kaçınılmaz olan yeni bir savaşa yavaş ve sessizce hazırlanma fırsatı bulacaktır.

Fakat böyle bir sonuç, Ukrayna’daki çatışmayı ancak dondurabilir, sona erdiremez. Barış anlaşması imzalamak için iki lider, yani Putin ve Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy gerekiyor. Ne var ki Putin, Zelenskiy’nin meşruiyetini sorgulayarak onunla görüşmeyi defalarca reddetti. Ancak sözünden dönüp Trump’ın Ukrayna lideri ve ABD Başkanı ile üçlü zirve düzenleme teklifini kabul etse bile, Rusya ve Ukrayna’nın yakın zamanda bir barış anlaşması imzalama ihtimali çok düşük.

Kiev’in bakış açısına göre, mevcut koşullar altında, Rusya’nın Ukrayna’nın uluslararası tanınırlığa sahip topraklarından çekilmesini içermeyen herhangi bir anlaşma yenilgi olarak kabul edilecektir. Kremlin’in daha fazla siyasi manevra alanına sahip olmasına ve Kiev ile Batı’ya verilen hemen her tavizi Rus kamuoyuna “büyük bir zafer” olarak sunabilmesine rağmen, Ukrayna’daki stratejik hedeflerinden hiçbirine ulaşmadan savaşı bitirmeyi göze alması pek mümkün değil.

İşte bu yüzden Putin ile Trump arasında, ister Birleşik Arap Emirlikleri’nde, ister Türkiye’de, Suudi Arabistan’da veya başka bir yerde gerçekleşsin, yaklaşan görüşmenin Ukrayna’da kalıcı bir barışa yol açması beklenmiyor. Ancak bu görüşme, Amerikalı liderin kendisini bir “barış mimarı” olarak sunarak ülkesindeki onay oranlarını artırmasına yardımcı olabilir; özellikle de Ermenistan ve Azerbaycan liderlerini barış anlaşmasına varmaya zorlamayı başarırsa ve Epstein dosyaları skandalını geçici olarak bir kenara bırakabilirse.

Çok Okunanlar

Exit mobile version