Bizi Takip Edin

ORTADOĞU

‘Gazze’yi Batı Şeria ile buluşturan başkenti Kudüs olan bir çözüm, tek geçerli çözümdür’

Yayınlanma

İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırıları sonrası CNN ve BBC gibi Batı televizyonlarında yaptığı çıkışlarla gündeme gelen Filistin’in İngiltere’deki Misyonunun Başkanı Büyükelçi Husam Zomlot Harici’ye konuştu. Netanyahu’nun Gazze için planlarını değerlendiren Büyükelçi, “Gazze, Filistin devletinin ayrılmaz bir parçasıdır” dedi.

Filistinli Büyükelçi Zomlot, BBC programında sunucunun Hamas’ın saldırılarını kınıyor musunuz sorusu üzerine “Gazze’de kınanması gereken biri varsa o da sivillere saldıran İsrail’dir” yanıtını vermişti.

Harici adına gazeteci Esra Karahindiba’nın sorularını yanıtlayan Husam Zomlot, savaş sonrası Gazze’deki siyasi duruma, Arap ve Müslüman ülkelerin Filistin’e verdiği desteğe ve Türkiye’nin tutumuna ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

‘Filistin halkı birlik içindedir’

Öncelikle Filistin’in temsiliyle ilgili bir sorum var. Filistin Kurtuluş Örgütü’nün (FKÖ) diplomatik temsilcisi olarak nereye giderseniz gidin, hangi televizyon kanalına çıkarsanız çıkın, Hamas’ın eylemlerine de cevap vermek zorundasınız. Çünkü insanlar size Hamas’ın yaptıklarını soruyor ve siz de kendi tarafınızı her şekilde savunmanız gereken pozisyonda kalıyorsunuz. Duruşunuzu muhataplarınıza nasıl açıklıyorsunuz?

Her şey çok açık. Biz Filistin halkını temsil ediyoruz, çünkü biz FKÖ’yü temsil ediyoruz. FKÖ, tüm Filistin halkının tek meşru temsilcisidir. Bütün Filistin dokusundan ileri gelen meşruiyeti var. Tarihi meşruiyeti var. Demokratik meşruiyeti var. Ve Filistin halkının bölgedeki tek meşru temsilcisi olarak tanınıyor. Ve uluslararası alanda tanınıyor. Londra’da FKÖ ofisimiz var. Washington’da da FKÖ ofisimiz vardı. Dolayısıyla Filistin halkını temsil etme konusunda herhangi bir sorun yok. Filistin halkı birlik içindedir. Zalimin bir olması gerçeği karşısında birleşiyoruz. Bayrağımızın bir olmasıyla birleşiyoruz. Topraklarımızı özgürleştirme hedefimizin bir olduğu gerçeğiyle birleşiyoruz. Yani siyasi gruplar arasındaki meselenin bizim temsilimizle hiçbir ilgisi yok. Biz Filistin halkını temsil ediyoruz.

‘İsrail Gazze’yi FKÖ’ye iade etmek istemeyecek’

En önemli soru, Gazze’nin geleceği ne olacak? ABD, savaştan sonra Gazze’yi Filistin otoritesinin yönetmesini istiyor. Ancak Netanyahu hükümeti bunu reddediyor. İsrail algısına göre İsrail Savunma Kuvvetleri savaştan sonra bile Gazze’den ayrılmayacak. ABD, İsrail’in Gazze’yi işgalini desteklerse gelecekte Gazze ne olacak? B planınız nedir?

İsrail’in resmi yaklaşımı Gazze’yi FKÖ’ye iade etmeyecekleri yönünde. Bu onların ajandasının bir parçası. Özgür Filistin’in ortaya çıkmasına izin vermek istemiyorlar. Ve Netanyahu bu konuyu kamuya açık şekilde söylüyor. Filistin devletinin kurulmasını engelleyen odur. Planı çok açık. Filistin coğrafyası ile Filistin siyasi sisteminin birleşmesi halinde bunun Filistin devleti fikrini ister istemez geri getireceğini düşünüyor ve bunu istemiyor. Netanyahu’nun söylediklerinde ciddi olduğunu düşünüyorum. Filistin ulusal kurumlarının ve Filistin birliğinin oluşmasını engellemek isteyecektir.

