Dünya Basını

Trump, ‘beyaz feminizm’den neler öğrendi?

Yayınlanma

Çevirmenin notu: Aşağıda çevirisini verdiğimiz makale, 2024 ABD başkanlık seçimleri bağlamında, kadın seçmenlerin artan etkisini ve bu etkiyi kazanmak için egemen siyasetin nasıl şekillendirildiğini ele alıyor. Yazı, feminist retoriğin hem Demokratlar hem de Cumhuriyetçiler tarafından stratejik olarak araçsallaştırılmasına odaklanırken, ayrıcalıklı kadınların çıkarlarını merkeze alan, “daha az ayrıcalıklı” kadınların yaşamlarını ise görmezden gelen beyaz feminizme dair de kapsamlı bir eleştirel analiz sunuyor. Ayrıca, Trump ve Vance’in seçim kampanyası boyunca öne sürdükleri “kadınların korunması” ve “seçenekler sunulması” retoriklerinin, feminizmin özündeki eşitlik ve adalet taleplerini yalnızca ayrıcalıklı kesimlerin çıkarlarına hizmet eden yüzeysel bir savunuculuğa dönüştürme ve beyaz feminizmin neoliberal ve milliyetçi varyasyonlarıyla kolayca örtüşebilme riskine dikkat çekiliyor.

Makale boyunca tartışılan temel sorunsal, yalnızca ABD başkanlık seçimlerinin değil, feminist hareketin geleceğini de şekillendirecek nitelikte bir siyasi netlik ihtiyacını ortaya koyuyor: Feminist hareket, kadınların bireysel seçim özgürlüğüne odaklanarak ayrıcalıklıların çıkarlarına mı hizmet edecek, yoksa derin toplumsal eşitsizlikleri hedef alarak kolektif bir kurtuluşun yolunu mu açacak?


Trump Beyaz Feminizmin Oyun Kitabından Bir Şeyler Öğreniyor

Serene Khader
yes!
31 Ekim 2024
Çev. Leman Meral Ünal

Kadınların başkanlık seçimlerini belirleme ihtimali giderek artarken, her iki parti de kadın seçmenlerin oylarını alabilmek için yoğun bir çaba sarf ediyor. Kamala Harris kâh kürtaj hakkını ön plana çıkararak kâh Beyoncé ile “Call Her Daddy” gibi podcast’lerde görünerek kendisini “kadınların adayı” olarak lanse etmeye çalışıyor.

Donald Trump ile J.D. Vance ise, cinsiyet temelli mesajların neredeyse bütünüyle açık bir kadın düşmanlığından ibaret olduğu bir kampanyanın kendilerine hiçbir fayda sağlamadığının farkına varmış görünüyorlar. Son birkaç haftadır Cumhuriyetçi adaylar kadınlara bir dizi vaatte bulunuyor: Onları “korumak”, “kültürel baskıya” direnebilmeleri için “seçenekler” sunmak ve “artık kaygı duymayacakları” bir dünya sağlamak gibi…

Trump ve Vance’in kadınlara özel verdiği bu mesajlar, siyasal kültürümüzde yaşanan önemli bir değişimi gözler önüne seriyor. Feminizm daha önce benzeri görülmemiş ölçüde bir popülerlik düzeyine ulaştı. Amerika Birleşik Devletleri’ndeki kadınların yüzde 61’inin kendisini feminist olarak tanımladığı düşünüldüğünde, içinde bulundukları [dezavantajlı] durumu anladığınıza dair bir iddiada bulunmadan kadınlara ulaşmak neredeyse imkânsız.

