Bizi Takip Edin

Ortadoğu

Uzmanlar yanıtlıyor: Savaş nasıl bitecek? Bir sonraki nasıl önlenebilir?

Yayınlanma

İsrail ve Hamas arasında kısa bir ateşkesin ardından dokuzuncu haftasına giren savaş Gazze’yi boğmaya devam ediyor. Savaş sonrası Gazze’yi kimin yöneteceği konusunda ucu sonu belli olmayan ve uygulanamaz görünen planlar da eş zamanlı olarak tartışılıyor. Foreign Policy, mevcut İsrail ve Filistin liderliği göz önüne alındığında kalıcı barış için herhangi bir planın uygulanmasının zor göründüğü belirterek uzmanlara daha dar kapsamlı iki soru yöneltti:

1- Gazze bundan bir yıl sonra nasıl görünecek?

2- Bu çatışmaların, aynı güvenlik tehditlerinin devam ettiği ve temel siyasi şikayetlerin çözülmediği birçok diğer savaş gibi sonlanmasını önleyecek politika hangisidir ve bu politika hangi aktör tarafından izlenebilir?

FP’nin soruları yönettiği isimler arasında öne çıkan görüşleri derledik:

Netanyahu Görevi Bırakmalı

Eski İsrail Başbakanı Ehud Olmert:

1) İsrail’in Gazze’deki harekâtı Hamas’ın askeri kabiliyetleri ortadan kaldırılana kadar devam edecek. Bunun ne kadar süreceğini tahmin etmek zor, ancak dürüst olmak gerekirse, Batı toplumlarının kabul etmeye hazır olduklarından, liderlerinin ve özellikle de İsrail’in yakın dostu olan ABD Başkanı Joe Biden’ın tahammül edebileceğinden daha uzun sürecek.

2) Tam da bu nedenle, İsrail’in bu aşamada, ordunun görevini tamamlamasının ardından neler olacağına dair bir tablo ortaya koyması zorunlu. Bu tablo aşağıdaki ilke ve varsayımlara dayanmalı:

İsrail’in askeri harekatın sonunda Gazze’de kalma niyeti, arzusu ya da kabiliyeti yok. Savaş sona erdiğinde İsrail sınıra kadar geri çekilmeli. Filistin Yönetimi ya da Arap devletlerine bağlı hiçbir güç IDF çekildiğinde Gazze’ye girmeye istekli olmayacaktır. Tüm ılımlı Arap ülkeleri, kendi rejimleri için istikrarsızlaştırıcı bir güç olan Hamas’ın yok olduğunu görmek istiyor. Grubun 7 Ekim’de işlediği vahşi cinayetler, bu ülkelerin standartlarına göre İslam’ın ve değerlerinin yüz karasıydı. Ancak bu ülkelerin hiçbiri İsrail’in askerî harekâtına destek veriyor görünmek istemiyor.

Dolayısıyla, ABD ve İsrail’in diğer müttefikleri İsrail güçlerinin Gazze’de kalmasına izin vermek istemezlerse, BM Şartı’nın 7. bölümü himayesinde, Güvenlik Konseyi’nin Gazze Şeridi’ndeki sivil otoriteleri ve yönetim sistemlerini yaklaşık 18 aylık bir süre için yeniden inşa edeceği, NATO ülkelerinden oluşan uluslararası bir güçten başka alternatif yoktur. Ancak o zaman Filistin Yönetimi’nin güvenlik aygıtının Gazze’deki uluslararası gücün yerini alması mümkün olabilir.

Bu çabaya paralel olarak -ve şimdi başlayarak- İsrail, askeri harekatın sona ermesi için siyasi bir çıkış sunmalı. İsrail devleti, askeri harekatın durdurulmasının hemen ardından Filistin Yönetimi ile iki devletli çözüm temelinde görüşmelerin başlayacağını duyurmalıdır ki bu da istikrar, İsrailliler ve Filistinliler arasında işbirliği ve Arap Birliği barış girişimi çerçevesinde İsrail ile ılımlı Arap devletleri arasında işbirliği sağlayabilecek tek siyasi çıkıştır.

