Bizi Takip Edin

Ortadoğu

Uzmanlar yanıtlıyor: Savaş nasıl bitecek? Bir sonraki nasıl önlenebilir?

Yayınlanma

İsrail ve Hamas arasında kısa bir ateşkesin ardından dokuzuncu haftasına giren savaş Gazze’yi boğmaya devam ediyor. Savaş sonrası Gazze’yi kimin yöneteceği konusunda ucu sonu belli olmayan ve uygulanamaz görünen planlar da eş zamanlı olarak tartışılıyor. Foreign Policy, mevcut İsrail ve Filistin liderliği göz önüne alındığında kalıcı barış için herhangi bir planın uygulanmasının zor göründüğü belirterek uzmanlara daha dar kapsamlı iki soru yöneltti:

1- Gazze bundan bir yıl sonra nasıl görünecek?

2- Bu çatışmaların, aynı güvenlik tehditlerinin devam ettiği ve temel siyasi şikayetlerin çözülmediği birçok diğer savaş gibi sonlanmasını önleyecek politika hangisidir ve bu politika hangi aktör tarafından izlenebilir?

FP’nin soruları yönettiği isimler arasında öne çıkan görüşleri derledik:

Netanyahu Görevi Bırakmalı

Eski İsrail Başbakanı Ehud Olmert:

1) İsrail’in Gazze’deki harekâtı Hamas’ın askeri kabiliyetleri ortadan kaldırılana kadar devam edecek. Bunun ne kadar süreceğini tahmin etmek zor, ancak dürüst olmak gerekirse, Batı toplumlarının kabul etmeye hazır olduklarından, liderlerinin ve özellikle de İsrail’in yakın dostu olan ABD Başkanı Joe Biden’ın tahammül edebileceğinden daha uzun sürecek.

2) Tam da bu nedenle, İsrail’in bu aşamada, ordunun görevini tamamlamasının ardından neler olacağına dair bir tablo ortaya koyması zorunlu. Bu tablo aşağıdaki ilke ve varsayımlara dayanmalı:

İsrail’in askeri harekatın sonunda Gazze’de kalma niyeti, arzusu ya da kabiliyeti yok. Savaş sona erdiğinde İsrail sınıra kadar geri çekilmeli. Filistin Yönetimi ya da Arap devletlerine bağlı hiçbir güç IDF çekildiğinde Gazze’ye girmeye istekli olmayacaktır. Tüm ılımlı Arap ülkeleri, kendi rejimleri için istikrarsızlaştırıcı bir güç olan Hamas’ın yok olduğunu görmek istiyor. Grubun 7 Ekim’de işlediği vahşi cinayetler, bu ülkelerin standartlarına göre İslam’ın ve değerlerinin yüz karasıydı. Ancak bu ülkelerin hiçbiri İsrail’in askerî harekâtına destek veriyor görünmek istemiyor.

Dolayısıyla, ABD ve İsrail’in diğer müttefikleri İsrail güçlerinin Gazze’de kalmasına izin vermek istemezlerse, BM Şartı’nın 7. bölümü himayesinde, Güvenlik Konseyi’nin Gazze Şeridi’ndeki sivil otoriteleri ve yönetim sistemlerini yaklaşık 18 aylık bir süre için yeniden inşa edeceği, NATO ülkelerinden oluşan uluslararası bir güçten başka alternatif yoktur. Ancak o zaman Filistin Yönetimi’nin güvenlik aygıtının Gazze’deki uluslararası gücün yerini alması mümkün olabilir.

Bu çabaya paralel olarak -ve şimdi başlayarak- İsrail, askeri harekatın sona ermesi için siyasi bir çıkış sunmalı. İsrail devleti, askeri harekatın durdurulmasının hemen ardından Filistin Yönetimi ile iki devletli çözüm temelinde görüşmelerin başlayacağını duyurmalıdır ki bu da istikrar, İsrailliler ve Filistinliler arasında işbirliği ve Arap Birliği barış girişimi çerçevesinde İsrail ile ılımlı Arap devletleri arasında işbirliği sağlayabilecek tek siyasi çıkıştır.

Netanyahu hükümetinin böylesine cesur bir hamle yapma konusunda isteksiz, yetersiz ve hazırlıksız olduğuna şüphe yok. Bu ve diğer nedenlerden ötürü hükümetin derhal kenara çekilmesi gerekmektedir.

