Diplomasi

Yaptırımlar neden işe yaramıyor? Prof. Fernández-Villaverde anlattı

Yayınlanma

Pennsylvania Üniversitesi Ekonomi Profesörü Jesús Fernández-Villaverde, Jackson Hole Ekonomi Sempozyumu’nda yaptığı sunumda ticaret ve finans yaptırımlarının hedeflerine ulaşamadığını belirtti. Fernández-Villaverde, petrol taşımacılığındaki gölge filolar ve alternatif finans kanalları üzerinden yaptırımların etrafından nasıl dolaşıldığını verilerle ortaya koydu.

Pennsylvania Üniversitesi Howard Marks Başkanlık Ekonomi Profesörü ve Amerikan Girişimcilik Enstitüsü Kıdemli Uzmanı Jesús Fernández-Villaverde, Jackson Hole Ekonomi Sempozyumu kapsamında gerçekleştirdiği sunumda, ekonomik tarihin ve ampirik bulguların ticari ile mali yaptırımların nadiren başarılı olduğunu gösterdiğini açıkladı.

Yaptırımların arkasındaki teorik zayıflıklara ve sahadaki veriye dayalı kanıtlara odaklanan Fernández-Villaverde, otoriter rejimlerin kendi tebaalarının refahını önemsemediğini, kısıtlamaların yarattığı kıtlık rantının doğrudan otokratların kontrol mekanizmalarını güçlendirdiğini ve uygulama ne kadar sıkı olursa olsun yaptırımların etrafından dolaşacak sayısız yöntemin hızla devreye girdiğini dile getirdi.

Fernández-Villaverde, modern ekonomik sistemlerin ağ yapısı üzerine kurulu olduğunu, bu ağlardan bir hat kesildiğinde sistemin çok düşük maliyetlerle yeni rotalar bulduğunu vurgulayarak konuşmasında şu temel soruyu yöneltti:

“Asıl soru şudur: Devletler, vadettiklerini yerine getiremediği halde neden bu yaptırımları kullanmaya devam ediyor?”

“Yaptırımlar en çok ihtiyaç duyduğumuz yerde en kötü sonucu veriyor”

Tarihsel perspektiften bakıldığında ticaretin bir silah olarak kullanılmasının antik dönemlere kadar uzandığını hatırlatan Fernández-Villaverde, Milattan Önce 432 yılında Atina’nın Megara’yı kendi imparatorluk limanlarından ve pazarlarından dışladığını belirtti.

Yaptırımların barış zamanı devlet yönetiminin kalıcı ve kurumsal bir aracına dönüşmesinin ise 1919 yılında Milletler Cemiyeti Sözleşmesi’nin 16. Maddesi ile gerçekleştiğini ifade eden iktisatçı, Nicholas Mulder’ın 2022 tarihli “Ekonomik Silah” adlı çalışmasına işaret etti.

Fernández-Villaverde, yaptırımların tarihsel başarı oranlarına ilişkin şu değerlendirmede bulundu:

“Ekonomik tarih, ticari ve finansal yaptırımların nadiren işe yaradığını gösteriyor. İyimser sınıflandırmalar yaptırımların başarı oranını yaklaşık üçte bir olarak hesaplarken, şüpheci yaklaşımlar bu oranın yirmide bire kadar gerilediğini ortaya koyuyor. Üstelik yaptırımlar, kendilerine en çok ihtiyaç duyduğumuz yerde, yani kökleşmiş otokrasilere karşı uygulandığında en kötü sonucu veriyor.”

“Otoriter yönetimlerin” yaptırımların getirdiği ekonomik maliyetleri doğrudan üstlenmediğini belirten Fernández-Villaverde, “Otokratlar bedel ödemez. Mal kıtlığı ve ekonomik darlık doğrudan halkın üzerine yıkılır. İktidardaki koalisyon ise ekonomik olarak tatmin edilebilecek ve satın alınabilecek kadar dar bir kadrodan oluşur. Daha da kötüsü, yaptırımların yarattığı kıtlık yeni rant alanları doğurur ve bu rantı kimin toplayacağına bizzat rejim karar verir. Şirketler ise yeni aracılar, yeni rotalar ve yeni bayraklar bularak kısıtlamaların etrafından dolaşmanın yollarını üretir” dedi.

