Ortadoğu
Savaşın ateşi bölgeye yayılıyor

Hamas’ın tüm dünyayı şok eden baskınıyla başlayan ve İsrail’in savaş hukukunu hiçe sayan saldırılarıyla devam eden savaş, bölgeyi barut fıçısına çevirdi. Aktörlerin geniş çaplı bir savaştan kaçınmak için nedenleri olmasına rağmen her geçen gün olayların kontrolden çıkma riski artıyor.
Hamas’ın Aksa Tufanı operasyonu nedeniyle itibarı sarsılan ve caydırıcılığını yitiren İsrail, Gazze’ye kara harekâtı düzenlemek üzere olduğunu bildiriyor. Halihazırda devam eden hava saldırılarının büyüklüğü ve saldırılarında doğrudan sivilleri de hedef alması başta Müslümanlar olmak üzere tüm dünyadan tepki çekiyor. ABD ve Batı ülkelerinin yöneticileri İsrail’le koşulsuz destek açıklayarak katliama ortak olsalar da bu ülkelerin vatandaşları her gün sokaklarda İsrail aleyhine eylemler düzenliyor. İslam ülkelerinde ise İsrail ve ABD’nin diplomatik temsilcilikleri ile ABD üsleri hedef alınıyor.
İran’da İsrail’e karşı “savaş planı”
İran devlet televizyonu, İsrail’in, Gazze’ye saldırılarının durdurulmaması halinde Tahran’ın “direniş güçleri” olarak adlandırdığı bölgedeki müttefikleri tarafından nasıl saldırıya uğrayabileceğini anlatan bir haber yayınladı. Görüntülü haberde, İsrail’in kuzeyden Hizbullah, doğudan Irak ve Suriye’deki milis güçlerle güneyden de Yemen’deki Husiler tarafından füzeler ve insansız hava araçlarıyla eş zamanlı hedef alınacağı harita üzerinde gösterildi.
İran devlet televizyonu bu planı yayınlamadan önce bile sahada buna uygun gerginlikler yaşanmaya başlamıştı. Hamas’ın 7 Ekim’deki operasyonunun ertesi günü Lübnan’daki Hizbullah güçleri ile İsrail arasında küçük çaplı çatışmalar başladı. Çatışmalarda bugüne kadar 12 Hizbullah üyesi, 2 İsrail askeri öldü. Sınırdaki çatışmalarda ayrıca Lübnan’da biri gazeteci üç sivil ve İsrail’de bir kişi hayatını kaybetti. Hizbullah’ın İsrail’e karşı yeni bir cephe açmasının savaşı uzatacağı ve diğer bölgelere yayılma riskini artıracağı değerlendiriliyor.
Yemen’den füze, Suriye ve Irak’ta üsler hedefte
“Direniş eksenine” dahil Suriye ve Irak’taki İran’a yakın milislerin ABD üslerini hedef almaya başladığı da bölgeden gelen bilgiler arasında. Öte yandan Yemen’de İran’ın “direniş eksenine” dahil olan güçlerden Husilerin İsrail’e füze attığı belirtildi. ABD Savunma Bakanlığı (Pentago) Sözcüsü General Pat Ryder, Yemen’de karadan fırlatılan, Kızıldeniz boyunca kuzey istikametine, potansiyel olarak İsrail’deki hedeflere doğru gittiği bilgisini paylaştığı 3 füzenin “potansiyel tehdit olarak algılanması” nedeniyle bölgede görevli USS Carney savaş gemisi tarafından vurulduğunu belirtti.
UCLA Burkle Uluslararası İlişkiler Merkezi’nde Kıdemli Araştırmacı olan Dalia Dassa Kaye’in Foreign Affairs için kaleme aldığı “Gazze’deki Savaş Orta Doğu’yu Ateşleyecek mi” başlıklı analizde savaşın dolaylı aktörlerinin savaşın yayılmasını neden istemedikleri şöyle anlatılıyor: “İsrail Gazze’deki askeri müdahalesiyle meşgul, İran muhtemelen ABD ile olası bir çatışmayı önlemek istiyor ve Washington petrol piyasalarını bozacak, aşırıcılığı körükleyecek ve dikkatleri Ukrayna’daki savaştan çekecek istikrarsızlaştırıcı bir bölgesel çatışmayla ilgilenmiyor. İran’ın bölgedeki en önemli müttefiki Hizbullah, İsrail’le yeni bir savaşın ülkedeki siyasi ve ekonomik krizleri derinleştirebileceği Lübnan’da kendi zorluklarıyla karşı karşıya.”
