Dünya Basını

SDG-HTŞ çıkmazında 3 senaryo

Yayınlanma

ABD’nin eski Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey, Majalla için kaleme aldığı bu yazıda PYD/YPG liderliğindeki Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) Esad sonrası Suriye’deki olası geleceğini tartışıyor. Bir dönem Türkiye büyükelçiliği de yapan Jeffrey ABD devleti içinde Türkiye’nin Batı ittifakında tutulması gerektiğini savunan kanadın en önemli isimlerinden biri. Türkiye-ABD ilişkilerine en çok zarar veren SDG meselesinin entegrasyonla çözülmesi gerektiğini savunan Jeffrey’e göre böyle bir çözüm “Ankara ile PKK’nın lideri Öcalan da dahil bazı kesimler arasındaki olası yakınlaşmayı teşvik edebilir ve halihazırda devam eden süreci güçlendirebilir.”

***

SDG-HTŞ çıkmazı: En iyi ve en kötü senaryolar

SDG meselesinin çözülmesi, Suriye projesinin genel anlamda başarıya ulaşmasını garanti etmese de onları entegre etmemek neredeyse kesin olarak bu projeyi sabote edecektir.

James Jeffrey

Suriye’nin geleceği açısından en önemli sorulardan biri, Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) rolüdür. ABD ile SDG arasındaki on yıllık ittifak -ki aslında Kürdistan İşçi Partisi’nin (PKK) Suriye kolunun silahlı kanadı olan YPG tarafından yönetilmektedir- İslam Devleti’nin (IŞİD) bir bölgesel yapı olarak yenilmesini sağlamış ve aynı zamanda SDG’nin ABD’nin güvenlik şemsiyesi altında kuzeydoğu Suriye’de kendi bölgesel yönetimini geliştirmesine olanak tanımıştır.

Bu yönetim, milyonlarca Suriyeliyi etkili bir şekilde idare etmiş, Suriye topraklarının %20’sinden fazlasını, neredeyse tüm petrol rezervlerini ve büyük bir kısmı tarıma elverişli olan toprakları kontrol altında tutarak, bu bölgenin Esad rejimi ile İran ve Rus müttefiklerinin eline geçmesini engellemiştir. Ancak PKK’nın bir uzantısı olması nedeniyle, SDG’nin kazandığı başarı hem kendisini hem de ABD’yi Türkiye ile sürekli bir çatışma içerisine sokmuştur. 2016-2024 yılları arasında ABD’nin Suriye politikası ve zaman zaman genel Orta Doğu politikası, bu çelişkileri yönetmeye odaklanmıştır.

Aralık 2024’teki Suriye’de yaşanan büyük siyasi değişim İran ve Rusya’nın etkisini neredeyse tamamen ortadan kaldırarak ABD, Avrupa, Arap devletleri ve özellikle Türkiye ile iş birliği yapmak isteyen yeni bir hükümetin Şam’da iktidara gelmesini sağlamıştır. Bu durum, SDG’nin ve Washington’un Suriye’deki rolünü kökten değiştirmiştir ve özellikle SDG üzerinde büyük bir etkisi olmuştur.

Şu anda SDG için üç ana yol öne çıkmaktadır:

-Mevcut bağımsız statüsünü ve ABD ile olan ortaklığını sürdürmek,

-Türkiye ile büyük bir çatışmaya girmek ve ABD’nin iki değerli müttefik arasında sıkışmasını sağlamak,

-SDG’nin askeri güç ve bölgesel bir yönetim olarak, Heyet-i Tahrir eş-Şam (HTŞ) tarafından domine edilen yeni Şam yönetimine entegre edilmesi.

Yeni Trump ‘47 yönetiminin tecrübesizliği ve Trump ‘45’in Suriye’ye yönelik çelişkili yaklaşımları göz önüne alındığında, belirli bir yönelimi öngörmek zor. Bununla birlikte, Washington’un Suriye ile ilgili çıkarlarını ilerletmeye çalışacağı kesin. Bu çıkarlar şu şekilde sıralanabilir:

-En önemlisi İran’ı mevcut zayıf konumunda tutmak,

-Rusya’nın Suriye’de kalan etkisini minimize etmek,

-IŞİD’i kontrol altında tutmak ve mümkünse tamamen yok etmek.