“Modern ekonomiler ağlardan oluşur; bir bağı keserseniz ağ yeni bir rota çizer”

Batılı hükümetlerin petrol gelirlerini kesmek amacıyla İran, Suriye, Venezuela ve Rusya’ya kapsamlı petrol yaptırımları uyguladığını hatırlatan Fernández-Villaverde, bu kısıtlamaların kayıtlara geçen arzı kağıt üzerinde düşürdüğünü, ancak gerçekte ticareti suyun altına, yani kayıt dışı alana ittiğini açıkladı.

Deniz taşımacılığında gemilerin tespitten kaçınmak amacıyla Otomatik Tanımlama Sistemi alıcı-vericilerini kapatması ve çeşitli aldatıcı manevralara başvurmasıyla gölge taşımacılığın devasa boyutlara ulaştığını ifade etti.

Yiliang Li, Le Xu ve Francesco Zanetti ile birlikte hazırladıkları Ulusal Ekonomik Araştırma Bürosu çalışma metnine dayanan araştırmanın detaylarını paylaşan Fernández-Villaverde, küresel ham petrol tanker filosunun neredeyse tamamını oluşturan 2 bin 150’den fazla tankerin Otomatik Tanımlama Sistemi verilerini incelediklerini belirtti.

Ocak 2017 ile Aralık 2023 dönemini kapsayan ve iki saniyede bir güncellenen 330 milyon civarındaki gözlem verisini gemi yaşı, bayrak durumu ve atıl sefer oranları gibi üst verilerle birleştirdiklerini, bu devasa veri kümesini sınıflandırmak için makine öğrenmesi algoritmalarından yararlandıklarını duyurdu.

Gölge gemileri tespit etmek amacıyla sefer ve gemi düzeyindeki kanıtları bir araya getirdiklerini belirten Fernández-Villaverde, ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Mayıs 2020’de yayımladığı aldatıcı uygulamalar listesini esas aldıklarını kaydetti.

Bu uygulamaların Otomatik Tanımlama Sistemi sinyal kesintisi sırasında şüpheli bir limanın ziyaret edilmesi, yüksek riskli bölgelerde sinyal kesintisi esnasında gemiden gemiye yük transferi yapılması ve kinematik seyir anomalilerinden oluştuğunu anlatan ekonomist, geliştirdikleri modelin uydu denetimleri, Lloyd’s List İstihbaratı ve ABD’nin 30 Temmuz 2025 tarihli yaptırım listeleriyle doğrulandığını, ABD listesindeki 14 tankerin 12’sinde tam uyum sağlandığını bildirdi.

“Gölge filonun payı düşse de yaptırımların arz kesintisini telafi etti”

Araştırma sonuçlarına göre 2017 ile 2023 yılları arasında ortalama bir yılda 555 gölge ham petrol tankerinin faaliyet gösterdiğini vurgulayan Fernández-Villaverde, bu sayının küresel ham petrol tanker filosunun dörtte birine denk geldiğini açıkladı.

Gölge filonun büyüklüğünün jeopolitik ve ekonomik gelişmelere göre dalgalandığını, toplam filo içindeki payının ise 2017’deki yüzde 29,7 seviyesinden 2018’de yüzde 28,1’e, 2019’da yüzde 26,4’e, 2020’de yüzde 25,2’ye, 2021’de yüzde 24,6’ya, 2022’de yüzde 23,3’e gerilediğini ve 2023’te yüzde 23,7 düzeyinde gerçekleştiğini aktardı.

Fernández-Villaverde, gölge deniz taşımacılığının yaptırım kaynaklı resmi arz kesintilerini nasıl ikame ettiğini şu sözlerle anlattı:

“Kayıtlı küresel deniz yolu petrol ihracatı dalgalanırken, yeni petrol yaptırımlarının yoğunlaştığı dönemlerde gölge gemilerle yapılan taşımacılık İran, Suriye, Venezuela ve son olarak Rusya’dan yapılan petrol ihracatını kesintisiz şekilde sürdürdü. Gölge taşımacılık, yaptırımların yaratmayı hedeflediği arz kısıntısını doğrudan dengeledi.”