Analizde İsrail ve Filistin ile komşularının da savaşın yayılmasından çıkarı olmadığı belirtiliyor: “Ürdün ve Mısır gibi Arap devletleri halihazırda mültecilerin gelişiyle daha da kötüleşecek ciddi sosyo-ekonomik sorunlarla karşı karşıya. Körfez’deki ülkeler için savaşın genişlemesi, iddialı ekonomik kalkınma projelerini sekteye uğratabilir; ayrıca yıpranmış bölgesel ilişkileri onarma ve Libya, Suriye ve Yemen’de devam eden çatışmaları sona erdirme çabalarını da engelleyebilir. Gazze zaten İsrail’in benzeri görülmemiş bombardımanı ve kara harekâtı beklentileri nedeniyle ciddi bir insani krizle karşı karşıya ve İsrail’in büyük bölümü düzenli füze saldırılarının hedefi.”
Mantıklı argümanlar rafa kalkabilir
Ancak Gazze’deki savaştan kaçan Filistinlilerin sığındığı hastanenin bombalanması savaşın sınırlı kalacağına ilişkin tüm bu mantıklı argümanları rafa kaldırma potansiyeli taşıyor: “Ancak hastane trajedisinden önce bile Hamas’ın saldırılarının büyüklüğü ve Gazze’de savaş devam ederken sahadaki gerçekler kilit aktörlerin stratejik hesaplarını değiştirmeye başlamıştı. Bu değişimler bölgesel gerilimi daha olası kılıyor ve İran ile İsrail arasında çatışma riski özellikle yüksek.”
İsrail ve İran’ın on yıllardır karada, havada ve denizde gölge bir savaş yürüttüğüne dikkat çekilen analiz, İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü “ahtapot stratejisi” gereği İran dışındaki milislere ve İran içindeki nükleer bağlantılı hedeflere saldırı düzenlediğini hatırlattı. Karşılığında İran’ın da ticari nakliye gemileri de dahil İsrail’e bağlı hedeflere yönelik saldırılarının arttığına dikkat çeken analizde İran’ın hem ABD hem de İsrail’den gelen provokasyonlara verdiği yanıtlarının nispeten ölçülü kalmasının İsrail’i yanlış bir hesaplamaya yöneltebileceği belirtildi: “İsrailli liderler bu itidali, İran’ı daha geniş bir çatışma başlatmaktan başarıyla alıkoydukları şeklinde yorumladılar. İsrail’in İran’la ilgili varsayımları giderek Gazze’deki Hamas’la ilgili savaş öncesi varsayımlarına benzemeye başladı: İsrail, ciddi bir misilleme ya da daha geniş çaplı bir savaş riskine girmeden düşmanının kabiliyetlerini periyodik olarak azaltabileceğine – çimleri biçebileceğine- inanıyordu.”
Analize göre İran’da da benzer bir özgüven hakimdi: “İran, Hizbullah güçlerinin İsrail’e oluşturduğu tehdit de dahil kendi caydırıcı yeteneklerinin, İsrail’in önemli bir tepkisine maruz kalmadan bölge genelinde gücünü pekiştireceğine ve nükleer duruşunu sürdürmesine izin vereceğine inanmış olabilir. Son aylarda Başbakan Binyamin Netanyahu hükümetine karşı yapılan yaygın protestolar İran’ın zayıflamış bir İsrail’in, provokasyonlarına meydan okumayacağı varsayımını güçlendirmiş olabilir. İsrail ve İran’ın her ikisinin de üstünlüğün kendilerinde olduğuna inanması iki ülkeyi tehlikeli bir yola sürüklüyordu. Her iki taraf da kontrol edilemez bir tırmanma riskine girmeden periyodik olarak diğerini iğneleyebileceğini hayal ediyordu.”