Yine de kürtaj hakkına karşı çıkan, federal asgari ücreti artırma yönünde herhangi bir programı olmayan ve gümrük tarifeleri ile bakımı krizini halledebileceklerini düşünen Trump ve Vance ikilisi, kendi politik pozisyonlarını baltalamadan “kadınların savunuculuğu”na öyle kolay kolay soyunamazlar. Buna rağmen, cinsel saldırı, Title IX¹ ve “annelerin mücadeleleri” gibi geleneksel feminist meseleler olduğu düşünülen konulara değinmeye devam ediyorlar. Bu konulara getirdikleri cila, şaşırtıcı olmayacaktır ki, son derece ırkçı, transfobik ve pek tabii ekonomik eşitsizliklere kayıtsız. Fakat bu ikilinin, elit kadınların, adayların baskıcı sistemlere yaptığı yatırım ile kadınların kaderine yapılan yatırımları birbirne karıştırmalarından medet umduğu anlaşılıyor.

Aslına bakılırsa, Cumhuriyetçilerin bu kafa karışıklığına oynayabilmeleri için hali hazırda bir argüman rezervuarı var ve bu, pek şaşırtıcı bir yerden geliyor: Feminizmin içinden. Yeni kitabım Sahte Feminizm: Beyaz Feminizme Neden Kapılıyoruz ve Nasıl Durdurabiliriz?‘de (Beacon Press, Ekim 2024) tartıştığım gibi, feminizm içinde her zaman farklı akımları barındırmıştır ve bunlardan bazıları ayrıcalıklı kadınların çıkarlarını daha az ayrıcalıklı olanların aleyhine geliştirmeye çalışır.

Trump son haftalarda “kadınların koruyucusu” olacağı mesajını birkaç kez tekrarladı. Bu pozisyon, kadınlara dönük küçümseyici tavırları bilinen ve cinsel saldırı faili olduğu iddia edilen birinden geldiği için ürkütücü bulundu haliyle. Ancak Trump ve destekçilerinin hangi kadınları, kimden koruyacakları konusunda pek az şey söylendi.

Trump’ın kadınları korumaya dönük vaatleri, beyaz olmayan erkeklere yönelik bir dizi örtük mesajın içine yerleştirilmişti. Trump’ın özel vaadi ise (muhtemelen beyaz) kadınların “sınırlarda” ve “kentlerin sokaklarında” kendilerini güvende hissetmelerini sağlamaktı.

Bu, Trump’ın tecavüz ve her türden cinsel saldırıyı Latin kökenli ve kağıtsız göçmenlerle tekrar tekrar ilişkilendirmeye çalıştığı daha uzun soluklu bir temanın parçası. Ve yine bu retorik, cinsel saldırı vakalarının tüm ırksal ve etnik gruplar arasında yaygın olmasına ve göçmen kadınlara yönelik cinsel saldırı suçlarının azımsanmayacak bir kısmının ABD Gümrük ve Sınır Koruma polisleri tarafından gerçekleştirildiği gerçeğinin gölgesinde devam etmektedir.

Bu noktada ilginç olan şu ki, beyaz olmayan erkekleri tecavüzle ilişkilendirme çabasının, “beyaz feminizm” içinde de hiç de kısa olmayan bir mazisi var. Öyle ki, 19. yüzyıl sonları, 20. yüzyıl başlarında “öteki” erkeklerin kadınlara yönelik muamelesinin Küresel Güney’deki ülkelerin sömürgeleştirilmesi için geçerli bir neden olduğu fikrini istikrarlı şekilde savunmuşlardı. Yakın zamana kadar da ABD’de yaşanan cinsel saldırı suçları karşısındaki hakim feminist tepki, toplumsal cinsiyete dayalı şiddete çözüm olarak ırkçı bir ceza adaleti sisteminin kapsamını genişletmeyi öneren “karseral feminizm”di.

Trump ve Vance’in beyaz feminizmden ödünç aldıkları, “koruma” retoriği bir başka alana daha uzanıyor: Kadın sporları. Vance kısa bir süre önce trans kadınların spordan dışlanmasının kız çocuklarının şiddet görmesini engelleyeceğini savunarak, transların, kadınların “güvenli alanları”nı ihlal ettiği yönündeki yanlış imajı devam ettirdi. Bu kavram ve açılımları, feminist çevrelerde ilk popülerliğini kazandığı 1970’leri aratmamacasına yakın zamanda yeniden hortladı. Beyaz olmayan feministler o dönemde “güvenli alanlar” fikrini yüksek sesle eleştiriyorlardı çünkü bu fikir kadın olmanın tek bir yolu olduğunu varsayıyordu – bu da genellikle beyazların tutturduğu yoldu.