Netanyahu hükümetinin böylesine cesur bir hamle yapma konusunda isteksiz, yetersiz ve hazırlıksız olduğuna şüphe yok. Bu ve diğer nedenlerden ötürü hükümetin derhal kenara çekilmesi gerekmektedir.

İsrail müzakerecilerinden Daniel Levy: Filistin’le barış sürecine Çin ve ABD eş başkanlık yapmalı

Filistinlilerin Egemenliğe İhtiyacı Var

Carnegie Uluslararası Barış Vakfı üyesi Zaha Hassan:

1) İsrail’in Hamas’a karşı yürüttüğü savaş ve buna paralel Gazze’deki Filistinli sivil halka karşı yürüttüğü mücadele, İsrail’in Hamas’ın askeri kapasitesini azaltmaya çalışması ve Filistinlileri güneydeki daha küçük yerleşim bölgelerine sürme planını sürdürmesi nedeniyle aylarca devam edecek. Bu, Gazze’nin İsrail’le olan kara sınırı ve yaklaşık 24 mil karelik deniz alanı çevresinde daha önce var olan “erişimi kısıtlı bölgelerden” daha kapsamlı bir ilhak anlamına geliyor.

Bu savaştan önce Filistinlilerin Gazze’nin ekilebilir topraklarının yaklaşık yüzde 35’ine ve balıkçılık için kullanılan kıyı sularının yüzde 85’ine erişimi tamamen ya da kısmen engellenmişti. İsrail’deki pek çok kişinin zihninde Gazze’nin küçülmesi, İsrail başbakanının Eylül ayında BM Genel Kurulu’nda bahsettiği, Filistinlilerin ve onların ulusal isteklerinin var olmadığı “Yeni Orta Doğu”yu kolaylaştıracaktır.

Ancak İsrail ile Arap hükümetleri arasındaki normalleşmenin genişletilmesi ve derinleştirilmesi, İsrail’in Gazze’de Filistinlilerin yaşamını sürdürmek için gerekli olan malların girişini engellemesi ve bombardımanının yol açtığı yıkım ve ölümler nedeniyle zora girecek. Uluslararası öfkeden etkilenmeyen İsrail’in Batı Şeria üzerindeki kontrolünü pekiştirmesi ve nüfusun kalabalık kentsel yerleşim bölgelerine ya da tamamen işgal altındaki toprakların dışına kaçmasını teşvik edecek koşullar yaratması da muhtemel.

Kısa ve orta vadede, Filistinlilerin içinde yaşadığı apartheid gerçekliği, Filistinlilerin kalıcı olarak yerlerinden edilmesini amaçlayan koşullarla birleştikçe daha da kötüleşecektir. İsrail, Gazze’den geriye kalanları yeniden bir araya getirmek için Körfez Arap ülkelerine, Mısır’a ve BM’ye güveniyor olsa da- geçmişteki İsrail-Hamas çatışmalarından sonra olduğu gibi- Gazze Şeridi’nin yönetimini devralmaya istekli bir Filistin yönetim organı olmadan bu pek olası değil.

Filistin Yönetimi’nin Gazze’de yönetimi ele almak için siyasi çözüme giden bir yola ihtiyacı var, ancak şimdilik hiçbir İsrail koalisyonu anlamlı bir Filistin egemenliğini kabul etmeyecektir.

2) İsraillilerin ve Filistinlilerin şu anda izledikleri yolu değiştirecek kartlar tek bir tarafın elinde değil. Bunun için uluslararası toplumun sürekli ve uyumlu bir şekilde ortak hareket etmesi gerekecek.