Ancak şimdi İsrail-İran çatışmasının önündeki engellerden bazıları yıkılıyor olabilir: “Mevcut savaş Hizbullah’ın İsrail’e geniş çaplı bir saldırısına, İsrail’in Hizbullah’a büyük bir saldırısına, ABD’nin İran’ın nükleer tesislerine saldırısına ya da benzer büyüklükte başka bir olaya yol açarsa, bariyerler tamamen yıkılabilir. İsrail ve İran bu tür gelişmeleri varoluşsal tehditler olarak görebilir ve liderlerini doğrudan çatışma konusunda daha az temkinli hale getirebilir.”
“İsrail’in dikkati dağılmış ve hırpalanmışken…”
“Bu yıkıcı sonuç kesin değil, ancak her iki taraftaki mevcut düşünce, çatışmayı kısıtlamak yerine tehlikeli bir genişlemeye doğru itebilir. Tahran’daki liderler İsrail-Hamas savaşını, Lübnan ya da Suriye’den vekaleten saldırılar düzenleyerek İsrail’in kapasitesini azaltmak ya da Irak ve Suriye’deki ABD güçlerine yönelik milis saldırılarının yeniden başlamasını teşvik etmek için bir fırsat olarak görebilir. Bu operasyonlar halihazırda başlamış olabilir: 18 Ekim’de ABD, Irak’ta ABD güçlerinin konuşlandığı bir üssü hedef alan insansız hava araçlarını durdurdu. Eylemlerini Gazze’deki Filistinlilerin çektiği acılara bir yanıt olarak niteleyen İran, bölgesel ve küresel ilişkilerini bozmadan İsrail ve hatta ABD ile karşı karşıya gelebileceğini de düşünebilir. (…) İran’ın bakış açısına göre, İsrail’in İran hedeflerine yönelik önceki saldırıları cevapsız kalmıştı ve bir karşılık verilmesi gerekiyordu. İsrail’in dikkati dağılmış ve hırpalanmışken, Hamas’ın saldırısıyla zayıflıkları açıkça ortaya çıkmışken, şimdi uygun bir zaman olabilir. İranlı liderler sadece intikam almayı değil, İsrail’in Gazze’deki savaşı sona erdirdikten sonra askeri gücünü İran’a yöneltme ihtimalini de düşünüyorlarsa, Tahran önleyici eylemi bir gereklilik olarak bile görebilir.
“Hazır ABD tam destek vermişken…”
“İsrail’in Hamas’ın saldırısını öngörememesi ve engelleyememesi, düşmanlarla nasıl başa çıkılacağı konusunda uzun süredir sahip olduğu varsayımları altüst etti. Kendisini yok etmek isteyen bir düşmanın ‘kontrol altına alınabileceği’ ya da ‘yönetilebileceği’ düşüncesi -şimdiye kadar İsrail’in Hamas’a yönelik politikasını yönlendiren bir varsayımdı- itibarını yitirdi. İsrail gözünü İran’a dikerse, füze ve nükleer tesisler ile Devrim Muhafızları’na bağlı yerler de dahil olmak üzere İran’daki hükümet hedeflerine geniş çaplı saldırılar düzenleyerek ahtapotun başına doğru ilerlemeye karar verebilir. İsrailli liderler ülkelerinin sarsılan caydırıcılığını yeniden tesis etmenin tek yolunun İran’la doğrudan ve açık bir şekilde yüzleşmek olduğuna inanmaya başlayabilirler. Biden yönetiminin mevcut savaşın başlamasından bu yana İsrail’e taahhüt ettiği güçlü askeri destek, İsrailli yetkililerin İran’a yönelik bir saldırı durumunda ABD’nin desteğine güvenebileceklerine dair inançlarını artırabilir.”
Çatışmadan kaçınmak daha büyük tehlike mi?
