Görüş

Trump ve uydurma “uyuşturucuyla savaş” söylemi

Yayınlanma

Venezuela, Latin Amerika ve Karayipler’e yönelik yeni emperyalist tehdit

Karayipler üzerinde savaş gölgesi dolaşıyor. Donald Trump yönetimindeki ABD hükümetinin Venezuela kıyılarına savaş gemileri ve asker konuşlandırma tehdidi, tehlikeli ve kabul edilemez bir tırmanış anlamına geliyor. Uyuşturucu kaçakçılığıyla mücadele bahanesiyle sunulan bu hamle, egemen bir ülkenin ABD’nin dayatmalarına boyun eğmeyi reddetmesinden ötürü maruz kaldığı emperyalist saldırganlığın yeni bir perdesi. Durum, uluslararası diplomasi tarihinde eşi görülmemiş şekilde, Bolivarcı Venezuela Cumhuriyeti’nin anayasal Cumhurbaşkanı Nicolas Maduro Moros’un yakalanmasına yönelik 50 milyon dolarlık ödül ilanıyla daha da ağırlaşıyor. Venezuela güvenlik güçlerinin ülkede silah ve patlayıcılar bulması da Trump’ın macera peşindeki paralı askerleri cesaretlendiren mesajının, aşırılıkçı sağ çevrelerce fırsata dönüştürüldüğünü gösteriyor.

Uyuşturucu bahanesi ve Maduro’ya ödül

Washington’un askeri konuşlanmaya gerekçesi “uyuşturucu karşıtı operasyon.” Ancak bu anlatı gerçekle çelişiyor. Özellikle ABD’nin müttefiki olan komşu Kolombiya’da şiddet ve uyuşturucu trafiğinin uzun yıllardır süregelen bir sorun olduğu bilinirken, bugüne dek bu ölçekte hiçbir tedbir alınmamıştı. DEA’nın (ABD Uyuşturucuyla Mücadele Teşkilatı) Meksika, Peru, Bolivya ve bölgedeki diğer ülkelerdeki müdahaleleri de tarihe geçmiş durumda. Bu son girişimde asıl hedef, somut gelişmelerin de ortaya koyduğu gibi, Venezuela hükümetini içeriden istikrarsızlaştırmak ve Nicolas Maduro’yu devirmek.

Venezuela Devlet Başkan Yardımcısı ve Petrol Bakanı Delcy Rodríguez, “DEA Direktörü Terry Cole çok iyi biliyor ki DEA, dünyanın en büyük uyuşturucu karteli. Bunu destekleyen sayısız belge ve delil var. Kurumun kendi raporları, 2024 ve 2025 için hazırlanan Ulusal Uyuşturucu Tehdidi Değerlendirmesi, hiçbir yerde Venezuela’yı ABD’ye yönelik uyuşturucu trafiğinde kayda değer bir unsur olarak göstermiyor. Bu kaba tezgâh, Venezuela’ya saldırıyı meşrulaştırmak, ülkenin muazzam enerji kaynaklarını ele geçirmek ve Bolivarcı enternasyonalizmi baltalamak için kurgulanmış. Bütün dünya biliyor ki gerçek kartel kuzeyde. Venezuela toprak bütünlüğünü, egemenliğini ve halkının tarihsel onurunu kararlılıkla savunacak,” diye konuştu.

Maduro’nun yakalanması için ödülün 50 milyon dolara çıkarılması, uluslararası hukuka ve halkların egemenliğine yönelik bir hakaret. Bu, modern korsanlığın tipik bir örneği; yabancı müdahaleyi meşrulaştırma girişimi.

Öte yandan, Bolivarcı Venezuela’da güvenlik ve savunma güçleri terörist planları çökertti; İçişleri, Adalet ve Barış Bakanı Diosdado Cabello’nun aktardığına göre, ele geçirilen ağır silahlar ve patlayıcılar aşırı sağ çevrelerle bağlantılı çıktı. Bu bulgular, ödül ilanının aslında tetikçilere ve ülke içinde kaos yaratmayı amaçlayan ihanet eğilimli unsurlara mesaj verdiğini ortaya koyuyor.

Halkların dayanışması ve uluslararası destek

Bu gerçek tehdide karşı uluslararası dayanışma derhal ve güçlü oldu. Halkların Bolivarcı Amerika İçin İttifakı – Halkların Ticaret Anlaşması (ALBA-TCP) ülkeleri Olağanüstü Zirve’de oybirliğiyle bölgesel barışa yönelik tehditleri reddetti. Latin Amerika ve Karayip Devletleri Topluluğu (CELAC) da endişesini dile getirerek Venezuela’nın egemenliğine saygı çağrısı yaptı.

Güney Amerika’nın devi Brezilya, ABD’nin Venezuela’ya yönelik baskı işaretlerini yakından izlediğini açıkladı. Lula da Silva’nın üçüncü döneminde Caracas-Brasilia ilişkileri pek iyi olmasa da, Brezilya Devlet Başkanının uluslararası ilişkiler danışmanı Celso Amorim, Kongre’de yaptığı konuşmada, “Amerikan savaş gemilerinin Venezuela’ya doğru seferber edilmesini kaygıyla izliyoruz,” dedi.