İsrail müzakerecilerinden Daniel Levy: Filistin’le barış sürecine Çin ve ABD eş başkanlık yapmalı

Filistinlilerin Egemenliğe İhtiyacı Var

Carnegie Uluslararası Barış Vakfı üyesi Zaha Hassan:

1) İsrail’in Hamas’a karşı yürüttüğü savaş ve buna paralel Gazze’deki Filistinli sivil halka karşı yürüttüğü mücadele, İsrail’in Hamas’ın askeri kapasitesini azaltmaya çalışması ve Filistinlileri güneydeki daha küçük yerleşim bölgelerine sürme planını sürdürmesi nedeniyle aylarca devam edecek. Bu, Gazze’nin İsrail’le olan kara sınırı ve yaklaşık 24 mil karelik deniz alanı çevresinde daha önce var olan “erişimi kısıtlı bölgelerden” daha kapsamlı bir ilhak anlamına geliyor.

Bu savaştan önce Filistinlilerin Gazze’nin ekilebilir topraklarının yaklaşık yüzde 35’ine ve balıkçılık için kullanılan kıyı sularının yüzde 85’ine erişimi tamamen ya da kısmen engellenmişti. İsrail’deki pek çok kişinin zihninde Gazze’nin küçülmesi, İsrail başbakanının Eylül ayında BM Genel Kurulu’nda bahsettiği, Filistinlilerin ve onların ulusal isteklerinin var olmadığı “Yeni Orta Doğu”yu kolaylaştıracaktır.

Ancak İsrail ile Arap hükümetleri arasındaki normalleşmenin genişletilmesi ve derinleştirilmesi, İsrail’in Gazze’de Filistinlilerin yaşamını sürdürmek için gerekli olan malların girişini engellemesi ve bombardımanının yol açtığı yıkım ve ölümler nedeniyle zora girecek. Uluslararası öfkeden etkilenmeyen İsrail’in Batı Şeria üzerindeki kontrolünü pekiştirmesi ve nüfusun kalabalık kentsel yerleşim bölgelerine ya da tamamen işgal altındaki toprakların dışına kaçmasını teşvik edecek koşullar yaratması da muhtemel.

Kısa ve orta vadede, Filistinlilerin içinde yaşadığı apartheid gerçekliği, Filistinlilerin kalıcı olarak yerlerinden edilmesini amaçlayan koşullarla birleştikçe daha da kötüleşecektir. İsrail, Gazze’den geriye kalanları yeniden bir araya getirmek için Körfez Arap ülkelerine, Mısır’a ve BM’ye güveniyor olsa da- geçmişteki İsrail-Hamas çatışmalarından sonra olduğu gibi- Gazze Şeridi’nin yönetimini devralmaya istekli bir Filistin yönetim organı olmadan bu pek olası değil.

Filistin Yönetimi’nin Gazze’de yönetimi ele almak için siyasi çözüme giden bir yola ihtiyacı var, ancak şimdilik hiçbir İsrail koalisyonu anlamlı bir Filistin egemenliğini kabul etmeyecektir.

2) İsraillilerin ve Filistinlilerin şu anda izledikleri yolu değiştirecek kartlar tek bir tarafın elinde değil. Bunun için uluslararası toplumun sürekli ve uyumlu bir şekilde ortak hareket etmesi gerekecek.

İlk olarak, BM Güvenlik Konseyi -özellikle beş daimî üye- uluslararası barış ve güvenliği koruma ve kollama görevini üstlenmeye ve BM Genel Kurulu kararları ve Uluslararası Adalet Divanı’nın işgal altındaki Batı Şeria’daki ayrım duvarına ilişkin 2004 tarihli tavsiye kararında teyit edildiği üzere kendi kaderini tayin hakkı da dahil Filistinlilerin haklarına yönelik ağır ihlalleri nedeniyle İsrail’e yaptırım uygulamaya istekli olmalı.

Uluslararası toplum, İsrail ile işgal altındaki Filistin topraklarını birbirinden ayırmak amacıyla İsrail’in Kudüs’ü yasadışı ilhakı da dahil, İsrail’i işgal altındaki Filistin topraklarından ayıran 1967 Haziran öncesi yeşil hatta yaptığı değişiklikleri tanımamaları için tüm devletlere çağrıda bulunan 2334 sayılı BM Güvenlik Konseyi Kararını (2016 yılında kabul edilmiştir) katı bir şekilde uygulamak için harekete geçebilir. Bu, İsrail’in işgalini sona erdirmeyi ve uluslararası meşruiyete dayalı siyasi bir çözümü hayata geçirmeyi amaçlayan uluslararası ve bölgesel çabaları yoğunlaştıracak ve hızlandıracaktır.

Bu tür bir uluslararası angajmanın meyve vermesi yıllar alacaktır; ancak İsrail ve Filistinliler arasındaki dinamiği değiştirmenin tek yolu budur.