Analiz özetle şu uyarıları yapıyor: “İsrail ve İran arasında daha fazla çatışma, hatta tam ölçekli bir savaş bile bölgeyi istikrarsızlaştırabilir, küresel piyasaları bozabilir, sivillere büyük zarar verebilir, ABD güçlerini bölgeye çekebilir ve hatta belki de İran’ın nükleer kapasitesini silahlandırmasına neden olabilir. Savaşın henüz bölgeye yayılmamış olması, dünya liderlerini bir genişlemenin olamayacağı düşüncesine sevk etmemelidir. Ne de olsa İsrail ve İran’ın tırmanma dinamiğinin temelini oluşturan kırılgan ve hayali varsayımlar öfke, yanlış hesaplama ya da strateji değişiklikleriyle aniden bozulmaya meyilli.
Bu çatışma ancak tüm tarafların bölgesel bir savaştan kaçınmak istemesi halinde kontrol altında kalacaktır. Şimdilik bu koşul geçerli gibi görünüyor. Ancak gelecekte de geçerli olacağının garantisi yok. Sahadaki durum değişken ve İsrail, İran ya da her iki ülkenin stratejik hesaplarındaki değişiklikler, liderlerinin daha geniş çaplı bir çatışmadan kaçınmanın hayatta kalmaları için birbirleriyle savaşarak karşı karşıya gelmekten daha büyük bir tehlike oluşturduğuna inanmalarına yol açabilir.”
Ortadoğu
Reuters: Suriye hükümeti yetkilileri ile Hizbullah Türkiye’de gizli görüşmeler yaptı

Suriye hükümeti temsilcileri ile Lübnan Hizbullahı’nın, aralarındaki gerilimi azaltmak amacıyla Türkiye’de yüz yüze görüşmeler yaptığı iddia edildi. Suriye iddiaları reddetti.
Reuters’a konuşan ve görüşme hakkında bilgi sahibi altı kaynak, bunun uzun süredir karşı karşıya olan taraflar arasında bilinen ilk toplantı olduğunu söyledi.
İki Suriyeli yetkili, bir ABD’li yetkili ve Hizbullah’a yakın üst düzey bir Lübnanlı güvenlik kaynağının da aralarında bulunduğu altı kaynak, Suriye yetkilileri ile Hizbullah yetkililerinin geçen ay en az bir kez gizlice bir araya geldiğini belirtti.
Esad’ın 2024’ün sonlarında devrilmesinin ardından Suriye’nin yeni hükümeti ile Hizbullah arasındaki gerilim artmıştı. Şam yönetimi, grubu Suriye üzerinden İran’a silah transfer etmekle suçlarken, ABD de Suriye ordusuna Hizbullah’la savaşmak üzere Lübnan’a asker göndermesi için baskı yapıyor.
Altı kaynağa göre geçen ayki görüşmeye Hizbullah temsilcileri ile Suriye istihbaratı ve dışişleri bakanlığından yetkililer katıldı. Toplantı, gerilimi düşürme amacıyla Türk güvenlik ve istihbarat kurumlarının daveti üzerine gerçekleştirildi.
Kaynakların tamamı, daha önce kamuoyuna yansımayan hassas görüşmeyi anlatabilmek için isimlerinin açıklanmaması koşuluyla konuştu.
Suriye Dışişleri Bakanlığı, Türkiye Dışişleri ve Savunma bakanlıkları ile ABD Dışişleri Bakanlığı, Reuters’ın toplantıyla ilgili sorularına hemen yanıt vermedi. Hizbullah’ın medya ofisi ise yorum yapmayı reddetti.
Kaynaklara göre taraflar karşılıklı güvenlik kaygılarını görüştü
ABD’li yetkili, Suriyeli yetkililer ve Lübnanlı kaynak, görüşmenin iki taraf arasındaki gerilim başlıklarını çözmeye odaklandığını ve olumlu geçtiğini söyledi.
Suriyeli yetkililerden biri, iki tarafın birbirine karşı düşmanlık beslemediği konusunda mutabık kaldığını ve Suriye’nin Hizbullah’a, grubun silahsızlandırılması amacıyla Lübnan’a askeri müdahalede bulunmayacağı güvencesini verdiğini aktardı.
Buna karşılık Suriyeli yetkililer, Hizbullah’tan sınır ötesi kaçakçılık girişimlerinin durdurulmasına yardımcı olmasını ve özellikle Suriye’nin güneyinde kalan uyuyan hücrelerini dağıtmasını istedi.