‘Gazze yalnızca Filistin devletinin bir parçası olabilir’

Ama yine de savaş sonrası Gazze’ye dair net bir tasavvura sahip değilsiniz. B planınız nedir?

Tek plan var, o da Filistin halkının planı. Ve bu plan, Gazze ve Filistin liderliğiyle ilgili. Gazze, Filistin devletinin ayrılmaz bir parçasıdır. Gazze’deki Filistinliler milletimizin ayrılmaz dokusudur. Dolayısıyla Gazze’de kısmi bir çözüm yok. Gazze’de askeri çözüm yok. Ve Gazze yalnızca Filistin devletinin bir parçası olabilir. Gazze’yi Batı Şeria ile buluşturan kurtarılmış topraklarımızın başkenti Kudüs olan bir çözüm, kuşatıcı, geçerli bir çözümdür.

‘Uluslararası ticaretin işgali teşvik etmemesini sağlamak her ülkenin sorumluluğundadır’

Türkiye’de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Netanyahu’ya karşı çok sert söylemleri var ancak Türkiye’nin İsrail’le ilişkilerini ve özellikle de uluslararası ticareti sürdürmesine yönelik eleştiriler de mevcut. Bazı Türkler ise İsrail mallarını boykot ediyor. Sizce Filistin destekçileri İsrail’le ilişkilerini kesmeli mi? İsrail’i boykot etmek Filistin’in beklediği bir şey mi?

Türkiye ile İsrail arasındaki durumun detaylarını şu anda bilmiyorum. Ama biliyorum ki Türkiye bölgesel bir güç, NATO’nun bir parçası olarak Avrupa’ya yakın, bölgeye yakın uluslararası bir güç. Türkiye önemli bir küresel aktör. Bu nedenle Türkiye’nin politikası, uluslararası hukuk ve uluslararası kararların uygulanmasının yanı sıra bölgesel barışın ve bölgesel istikrarın sağlanması sorumluluğuna dayanmalıdır. Bu, Filistin yanlısı olmak, İsrail yanlısı olmak, buna karşı olmak veya şuna karşı olmak değil. Bu uluslararası politikanın uygulanmasıyla ilgilidir. Türkiye uluslararası kararlara her uyduğunda İsrail’e karşı demek değil. Hayır. Her ülkenin çok kararlı bir duruş sergilemesi gerekiyor. Bu bir sorumluluktur. Bu istisnai bir durum değil. Uluslararası hukukun ihlal edilmemesini sağlamak, silahlanmanın uluslararası hukukun ihlaliyle sonuçlanmamasını sağlamak, uluslararası ticaretin statükoyu yani Filistin halkına yönelik baskı uygulayan işgali teşvik etmemesini sağlamak her ülkenin sorumluluğundadır. Böylece Türkiye uluslararası sistemde bir aktör olarak üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmiş olacaktır.

‘Dünya halkları katliama karşı her türlü meşru yolu kullanmalı’

Sizce destekçileriniz İsrail’i boykot etmeli mi?

Dünya halkları her yerde büyük bir dayanışma gösteriyor. Protesto onların hakkı. Boykot onların hakkı. Bu meşru bir haktır. İsrail’in yasa dışılığını işaretlemek için yasa dışı yerleşim ürünlerini boykot etmek, yasa dışı yerleşimcilerin ülkelerine geçiş izni vermemesini sağlamak, İsrail’in silahlarının çocuklarımızı ve sivillerimizi öldürmek için kullanılmamasını sağlamak da dahil olmak üzere her türlü meşru yolu kullanmak… Bunlar Türk milleti de dahil olmak üzere dünya halklarının sorumluluğudur.

‘Bir numaralı konu, acil ve kalıcı bir ateşkes’

Arap ülkelerinden Gazze için herhangi bir destek isteyip de karşılığını alamadığınız oldu mu?