Fernández-Villaverde’nin paylaştığı akış verilerine göre, gölge yöntemlerle taşınan petrolün en büyük alıcıları arasında Çin açık ara ilk sırada yer alırken; Birleşik Arap Emirlikleri, Hindistan, Mısır, Malezya, Japonya, Türkiye, Güney Kore ve Hollanda diğer önde gelen ithalatçılar arasında sıralandı.

“Finansal yaptırımlar işlemleri nadiren durdurur, yalnızca işlem maliyetini artırır”

Finansal yaptırımların ilk bakışta daha etkili bir araç gibi göründüğünü, çünkü küresel dolar sisteminin gerçek bir darboğaz oluşturduğunu ve muhabir bankacılık ağının çok az sayıda merkez üzerinden çalıştığını ifade eden Fernández-Villaverde, petrolde belgelenen kaçınma dinamiklerinin finans alanında da birebir geçerli olduğunu vurguladı.

Finansal kısıtlamaların etkilerini dört temel mekanizmayla özetleyen iktisatçı, şu tespitleri paylaştı:

“İlk olarak yük dağılımı meselesi karşımıza çıkıyor; ödemelerin engellenmesi sıradan haneleri vururken, elitler avukatlar tutuyor ve aracılık hizmetleri satın alıyor. İkinci olarak bayrak değiştirmenin finansal karşılığı olan paravan şirketler, emanetçi sahipler ile Dubai, İstanbul ve Almatı’daki bankalar devreye giriyor. Üçüncü olarak ağ yapısı çalışıyor; ödemeler Çin’in Sınır Ötesi Bankalararası Ödeme Sistemi, Rusya’nın Finansal Mesajlaşma Sistemi, uzatılmış muhabir bankacılık zincirleri ve sabit getirili kripto varlıklar üzerinden yeniden yönlendiriliyor. Dördüncü olarak tespit mekanizması tıpkı gemi takip sistemlerinde olduğu gibi beyana dayanıyor. Yaptırımı aşmak isteyen aktörler şeffaf sistem içinde yalan söylemek yerine doğrudan sistemin dışına çıkmayı tercih ediyor.”

Gölge filo deneyiminin finansal yaptırımlar için önemli dersler içerdiğini belirten Fernández-Villaverde, “Yaptırımlar finansal ve ticari işlemleri bir vergi gibi maliyetlendirir, ancak onları nadiren tamamen durdurur. Kaçınma teknolojisi olgunlaştıkça Rus ham petrolüne uygulanan iskonto daraldı. Yaptırımların etrafından dolaşmak sabit maliyetleri olan kurumsal bir sektördür. Bu kapasiteyi bir kez inşa ettiğinizde, bir sonraki hedefe de hizmet eder. Nitekim İran’ın hayalet filosu bugün Rus petrolünü taşıyor. Aynı durumun finansal izdüşümü de şimdiden görünür hale geldi. Bir rejim için inşa edilen paravan yapılar ve kripto para hatları, bir sonraki rejim tarafından çok daha düşük maliyetlerle yeniden kullanılıyor” dedi.

Yaptırım uygulayıcılarının kendi etki alanlarını aşındırdığına dikkat çeken Fernández-Villaverde, konuşmasını şu sözlerle tamamladı:

“Yaptırımların icra mekanizmaları kendi tabanını tüketiyor. Doların bir silah olarak her kullanımı, küresel sistemde altın alımlarını, rezerv çeşitlendirmesini ve dolar dışı takas mekanizmalarını teşvik ediyor. Varlık stoklarını dondurmak tek seferlik bir etki yaratabilir, ancak finansal ve ticari akışları polisiyesi tedbirlerle kontrol etmeye çalışmak her zaman sızıntı verir.”

Çok Okunanlar

Exit mobile version