Suriye, salı günü ülkenin güneyinde roket fırlatmaya hazırlanan bir Hizbullah hücresinin yakalandığını açıklamıştı. Hizbullah ise çarşamba günü olaya karıştığını reddederek, “Suriye topraklarında hiçbir şekilde varlığımız yok ve orada herhangi bir güvenlik ya da askeri faaliyete dahil değiliz,” açıklamasını yaptı.
Görüşme ve sonuçları hakkında doğrudan bilgi sahibi Lübnanlı kaynak iki tarafın “güvenlik meselelerinde büyük ilerleme kaydettiğini” belirtti.
Kaynak, Hizbullah’ın Lübnan içinde Suriye kaynaklı olası bir saldırıya ilişkin endişelerine atıfta bulunarak, “Hizbullah kendi cephesini güvence altına almak istiyor,” dedi.
Hem Suriyeli yetkili hem de Lübnanlı kaynak, nihai bir anlaşmaya varılmadığını ve herhangi bir açıklama yapılmasının planlanmadığını söyledi.
Lübnanlı kaynak, iki taraf arasında Türkiye aracılığıyla temasların yaklaşık iki ay önce başladığını da Reuters’a aktardı.
Suriye hükümeti enformasyon bakanlığına bağlı X hesabı böyle bir görüşme olduğu yönündeki iddiaları reddetti.
Toplantı için Türkiye bastırdı, İran yer almadı
Hem Hizbullah hem de Suriye hükümeti, daha önce birbirleriyle görüşmeye açık olduklarının sinyalini vermişti.
Temmuz ayında Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan Şeybani, Şam’ın Hizbullah’la görüşmeye açık olduğunu söylemişti. Bir ay sonra Hizbullah lideri Naim Kasım da televizyonda yaptığı konuşmada grubun Suriye yönetimiyle görüşmeye itirazı olmadığını belirtmişti.
Üç kaynak, Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara’nın önemli müttefiklerinden olan Türkiye’nin, bu çabalara doğrudan dahil olmak istediği için toplantının yapılması yönünde bastırdığını söyledi.
Ancak toplantılarda İran yer almadı.
Lübnanlı güvenlik kaynağına göre ise Hizbullah, İran’ın bilgisi dahilinde toplantıya katıldı. Ancak Tahran’ın, doğrudan görüşmelerde yer almamasından ve Şara’nın şimdilik İran’la doğrudan ilişki kurulması fikrini geri çevirmesinden rahatsız olduğu iddia edildi.
Kaynağa göre nihai anlaşmaya varılamamasının ve toplantıyla ilgili herhangi bir açıklama yapılmamasının temel nedeni de bu rahatsızlıktı.
İran’ın Cenevre’deki daimi temsilciliğinden konuya ilişkin hemen bir açıklama gelmedi.
Ortadoğu
FlyDubai uçağında kokpit krizi: İsrail saldırı ihtimalini inceliyor

Dubai’den Tel Aviv’e giden ve yaklaşık 150 İsrailli yolcuyu taşıyan FlyDubai uçağı, kokpitte çıkan kavga ve ani irtifa kaybının ardından Suudi Arabistan’a indi. Uçaktan kaçırma kodu iletilmesi üzerine İsrail Hava Kuvvetleri alarma geçerken, Tel Aviv yönetimi olayın saldırı girişimi olma ihtimalini incelemeye aldı.
Dubai’den Tel Aviv’e giden FlyDubai yolcu uçağında kokpitte çıkan arbede ve ani irtifa kaybı üzerine acil durum ilan edildi.
İsrailli makamlar, uçağın Suudi Arabistan’a zorunlu iniş yaptığı hadiseyi olası bir saldırı girişimi veya intihar teşebbüsü ihtimaliyle incelemeye aldı.
FlyDubai’ye ait FZ1073 sefer sayılı Boeing 737 MAX tipi uçak, 30 Eylül’de İsrail hava sahasına yaklaştığı sırada rotasını değiştirerek Suudi Arabistan’ın kuzeybatısında yer alan Tebük Havalimanı’na teker koydu.
