Dünya Basını
Volonté: Batı’daki liderlik krizi kişilik yapılarındaki dengesizlikten kaynaklanıyor
İsviçreli hukukçu ve davranış analisti Marianne Volonté, Neutrality Studies kanalına verdiği mülakatta, Avrupa ve ABD liderliğindeki krizin temelinde psikolojik faktörlerin ve kişilik tiplerindeki dengesizliğin yattığını belirtti. Siyasetin zirvesindeki isimlerin genellikle “Başarı Odaklı” (Achiever) profilden oluştuğunu ve bu kişilerin özeleştiri yeteneğinden yoksun olduğunu vurgulayan Volonté, kurumsal yapılarda farklı kişilik arketiplerinin dengeli dağılımının önemine işaret etti.
Doç. Dr. Pascal Lottaz’ın sunduğu Neutrality Studies programına konuk olan İsviçreli hukukçu ve davranış analisti Marianne Volonté, Batı dünyasında gözlemlenen liderlik zafiyetini ve karar alma süreçlerindeki aksaklıkları davranış bilimleri perspektifiyle değerlendirdi.
Volonté, özellikle Avrupa Birliği (AB) ve üye ülke liderlerinin Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile olan ilişkilerinde sergiledikleri itaatkâr tutumun ve kendi ekonomilerine zarar veren kararların arkasında, liderlerin “kendilerini yönetememe” sorununun yattığını kaydetti.
Lottaz’ın, Avrupalı liderlerin ABD karşısındaki tutumunu ve bu durumun Almanya, Fransa ve İtalya gibi ülkelerdeki yansımalarını sorması üzerine Volonté, sorunun sadece dışsal faktörlerle açıklanamayacağını belirtti.
Mevcut liderlik boşluğunun dramatik boyutlara ulaştığını ifade eden Volonté, “Dünyada her zaman bir liderlik eksikliğinden söz edilebilir ancak şu anki durumun bu denli vahim olmasının nedeni, bazı aktörlerin alışılageldik siyasi davranış kalıplarının dışına çıkmasıdır” değerlendirmesinde bulundu.
Liderlik zafiyetinin temel nedenine ilişkin tespitlerini paylaşan Volonté, “Liderlik eksikliğinin asıl sebebi, bizim kendimizi yönetemiyor oluşumuzdur. Kendi kendimizin lideri değiliz” diye konuştu.
“Hedef odaklı, sağına soluna bakmadan ilerleyen insanlara ihtiyacımız var”
Mülakatta, siyasi ve kurumsal hiyerarşinin zirvesine tırmanan kişilerin karakteristik özellikleri detaylıca ele alındı.
Volonté, liderlik pozisyonlarında genellikle “Başarı Odaklı” (Achiever) olarak tanımladığı kişilik tipinin baskın olduğunu ifade etti.
Bu profilin, hedefe ulaşmak için yan faktörleri göz ardı edebilen, rekabetçi ve hırslı bir yapıya sahip olduğunu belirten Volonté, toplumun genelinde bu kişilere yönelik yanlış bir “narsisizm” veya “patolojik bozukluk” teşhisi konulduğunu, oysa bunun doğuştan gelen bir mizaç özelliği olduğunu vurguladı.
Volonté, bu kişilik tipinin karar alma süreçlerindeki etkisini şu sözlerle açıkladı:
“Bu kişilere ‘Başarı Odaklılar’ diyoruz çünkü doğuştan gelen bir dürtüyle hedeflerine ulaşmak, mükemmel olmak ve kariyer basamaklarını tırmanmak istiyorlar. Endüstrinin ve ekonominin zirvesinde onlar var. Klasik psikoloji onları narsist ya da ruhsal bozukluğu olan kişiler olarak etiketlese de bu onların doğasıdır. Hedef odaklı, sağına soluna bakmadan ilerleyen insanlara ihtiyacımız var. Ancak sorun şu ki, onlara ‘dur’ diyecek, ‘bu doğru yol değil’ uyarısını yapacak diğer kişilik tipleri nerede?”
Söz konusu liderlerin, kendi doğrularına sarsılmaz bir inançla bağlı olduklarını belirten Volonté, “Onlar kibirli oldukları için değil, düşündüklerinin gerçekten doğru olduğuna inandıkları için böyle davranıyorlar. Sadece kendileri için değil, herkes için en doğrusunu yaptıklarına samimiyetle inanıyorlar” ifadelerini kullandı.
Kendi geliştirdiği ve parmak izi desenlerine dayandırdığı “MyMarq” metodolojisi hakkında bilgi veren Volonté, toplumda beş temel kişilik arketipi bulunduğunu belirtti.
Bunları “Memnun Edici” (Pleaser), “Başarı Odaklı” (Achiever), “Arabulucu” (Mediator), “Hevesli” (Enthusiast) ve “Savunucu” (Defender) olarak sıralayan Volonté, sağlıklı bir yönetim yapısı için bu tiplerin bir arada çalışması gerektiğini savundu.