Biden Barış Görüşmeleri için Yeni Şartlar Belirlemeli

ABD’nin eski Mısır ve İsrail büyükelçisi Daniel C. Kurtzer:

1) Siyasi hedefi olmayan savaş, öfke ve intikamla yapılır. İsrail’in bombardımanları Hamas’ın tünellerini, sığınaklarını ve silah depolarını bulup yok etmeye yönelik olsa da, bu kampanyanın siviller üzerindeki etkisi acımasız oldu. Savaşın nasıl sona ereceğini konuşmadan önce bombardıman sona ermeli ve İsrail, Hamas’a karşı alternatif bir strateji izlemeli.

İsrail ayrıca Hamas’ı yok edeceği sözünü vermekten de vazgeçmeli. Bu boş beyan İsrail’i ya belirttiği hedeften geri adım atmak ve bunun sonucunda zayıf görünmek ya da ele geçirilmesi zor son Hamas savaşçısını aramak için bitmek bilmeyen bir süre Gazze’de varlığını sürdürmek zorunda olduğu bir pozisyona sokuyor. Hamas’ın Gazze’den operasyon yapma kabiliyetini önemli ölçüde azaltmak, örgütü tamamen ortadan kaldırma niyetini ilan etmekten daha gerçekçi bir askeri hedef.

Bu askeri hedefin kritik sonucu, savaşın bitimini takip etmesi gereken siyasi ufuktur. Bir noktada İsrail’in büyük kara saldırısı sona erecek ve Gazze’de yüz binlerce evsiz, aç, hasta ve yaralı sivil kalacak ve bu insanlar hiçbir hükümet ve iç güvenlik olmadan yaşayacak. Ayrıca, Hamas 2.0 ya da daha kötüsü de dahil şiddet içeren direniş hareketlerine katılmaya hazır, umutsuz bir şekilde yaşayacaklar.

2) Dolayısıyla, çatışmalar durduktan sonra siyasi ufuk için en az iki gerekli bileşen var ve hem İsrail hem de uluslararası toplum bunlar için derhal plan yapmaya başlamalı.

İlk olarak, gerilimin azaltılması, istikrarın sağlanması ve geçici yönetimle ilgili savaş sonrası acil gereklilikleri ele alan bir süreç ve zaman çizelgesi geliştirilmeli. Güvenlikten kim sorumlu olacak? Temel hizmetleri sağlamak ve insani krizi yönetmek için geçici olarak kim yönetecek? Yeniden inşanın bedelini kim ödeyecek ve bundan kim sorumlu olacak? Ve bu temel görevler 2006’dan beri Gazze’de gördüğümüz savaşların tekrarlanmasını nasıl engelleyecek?

Savaş sonrası planlamanın ikinci bileşeni, İsrail işgalinin sona ermesini ve Filistinlilerin kendi kaderlerini tayin etme yoluyla geleceklerini seçebilmelerini güvence altına almayı amaçlayan siyasi bir süreç geliştirmektir. Eğer Filistin halkı 1967’den beri İsrail tarafından işgal edilen topraklarda bağımsız bir Filistin devleti kurmayı seçerse, o zaman hızlandırılmış bir barış süreci başlatılmalıdır.

Sorun şu ki ne İsrail ne de Filistinliler bu iç içe geçmiş hedeflerin peşinden gidecek bir ruh halinde değiller. İsrail sadece 7 Ekim’in şokunu hala atlatamamış değil, aynı zamanda iktidardaki koalisyon da çok aşırı ve İsrail’in topraklar üzerindeki kontrolünü genişletmeye çok fazla yatırım yapmış durumda. Gazze’deki Filistinliler, İsrail’in 7 Ekim’de verdiği yanıtın şokunu yaşıyor ve bundan başka bir şeye odaklanamıyor. Filistin Yönetimi ise bırakın Gazze’nin sorumluluğunu üstlenmeyi, Batı Şeria’yı bile yönetmekte zorlanıyor.

Bu da sorumluluğun başta ABD olmak üzere dışarıdaki taraflara düşeceği anlamına geliyor. ABD, İsrail’in yerleşim faaliyetlerini ve zalim işgal uygulamalarını durdurma ve tersine çevirme taahhüdünü güvence altına almalı ve Filistin Yönetimi’nin kendisini reforme ederken şiddeti azaltma taahhüdünü almalıdır. Amerika Birleşik Devletleri ayrıca gelecekteki müzakereler için tarafların pozisyonları arasındaki farklılıkları çözümün mümkün olduğu bir noktaya kadar daraltan referans şartlarını da açıklamalı.