Amorim ayrıca, “Başkanlık seçimleri yapıldığında kuşkularımız vardı ve tanımaktan kaçındık; ancak devletler arası ikili ilişkiyi sürdürdük. Venezuela ile iyi ilişkiler kurmak seçenek değil, coğrafyanın dayattığı bir zorunluluk,” ifadelerini kullandı. Brezilya ile Venezuela’nın 2 bin kilometreden uzun sınırı bulunduğunu hatırlatmak gerekir. Lula ile Trump arasında ise şu anda ABD’nin Brezilya ihracatına yüzde 50 gümrük vergisi koyması ve eski Trump müttefiki Bolsonaro’nun 8 Ocak 2022’deki darbe girişimi soruşturması kapsamında ev hapsinde olması nedeniyle gerginlik yaşanıyor.

Çin ve Rusya gibi küresel güçler de Venezuela’ya güçlü destek vererek, ABD’nin askeri tırmanışına karşı barışı ve çok taraflılığı savundu. Bu tutumlar, dünyanın tek kutuplu olmadığını ve halkların kaderlerini müdahalesiz belirleme hakkını savunan geniş bir çoğunluğun varlığını gösteriyor.

Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mao Ning, Pekin’in “uluslararası ilişkilerde güç kullanımını veya bunun tehdidini reddettiğini ve hangi bahaneyle olursa olsun Venezuela’nın iç işlerine dışarıdan müdahaleye karşı çıktığını” söyledi.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov da “Venezuela hükümetiyle dayanışma” içinde olduklarını dile getirdi ve Beyaz Saray’ın bölgeyi ciddi tehlikeye attığı bir dönemde “ikili stratejik ortaklıkları güçlendirmeyi sürdüreceklerini” belirtti. 2014’te Havana’da kabul edilen “Latin Amerika ve Karayipler’i Barış Bölgesi İlanı”na sadık kalan bölge ülkeleri, anlaşmazlıkların çözümünde diyalogu güç kullanmaya tercih etmişti.

Peki ya şimdi? Ulusal ve halkçı seferberlik

Cumhurbaşkanı Maduro, bu yeni emperyalist tehdide karşı yanıt olarak tüm Venezuelalıları ulusal egemenlik ve bağımsızlığı savunmaya çağırdı. Maduro, sadece güvenlik güçlerinin ya da ordunun değil, tüm halkın Bolivarcı milislere katılmasını istedi. Sivil gönüllülerden oluşan bu güçlere askeri eğitim verilecek, yaklaşan tehdide hazırlanılacak. Maduro, “Venezuela halkı! Bolivarcı Silahlı Kuvvetlerin (FANB) Başkomutanı olarak 23 Ağustos Cumartesi ve 24 Ağustos Pazar günü Bolívar Meydanı’nda ve mahallelerinizdeki askeri birliklerde Büyük Katılım Günü’ne çağırıyorum. Ulusal egemenlik ve barışın savunmasında ön safta yer almaya hazır olalım,” diye seslendi.

Bolivarcı hükümetin çağrısı geniş yankı buldu. Sosyal örgütler, siyasi partiler, Venezuela’da yasama, yürütme, yargı, yurttaş ve seçim olmak üzere beş erkten yetkililer ve 4,5 milyondan fazla üyesi bulunan Bolivarcı Milis sokaklara çıkarak emperyalist tehdidi reddetti ve Maduro hükümetine destek verdi.

Egemenliğin, barışın ve Bolivarcı Devrim’in savunusunu yeniden teyit eden bu halkçı seferberlik, Venezuela halkının vatanı savunma kararlılığının en içten ifadesi oldu. Harekete geçen Bolivarcı Milis, devrimci sürecin sivil-asker-polis karakterini güçlendiren bir halk gücü olarak sahneye çıktı.

Hiçbir şüpheye yer yok. ABD’nin askeri manevrası Venezuela’ya, Latin Amerika’ya ve Karayipler’e yönelik yeni bir emperyalist tehdit. Uyuşturucuyla mücadeleyle en ufak ilgisi bulunmuyor.

Ben bir Venezuelalı kadın olarak, dünya halklarının ve ALBA-TCP, CELAC ülkelerinin, Çin ve Rusya hükümetlerinin barıştan yana tutumlarını, uluslararası hukuka saygıyı, müdahalesizliği ve Venezuela devletinin ve halkının egemenliğini savunmalarını kardeşlik ve dayanışma göstergesi olarak görüyorum. Hiçbir gerekçe, Venezuela’ya ya da başka egemen bir ülkeye yönelik askeri saldırı tehdidini meşru kılamaz. Latin Amerika ve Karayipler bir barış bölgesi; tüm tehditlere rağmen Venezuela egemen, özgür, bağımsız, Chavezci ve Bolivarcı kalacak. Bu yüzden Venezuela halkı ülkesini gerçekten Bolivarcı ve Chavezci bir ulus olarak savunacak.

Çok Okunanlar

Exit mobile version