Suriye ve Orta Doğu’nun genelinde, özellikle de Ukrayna savaşındaki rolü göz önüne alındığında Türkiye ile güçlü ilişkilerin sürdürülmesi de hayati önem taşıyor. Suriye’nin önemi göz önüne alındığında, Şam hükümetiyle ilişkilerin geliştirilmesi son derece önemli, ancak bu aynı zamanda yukarıda belirtilen hedeflerde başarının garanti altına alınmasına da yardımcı olabilir. İşleyen bir hükümet aynı zamanda 2 milyon mülteci ve yerinden edilmiş kişi için evlerine dönüş koşullarını yaratarak ABD ve diğer bağışçıların mali yükünü önemli ölçüde azaltabilir.

Birinci yol

İlk olası yol -ABD’nin SDG ile mevcut ilişkisini sürdürmesi ve SDG’nin kuzeydoğudaki kontrolünü devam ettirmesi- IŞİD karşıtı operasyonlarının sürekliliğini sağlayacaktır. Ancak bu operasyonların amacı ve sınırları göz önünde bulundurulmalı. Bu operasyonlar, IŞİD’in Fırat’ın güneyindeki Badiya çölünde kalan son kalıntılarını tamamen ortadan kaldırmak için yapılandırılmadı; bu bölge şu anda SDG’nin ulaşamayacağı bir konumda.

Bunun yerine, SDG’nin ABD desteğiyle yürüttüğü IŞİD karşıtı operasyonlar, binlerce IŞİD tutuklusunu ve on binlerce potansiyel olarak tehlikeli IŞİD ailesi mensubunu güvence altına almak ve Fırat boyunca Arap topluluklarına ve kuzeydoğu Suriye’nin iç kesimlerine IŞİD’in sızmasını önlemeye yönelik bir karşı isyan stratejisi geliştirmeye odaklanmaktadır. Bu ortak çaba aynı zamanda, Badiya ve kuzeydoğu dışındaki bölgelerde IŞİD hakkında istihbarat toplamak ve zaman zaman ABD’nin hava saldırıları gerçekleştirmesine olanak tanımak gibi faaliyetleri de içermektedir.

Terör örgütünün yeniden yapılanma potansiyeli göz önüne alındığında bu önemli bir terörle mücadele çalışmasıdır ancak IŞİD’i Suriye sahasında ortadan kaldırmayacaktır. Bunun için Suriye merkezi hükümetinin (1) Esad’ın yaptığı gibi IŞİD’in destek aldığı Sünni Arap nüfusa baskı yapmaması ya da savaş açmaması, aksine onlarla birlikte çalışması ve (2) Badiye çölü de dahil Suriye genelinde IŞİD’e karşı etkili terörle mücadele operasyonları yürütmesi gerekmektedir.

Teorik olarak bunu yapabilecek tek muhtemel güç HTŞ liderliğindeki merkezi hükümettir. Ancak ABD’nin SDG’ye desteğini sürdürmesi, anlaşılır bir şekilde birleşik bir ülke isteyen Şam ile ABD’yi karşı karşıya getirecektir.

ABD destekli yarı bağımsız bir oluşumla uğraşmak Suriye hükümetinin kaynaklarını tüketecek, diğer bölgeleri Şam’ın kontrolünden çıkmaya teşvik edecek ve dolayısıyla IŞİD’le mücadeleye verilen önceliğin altını oyacaktır. ABD böylece, belirli bir zaman dilimi içinde IŞİD’i yok etmek yerine, süresiz bir karşı isyan kampanyası yürüterek güçlü ve birleşik bir Suriye’nin oluşumunu engellemiş olacak.

İkinci yol

SDG’nin önündeki ikinci yol ise Türkiye’nin kuzeydoğu Suriye’nin derinliklerine saldırarak SDG’nin sivil halk, özellikle de Arap topluluklar üzerindeki kontrolünü önemli ölçüde zayıflatması sonucu neredeyse çökmesi olacaktır. Bu da IŞİD’e karşı yürütülen mücadeleyi baltalayacak ve ABD’yi iki değerli ortak arasında seçim yapmaya zorlayacaktır.

