Dünya Basını

Zaharova yazdı: YZenisömürgecilik

Yayınlanma

Aşağıda Rusya Dışişleri sözcüsü Zaharova’nın 17 Temmuz’da Rusya’nın resmi hükümet organı Rossiyskaya Gazeta’da yayınlanan uzunca makalesini bulacaksınız. Makale, yapay zekâ meselesine iki açıdan bakıyor: 1) “kolektif batının” egemenliği, yani yenisömürgeciliğin yeni bir biçimi olarak; 2) bu kapsamda kaynakların ele geçirilmesine yönelik yeni bir küresel mücadelenin (veya yeniden paylaşım mücadelesinin) alanı olarak. Her ikisi de son derece önemli noktalar; dahası rutinle, yani böyle meselelerde ezberden başka bir şey bilmeyen başka yerlerdeki başka devletlerin başka üst düzey yetkilileriyle karşılaştırıldığında Zaharova’nın sözleri, alışılmadık ölçüde derin bir kavrayışı, dilerseniz teorik bir sezgiyi yansıtıyor. Zaharova’nın kullandığı kavramlar kuşkusuz Rusya yönetiminin resmi bakış açısına uygun; başka deyişle bu kavramların, bu konu üzerine tefekkür eden başkalarının kavramlarıyla örtüşmemesi gayet normal. Ancak bu durum görüşlerin önemini azaltmıyor, tersine pekiştiriyor. Gene de, son paragrafa kadar nesnel ve diyalektik bir tarzda sunulan meselenin bu son paragrafta doğrudan doğruya diplomasiyle ilişkilendirilmesi bir tür mesleki yabancılaşmaya yorulmalı.

Özgün başlık “Neokoloniializm”. “ii” burada “yapay zekâ” tamlamasının Rusça kısaltmasına gönderme. Ben de başlığı buna yakın bir şekilde “yzenisömürgecilik” diye Türkçeleştirmeyi tercih ettim.

Rusya Dışişleri resmi sözcüsü Mariya Zaharova, Rossiyskaya Gazeta

Düzenli ve periyodik yapılan bir toplantının temmuz başındaki konusu sıradışıydı: Dışişleri Bakanlığı kolezyumu toplantısı, özellikle yapay zekâ konusuna odaklanan bilgi ve iletişim teknolojileriyle ilgiliydi. Yapılan basın açıklamasında toplantının sonuçları özetleniyor, ancak aslında bu alanda büyük ve yoğun bir çalışmanın başlangıcı söz konusu. Yapılan görüşme, bakanlık içinde kapsamlı bir iç tartışmanın ve kurumun, bu geniş konunun uluslararası boyutunda yapay zekâ gündeminde yer alan görevlere uyum sağlama sürecinin düğmesine basılmasıdır.

Bu tartışmanın geniş kitlelerin anlayabileceği kesitinde, dijital dönüşümün siyasi alt metni ve nöral ağ teknolojilerinin bu süreçte oynamabı beklenen role daha ayrıntılı olarak değinmek isterim. Açık ki, yapay zekânın dördüncü sanayi devriminin temel itici gücü olarak etkisi altında, gözlerimizin önünde yeni bir iktisadi, sosyokültürel ve sosyal yapı oluşuyor. Özellikle devletlerin sınai ve mali-iktisadi alanında değişiklikler göze çarpıyor, ancak makinenin öğrenme sürecinin infilakı andıran gelişmesi de daha şimdiden siyasi bir boyut kazanıyor. Dijitalleşmenin bu “iç yüzüne” anlamlı bir çerçeveyi doğru bir şekilde sunmak için, yapay zekâyı teşvik eden bazı jeopolitik aktörlerin kendileri için benimsediği ideolojik koordinat sistemini resmetmek gerek.

Bu çerçeve neokolonyal bir düşünce yapısıdır.