En azından artık Arap ve Müslümanların birlik olduğu bir pozisyonumuz var. Arap-İslam zirvesinin ardından aralarında Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın ve Filistin Dışişleri Bakanı’nın da bulunduğu bir heyet var ve bölgeden de Suudi, Mısırlı vb. pek çok bakan var. Ortak bir duruş sergiliyoruz. Bir numaralı konu, acil ve kalıcı bir ateşkes. Bölgenin pozisyonu budur. İkincisi, büyük insani yardıma ve koridorlara duyulan ihtiyaç. Etnik temizlik ve yerinden edilme planına hayır. İsrail’in Gazze’nin herhangi bir bölgesini ele geçirmesine hayır. Ve kapsamlı bir siyasi ivmeye evet…

ORTADOĞU

UAD: İsrail, Doğu Kudüs ve Batı Şeria’daki işgaline son vermeli

Yayınlanma

Uluslararası Adalet Divanı (UAD) İsrail’in Filistin’i işgali, Batı Şeria ve Doğu Kudüs’teki ilhak uygulamaları, Doğu Kudüs’ün statüsünü değiştirme çabaları, apartheid ve ayrımcı uygulamaların hukuka aykırılığı, bunların başta İsrail olmak üzere tüm devletler ve uluslararası kuruluşlar açısından doğuracağı sonuçlar hakkındaki kanaatini açıkladı.

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu, İsrail’in Doğu Kudüs ve Batı Şeria’daki uygulamalarının hukuki sonuçları hakkında UAD’den görüş istemişti. Şubat ayında yapılan, İsrail ve Filistin ile taraf olan devletlerin sunum yaptığı oturumlardan sonra UAD Başkanı Lübnanlı Yargıç Nawaf Salam, bugün yapılan halka açık oturumda, İsrail’in işgal ettiği Filistin topraklarındaki uygulamalarının hukuki sonuçlarına ilişkin danışma görüşünü açıkladı.

“İsrail’in rızasına gerek yok”

UAD, İsrail’in Filistin’i işgalinin hukuki sonuçlarına ilişkin “danışma görüşü verme yetkisi olduğunu” belirtti.

BM Genel Kurulundan gelen sorunun hukuki bir soru olduğunu ve bu soruya ilişkin danışma görüşü vermemesi için geçerli neden bulunmadığını kaydetti.

Mahkeme, görüşü istenen konunun, ABD ve İngiltere gibi ülkelerin iddia ettiği gibi iki taraflı değil, tüm BM Genel Kurulunu ilgilendiren ciddi bir mesele olduğunu ve bu sebeple “İsrail tarafının rızasının alınmasına gerek olmadığını” aktardı.

“Filistin toprakları tek bir birimdir”

Divan, işgal altındaki Filistin topraklarının parçalanmış ayrık bölgelerden değil, Batı Şeria, Doğu Kudüs ve Gazze’yi de içeren, tek bölgesel birim oluşturduğunu tespit etti.

İsrail’in, Gazze’de dahil Filistin topraklarında işgal gücü otoritesini kullandığını kaydeden Divan, İsrail’in Gazze üzerinde etkin kontrole sahip olmaya devam ettiği ve bu nedenle Gazze’de işgalci güç konumunda olduğunu bildirdi.

Divan, İsrail’in işgal ettiği Filistin topraklarındaki yükümlülüklerinin, savaş hukukuna ilişkin Cenevre Sözleşmeleri ve uluslararası teamül hukukunu kapsadığını vurguladı.

UAD, Oslo Anlaşması’nın, işgalle ilgili kuralları ve İsrail’in yükümlülüklerini “ortadan kaldırmadığı” tespitinde bulundu.

İşgal kavramının geçici durum olduğunu belirten UAD, işgal süresinin uzunluğunun, işgal edilen toprakların hukuki statüsünü değiştirmediğini kaydederek, İsrail’in Filistin topraklarındaki ilhak uygulamalarının “hukuka aykırı” olduğunu ifade etti.