ABD Veto Yetkisini Kullanmalı

İsrail ile barış görüşmelerinde Filistin müzakere ekibinin eski hukuk danışmanı Omar Dajani:

1) Bundan bir yıl sonra, ikinci kış yaklaşırken yüz binlerce Filistinli hâlâ çadırlarda yaşıyor olacak ve uluslararası toplumun iyi niyetleri ile İsrail’e karşı koyma cesareti arasındaki uçuruma saplanıp kalacak. Bu çıkmaz Filistinlilere tanıdık gelecek ve bunun nedeni sadece 1948-49 Nakbası sırasında büyük dedelerinin ve ninelerinin maruz kaldığı koşullara benzemesi değil.

Son 20 yılda bir model ortaya çıktı: İsrail’in 2002’de Batı Şeria şehirlerine yönelik cezalandırıcı saldırısının ve 2008-09, 2014 ve 2021’de Gazze’ye yönelik giderek daha yıkıcı hale gelen savaşlarının ardından, uluslararası bağışçılar yeniden inşa için milyarlarca dolar vaat etti, ancak sözlerini defalarca yerine getirmeyerek Gazzelilerin yoksulluk ve umutsuzluğun derinliklerine gömülmesine izin verdi. Her seferinde mesele sadece mali değildi. Daha derin iki sorun, yeniden inşa çabalarını tekrar tekrar sekteye uğrattı.

İsrail’in Batı Şeria ile Gazze Şeridi arasında ve uluslararası sınırlar boyunca hareket ve ticarete getirdiği ciddi kısıtlamalar, Filistinlilerin gerekli inşaat malzemelerini temin etmesini engelledi ve ekonomilerini canlandırma girişimlerini sekteye uğrattı. İsrail’in Hamas’ın Gazze’de iktidarı ele geçirmesinden çok önce uygulamaya başladığı bu kısıtlamalar sadece kısmen güvenlik kaygılarından kaynaklanıyor. İsrailli insan hakları örgütü Gisha’nın da işaret ettiği gibi, Batı Şeria ve Gazze Şeridi’ndeki Filistinlileri birbirinden ayırma politikası, İsrail’in Batı Şeria topraklarını ilhak etme çabasının yanı sıra, İsrail’in egemenliği altına girdiğini düşündüğü bölgelerde Yahudi çoğunluğunu koruma arzusundan da kaynaklanıyor.

İsrail, Hamas’ı Gazze Şeridi’nde zorla iktidardan uzaklaştırmayı başarsa bile, aşırı sağcı liderlerinin ilhakçı gündeminden ve bu gündemin ilerletildiği ayrılık politikasından, şu ana kadar eksik olan sürekli bir uluslararası baskı olmadan vazgeçilmesi pek olası değildir.

Gazze’yi yeniden inşa etmeye yönelik geçmişteki çabalar da güvenilir bir siyasi ufuktan kopuk oldukları için başarısızlığa uğramıştı. Gazze Filistin’in bir parçasıdır. Ancak Batı Şeria ile ekonomik ve siyasi olarak yeniden bütünleşirse başarılı olabilir. Filistin Yönetimi’ni sekteye uğratan ve El Fetih ile Hamas arasındaki bölünmeyi devam ettiren derin meşruiyet krizi kısmen bir umut krizidir: Filistinliler liderlerinin özgürlük, haysiyet ve eşitlik sağlama kabiliyetlerine olan güvenlerini kaybetmişlerdir.

2) Eğer Filistin Yönetimi, Biden’ın savunduğu gibi bir barış anlaşmasına kadar Gazze Şeridi’nde hükümetin dümenini bir şekilde üstlenecekse, bunu ancak meşruiyeti Filistinlilerin inanabileceği uluslararası arabuluculukla yürütülen bir barış süreciyle desteklenirse yapabilir. Uluslararası toplumun geçen on yıl boyunca İsrail’i böyle bir süreci sürdürmek için gerekli olan eşit ortaklık ve karşılıklı kendi kaderini tayin gibi değerleri benimsemeye ikna etmek için gösterdiği zayıf girişimler, önümüzdeki yıl için iyimser olmak için pek bir neden sunmuyor.

