Dünya Basını
Scott Ritter: ABD İran karşısında stratejik inisiyatifi kaybetti
Eski BM silah denetçisi Scott Ritter, ABD’nin İran’a yönelik başlattığı saldırganlık eyleminin askeri bir başarısızlığa dönüştüğünü ve Washington’ın stratejik üstünlüğü Tahran’a kaptırdığını belirtti. Ritter, Trump yönetiminin İsrail’in güvenliğini sağlamak adına Güney Kore ve Ukrayna gibi müttefiklerini savunmasız bıraktığını vurguladı.
Dialogue Works kanalına konuşan eski BM silah denetçisi ve deniz piyade subayı Scott Ritter, yaptığı değerlendirmelerde, ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth’in İran’daki saldırganlık eylemine ilişkin “belirleyici ve merhametsiz bir zafer kazanıldığı” yönündeki beyanatlarını eleştirdi. Hegseth’in kamuoyunu yanıltmaya çalıştığını belirten Ritter, “Roosevelt bir zamanlar ‘yumuşak konuş ama elinde büyük bir sopa olsun’ demişti. Hegseth ise herkese büyük bir sopamız olduğunu kanıtlamak için bağıran bir adam” diye konuştu.
Ritter, ABD’nin Irak ve İran’da ciddi bir darboğazda olduğunu ve stratejik inisiyatifin tamamen İran’ın eline geçtiğini ifade etti. Washington’ın planlarını her 24 saatte bir revize etmek zorunda kaldığını kaydeden Ritter, “Hegseth, Tahran’ın stratejik üstünlüğünü gizlemek için amigo rolü üstleniyor” dedi.
“İran’ın stratejisi ABD’yi bölgeden kalıcı olarak kovmak”
İran’ın bölgedeki askeri hamlelerini analiz eden Ritter, Tahran’ın sadece İsrail’i değil, bölgedeki tüm Amerikan askeri ve istihbarat altyapısını hedef aldığını belirtti. İran’ın son iki günde CIA karargahlarını ve mühimmat depolarını vurduğunu hatırlatan Ritter, “İran’ın stratejisi, Amerika Birleşik Devletleri’ni Ortadoğu’dan kalıcı olarak kovmak üzerine kurulu” değerlendirmesinde bulundu.
Ritter, İran’ın askeri tesislerin yanı sıra bu tesislere ev sahipliği yapan ülkeleri de baskı altına aldığını söyledi. Çatışmanın sona ermesi için İran’ın temel bir şartı olduğunu vurgulayan Ritter, “Tahran, bu uluslar ABD’yi topraklarından çıkarana kadar saldırılarını durdurmayacaktır” ifadesini kullandı.
“İsrail hava savunma sistemleri Hizbullah karşısında çaresiz”
Lübnan sınırındaki çatışmalara da değinen Ritter, İsrail’in hava savunma kabiliyetinin ciddi şekilde sorgulandığını belirtti. 12 gün süren savaşın ardından ne İsrail’in ne de ABD’nin İran yapımı balistik füze tehdidine karşı bir çözümü olduğunu kaydeden Ritter, “Hizbullah roketleri İsrail topraklarına düşüyor. Bu durum, İsraillilerin kendilerini Hizbullah tehdidine karşı etkili bir şekilde savunamadığını gösteriyor” diye konuştu.
Hava savunma etkinliğine dair varsayımların yanlış çıktığını belirten Ritter, “Hizbullah’ın kullandığı mühimmatın sofistike düzeyi henüz tam olarak analiz edilemese de savunma hatlarını yardığı bir gerçek” dedi.
“Washington İsrail için herkesi satmaya hazır”
ABD’nin İsrail’i korumak adına Güney Kore’deki THAAD bataryalarını bölgeye kaydırmasını sert bir dille eleştiren Ritter, bu hamlenin küresel ittifak sistemine zarar verdiğini savundu. Güney Kore, Japonya ve Tayvan’ın ABD’nin öncelikleri konusunda acı bir ders aldığını ifade eden Ritter, “ABD’nin İsrail için herkesi satabileceğini artık biliyoruz” dedi.
Güney Kore’nin Kuzey Kore ile nükleer bir gerilime girme riskini ABD’nin desteğine güvenerek aldığını hatırlatan Ritter, “THAAD sistemlerinin Güney Kore’den çekilmesi, bu güvenin ne kadar boş olduğunu gösterdi” değerlendirmesinde bulundu. Ritter, Ortadoğu’daki temel sorunun Büyük İsrail planı çerçevesinde şekillendiğini ve Abraham Anlaşmaları’nın Körfez ülkelerini İsrail’e tabi kılma amacı taşıdığını belirtti.
“Körfez monarşileri İsrail’in soykırım suçuna ortak oluyor”
Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) gibi Körfez monarşilerinin sessizliğini eleştiren Ritter, bu yönetimlerin İsrail’in Gazze ve Lübnan’daki eylemlerine suç ortaklığı yaptığını kaydetti. Ritter, “Filistin halkına karşı bir soykırım işlenirken Körfez ülkeleri sessiz kalıyor çünkü İsrail hükümetiyle aktif bir işbirliği içindeler” dedi.