Böyle bir gelişmenin yaratacağı aşağı yönlü sarmalı durdurmak zor olsa da kuzeydoğuda IŞİD’e karşı yürütülen mücadelenin kalıcı olarak azalması, Washington ile Ankara arasında ciddi bir ayrışma ve Amerikan güçleri ile SDG arasında aynı derecede ciddi bir güven erozyonu yaşanması muhtemeldir. Kuşkusuz bu, ilgili herkes için en olumsuz senaryo, ancak SDG, Ankara, Washington ve Şam önümüzdeki haftalarda hızlı ve akıllıca hareket etmezlerse en olası yol da bu olabilir.

Üçüncü yol

Üçüncü yol ise hemen her açıdan en iyisi olmakla birlikte tüm tarafların en fazla çaba göstermesini gerektirecektir: SDG’nin iki “eski” PKK unsuru olan silahlı YPG ve siyasi kanadı PYD’nin birleşik bir Suriye’ye kademeli olarak entegre edilmesi, YPG’nin Suriye ordusu içinde ve yerel bir milis olarak rol üstlenmesi ve PYD’nin de şu anda Türk parlamentosunda bulunan ve PKK’ya yakınlığı tartışılan DEM partisine benzer bir siyasi parti kurması. Ayrıca böyle bir gelişme, Ankara ile PKK’nın lideri Öcalan da dahil bazı kesimler arasındaki olası yakınlaşmayı teşvik edebilir ve halihazırda devam eden süreci güçlendirebilir.

İlk adımlar iyi biliniyor ve Şam hükümeti, Washington ve Ankara tarafından çeşitli derecelerde savunuluyor: SDG’nin Suriyeli olmayan üst düzey PKK “kadrolarını” tasfiye etmesi, kuzeydoğuda çoğunluğu etnik Arap olan bölgelerden çekilmesi ve kilit petrol altyapısını merkezi hükümete devretmesi.

Bunun karşılığında, Türk hava birlikleri ve Türkiye’ye bağlı Suriye Ulusal Ordusu muhalif güçleri tarafından SDG’ye karşı yürütülen sınırlı askeri operasyonlar tamamen duracak (Türkiye “ateşkes” terimini kabul etmeyecektir) ve Şam ile PYD liderliğindeki sivil yönetim arasında, kısmen bu yönetimin petrol tesislerini işletmesini ve korumasını telafi etmek için gelir paylaşımı yapılacaktır.

Zaman içinde SDG liderleri, Iraklı Kürt liderlerin 2005 Irak anayasasında Bağdat ile müzakere ettiklerine benzer ancak daha az kapsamlı ve resmi düzenlemeler üzerinde müzakere edebilir: en azından yerel özerklik (muhtemelen sadece Kürtler için değil, ülke genelindeki yerel topluluklar için), bazı Peşmerge Tugaylarının Irak ordusuna entegre edilmesine benzer şekilde, özellikle IŞİD karşıtı bir güç olarak daha yetenekli bazı SDG birliklerinin yeni Suriye ordusuna entegrasyonu.

Diğer SDG güçlerine sadece hafif silahlarla yerel polis ve ulusal muhafız görevleri verilebilir, diğer unsurlar ise terhis edilebilir. Burada Şam, Ankara ve Washington söz sahibi olacaktır. ABD kuzeydoğudaki (ve Tanaf’taki) askeri varlığını sadece kuzeydoğuda değil, Şam hükümetiyle birlikte IŞİD’e karşı çalışan bir danışmanlık ve terörle mücadele operasyonuna dönüştürebilir ve aynı zamanda iç güvenliği ve modern bir Suriye ordusunun ortaya çıkmasını teşvik edebilir.

Riskler daha yüksek olamazdı

Bugün, Orta Doğu’nun geleceği ve son 20 yıldır bölgeyi sarsan tehditlerin -İslamcı terörizm ve İran yayılmacılığı- kaderi Suriye’de belirlenmektedir. Olumlu bir sonuç, bölgeyi çok daha iyi bir noktaya taşıyacak ve muhtemelen her on yılda bir tekrarlanan şiddet döngüsünü sona erdirecektir.

SDG meselesinin çözülmesi, Suriye projesinin başarısını garanti etmese de, SDG ve genel olarak Kürt azınlığın yeni Suriye’ye entegre edilememesi neredeyse kesin olarak bu projeyi sabote edecektir. Bu da bölgeyi, yeni çatışma ve istikrarsızlık döngülerine açık hale getirecektir.

Çok Okunanlar

Exit mobile version