Ancak Biden’ın Filistinliler ve İsrailliler için “eşit ölçüde özgürlük, fırsat ve haysiyet” sağlama taahhüdü acımasız bir retorikten daha fazlasıysa, ABD’nin bu kez işleri farklı yapma konusunda ciddi olduğu sinyalini verebileceği yollar var. Belki de hiçbiri sembolik ve pratik olarak Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ndeki vetosunu nasıl kullandığından daha önemli değil. Kuşkusuz önümüzdeki aylarda Güvenlik Konseyi’ni kullanarak kalıcı bir ateşkes için, İsrail’in yerleşimci şiddeti gibi tırmandırıcı eylemlerini durdurması için, hareket kısıtlamalarına son verilmesi için ve hatta uluslararası bir barış inşası ve istikrar misyonunun sahada konuşlandırılması için baskı yapmak üzere girişimlerde bulunulacaktır.

İsrailliler arasında olağanüstü bir güvenilirliğe sahip olan Biden, onlara ve liderlerine aşılmaması gereken çizgiler olduğunu anlatmak için benzersiz bir konuma sahip. Vetoyu geri çekmek ve nedenini açıklamak güçlü bir ilk adım olacaktır.

İsrail, Filistin Devletini Kabul Etmeli

Ohio Eyalet Üniversitesi askeri tarih profesörü Peter R. Mansoor:

1) Gazze’deki savaşın tamamlanması birkaç ay sürecek ve bu süre zarfında İsrail hava ve topçu saldırıları Filistinlilere ait binaları ve bunların altındaki tünel sistemlerini vuracak. İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF) Hamas’ı yok etme hedefine ulaşırsa, hırçın ve işbirlikçi olmayan bir nüfus arasında Filistinli militan örgütlerin kalıntılarını bastırmak için zorlu bir karşıgerilla operasyonuna girişmek zorunda kalacak. Bundan bir yıl sonra, İsrail hükümeti Gazze’deki güvenlik sorumluluğunu devralmak için istekli ortaklar bulmaya çalışırken (Birleşmiş Milletler? Komşu Arap devletleri?) IDF hâlâ Gazze’de Hamas millitanlarının izini sürüyor olacak.

2) Geniş dünya toplumu Filistin halkına insani destek sağlamaya yardımcı olacak, ancak İsrail-Filistin barış anlaşmasında ilerleme kaydedilmeden daha sağlam bir yeniden inşa yardımı gelmeyecektir; bu da İsrail’in bir Filistin devletinin kurulmasını ve Filistin halkının da İsrail’in varlığını kabul etmesini ve Filistinli mültecilerin 1948 öncesi evlerine geri dönme hakkından vazgeçmesini gerektirecektir.

Ne yazık ki her iki ön koşul da gerçekleşecek gibi görünmüyor. Bu arada Gazze Şehri ve Gazze Şeridi’ndeki diğer şehir merkezleri, savaşın dehşetine tanıklık etmiş diğer şehirlere çok benzeyecek; bombalanmış binalar, moloz yığınına dönmüş sokaklar ve harap olmuş altyapı şehir manzaralarını kirletecek. Yüz binlerce Filistinli mülteci barınabilecekleri her yerde yaşamlarını sürdürmeye çalışacak. Dünya kamuoyu İsrail’e karşı öfkelenecek, 7 Ekim saldırıları yıkım ve ölümler arasında unutulup gidecek.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun (ya da halefinin) Filistin halkı arasında barış için istekli ortaklar araması ve iki devletli çözüm temelinde nihai bir barış anlaşması müzakere etmesi, Doğu Kudüs’ü bir Filistin devletinin başkenti olarak bırakması ve Filistinli mültecilerin İsrail’deki 1948 öncesi evlerine geri dönüş hakkı yerine tazminat teklif etmesi gerekiyor.

İsrail hükümetinin böyle bir planı kabul etme ihtimali kuşkusuz zayıf, ancak akla gelebilecek başka herhangi bir politika sadece düşmanlıkların bir sonraki başlangıcını geciktirecektir. Hamas’ı yok ederek Gazze’deki askeri operasyonlar bir barış anlaşması için gerekli koşulları yaratabilir, ancak bu anlaşmanın Filistinlilere siyasi egemenlik ve daha parlak bir gelecek umudu sağlaması gerekiyor.

Ortadoğu

ABD, Orta Doğu’ya üçüncü uçak gemisini gönderiyor

Yayınlanma

ABD ordusu, Başkan Donald Trump’ın İran’a yönelik yeni saldırıların ufukta olabileceği uyarısında bulunmasının ardından, Orta Doğu’ya üçüncü bir uçak gemisi saldırı grubunu sevk ediyor.

Özel bir amfibi saldırı grubunu da içeren bu sevkiyat, ABD’deki ara seçimlerin yaklaşmasıyla birlikte İran’a karşı Trump’ın savaşının hızla değişen dinamiklerini vurguluyor.