Yaklaşık 150 İsrailli yolcunun yer aldığı uçuşta bir “hadise” yaşandığını doğrulayan havayolu şirketi, tüm yolcuların güvende olduğunu duyurdu.
Uçuş takip platformu Flightradar24 verilerine göre, seyir halindeki uçak kısa süre içinde yaklaşık 33-34 bin feet seviyesinden 14-16 bin feet irtifaya kadar sert bir düşüş yaşadı.
Uçaktan ilk olarak 7700 genel acil durum kodunun, hemen ardından ise kısa süreliğine “yasa dışı müdahale veya olası uçak kaçırma” anlamına gelen 7500 kodunun gönderildiği tespit edildi. Bu sinyal üzerine İsrail Hava Kuvvetleri teyakkuza geçti.
İsrail basınında yer alan iddialarda, Umman vatandaşı yardımcı pilotun uçuş sırasında kaptana saldırarak kumandayı ele geçirmeye çalıştığı öne sürüldü.
Ynet ve Reuters’a değerlendirmede bulunan İsrailli yetkililer, soruşturmanın sürdüğünü belirtmekle birlikte ilk tespitler ışığında olayın “terör saldırısı girişimi” ya da bir intihar eylemi olma ihtimali üzerinde durulduğunu aktardı.
Uçaktaki bazı yolcuların kokpite girerek saldırgan olduğu ileri sürülen personele müdahale ettiği ve bu kişiyi etkisiz kıldığı iddia edildi.
Sosyal medyaya yansıyan ve henüz bağımsız kaynaklarca doğrulanmayan paylaşımlarda, kabinde panik yaşandığı ve zeminde kan izlerinin yer aldığı öne sürüldü. Tebük Havalimanı yetkilileri ise uçağın kaptanı ile yardımcı pilotunun yaralı halde hastaneye kaldırıldığını açıkladı.
Gelişmenin ardından İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu güvenlik yetkilileriyle olağanüstü bir değerlendirme toplantısı yaptı. Başbakanlık Ofisi durumun kontrol altında olduğunu ve yolcuların tahliyesi için temasların sürdüğünü açıkladı.
Muhalefet lideri Yair Lapid’e de süreç hakkında bilgilendirme yapıldı.
Yaklaşan seçimler öncesinde dün hasım aktörlerin saldırı hazırlığında olabileceğini savunan Netanyahu’nun aksine, İsrail güvenlik kaynakları seçim sürecine dönük somut bir istihbarat olmadığını dile getirmişti.
Yaşanan hadise Tel Aviv’de siyasi tepkilere de yol açtı. İsrail Ulaştırma Bakanı Miri Regev, FlyDubai şirketinin İsrail uçuşlarının durdurulmasını talep etti.
The Times of Israel’ın aktardığına göre Regev, İsrail Sivil Havacılık Dairesinden Birleşik Arap Emirlikleri ile yapılan havacılık anlaşmasının şartlarını denetlemesini istedi.
Anlaşmanın, İsrail’e uçan personelin Tel Aviv ile diplomatik bağı olan ülke pasaportlarını taşımasını şart koştuğu ileri sürülüyor.
Suudi Arabistan ile İsrail arasında resmi diplomatik temas kurulmamış olsa da Riyad yönetimi, acil durumlarda hava sahasını İsrail bağlantılı seferlere açıyor.
Hadiseye ilişkin FlyDubai bünyesinde inceleme başlatılırken, Birleşik Arap Emirlikleri ve Umman makamları henüz ayrıntılı bir açıklama yayımlamadı.
Ortadoğu
Suudi Arabistan, yapay zeka fabrikaları için 14 GW’lık kaynak ayırdı

Suudi Arabistan, entegre bir yapay zeka ekosistemi oluşturmak için bol enerji kaynaklarına ve genişleyen dijital altyapıya güveniyor.
Şark’ül Evsat’ın haberine göre Riyad, HUMAIN’in “AI fabrikaları” olarak adlandırdığı yapıları desteklemek üzere yaklaşık 14 gigawattlık elektrik kapasitesi ayırıyor.
Bu adım, enerji, çip ve veri merkezlerinin kullanılabilirliği üzerindeki kısıtlamaların artmasıyla birlikte, şirketlerin ve ülkelerin gelişmiş modelleri eğitmek ve işletmek için gereken hesaplama kapasitesini güvence altına almak üzere yarıştığı bir dönemde atılıyor.