Divan, İsrail’in, işgal ettiği topraklardaki insanları yerleşim yerlerini terk etmeye zorladığını kaydederek, İsrail’in işgal ettiği toraklardaki yerleşim politikaları Cenevre Sözleşmesi’ni ihlal ettiğini kaydetti.

İsrail’in işgal ettiği Filistin topraklarındaki doğal kaynakları kullanımının, “uluslararası hukuktan kaynaklanan yükümlülüklerine aykırı” olduğu tespitinde bulunan UAD, İsrail’in işgal ettiği Filistin topraklarındaki doğal kaynakları sömürme politikasının, “Filistinlilerin doğal kaynaklar üzerindeki egemenlik hakkını ihlal ettiğini” belirtti.

İsrail’in yerleşim politikasının Filistin halkının bölgeyi terk etmesine neden olduğunu vurgulayan Divan, yerleşim uygulamalarının Filistinlilerin hayatta kalma imkanını azalttığı ve İsrail ordusunun, Filistinlilerin bölgeyi terk etmesi için baskıyı artırdığını ifade etti.

Divan, askeri gereklilik nedeniyle yerlerinden edilen Filistinlilerin, bu gereklilik ortadan kalkar kalkmaz yerlerine döndürülmeleri gerektiğini bildirdi.

Zorla tahliyeler, ev yıkımları ve ilgili uygulamaların, Filistinlilere ayrılmaktan başka seçenek bırakmadığını vurgulayan UAD, ev yıkımından sonra araziye el konulması dahil bu eylemlerin niteliğinin, “geçici olarak izin verilen tahliyeler olmadığını” gösterdiğine işaret etti.

İsrail’in, işgal ettiği bölgelerde kalıcı kontrol niyeti taşıdığına dikkati çeken Divan, işgal ettiği topraklarda hukuki ve siyasi uygulamalarının buralarda kalıcı olarak yerleşme amacı taşıdığını gösterdiğini belirtti.

UAD, İsrail’in Batı Şeria ve Doğu Kudüs’teki politika ve uygulamalarının, sahada geri dönüşü olmayan etkiler yaratmayı amaçladığını ve ilhak anlamına geldiğini ortaya koydu.

Divan, İsrail’in hiçbir şekilde işgal ettiği Filistin toprakları üzerinde egemenlik hakkına sahip olmadığının altını çizerek, İsrail’in, Batı Şeria ve Doğu Kudüs’teki yerleşimleri ile uluslararası hukuku ihlal ettiğini kaydetti.

Filistinlilere yönelik ayrımcı politikalar

İsrail’in işgal ettiği topraklardaki Filistinlilere yönelik farklı uygulamalarının “ayrımcılık teşkil ettiğini” ve İsrail’in Filistinlilere yönelik ırk ve etnik köken kaynaklı ayrımcı politikaları olduğuna işaret eden UAD, bu uygulamaların Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşmelere aykırı olduğunun da altını çizdi.

İşgalci güç olarak İsrail tarafından kabul edilen geniş mevzuat yelpazesinin, Filistinlilere farklı muamelede bulunduğuna değinen UAD, İsrail’in politikalarının ayrımcılık anlamına geldiğini kaydetti.

Mahkeme, hukuka aykırı politikaların İsrail’in Filistinlilerin kendi kaderini tayin hakkına saygı gösterme yükümlülüğünü ihlal ettiği görüşünde olduğunu açıkladı.

Divan, Filistinlilerin kendi kaderini tayin hakkının varlığının devredilemez ve işgalci gücün tercihlerine tabi tutulamaz olduğu tespitinde bulundu.

UAD, İsrail’in işgal ettiği toprakların ve kültürel varlıkların iadesi, zararların giderilmesi, tüm yerleşimlerin boşaltılması, işgal altındaki Filistin topraklarında inşa edilen duvarın yıkılması, Filistinlilerin geri dönmesine izin verilmesi dahil haksız uygulamalarından etkilenen kişilerin zararlarını tazmin etmesi gerektiğini bildirdi.