Yapay zekâ ile bağlantılı olarak neokolonyalizm, gerçekten küresel bir uygulamalı boyut ve teknolojik bütünlük kazanıyor. “Altın milyarın” sınırları dışındaki dünya, yeni bağımlılık mekanizmalarının oluşumuyla karşı karşıya — sömürgelerin metropollere boyun eğdirilmesindeki klasik mekanizmalardan daha rafine, ancak aynı zamanda daha derinlemesine nüfuz eden ve uzun vadeli mekanizmalar. Burada söz konusu olan sadece, yalnızca gelişmekte olan ülkelerin ekipman veya yazılım tedarikine değil, aynı zamanda lojistikten eğitime, tıptan kamuoyu yönetimine kadar kilit süreçleri kontrol eden algoritmaların “ayarlanmasına” bağımlılık. Buysa farklı seviyede bir kaynak bağımlılığı; burada “nüfuz ihracatının” başlıca aracı enformasyon, veri, veri kalitesi ve doğrudan hesaplama gücüne erişim.

Yönetim, giderek artan bir şekilde, ileri teknolojiler ve bunların uygulanması için altyapı üzerinde neredeyse tam bir tekele sahip olan önde gelen devletler ve şirketlerden oluşan şartlı bir aglonerasyon tarafından gerçekleştiriliyor. Bu tür kaynaklara sahip olanlar, koşulları dikte etme, davranış modellerini dayatma, dünya görüşünü şekillendirme, bilince ve nihayetinde hem hükümetler hem de muhtelif vatandaşlar seviyesinde karar alma süreçlerine etki etme yeteneği kazanıyor. Üstelik, artık yaygın olarak söylendiği gibi, bu “anlık” olarak, yani tam anlamıyla gerçek zamanlı olarak gerçekleşiyor.

Yapay zekâ teknolojileri bugün gerçekliği daha önce ulaşılmamış bir ölçekte yönlendirme ve yerine geçmeye imkân sağlıyor. Etki, hem alışılageldik enformasyon tedarik kanalları aracılığıyla ve hem de günlük yaşama fark edilmeden sızan dijital ortam yoluyla uygulanıyor. Nöral ağ manipülasyonları, mantığın ve olgulara dayalı argümanların ötesine geçerek otomatik tepkiler seviyesine —reflekslere, ahlaki-etik yargılara ve hatta bilinçaltına— nüfuz ediyor.

Böylece bambaşka bir kontrol mimarisi ortaya çıkıyor: dış kontrol bilinçli seçimi ve direnci bypass ederek isan psikolojisinin kişiliksel dokusuna entegre edilebiliyor.

Bu nedenle yapay zekâ yalnızca bir ilerleme aracı değil; öyle olmaktan çok bir baskı aracı, zihinler ve kalpler için, bizatihi insanın yaşam tarzı için yapılan küresel rekabetin itici gücü, keza dünyada iktidarın yeniden dağılımının da vasıtası haline geliyor. Ancak bu kayıtsız şartsız liderlik, bu “insanlığın kaderinin efendisi” statüsü peşinde koşarken dijital geçiş savunucularının bize çizmekte olduğundan tamamen farklı bir geleceğe varma riski de var. Bu, hem yüksek teknolojilerdeki modern ilerlemeyi hem de çevresel yönleriyle birlikte ekonomik gerçekleri dikkate alarak, dengeli bir şekilde, etraflıca düşünülmesi gereken bir sorun.

ABD’nin en büyük enerji sistemi operatörü PJM Interconnection’ın bu yıl temmuzda yapılan açıklamasına göre, “veri işleme merkezleri ve yapay zekâ tabanlı sohbet botları, yeni enerji santrallerinin inşasının yetiştiremediği bir hızla elektrik tüketiyor ve bu da aşırı yüklenmeye yol açıyor.” Illinois’dan Tennessee’ye, Virginia’dan New Jersey’e kadar 13 eyaleti kapsayan ve 67 milyon müşteriye hizmet veren, dünyada en fazla veri merkezine sahip bölgede, bu yaz elektrik faturalarının bazı kısımlarında yüzde 20’den fazla artacağı tahmin ediliyor. Batı’nın yüzyıllardır şekillendirdiği sömürgeci alışkanlıklar dikkate alındığında, obur yapay zekâyı “beslemek” için gerekli doğal kaynakların çıkarılması, elektrik enerjisi ve diğer nimetlerin temini sisteminin kompleks ağırlığının temel yükünün, “dijital eşitsizliğin aşılmasında” yardım vaatlerine kanarak gözünü karartacak gelişmekte olan ülkelerin omuzlarına şu veya bu şekilde yükleneceğine şüphe yok. Britanyalılar, sayısız sömürgenin hizmetine koşulduğu “üzerinde güneş batmayan imparatorluk” fikrine sahiptiler. Fransızların, büyük ölçüde fiilen köleleştirilmiş ülkeler pahasına bir “frankofoni dünyası” var. Almanlar tarihlerinin karanlık bir döneminde bin yıllık bir Reich inşa ediyorlardı. Küresel derin devletin yeni vizyoner projesi ise yapay zekâdır.

