Dünya Basını

Yanis Varoufakis: Batı’nın endüstriyel temelleri bizzat kendi elitleri tarafından tasfiye edildi

Yayınlanma

Yunanistan’ın eski Maliye Bakanı Yanis Varoufakis, Norveçli siyaset bilimci Glenn Diesen ile gerçekleştirdiği mülakatta, Ortadoğu’daki genişleyen çatışma halkasını ve küresel güç dengelerindeki tektonik kaymaları ele aldı. Varoufakis, Batı’nın sanayi kapasitesini Çin ve Güneydoğu Asya’ya devrederek stratejik bir intihara giriştiğini vurguladı.

Norveçli siyaset bilimci Glenn Diesen, mülakatın açılışında İran ile yaşanan savaşın “asimetrik savaş” niteliğine dikkat çekerek, ABD’nin savaşa “tırmandırma hakimiyeti” (escalation dominance) varsayımıyla, büyük bir özgüvenle girdiğini belirtti.

Diesen, İran’ın bu tehdidi varoluşsal gördüğünü ve yenilgiden kaçınmak için küresel ekonomiyi durdurmaya hazır göründüğünü ifade ederek, “Herkes her şeyini ortaya koymuş durumda ve kimse için uygun bir çıkış yolu görünmüyor” dedi.

Yunanistan eski Maliye Bakanı ve DiEM25 kurucusu Profesör Yanis Varoufakis, bu durumun yeni olmadığını hatırlatarak şu değerlendirmede bulundu:

“ABD, geçmişte de muazzam bir özgüvenle girdiği asimetrik savaşlardan yıllar sonra kanatları kırılmış şekilde ayrıldı. Afganistan’ı işgal ettiler; yenilmeleri 20 yıl sürdü ve en başta yok etmeye niyetlendikleri Taliban’ı eskisinden daha güçlü bırakarak ayrıldılar. Irak’ta George W. Bush bir uçak gemisinde zafer ilan etti ama ardından gelen yıpranma savaşı ABD’nin yenilgisiyle sonuçlandı. İran rejiminin ise buna uzun süredir hazırlandığını görüyoruz. Bir hafta içinde gördük ki ABD hükümetinin acı eşiği, İran rejiminkinden çok daha düşük.”

“Batı’nın endüstriyel temelleri bizzat yönetici sınıflar tarafından ihraç edildi”

Savaşın ekonomi politiğine değinen Diesen, Ukrayna ve İran örneklerinin “sanayi gücünün” önemini yeniden ortaya koyduğunu, artık uluslararası tedarik zincirlerine körü körüne güvenilemeyeceğini belirtti.

Varoufakis, bu durumu neoliberalizmin ve finansallaşmanın yarattığı bir yıkım olarak nitelendirdi:

“Vietnam Savaşı’ndan sonraki finansallaşma ve neoliberalizm dönemi, Batı’nın endüstriyel temellerinin bizzat Batılı elitler ve yönetici sınıflar tarafından terk edildiği bir dönemdi. Bu kapasiteyi dışarıya ihraç ettiler; önce finans sektörüne, şimdi de büyük teknoloji (Big Tech) sektörüne yaslandılar. Endüstri olmadan ayakta kalabileceklerini sandılar. Birleşik Krallık’ta Margaret Thatcher, işçi sendikalarını ezmek ve işçi sınıfına karşı yürüttüğü o çirkin sınıf savaşını kazanmak için sanayisizleşme sürecinin yolunu açan ilk isimdi. Şimdi ise bu kararların bedeli ödeniyor.”

“Netanyahu, ABD’yi bitmeyen bir savaşa sürükleme konusunda kusursuz bir yeteneğe sahip”

Varoufakis, Donald Trump’ın İran konusundaki stratejik hatasına şaşırdığını belirterek, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun rolüne dikkat çekti.

Trump’ın ilk döneminde (Trump 1.0) Tel Aviv’den gelen İran savaşı baskısına başarıyla direndiğini hatırlatan Varoufakis, mevcut durumu şu sözlerle analiz etti:

“Netanyahu, ABD hükümetini bitmeyen, kalıcı bir savaşa sürükleme konusunda kusursuz bir yeteneğe sahip olduğunu bir kez daha kanıtladı. İsrail’in stratejisi, İsraillilerin zihninde kalıcı bir güvensizlik yaratarak bölgede sürekli yeni savaşlar peşinde koşmaktır. Tüm bu gürültü tek bir nedene hizmet ediyor: Netanyahu’nun asıl önemsediği konu olan Batı Şeria’nın ilhakı ve Filistin’de hiçbir Filistinli hayatı kalmayana kadar sürecek olan kalıcı etnik temizlik. Bu plan, Gazze’nin önce bir toplama kampına, şimdi de bir soykırım alanına dönüştürülmesiyle el ele yürüyor.”

“Beyaz ırkçı erkeklerin, kahverengi kadınları bombalayarak özgürleştireceği fikri saçmalıktır”

Diesen’in, ABD yönetiminin “kadınları özgürleştirme” retoriğini hatırlatması üzerine Varoufakis, sert bir eleştiri getirdi:

“İranlı kadınların, F-35’lerden atılan bombalara ihtiyacı yok. Unutmayalım ki bu bombalar; Washington’daki kadın düşmanı, misantropik ve ırkçı bir yönetim ya da Tel Aviv’deki soykırımcı üstünlükçüler tarafından üzerlerine bırakılıyor. Bir sömürgeci düşünürün ifade ettiği gibi; beyaz ırkçı erkeklerin, kahverengi kadınları; onların çocuklarını ve erkeklerini bombalayarak ‘kahverengi erkeklerden’ özgürleştireceği fikri tam bir saçmalıktır. İran halkı, öncelikle mevcut rejim ile Irak, Libya ve Suriye’nin toplamından daha kötü bir kader arasında bırakılmaktan kurtarılmalıdır. Çünkü Netanyahu’nun İran için istediği şey tam olarak budur: İran’ı Libya gibi başarısız bir devlete dönüştürmek.”