Vance’in aile ve çocuk bakımı konusundaki son söylemi beyaz feminizmin bir başka yumuşak karnına dayanıyor. Geçmişte tutturulan “Çocuksuz kedili kadınlar” ve “menopoz sonrası kadının tüm amacı” türünden alaycı şakalar yerini anneleri “kültürel baskı” ve yargılamadan korumak ve onlara farklı “seçenekler” sunmak isteyen bir adama bırakmış gibi görünüyor.

Feministlerin çalışmak yerine evde kalan çocuklu kadınların düşmanı olduğu fikrinin kökleri 1990’lardaki “anne savaşlarına” dayanıyor. Dönemin muhafazakârları, feministleri anneliğe burun kıvırarak tepeden bakan bir kariyer kadını olarak göstererek feministlerin parasız çocuk bakımını güvence altına alma çabalarını itibarsızlaştırmayı bir ölçüde başardılar.

Bu dönemin mirası, feminizmin amacının bireysel olarak kadınların seçimlerine saygı duymak olduğu ve kadınların yargılanma korkusu olmadan hayatları hakkında karar verebilmeleri gerektiği yönündeki popüler feminist yaklaşımda varlığını sürdürmektedir. Ancak yargılamamaya odaklı bir feminizm yalnızca en ayrıcalıklı kadınlara seslenmeye devam edecektir, zira ev dışında çalışmama “tercihi” yalnızca hali vakti yerinde olanlar için geçerlidir. Çocuk bakımı, kürtaj ve cinsel taciz gibi bir dizi konuda kadınların asıl ihtiyaç duyduğu şey sahte bir seçenek illüzyonu değil, aynı zamanda maddi destektir.

Ayrıcalıklı kadınlara hitap eden bu stratejilerin Trump ve Vance’e seçim kazandırıp kazandırmayacağını zaman gösterecek. Ancak görünüşte feminist argümanların bu şekilde sahiplenilmesinden çıkarılacak dersler, başkanlık seçiminde yaşanacakların çok ötesine varacaktır. Feminizmin amaçları konusunda daha büyük bir ahlaki netlik sağlanmadığı sürece, ayrıcalıklı kadınların kendi çıkarlarını, “başka” kadınların ve toplumsal cinsiyet mücadelesine dahil edilebilecek geniş kitlelerin çıkarı gibi gösterilebilmesi devam edecektir.

Neyse ki feministler açısından bu netliğe ulaşmak, her şeye sıfırdan başlamak anlamına gelmek zorunda değil. Beyaz feminizm ve onun neoliberal ve “femonasyonal” feminizm gibi kardeş ideolojileri hiçbir zaman hâkim oyun kurucular olmadılar, her ne kadar feminizmin kadınların bireysel özgürlüğünü artırmaya yönelik bir hareket olarak anlaşılmasına neden oldularsa da…

Oysa feminizm bell hooks’un [Gloria Jean Watkins] 1984’te tanımladığı şekliyle, yani baskıya karşı bir hareket olarak anlaşılmalıdır. Bu baskı, bireysel olarak kadınların yapabileceklerine getirilen kısıtlamalarla bir ve aynı şey değildir; kadınları bir grup olarak aşağı çeken bir dizi sosyal yapıya ilişkindir. Ve ayrıcalıklıların çıkarlarına hizmet eden sahte feminizmlerin çoğalmasına karşı ancak feminizmin bu özünü geri kazanarak mücadele edebiliriz.


¹ 1972 yılında ABD’de kabul edilen bir federal yasa. Eğitimde cinsiyet temelli ayrımcılığı yasaklayarak kadın ve erkeklere eşit fırsatlar sağlanmasını amaçlar; özellikle spor, akademik programlar ve kampüs içi cinsel taciz konularında uygulanır. (ç.n.)

Çok Okunanlar

Exit mobile version