Şimdi, meydana gelmekte olan küresel kontrol lokusunu, rakamlarla donanmış olarak ve daha dikkatlice inceleyelim.

Bunun ilk unsuru bizatihi, halihazırda “dijital raylara” yöneltilen bir geçiş süreci içindeki dünya ekonomisi — üretimde, yönetimde, lojistikte, dağıtımda ve diğer ekonomik faaliyet alanlarında sinsi bir dijitalleşme yaşanıyor. OECD ülkeleri (gelişmiş devletler denilen ülkeler), dijital sektörün son 6-7 yılda en hızlı büyüyen sektör haline geldiği şartları yarattılar. Şu anda bu sektör, dünya GSYH’sinin yüzde 3’ünü teşkil ediyor; tarihte hiçbir sektör dijitalleşme kadar böylesine hızlı ve bunca büyük ölçekte büyümemiştir.

Dijital standartlar, yatırımların zaruri bir şartı haline geliyor ve dış yatırımların yüzde 13 kadarını kendi başlarına çekiyor; üstelik bu oran gitgide hızlanarak artıyor. Bugün insanlık, her hafta geçmiş bin yıldakinden daha fazla enformasyon üretiyor. Bu nedenle gelişmedeki ana trend “büyük verilerin” işlenmesi. İş dünyası da bunu kabul ediyor ve biliyor: teknolojilerin uygulanması üretkenlikte iş dünyasına şirketler için en az yüzde 5-6’lık bir ilave kazandırıyor.

Yapay zekânın kendisi ve onun dünya ekonomisi üzerindeki giderek artan etkisi, bu mekanizmanın ikinci unsuru haline geliyor. Avrupa Komisyonu’nun değerlendirmelerine göre, Avrupa Birliği ülkelerindeki büyük işletmelerin 5’te 2’si yapay zekâya geçti; 2023’ten 2024’e kadar yapay zekânın işletmelere nüfuzu önceki yıla göre yüzde 100 arttı (yani ikiye katlandı). Analistlerin değerlendirmelerine göre bu yıl yapay zekâ teknolojileri pazarının hacmi yalnızca ABD’de yaklaşık 75 milyar dolar oldu — bu, yılda yüzde 33’ten fazla büyüme anlamına geliyor ve büyümeye devam ediyor. Yapay zekâ teknolojileri, modern akıllı telefon kullanan her haneye nüfuz etti. Şu anda yapay zekâ, modern mobil işletim sistemlerinde çalışan neredeyse tüm telefonlara entegre ediliyor — yani dünyadaki her erkeğin, her kadının ve her çocuğun akıllı telefonuna.

Yapay zekânın gelişmesine ayrılan ödenekler de ona olan ilgiyi gösteriyor. ABD, Stargate projesi için tek seferde 500 milyar dolarlık yatırım duyurusu yaptı. Avrupa Birliği, ekonomik durumdaki pek de iyimser olmayan değerlendirmelere rağmen InvestAI için 200 milyar avro ayırdı. Britanya yalnızca veri işleme merkezleri için 14 milyar sterlin ayırdı. Uzman değerlendirmelerine göre, Çin’in yapay zekâya yönelik sermaye harcamaları sadece bir yılda (2024’ten beri) yüzde 48 artarak 84-98 milyar dolar seviyesini bulabilir.

Böyle bir eksponansiyel büyüme ve dijital dönüşüm, ilgili kapasitelerin kaynak ve enerji tedariki sistemine doğrudan etkisi olmadan mümkün değil.