“Tüm devletlerin yükümlülüğü”

BM’nin bir bütün olarak İsrail ve Filistin arasındaki çatışmayı sona erdirmesi, bölgede adil ve kalıcı barış tesis etmesinin “acil gereklilik” olduğunu vurgulayan Divan, tüm devletlerin, İsrail’in işgal ettiği Filistin topraklarındaki varlığını hukuki olarak tanımama, yardım veya destek sağlamama yükümlülüğü olduğunu belirtti.

Divan, İsrail’in tüm yeni yerleşim faaliyetlerini sona erdirmesi ve ayrımcı mevzuat dahil hukuka aykırı durum yaratan veya sürdüren tüm mevzuatı yürürlükten kaldırması gerektiğini aktardı.

UAD, İsrail’in işgal ettiği Filistin topraklarındaki işgaline mümkün olan en kısa sürede son verilmesi gerektiğini ifade etti.

İsrail’den ilk tepki aşırı sağcı bakanlardan

UAD’nin görüşünü açıklaması üzerine İsrail’in aşırı sağcı Maliye Bakanı Bezalel Smotrich ve Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir işgal edilen Filistin topraklarında “ilhak” çağrısı yaptı.

Smotrich, sosyal medya hesabındaki paylaşımında,”Lahey’e verilecek yanıt: Egemenlik şimdi” ifadesini kullandı.

Haaretz’in haberine göre Ulusal Güvenlik Bakanı Ben-Gvir de UAD’nin “Yahudi karşıtı” olduğunu öne sürerek, işgal altındaki Filistin topraklarının “İsrail’in ilhak etmesinin zamanını geldiğini” savundu.

Danışma görüşü nedir?

Birleşmiş Milletlerin temel yargı organı Divan’ın görevleri arasında ilk olarak, devletler arasında ortaya çıkan hukuki ihtilafları uluslararası hukuka uygun şekilde çözmek, ikinci olarak da kendisine yönlendirilen hukuki konularda danışma görüşü bildirmek bulunuyor.

BM organları ve faaliyet alanlarıyla ilgili olması şartıyla BM yetkili kuruşları uluslararası hukuka ilişkin konu hakkında UAD’den danışma görüşü isteyebilir. Devletler, Divan’dan danışma görüşü isteyemez.

UAD bu konuda İsrail’in, işgal ettiği Filistin’deki politikaları ve uygulamalarının hukuki sonuçlarına ilişkin bağlayıcı olmayan danışma görüşünü açıkladı.

Bu konu, Güney Afrika tarafından açılan ve İsrail’in 7 Ekim sonrasında Gazze’de yürüttüğü askeri harekatın soykırım niteliğinde olduğu iddiasını taşıyan davadan konu itibarıyla farklılık gösteriyor.

30 Aralık 2022’de BM Genel Kurulu’nun üyelerinin çoğunluğunun, İsrail’in Filistin’de devam eden işgalinin hukuki sonuçları hakkında mahkemenin görüşünü almak üzere oy kullandığı bir taleple açılmıştı. Arap ülkeleri, Rusya ve Çin bu talebin lehine oy verirken, İsrail, ABD, Almanya ve diğer 24 ülke ise karşı oy kullanmıştı.

BM Genel Kurulu, 30 Aralık 2022 tarihli söz konusu kararında UAD’ye, Divan Statüsü’nün 65. maddesine dayanarak 1967’deki savaştan bu yana İsrail’in Filistin’deki işgalinin hukuki neticelerine ilişkin şu iki soru yöneltmişti:

“1- İsrail’in, Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkını sürekli olarak ihlal etmesinin, işgali sürdürmesinin, 1967’den bu yana Filistin topraklarındaki yerleşim ve ilhak faaliyetlerinin, Kudüs’ün demografik yapısını, karakterini ve statüsünü değiştirmeye yönelik faaliyetlerinin ve ilgili ayrımcı mevzuat ve tedbirleri kabul etmesinin hukuki sonuçları nelerdir?