Bölge halklarını bu “yozlaşmış rejimlere” karşı ayaklanmaya çağıran Ritter, “Bu monarşiler, İngiliz sömürgeciliğinin ve ardından gelen Amerikan neokolonyalizminin birer kalıntısı” diye konuştu. Ritter, Bahreyn’de başlayan hareketliliğin Suudi Arabistan’ın doğu eyaletlerine sıçrayabileceği uyarısında bulundu.
“Yemenli milisler Riyad sokaklarında yürüyebilir”
Ensarullah hareketinin (Husiler) askeri kabiliyetine dikkat çeken Ritter, Suudi Arabistan ve BAE’nin yıllardır bu gücü yenemediğini belirtti. Eğer Yemenli güçlerin önündeki engeller kaldırılırsa bölgenin enerji altyapısını yok edebileceklerini savunan Ritter, “Ensarullah’ın Riyad sokaklarında yürüdüğünü ve Suud ailesini Bağdat’taki Haşimi ailesi gibi sürüklediğini görebiliriz” dedi.
Körfez ordularının büyük ölçüde paralı askerlerden oluştuğunu ifade eden Ritter, yerel halkın ve prenslerin savaşma iradesinin olmadığını iddia etti. Ritter, “Para ile her şeyi satın alabileceklerini sanıyorlar ama savaş meydanı para ile değil, irade ile kazanılır” değerlendirmesini yaptı.
“İran’a yönelik kara harekatı lojistik bir intihardır”
Trump yönetiminin İran’a asker çıkarma ihtimaline ilişkin söylentileri “çılgınlık” olarak nitelendiren Ritter, lojistik gerçeklerin böyle bir harekatı imkansız kıldığını belirtti. 1990’daki Çöl Fırtınası Harekatı döneminde ABD’nin 250 bin askeri 10 günde sevk edebildiğini, bugün ise bir tugayın hazırlanmasının altı ay sürdüğünü kaydetti.
İran’ın dağlık arazisinin ve hazırlıklı savunma hatlarının Amerikan ordusu için bir “mezarlık” olacağını vurgulayan Ritter, “Hürmüz Boğazı kapalıyken hangi limana çıkarma yapacaksınız? Gelen gemiler İran füzeleriyle batırılır” dedi. Ritter, Pete Hegseth’in askeri tecrübesinin bu düzeyde bir harekatı planlamak için yetersiz olduğunu belirterek, “Hegseth sadece acı bir amatör” ifadesini kullandı.
“ABD ordusu İran’da hayaletleri kovalıyor”
ABD ve İsrail’in hava saldırılarında boş binaları vurduğunu iddia eden Ritter, İran’ın 2005’ten beri stratejik varlıklarını yer altındaki sığınaklara taşıdığını söyledi. “Sadece beton blokları havaya uçuruyoruz” diyen Ritter, İran’ın sahte hedefler ve yanıltıcı sinyallerle Amerikan istihbaratını manipüle ettiğini belirtti.
Ritter, İsrail’in İran’a yönelik “Dahiya Doktrini” uyguladığını ve Tahran’ı Gazze’ye çevirmeye çalıştığını ifade etti. “Bu bir kültürel soykırımdır; İsfahan, Şiraz ve Kaşan’daki tarihi mekanlar yok ediliyor” diyen Ritter, uluslararası toplumun bu duruma sessiz kalmaması gerektiğini vurguladı.
“Hindistan Büyük İsrail planının bir aracı haline geldi”
Hindistan Başbakanı Narendra Modi’nin İsrail ziyaretini de değerlendiren Ritter, Yeni Delhi’nin Washington ve Tel Aviv’in bir “aygıtı” gibi hareket ettiğini savundu. Hindistan, Ortadoğu ve Avrupa Ekonomik Koridoru (IMEC) projesinin Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi’ne rakip olarak kurgulandığını ancak mevcut çatışma ortamında bu projenin çöktüğünü belirtti.
Ritter, Hindistan’ın BRICS içindeki güvenilirliğinin sarsıldığını kaydederek, “Modi, Hürmüz Boğazı kapandığında Hindistan’ın ödeyeceği ağır bedeli hesaba katmıyor” dedi.
“Amerika kendi anayasal kimliğini İsrail’e feda ediyor”
Konuşmasının sonunda Amerikan iç siyasetine değinen Ritter, ABD’nin tek kutuplu dünya düzeni saplantısından kurtulması gerektiğini belirtti. Donald Trump’ın Amerikan çıkarlarını tamamen İsrail’e devrettiğini savunan Ritter, “Eğer Amerikalılar bir şahsiyet kültüne ve Büyük İsrail idealine hizmet etmek istiyorsa dürüst olsunlar ve bunu seçimlerde açıkça söylesinler” diye konuştu.
ABD’nin bir hastalıkla enfekte olduğunu ve kendi sonunu hazırladığını iddia eden Ritter, “Rusya, Çin ve Hindistan ile eşit şartlarda yaşamayı öğrenmek zorundayız; ancak biz İsrailliler hariç dünyadaki en kibirli halkız” dedi.