Üretimin sürekli artırılması ve yapay zekâ standartlarının giderek daha yoğun bir şekilde uygulanması için gereken temel kaynak, nadir madenlerdir — yani rezervleri epey sınırlı olan elementler. Şu anda yapay zekâ çözümlerinin önde gelen tedarikçileri arasında bu metaller için ticaret savaşları sürüyor. Büyük çoğunluğu bu maddelerin rezervlerinden yoksun olan batı ülkelerinin siyasi elitleri, dünyanın çoğunluğunu oluşturan devletlerdeki yataklara sınırsız erişim sağlamak amacı güdüyor ve bazen yağma ve talana kadar varan agresif bir yenisömürgeci siyasete başvuruyor.

Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı (UNCTAD) ve BM Eğitim ve Araştırma Enstitüsü (UNITAR) değerlendirmelerine göre, yapay zekâ sistemleri için yararlı madenlerin çıkarılması, gezegen ölçeğinde bir ekonomik yeniden paylaşım mücadelesi haline geliyor. 100 gramlık bir akıllı telefonun üretimi için üçüncü dünya ülkelerinden çıkarılan yaklaşık 70 kilogram hammadde gerekiyor. Akıllı telefonlar milyarlarca üretiliyor. Minerallerin ve değerli elementlerin yatakları gelişmekte olan ülkelerde olduğundan batılı üretici şirketler bu ülkelerin yeraltı kaynaklarını ve iş gücünü sömürüyor. Uzmanlar, “mineral sömürgeciliğinden” bahsediyor.

Dijital dönüşüm için gerekli olan grafit, lityum ve kobalt gibi minerallerin çıkarılmasının 2050’ye kadar yüzde 500 artması bekleniyor; bu da ekolojik yük ve ekonomik faydanın eşitsiz dağılımını şiddetlendirecek. “Kolektif batı” ülkeleri, gelişmekte olan ülkelerden kaynakları sızdırmaya devam ederken küresel güney ülkeleri de dijital eşitsizlik yüzünden yoksullaşacak.

Kaynaklar için geçerli olan, veri merkezlerinin soğutulması için kullanılan enerji ve su harcamaları için daha da geçerli. UNCTAD’a göre, en büyük 13 büyük veri işleme merkezinin elektrik tüketimi 2018’den 2022’ye kadar iki katından çok arttı. Dünya genelindeki veri işleme merkezleri 2022’de Fransa’nın tamamı kadar enerji tüketti —460 terawatt-saat (TWh)— ve bu gösterge önümüzdeki üç yılda katlanacak. Sadece Google, 2022’de sunucularını soğutmak için 21 milyon metreküpten fazla içme suyu tüketti. Microsoft ise kendi generatif yapay zekâsı olan GPT-3’ü eğitmek için 700 bin litre temiz içme suyu kullandı. BM’nin dünyada temiz içme suyuna düzenli bir erişimden yoksun insanların sayısını 2 milyar olarak değerlendirdiğini de hatırlatırım. Batıya göre su, doğal zekâya sahip insanlardan çok yapay zekâya lazım.

“Kolektif batı” ülkelerindeki neoliberal güçler tarafından ileri sürülen ekolojik ideolojik platform da meydana getirilmekte olan yenisömürgeci sistemin bir diğer unsuru oldu. Bunlar kendileri için, regüle edilemeyen kapitalizmin en kötü yırtıcı tabiatının en kötü gelenekleri içinde evrensel bir ekonomik sorumsuzluk sistem geliştirdiler. Ancak bunların görüşüne göre “seçilmemiş” devletlerin her tür iktisadi kalkınmasının batının “yeşil” standartlarına uygun olması şart. OECD ülkeleri yoğun iktisadi kalkınma aşamasını tamamlarken, dünyanın çoğunluğunu oluşturan ülkelerin iktisadi büyümesini siyasi yöntemlerle sınırlıyorlar. Eğer yararlı madenlerin işlenilmesi ve çıkarılması, üretim, ABD ve Avrupa şehirlerinden uzaklarda yapılıyorsa “kirli uygulamalardan” çekinmiyorlar. Blockchain, yapay zekâ, beşinci nesil (5G) mobil ağlar ve “şeylerin interneti” gibi yeni teknolojiler için veri iletimi, işlenmesi ve depolamasına yönelik artan talep CO2 salınımını azaltmıyor, aksine artırıyor. Bütün bu sektör dünyadaki bütün sera gazlarının yüzde 3’ten fazlasını çıkarıyor; bu da 2020’de bütün dünyadaki 1,6 gigaton CO2 salınımına eşdeğer. Karbondioksit salınımları logaritmik bir şekilde artıyor.