2- İsrail’in, ilk soruda belirtilen uygulamaları, işgalin hukuki statüsünü nasıl etkilemektedir ve bu durumun tüm devletler ve Birleşmiş Milletler için doğurduğu hukuki sonuçlar nelerdir?”

Danışma görüşü talebi, 17 Ocak 2023’te BM Genel Sekreteri tarafından UAD’ye ulaştırılırken Divan, BM üyesi devletlere ve Filistin’e danışma görüşü istenen sorular hakkında yazılı ve sözlü beyanda bulunma haklarına ilişkin bildirim yaptı.

Bağlayıcı değil ancak etkili

UAD’nin verdiği danışma görüşleri her ne kadar bağlayıcı olmasa da birçok devlet ve kuruluş tarafından dikkate alınıyor ve bu görüşlere uygun hareket ediliyor. Örneğin, Divan’ın 2004 yılında İsrail’in Filistin topraklarında inşa ettiği duvara dair verdiği danışma görüşünde duvarın hukuka aykırı olduğunun tespit edilmesinin ardından, birçok devlet ve şirketin bu duvarın inşasına katkıda bulunmaktan kaçındığı ve İsrail’e sattıkları inşaat malzemelerinin duvarın yapımında kullanılmaması şartını koyduğu dikkat çekiyor.

Benzer şekilde, UAD’nin 22 Temmuz 2010’da uluslararası hukukta bir devletin tek taraflı bağımsızlık ilan etmesinin yasaklanmadığı yönünde verdiği danışma görüşünün ardından, Kosova’nın bağımsızlığının meşruiyeti arttı ve bağımsızlığını tanıyan devlet sayısı çoğaldı.

Bununla birlikte, mahkemenin vereceği danışma görüşü BM Güvenlik Konseyi veya İsrail açısından hukuken bağlayıcı olmayacak. Ancak, UAD’nin görüşünün işgalin uluslararası hukuka aykırı olduğu yönünde olması durumunda, bu tespitin İsrail üzerindeki baskıyı artırması ve ona açıkça destek veren ABD ve Kanada gibi ülkeler üzerinde uluslararası hukuka uyma konusunda daha fazla baskı oluşturması bekleniyor.

Okumaya Devam Et

ORTADOĞU

İsrail, Hizbullah savaşına hazırlanıyor

Yayınlanma

İsrail, Gazze’deki savaşı gölgede bırakabilecek olası Hizbullah savaşında günde 4.000 roket ve binlerce can kaybı bekliyor.

İsrail’in dört bir yanındaki sağlık merkezleri, acil servisler ve bölge sakinleri, Hamas’la yaşanan çatışmanın zararını kat be kat aşabilecek bir savaşa hazırlanıyor. Hizbullah daha iyi eğitimli ve daha ağır silahlara sahip; uzmanların 150.000 adet olduğunu tahmin ettiği füze stoku tüm ülkeyi vurabilecek kapasitede.

İsrail ile Hizbullah arasındaki “kontrollü çatışmalar” 7 Ekim’den sonra İsrail’in Gazze’ye saldırmasıyla başladı. Ancak son dönemde tansiyonun yükselmesi ve Hizbullah’ın İsrail Gazze’deki saldırılarını sonlandırana kadar gerilimi düşürmemekte ısrar etmesi topyekûn savaş ihtimalini artırdı. Ayrıca, Hizbullah’ın attığı füzeler nedeniyle İsrail’in kuzeyindeki yerleşim yerlerinden binlerce insan ülkenin iç kısımlarına geçici olarak yerleştirildi. 10 ay aşan çatışmalar nedeniyle evlerine dönemeyen İsraillilerin durumu Tel Aviv üzerinde ciddi bir baskı oluşturuyor. Bu nedenle İsrail’in Gazze’de olası bir ateşkes durumunda kuvvetlerini Lübnan sınırına yığacağı ve Lübnan’a saldırıyı gündemine alacağı değerlendiriliyor. Ülkedeki pek çok kuruma Hizbullah’la olası bir savaşa hazırlık için talimat verildi.