HUMAIN CEO’su Tareq Amin, Krallığın böyle bir ekosistem kurmak için gerekli kaynaklara sahip olduğunu belirterek, şirketin yalnızca hesaplama kapasitesi ve altyapı sağlamaya değil, aynı zamanda yazılım ve sistemleri şirket içinde geliştirmeye de odaklandığını açıkladı.
Bu, enerji ve veri merkezlerinden modellere ve uygulamalara uzanan entegre bir zincir oluşturmasına olanak tanıyacak.
Riyad’da düzenlenen Servcorp’un ilk ekonomi forumunda konuşan Amin, enerji sektöründeki önceki deneyiminin, gelişmiş bilgi işlem kapasitesini güvence altına almada karşılaşılan zorlukların boyutunu erkenden kavramasına olanak tanıdığını söyledi.
Grafik işlem birimlerine erişimin bazı durumlarda birkaç ay sürebileceğini belirten Amin, bunun kendisini Suudi Arabistan içinde entegre bir yapay zeka ekosistemi kurmayı düşünmeye ittiğini ifade etti.
Batılı şirketlerle ortaklık büyüyor
Amin, HUMAIN’in kurulduğu günden bu yana enerji, bilgi işlem ve dijital altyapı dahil olmak üzere ekosistemin temel bileşenlerini sağlayarak “yapay zeka fabrikaları” kurmaya odaklandığını, bunun yanı sıra yazılım, modeller, uygulamalar ve danışmanlık hizmetleri geliştirdiğini ve girişimlere yatırım yaptığını açıkladı.
Enerji Bakanlığı ve çeşitli devlet kurumlarıyla yapılan işbirliğinin, proje için gerekli arazi ve altyapının tahsisini hızlandırmaya yardımcı olduğunu ekleyen Amin, şirketin üzerinde çalıştığı tesise yaklaşık 14 GW’lık güç kapasitesinin tahsis edildiğini belirtti.
Amin, altyapı geliştirme çalışmalarının, küresel şirketleri bu altyapıyı kullanmaya çekme çabalarıyla paralel olarak ilerlediğini kaydetti.
Şirket, Amazon dahil olmak üzere uluslararası şirketlerle anlaşmalar imzalarken, AMD ile ortak bir proje üzerindeki çalışmalar da devam ediyor.
Diğer şirketler de Riyad’da geliştirilmekte olan yapay zeka ekosisteminde faaliyet göstermek üzere çekiliyor.
Suudiler üretken yapay zekanın ötesine geçmek istiyor
Amin, yapay zekanın mevcut kullanım alanlarının, teknolojinin mevcut potansiyelinin hâlâ sadece sınırlı bir kısmını temsil ettiğini söyledi.
Küresel ilgi şu anda üretken yapay zekaya ve şirketler içindeki uygulamalarına odaklanmışken, fiziksel dünya, endüstri ve altyapıyla bağlantılı yapay zeka uygulamaları henüz erken bir aşamada kalıyor.
Bir sonraki aşama için daha fazla bilgi işlem kapasitesi, enerji ve veri merkezi altyapısı gerekeceğini açıklayan Amin, destekleyici altyapı geliştikçe yapay zeka kullanımının kapsamında önemli bir genişleme olacağını öngördü.
Amin, şirketin yaklaşık 15 ayda çeşitli sektörleri kapsayan bir operasyon ağı kurmayı başardığını ekleyerek, yapay zekayı tam olarak kullanmanın sadece yeni teknolojik araçlar eklemekle ilgili bir mesele olmadığını, bunun yerine kuruluşların çalışma şekillerinin yeniden tasarlanmasını gerektirdiğini vurguladı.
Şirket için yazılım geliştirme sürecine odaklanılacak
Amin, şirketin karşılaştığı en büyük zorlukların teknolojik olmaktan çok, kurumsal kültür ve çalışma yöntemlerindeki değişikliklerle ilgili olduğunu belirtti.