  1. a) Dijitalleşme,
  2. b) Yapay zekânın kullanılması ve uygulanması,
  3. c) “yeşil gündem” şeklindeki bu bilinçli “yönetim”, yapay zekâ alanının devrimci bir gelişme, bir “kuantum sıçraması” yaşamasına yol açtı. Geçtiğimiz on yılın sonunda, “transformer” olarak adlandırılan nitel olarak yeni bir derin nöral ağ mimarisi tanıtıldı ve bu mimari, son on yılın başında, ChatGPT gibi gerçekten kitlesel ürünlerde hayata geçirildi; bu ürünler, insan faaliyetinin neredeyse her alanına uyarlanabilir hale geldi. Bundan böyle bütün sürdürülebilir kalkınma, dijital dönüşüm, savunma inşası, siyasi mühendislik, kitle iletişim, eğitim, sağlık ve hatta geniş anlamda yaratıcılık süreçlerine bu teknolojilerin her alanda uygulanmasının kaçınılmaz olarak eşlik edeceği açık. İnsanlığın evrimindeki vektörün istikameti belirginleşti. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin tarafından dile getirilen, bu teknolojinin üretiminde lider olanın dünyanın da efendisi olacağı ve yapay zekânın uygulanmasıyla insanlığın kendi varoluşunda yeni bir başlığı açmakta olduğuna dair tezleri güç kazandı. Bu da, yukarıda anılan nedenlerden ötürü, jeopolitik rekabet, devasa yatırımlar ve teknolojik yayılmanın yeni biçimlerinin alanı.

Yapay zekâ tematiğiyle tanışıklık, şunu kesin olarak söylemeyi mümkün kılıyor: yapay zekâ, kendi savunucularının mantığını takip ederek, uluslararası ilişkilerin bağımsız bir kümesi olarak kendiliğinden ayrıldı. Nöral ağların problematiği uluslararası ve bölgesel yapıların gündemine ivmeli bir şekilde nüfuz ediyor.

En dikkat çekici izlekler arasında, Yapay Zeka Yönetiminde Küresel Diyalog başlatılmasına yönelik hükümetler arası istişarelerin ve Uluslararası Yapay Zeka Bilim Grubunun faaliyetlerinin sürdüğü BM platformu anılabilir. Bu alanda BM nezdinde teknik yardım programlarını desteklemek üzere özel bir fon kurulması görüşülüyor. BM sekretaryası bünyesinde bir dijital ofis de bu yılın başından beri faaliyette. UNESCO’da, 2021’de kabul edilen Yapay Zeka Etiği Tavsiyesi’nden kaynaklanan etik normlar ve standartların oluşturulmasına yönelik yoğun tartışmalar yapılıyor. UNIDO himayesinde, Endüstri ve Üretimde Yapay Zeka için Küresel İttifak faaliyet gösteriyor. Uluslararası Telekomünikasyon Birliği (ITU) tarafından her yıl “İnsanlığın yararına yapay zekâ” zirvesi düzenleniyor. Hatta AGİT bile bu konuda kendine bir yer açmak için çabalarda bulundu. Çeşitli çok taraflı platformlarda ve forumlarda hızla ortaya çıkan bu süreçler, bu alanda liderlik için artan küresel rekabetin açık bir işareti. Ve tüm bunlar, devletin ve bu meyanda Dışişleri Bakanlığının da sürekli bir dikkat ve proaktif bir tutum sergilemesini gerektiriyor. Nihayetinde, adil bir çok kutuplu dünyanın inşa edilmesi, doğrudan doğruya, yenisömürgeci baskı ve eşitsizliği “dijitalde” yeniden yaratma girişimlerini engelleme yeteneğimize bağlıdır.

Çok Okunanlar

Exit mobile version