Wall Street Journal (WSJ) İsrail’de Hizbullah’la topyekûn savaş için yapılan hazırlıkları haberleştirdi.

İsrail’deki ev sahipleri dernekleri apartmanlardaki tozlu sığınakları temizliyor, su tesisatını onarıyor ve yeraltında uzun süre kalmaya hazır olmak için su ve malzeme stokluyor. Tel Aviv’deki bazı ev sahipleri kapılarının yanında temel ihtiyaç malzemelerinden oluşan çantalar bulunduruyor. Acil durum ekipleri güçlendiriliyor ve kan gibi ihtiyaç malzemeleri güvence altına alınıyor.

Sağlık Bakanlığı, İsrail’in kuzeyindeki en büyük hastanelerden olan Rambam Hastanesi’nden kapasitesini yüzde 40 oranında artırmasını istedi. Hastane bir yandan Gazze’de yaralananlar tedavi edilirken hastanenin altındaki sığınaklar savaşa hazırlık çalışmaları yapıyor. Hastane otoparkının üç kat altında dört ameliyathane, birer doğumhane ve diyaliz merkezi inşa edildi.

Hastane müdürü Dr. Michael Halberthal, “Burada binlerce kişinin hayatını kaybetmesini bekliyoruz. Bu bizim hazır olduğumuz şey. Olası senaryomuz, her dört dakikada bir etrafımıza çok güçlü füzelerin düştüğü en az 60 günlük bir savaş” dedi.

Halberthal, İsrail’in 2006’da Hizbullah’la son savaşı sırasında Rambam’da görev yapmış ve 34 gün süren çatışmada hastane yakınlarına yaklaşık 70 füze düşmüş. Bu deneyim hastaneyi, dünyanın en güçlendirilmiş yeraltı tıbbi tesisini inşa etmeye itmiş.

İsrail’in acil tıbbi müdahale birimini yöneten Magen David Adom adlı kuruluşun genel müdürü Eli Bin, son birkaç aydır Tel Aviv’in güneyindeki bir yeraltı tesisinde malzeme stokluyor. Kurum Gazze’deki savaş başladığından beri filosuna 200 ambulans eklemiş. Uydu anteni ile donatılmış bir kamyon, bir tesis devre dışı kaldığında mobil tıbbi istasyon olarak hizmet vermek üzere tasarlanmış.

Bin, “Güneyde yaşananların kuzeyde yaşanacaklar için bir fragman bile olmadığını biliyor ve bekliyoruz” dedi.

Magen David Adom aynı zamanda İsrail’in ulusal kan bankasını da yönetiyor ve bu bankayı saldırılardan korumak için Ekim ayında yer altına taşıdı. Tesis, mevcut savaşın en yoğun olduğu dönemde günde bin 500 ünite kan işliyordu.

Magen David Adom, Lübnan’a en yakın olanlardan başlayarak İsrail’in küçük kasabalarında hazır olmaları için yerel ilk müdahale ekiplerini donatıyor.

Ulusal yangın söndürme operasyonlarından sorumlu kıdemli memur Kfir Bibitko, İsrail Yangın ve Kurtarma Hizmetleri’nin İsrail’in Lübnan sınırına 18 mil mesafedeki topluluklarda 150’den fazla sivil müdahale ekibini eğittiğini söyledi.

Ekipler, bölgedeki tarım arazilerinde hızla hareket etmelerini sağlayan küçük arazi tipi yangın söndürme araçlarıyla donatıldı. Hizbullah’ın hava saldırıları İsrail’in kuzeyinde 100’den fazla yangına yol açmış durumda; bunlardan biri haziran ayında günlerce devam etmişti. Bibitko, “Sınıra yakın bölgelere ulaşmakta zorluk çekiyoruz, çünkü ateş açıyorlar” dedi.

Hayfa’daki acil durum hazırlıklarını denetleyen yetkili Yair Zilberman 100’den fazla yeni sığınak kurduklarını ve bunları jeneratör ve internet erişimiyle donattıklarını anlattı. Ancak yine de 300 bin nüfuslu Hayfa’da binlerce kişi sığınağa erişimden yoksun.