Trump, savaşın birkaç hafta süreceği yönündeki ilk vaatlerine rağmen, ara seçimlerden sonra gerginliğin tırmanmasının hâlâ geçerli bir seçenek olduğunu belirtti.

Şu anda Orta Doğu’ya doğru yol alan gemi grubu, toplamda 7.000’den fazla denizci ve 2.000 Deniz Piyadesi’ni taşıyor.

Bu gruba, USS Theodore Roosevelt uçak gemisi saldırı grubu ve iki amfibi çıkarma gemisinden oluşan USS Makin Island amfibi hazırlık grubu da dahil.

Hassas askeri operasyonlar hakkında konuşmak üzere isminin açıklanmaması koşuluyla konuşan bir ABD’li yetkiliye göre, bu durum Ekim ayı sonuna kadar bölgede üç uçak gemisinin bulunacağı anlamına gelebilir.

Orta Doğu’da halihazırda bulunan personel de hesaba katıldığında, bu hamle ABD’nin deniz kuvvetleri varlığını 20.000’den fazla denizci ve deniz piyadesi ile yüzlerce uçağa ulaşacak şekilde alışılmadık derecede yüksek bir seviyeye çıkaracak.

Donanma, Nisan ayında 2003 yılından bu yana ilk kez Orta Doğu’da üç uçak gemisi saldırı grubu bulundurmuştu.

USS George HW Bush ve USS George Washington uçak gemileri, USS Boxer amfibi hazırlık grubu ile birlikte şu anda bölgede bulunuyor.

USS George Washington genellikle Pasifik Okyanusu’nda görevlendirilir fakat zorlu görev süresi boyunca mürettebatın 260 günden fazla süreyle aralıksız denizde kalmasına neden olan USS Abraham Lincoln’ün yerini almak üzere Orta Doğu’ya sevk edildi.

Theodore Roosevelt uçak gemisi saldırı grubu bölgeye ulaştığında, Washington’un Japonya açıklarına kaydırılması muhtemel.

Perşembe günü Time dergisinde yayınlanan bir röportajda Trump, yeni saldırı olasılıklarına değindi ve 3 Kasım ara seçimlerinden sonra İran’a yönelik bombardımanı yoğunlaştırmasının “mümkün” olduğunu söyledi.

Israrla sorulunca Trump, stratejisi hakkında daha fazla ayrıntıya giremeyeceğini söyledi.

Trump, “Bunu size söyleyemem çünkü bakın, siz ‘nereyi bombalayacaksınız?’ diye soruyorsunuz,” dedi.

Pazartesi günü yapılan röportajda, İran’dan gelen son ateşkes teklifini reddettiğini belirterek, “bir yıl önce onaylamayacağı şeyleri bugün de onaylamayacağını” söyledi.

Trump, örnek olarak İran’ın önemli bir enerji nakil koridoru olan Hürmüz Boğazı’nı “açma” teklifini gösterdi ama teklifin genel olarak “yeterince iyi olmadığını” belirtti.

Giderek daha fazla tepki çeken bu savaşın Kasım ayında Cumhuriyetçilerin şansını zora sokup sokmayacağu sorulduğunda Trump, ilk başta “Mümkün” diye yanıt verdi. Fakat ardından, “İran’ın nükleer silahı olmayacağı için bu durum yardımcı olmalı,” diye ekledi.

Başkan, “dünya çapında da dahil olmak üzere” “halkın %100’ünün” İran’ın nükleer saldırı kapasitesine sahip olmasına karşı olduğunu söyledi ve “Yani, bu şekilde ifade ederseniz, faydası olur. Bunu söylemezseniz, zararı olabilir,” diye konuştu.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Şam’dan yalanlama: Hizbullah ile Türkiye’de görüşmedik

Yayınlanma

Suriye Enformasyon Bakanlığı, Şam ile Hizbullah heyetlerinin gerilimi düşürmek için Türkiye’de gizlice görüştüğü yönündeki Reuters haberini yalanladı. Haberde yer alan iddiaya göre heyetler Türk istihbaratının davetiyle eylülde en az bir kez bir araya geldi ve Şam yönetimi örgüte Lübnan’a askeri müdahalede bulunmama güvencesi sundu.

Suriye Enformasyon Bakanlığı, Şam’daki yeni hükümet yetkilileri ile Lübnan merkezli Hizbullah temsilcilerinin Türkiye’de bir araya geldiği yönündeki iddiaları yalanladı.

Bakanlığa bağlı Dış Medya Dairesi, 1 Ekim’de yaptığı açıklamada, söz konusu haberlerin gerçek dışı ve dayanaksız olduğunu belirterek herhangi bir temasın gerçekleşmediğini duyurdu.