Mevcut siyasi konjonktürde “Arabulucu” ve “Memnun Edici” tiplerin geri planda kaldığını belirten Volonté, bu dengesizliğin sonuçlarını şu sözlerle anlattı:
“Memnun Ediciler barış ister, çatışmadan kaçınırlar. Bu yüzden öne çıkıp itiraz edenler onlar olmaz, Başarı Odaklılardan çekinirler. Arabulucular ise analiz etmeden, sonuçları üzerine düşünmeden konuşmaz ve harekete geçmezler. Oysa Başarı Odaklılar, herhangi bir analizden önce harekete geçerler. Savunucular ise sadıktır, dürüsttür ve kendilerine kötü davranılsa bile lideri terk etmezler.”
“Ekonomik olarak iflas etmiş durumdayız”
Lottaz’ın, kişilik yapılarının ülkelerin işleyişine ve algı yönetimine etkisi üzerine yönelttiği soruyu yanıtlayan Volonté, Batı dünyasındaki “üstünlük” algısının ve “diğerlerine nasıl yaşaması gerektiğini öğretme” arzusunun bir cehalet göstergesi olduğunu savundu.
Avrupa’nın ekonomik durumu ile dış politika tercihleri arasındaki tezatlığa dikkat çeken Volonté, kaynak dağılımındaki mantıksızlığı eleştirdi.
Volonté, Avrupa’daki mevcut durumu şu ifadelerle değerlendirdi:
“Ekonomik olarak iflas etmiş durumdayız. Okullara, sağlığa, sanayiye yatırım yapacak paramız yok ama savaş yapacak paramız var. Bunun mantığı nedir? Bu durum, liderlerin ve toplumların özgüven eksikliğinden kaynaklanıyor. Eğer kendimize güvenseydik, başkalarının farklılıklarına saygı duyardık. Başkalarına nasıl yaşamaları gerektiğini öğretmeye çalışmak, onların ne kadar değerli olduğunu ve onlardan neler öğrenebileceğimizi göremeyen bir cehaletin ürünüdür.”
İsviçre’nin tarafsızlık politikasının kökenlerine değinen Volonté, bu durumun sadece stratejik bir tercih değil, demografik yapının dayattığı bir zorunluluk olduğunu ifade etti.
İsviçre’nin hegemonik fantezilere kapılmayacak kadar küçük olduğunu ve üç farklı kültürü bünyesinde barındırdığını hatırlatan Volonté, bu çeşitliliğin uzlaşı kültürünü zorunlu kıldığını belirtti.
Volonté, İsviçre örneği üzerinden şu tespitte bulundu:
“Bizi birbirimizi anlamaya, dinlemeye mecbur bırakan bir yapıdaydık. Başkalarının zihniyetine girmeye ve çeşitliliğe saygı duymaya zorlandık. İnsanlar kapsayıcılıktan bahsediyor ancak bunu yapmaya kesinlikle hazır değiller çünkü önyargılarımız ve sosyal inançlarımız var. Devletler arasındaki çeşitliliği kabul etmeye hazır mıyım? Tarafsızlığın temeli budur.”
“Tek adam şovu olmamalı”
Google ve Harvard tarafından yapılan araştırmalara atıfta bulunan Volonté, en başarılı ekiplerin farklı kişilik tiplerini barındıran gruplar olduğunu, ancak mevcut siyasi sistemde gücü elinde bulunduranların çeşitliliği reddettiğini vurguladı.
Liderlerin genellikle “Ben ne istediğimi biliyorum, rakamlar ortada, gerisiyle ilgilenmiyorum” yaklaşımıyla hareket ettiğini belirten Volonté, bu tutumun kurumsal körlüğe yol açtığını savundu.
Volonté, çözüm önerisi olarak yönetim kademelerinde çeşitliliğin sağlanması ve liderlerin yetkilerinin sınırlandırılması gerektiğini öne sürdü.
İsviçre Federal Konseyi’ni örnek gösteren Volonté, “İsviçre’de yedi kişilik bir yürütme konseyi var. Tek adam şovu yok. Bu yapı, hükümeti kurumsal olarak konuşmaya ve birbirini dinlemeye zorluyor” değerlendirmesinde bulundu.
“Sadece liderleri suçlamak yeterli değil”
Mülakatın sonuç bölümünde, mevcut kurumların (BM, AB) reforme edilmesi ve güvenlik mimarisinin yeniden tesisi için atılması gereken adımlar ele alındı.
Volonté, en somut politika önerisinin “zorunlu özeleştiri” mekanizmalarının kurulması olduğunu belirtti.
Demokrasilerde vatandaşların ve alt kademelerin de sorumluluk alması gerektiğini vurgulayan Volonté, sözlerini şöyle tamamladı:
“Sadece liderleri suçlamak yeterli değil. Neden ayağa kalkıp fikrimizi söylemiyoruz? Demokrasi budur. Ancak eğitim sistemi ve aile yapısı bize ‘Ne istediğini bilmelisin, bilmiyorsan başarısızsın’ mesajını veriyor. Oysa hepimiz farklıyız. Liderlerin hatalarını düzeltmelerine yardımcı olmak için sesimizi yükseltmeliyiz. Kurduğumuz kurumlarda özeleştiriyi zorunlu hale getirmeli ve gerçekliği arabulucuların yardımıyla analiz etmeliyiz.”