Hayfa aynı zamanda benzin, petrol, kimyasal madde ve tehlikeli madde tanklarını barındıran önemli bir rafineri altyapısına da ev sahipliği yapıyor. Şehir, İsrail hükümetinden tesislerin taşınmasını istedi ve yargıya başvurmayı düşünüyor.

Hayfa Belediye Başkanı Yona Yahav, 2006 savaşından sonra Hayfa’nın yaklaşık 12 bin ton yüksek derecede zehirli amonyağı taşımak için başarılı bir mücadele verdiğini söyledi. Yahav, bir saldırının neden olacağı olası bir sızıntının binlerce sivili öldürebileceğini söyledi.

İsrail’in Lübnan sınırına yakın kasabalar boşaltıldı, bazıları sürekli bombardıman nedeniyle enkaz haline geldi.

İsrail hükümeti durumu çözüme kavuşturmak için baskı altında. Yerlerinden edilen aileler 1 Eylül’de başlayacak okul yılını önemli bir işaret olarak görüyor. Bu arada yetkililer İsrail ve Hizbullah’ın yanlış bir hesapla gerilimi tırmandırmasından endişe ediyor.

Magen David Adom’dan Bin, “Bizi endişelendiren ve uykularımızı kaçıran şey, taraflardan birinin hata yaptığı bir senaryo. Kim bir kibrit çakıp sahayı tutuşturursa, bu muhtemelen tüm Orta Doğu’yu ateşe verecektir” dedi.

Okumaya Devam Et

ORTADOĞU

FT: BAE, Gazze’de asker konuşlandırmaya hazır

Yayınlanma

Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) savaş sonrası planın bir parçası olarak Gazze’ye asker gönderebileceğini resmen açıklayan ilk ülke oldu.

ABD; İsrail ile Hamas arasında şimdiye kadar başarı sağlayamadığı ateşkes girişimlerini sürdürürken Gazze’nin savaş sonrası yönetimine ilişkin vizyonu üzerinde de çalışıyor. Savaş sonrası Gazze’de Arap müttefiklerini de rol biçen ABD bu konuda ilerleme kaydetti. ABD, “güvenilir” Arap devletlerinin, savaş sona erdiğinde geçici olarak Gazze’ye asker konuşlandırmalarını istiyor.

Bu kapsamda Mısır ve BAE’nin savaş sonrası Gazze güvenlik gücüne katılmaya ikna edildiği iddia edilmişti.

BAE bu iddiayı doğruladı. BAE, ABD’nin liderlik rolü üstlenmesi ve bağımsız Filistin devletine yönelik adımları desteklemesi halinde kuvvetlerini Gazze’de konuşlandırabileceğini söyledi.

BAE dışişleri bakanlığı özel temsilcisi Lana Nusseibeh Financial Times’a yaptığı açıklamada Abu Dabi’nin kuşatma altındaki Gazze’deki “boşluğu” doldurmak ve insani yardım ve yeniden inşa sürecine destek olmak amacıyla ABD ile planları hakkında görüştüğünü açıkladı.

Nusseibeh, “BAE, yenilenmiş Filistin Yönetimi’nin ya da güçlendirilmiş bir başbakan tarafından yönetilen Filistin Yönetimi’nin daveti üzerine Arap ve uluslararası ortaklarla birlikte istikrar güçlerinin bir parçası olmayı düşünebilir. Ayrıca misyona katılabilmemiz için müzakereler yoluyla Filistin devletine yönelik net bir ifade, bir sinyal ya da bir taahhüt görmemiz gerekir” dedi.

Nusseibeh misyonun başarılı olabilmesi için ABD’nin öncülük etmesi gerektiğini savundu. Planı hazırlayan ABD kendi askerlerini Gazze’ye konuşlandırmayacağını açıklamıştı.

BAE, 2020 yılında İsrail ile ilişkilerini normalleştirdi ve 7 Ekim’den bu yana devam eden İsrail saldırılarına rağmen Tel Aviv ile iletişimini sürdürdü.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English