Reuters haber ajansı aynı gün yayımladığı haberde, iki tarafın aralarındaki gerilimi düşürmek amacıyla eylül ayında Türkiye’de en az bir kez gizli toplantı yaptığını aktarmıştı.

Ajans, haberini ikisi Suriyeli, biri ABD’li yetkili ve biri Hizbullah’a yakın üst düzey Lübnanlı güvenlik kaynağı olmak üzere altı kişiye dayandırdı.

Habere göre buluşma, Türk güvenlik ve istihbarat kurumlarının davetiyle düzenlendi. Toplantıda Hizbullah temsilcilerinin yanı sıra Suriye istihbaratından ve Dışişleri Bakanlığından yetkililer yer aldı.

Ajansa konuşan ABD’li kaynak, görüşmenin anlaşmazlıkları gidermeye odaklandığını ve iyi geçtiğini söyledi.

Görüşmeye katıldığı öne sürülen Suriyeli bir yetkili, tarafların birbirlerine karşı düşmanlık beslemedikleri hususunda uzlaştığını aktardı. Buna göre Şam yönetimi, Hizbullah’ı silahsızlandırma gerekçesiyle Lübnan topraklarına askeri müdahalede bulunmayacağına dair örgüte güvence verdi.

Washington ise Suriye’nin Hizbullah’a karşı harekete geçmesini istiyor. ABD Başkanı Donald Trump, Şam yönetiminin örgüte askeri saldırı düzenlemesi gerektiği yönündeki talebini kamuoyu önünde birden fazla kez paylaştı.

Haberde aktarılan uzlaşma arayışına karşın Suriyeli heyet, Hizbullah’ın sınır ötesi silah kaçakçılığını durdurmasını ve özellikle Suriye’nin güneyindeki uyuyan hücrelerini lağvetmesini talep etti.

Hizbullah ise eski Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad yönetiminin Aralık 2024’te devrilmesinden bu yana ülke topraklarında hücreleri olduğu iddiasını reddediyor.

Şam yönetimi hafta başında roket saldırısı hazırlığı içindeki bir Hizbullah hücresinin yakalandığını ileri sürmüştü. Hizbullah bu iddia karşısında, “Suriye topraklarında hiçbir şekilde varlığımız yok ve orada herhangi bir güvenlik veya askeri faaliyette yer almıyoruz” açıklamasını yaptı.

Toplantı iddiasına ilişkin sorular karşısında Türkiye Dışişleri Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı, Suriye Dışişleri Bakanlığı ve ABD Dışişleri Bakanlığı sessizliğini korurken Hizbullah’ın basın bürosu yorum yapmaktan kaçındı.

Suriye’deki yeni iktidar yapısı ile Hizbullah arasındaki temas iddiaları, tarafların geçmişteki yoğun çatışma geçmişine dayanıyor.

Hizbullah iç savaş boyunca Esad ordusu saflarında savaştı; Heyet Tahrir eş-Şam’ın (HTŞ) çekirdeğini oluşturan Nusra Cephesi ve Ahrar eş-Şam gibi gruplarla doğrudan karşı karşıya geldi.

Esad iktidarını Aralık 2024’te deviren HTŞ, mevcut Suriye Savunma Bakanlığında belirleyici konum taşıyor.

Nusra Cephesi, iç savaşın ilk evrelerinde Lübnan’ın kuzey ve doğu sınırlarını ele geçirmiş, ardından Lübnan ordusu ve Hizbullah birliklerince bu hatlardan püskürtülmüştü. Grup aynı dönemde Beyrut dahil Lübnan genelinde bombalı saldırılar ve suikastlar düzenledi.

Esad yönetiminin çöküşüyle Hizbullah’ın Suriye’deki etkinliği sona ererken, yeni Şam güçlerinin Lübnan sınırına askeri tahkimat yaptığı kaydediliyor.

Sınıra sevk edilen askeri birlikler arasında, geçmiş çatışma döneminde ülkeye giren yabancı savaşçıların da yer aldığı belirtiliyor.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Trump’ın damadının şirketi İsrail ordusunun tedarikçisine ortak çıktı

Yayınlanma

CNN’in haberine göre Jared Kushner’ın yatırım şirketi Affinity Partners, İsrail ordusuna silah ve teçhizat sağlayan firmalarda pay sahibi olan Phoenix Financial grubunun en büyük hissedarı kalmayı sürdürdü. Kushner’ın Gazze müzakerelerinde resmi kadro almadan gönüllü diplomat olarak yer alması, şirketteki 1 milyar doları aşan hisse değeri nedeniyle tartışma yarattı.

ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı Jared Kushner, Gazze’deki savaşın sona erdirilmesine yönelik müzakerelerde rol üstlenirken yatırım şirketi Affinity Partners üzerinden İsrailli finans grubu Phoenix Financial ile ticari bağlarını korudu.

CNN tarafından İsrail’deki mali kayıtlar incelenerek yapılan araştırma, Phoenix’in İsrail ordusuna silah, insansız hava aracı, savaş gemisi ve yıkım ekipmanı tedarik eden en az dokuz şirkette pay sahibi olduğunu ortaya koydu.

Bu şirketlerin tamamının hisse değeri geçen yıl artış kaydetti. Kuruluşların birçoğu, Gazze’deki çatışmaların ürünlerine yönelik talebi yükselttiğini açıkladı.

Affinity Partners, Trump’ın Ocak 2025’te başkanlık görevine başlamasından hemen önce Phoenix’teki payını neredeyse iki katına taşıdı.

Şirket, Temmuz 2026’da bu hisselerin dörtte birini 340 milyon doları aşkın bir bedelle elden çıkardı. Bu işlemden elde edilen gelir, satılan paylar için başlangıçta ödenen tutarın beş katını aştı.

Satışın ardından Phoenix’in en büyük hissedarı kalmayı sürdüren Affinity’nin elindeki yüzde 7,4’lük payın piyasa değeri temmuz ayı itibarıyla 1 milyar doların üzerine çıktı. Kushner, Phoenix’i daha önce şirketinin “en iyi yatırımı” olarak nitelendirmişti.

İncelenen belgelere göre Phoenix, İsrail’in en büyük savunma sanayisi şirketi Elbit Systems’e en az 265 milyon dolarlık yatırım yaptı. Elbit, İsrail ordusuna mühimmat, tank sistemleri ve askeri teçhizat temin ediyor.

İsrailli finans grubunun portföyünde İHA kameraları üreten NextVision, topçu mühimmatı tapası imal eden Reshef Technologies ve tank parçaları geliştiren Ashot Ashkelon da yer alıyor.

Phoenix ayrıca savaş gemisi üreticisi Israel Shipyards ile birlikte Boeing ve Caterpillar’da da hisse sahibi. İsrail ordusu operasyonlarda Boeing’in ürettiği uçak ve mühimmatları, Gazze’deki yıkımlarda ise Caterpillar üretimi iş makinelerini kullanıyor.

Kushner’ın şirketi Affinity doğrudan bu savunma kuruluşlarına ortak olmasa da Phoenix’in ana hissedarı sıfatıyla grubun mali kazancından pay alma imkanını koruyor.

Kushner, Trump yönetiminde resmi bir kadro almadan, gönüllü temsilci sıfatıyla diplomatik görüşmelere katılıyor. Bu konum, resmi bir kamu görevinde zorunlu tutulan mali bildirim ve çıkar çatışması yükümlülüklerine tabi olmamasını sağlıyor.

CNN, Kushner’ın yürüttüğü diplomatik temasların söz konusu yatırımları doğrudan etkilediğine dair somut bir veriye ulaşmadığını duyurdu.

Fakat Gazze müzakerelerinde görev üstlenen bir ismin, İsrail ordusunun tedarikçilerine sermaye aktaran bir grupta ana hissedar olması çıkar çatışması tartışmalarına yol açtı.

Kushner’ın avukatı, müvekkilinin Phoenix’in yönetim kurulunda yer almadığını, yatırım kararlarına müdahale etmediğini ve ticari girişimleriyle diplomatik temasları arasında bağ olmadığını savundu.

CNN ise Kushner’ın Eylül 2025’te Forbes dergisine verdiği mülakatta Phoenix yönetimiyle “çok aktif bir diyalog” sürdürdüğünü ve şirket yöneticileriyle birkaç haftada bir temas kurduğunu söylediğini aktardı.

Avukatı bu temasların tek tek yatırımlarla değil, genel piyasa eğilimleriyle sınırlı olduğunu öne sürerken diplomatik mesainin artmasıyla birlikte şirket yönetimiyle görüşmelerin seyreldiğini kaydetti.

Beyaz Saray Sözcüsü Anna Kelly, Kushner’ın şahsi ticari işlerinin gönüllü diplomatik vazifeleriyle bağlantısı bulunmadığını dile getirdi.

Phoenix ise hissedarlarına sunduğu değerin temel faaliyet performansından beslendiğini belirterek haberdeki ayrıntılı bulgular hakkında değerlendirme yapmadı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English