“Trump, Netanyahu’nun elindeki bir koz yüzünden bu tuzağa düşmüş olabilir”

Trump’ın neden böyle bir maceraya atıldığı sorusuna Varoufakis, rasyonel bir açıklama bulamadığını belirterek tartışmalı bir tespitte bulundu:

“Trump 1.0 bu baskılara direnmişti. Trump 2.0’ın neden bu tuzağa düştüğünün tek rasyonel açıklaması, Netanyahu’nun onun üzerinde bir kozu olmasıdır. İsrail, Trump’ın ilk döneminde sahip olmadığı bir kontrol gücüne sahip görünüyor. Yoksa İran’a karşı bitmek bilmeyen bir bombardıman kampanyası yürütürken Hürmüz Boğazı’nın açık kalacağını düşünmek için hiçbir mantıklı sebep olamaz. Trump, Kasım ayındaki Kongre seçimleri öncesinde saplandığı bu bataklıktan korkuyor olabilir.”

“Suudi Arabistan’da kadınlar daha fazla baskı görüyor ama oraya bomba atılmıyor”

İran rejiminin şeytanlaştırılması konusuna da değinen Varoufakis, Batı’nın ikiyüzlülüğünü şu örnekle özetledi:

“Ben bir teokrasi karşıtı, bir feminist ve kendi deyimimle ‘özgürlükçü bir Marksist’ olarak konuşuyorum. Suudi Arabistan ile İran’ı kıyaslayın. Hangi ülkede kadınlar daha çok eziliyor? Bence Suudi Arabistan’da. Ama kimse Suudi Arabistan’ın güneyini yerle bir etmeyi düşünmüyor. Aksine, Bay Trump ve oğulları orada tıkır tıkır iş yapıyorlar. Dolayısıyla bu özgürlük masallarını bir kenara bırakalım.”

Varoufakis, İran’daki 1979 devriminin başlangıçta sadece İslami olmadığını; ilericiler, sosyalistler ve komünistlerin de bu hareketin içinde yer aldığını ancak İslamcıların kontrolü ele geçirdikten sonra ilk iş olarak solu katlettiğini hatırlattı.

“Savaş artık tekno-feodal bir katliam alanına dönüştü”

Dron teknolojisinin savaşın ekonomi politiğini kökten değiştirdiğini vurgulayan Varoufakis, geleceğin “insansız” ve “kalıcı” savaşlarına dair karanlık bir tablo çizdi:

“5 bin dolarlık bir dronun, 1,6 milyon dolarlık bir Patriot füzesiyle düşürüldüğü bir sistemde, ekonomi politiği Trump’ın projelerinin aleyhine işliyor. Artık yapay zeka tarafından yönetilen otonom dronların kazandığı bir sürece giriyoruz. İnsanın zincirden çıkarıldığı, saniyenin milyonda birinde kimin öleceğine makinelerin karar verdiği bir tekno-feodal savaş alanındayız. Bu, insanlık için ciddi bir tehdit. Savaşın varsayılan durum, barışın ise bir sistem hatası olduğu kalıcı bir savaş rejimine doğru sürükleniyoruz.”

Varoufakis, Palantir, Google ve Amazon gibi dev teknoloji şirketlerinin Gazze’deki savaş modellerini test ederek bunları dünya çapındaki ordulara, hatta sivil sağlık sistemlerine pazarladığını belirtti.

“Kendi mahallemizin çetesini durdurmak zorundayız”

Mülakatın sonunda kişisel bir not düşen Varoufakis, Batılı bir solcu olarak hissettiği sorumluluğu şöyle ifade etti:

“1999’da Yugoslavya’nın bombalanmasına karşı çıktım, 2003’te Saddam’a karşı olmama rağmen Irak işgaline direndim, 2011’de Libya’nın bir bataklığa çevrilmesine itiraz ettim. Şimdi de İran rejimine muhalif olmama rağmen, ABD ve İsrail’in İran’ı yerle bir etme planını kınamak zorundayım. Mahallemizi yöneten çete, uzaklardaki ve yine onaylamadığım başka bir çeteye saldırdığında tarafsız kalamam. Ama bir tarafı da seçmem. Batı’daki öncelikli görevimiz, kendi çetemizi durdurmaktır. Çünkü bu bombaları bizim vergilerimiz finanse ediyor, bizim sessizliğimiz onlara onay veriyor. İran üzerine bomba yağdıran hükümetlerimizi durdurmak şu anki bir numaralı önceliğimizdir.”

Diesen, Varoufakis’e katılarak, insan haklarının büyük güç siyaseti için bir araç olarak kullanılmasının demokrasiyi “çirkin bir kelimeye” dönüştürdüğünü belirtti ve “Hükümetlerin insan haklarından bahsettiğini duyduğunuzda, uçaklara bombaların yüklendiğini de duyabiliyorsunuz” diyerek mülakatı sonlandırdı.

Çok Okunanlar

Exit mobile version