HUMAIN, hazır yazılım satın almamak ve bunun yerine sistemlerini şirket içinde geliştirmek yönünde stratejik bir karar aldı.
Bu yaklaşım, ajansal iş akışlarının, kayıt sistemlerinin ve günlük operasyonlarda kullanılan bir dizi uygulamanın oluşturulmasını içeriyor.
Amin, işin geleceğinin kademeli olarak, kullanıcıların yalnızca gerçekleştirilmesini istedikleri görevi belirtmeleri yeterliyken, akıllı modellerin gerekli adımları ve prosedürleri otomatik olarak yerine getirdiği modellere doğru kayacağını söyledi.
Bu değişikliklerin amacının çalışanları ortadan kaldırmak değil, aksine verimliliklerini artırmak ve işlerini daha verimli bir şekilde yapmalarını sağlamak olduğunu vurguladı.
Bazı çalışanların artık daha önce çok daha büyük ekipler gerektiren görevleri tek başlarına tamamlayabildiğini belirtti.
Bu deneyim, insan kaynakları ve diğer departmanlara da yayıldı; artık ekip üyeleri, tamamen BT departmanlarına güvenmek zorunda kalmadan iş akışlarını ve yapay zeka ajanlarını kendileri geliştirebiliyor.
Yapay zeka ve jeopolitik
Amin’in açıklamaları, Suudi Arabistan, Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Türkiye’nin ekonomilerini yeniden şekillendiren değişimleri tartışmak üzere yaklaşık 150 iş dünyası lideri, yatırımcı ve politika yapıcıyı bir araya getiren Servcorp’un ilk ekonomi forumu sırasında yapıldı.
Forumu açan Suudi Arabistan’daki EMIR Başkanı Walid Abukhaled, küresel ekonominin jeopolitik gerilimler ve hızlanan teknolojik değişim gibi birbiriyle iç içe geçmiş zorluklarla karşı karşıya olduğunu belirterek, Suudi Arabistan’ın küresel enerji sektöründeki kilit konumu nedeniyle öneminin giderek arttığını vurguladı.
Abukhaled, otomasyon ve modern teknolojilerin imalat, danışmanlık ve programlama alanlarına yayılmasıyla yapay zekanın işgücü piyasasını yeniden şekillendiren önemli bir faktör haline geldiğini ve bunun gelecekte ihtiyaç duyulacak becerilerle ilgili yeni zorluklar yarattığını da sözlerine ekledi.
Servcorp’un Orta Doğu, Avrupa ve Amerika kıtalarından sorumlu CEO’su David Godchaux ise Suudi Arabistan’ın son yıllarda büyük bir dönüşüm geçirdiğini ve gelişmekte olan bir pazardan, küresel etkisi giderek artan büyük bir ekonomiye dönüştüğünü belirtti.
Bilgi bolluğunun karar verme sürecini kolaylaştırmadığını, aksine muazzam veri akışının yarattığı gürültüden değerli bilgileri ayırt etme ihtiyacını artırdığını açıkladı.
Forumun amaçlarından birinin, iş dünyası liderlerine ve yatırımcılara ekonomik eğilimleri daha net bir şekilde yorumlamalarına ve daha isabetli kararlar almalarına yardımcı olacak bir platform sunmak olduğunu belirtti.
Diplomasi2 hafta önceKanada, Birleşik Krallık liderliğindeki askeri koalisyona katılmak istiyor
Asya2 hafta önceÇin yapay zekâ, çipler ve akıllı fabrikalara büyük yatırım yapıyor
Asya2 hafta önceFed’in faiz artışının ardından Çin parasal gevşemeye devam edecek mi?
Asya2 hafta önceHindistan ve Vietnam, ‘Çin artı bir’ rekabetini ticari kazanıma dönüştürmeyi hedefliyor
Asya2 hafta önceJaponya Merkez Bankası faizleri 1995’ten bu yana en yüksek seviyeye çıkardı, yen değer kaybetti
Asya2 hafta önceGüney Kore lideri Lee, ABD baskısına rağmen Ortadoğu’da savaşa dahil olmayacaklarını söyledi
Diplomasi3 gün önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Ortadoğu2 hafta önceABD, Yemen ile görüştü iddiası