İlk olarak, BM Güvenlik Konseyi -özellikle beş daimî üye- uluslararası barış ve güvenliği koruma ve kollama görevini üstlenmeye ve BM Genel Kurulu kararları ve Uluslararası Adalet Divanı’nın işgal altındaki Batı Şeria’daki ayrım duvarına ilişkin 2004 tarihli tavsiye kararında teyit edildiği üzere kendi kaderini tayin hakkı da dahil Filistinlilerin haklarına yönelik ağır ihlalleri nedeniyle İsrail’e yaptırım uygulamaya istekli olmalı.

Uluslararası toplum, İsrail ile işgal altındaki Filistin topraklarını birbirinden ayırmak amacıyla İsrail’in Kudüs’ü yasadışı ilhakı da dahil, İsrail’i işgal altındaki Filistin topraklarından ayıran 1967 Haziran öncesi yeşil hatta yaptığı değişiklikleri tanımamaları için tüm devletlere çağrıda bulunan 2334 sayılı BM Güvenlik Konseyi Kararını (2016 yılında kabul edilmiştir) katı bir şekilde uygulamak için harekete geçebilir. Bu, İsrail’in işgalini sona erdirmeyi ve uluslararası meşruiyete dayalı siyasi bir çözümü hayata geçirmeyi amaçlayan uluslararası ve bölgesel çabaları yoğunlaştıracak ve hızlandıracaktır.

Bu tür bir uluslararası angajmanın meyve vermesi yıllar alacaktır; ancak İsrail ve Filistinliler arasındaki dinamiği değiştirmenin tek yolu budur.

Biden Barış Görüşmeleri için Yeni Şartlar Belirlemeli

ABD’nin eski Mısır ve İsrail büyükelçisi Daniel C. Kurtzer:

1) Siyasi hedefi olmayan savaş, öfke ve intikamla yapılır. İsrail’in bombardımanları Hamas’ın tünellerini, sığınaklarını ve silah depolarını bulup yok etmeye yönelik olsa da, bu kampanyanın siviller üzerindeki etkisi acımasız oldu. Savaşın nasıl sona ereceğini konuşmadan önce bombardıman sona ermeli ve İsrail, Hamas’a karşı alternatif bir strateji izlemeli.

İsrail ayrıca Hamas’ı yok edeceği sözünü vermekten de vazgeçmeli. Bu boş beyan İsrail’i ya belirttiği hedeften geri adım atmak ve bunun sonucunda zayıf görünmek ya da ele geçirilmesi zor son Hamas savaşçısını aramak için bitmek bilmeyen bir süre Gazze’de varlığını sürdürmek zorunda olduğu bir pozisyona sokuyor. Hamas’ın Gazze’den operasyon yapma kabiliyetini önemli ölçüde azaltmak, örgütü tamamen ortadan kaldırma niyetini ilan etmekten daha gerçekçi bir askeri hedef.

Bu askeri hedefin kritik sonucu, savaşın bitimini takip etmesi gereken siyasi ufuktur. Bir noktada İsrail’in büyük kara saldırısı sona erecek ve Gazze’de yüz binlerce evsiz, aç, hasta ve yaralı sivil kalacak ve bu insanlar hiçbir hükümet ve iç güvenlik olmadan yaşayacak. Ayrıca, Hamas 2.0 ya da daha kötüsü de dahil şiddet içeren direniş hareketlerine katılmaya hazır, umutsuz bir şekilde yaşayacaklar.

2) Dolayısıyla, çatışmalar durduktan sonra siyasi ufuk için en az iki gerekli bileşen var ve hem İsrail hem de uluslararası toplum bunlar için derhal plan yapmaya başlamalı.

İlk olarak, gerilimin azaltılması, istikrarın sağlanması ve geçici yönetimle ilgili savaş sonrası acil gereklilikleri ele alan bir süreç ve zaman çizelgesi geliştirilmeli. Güvenlikten kim sorumlu olacak? Temel hizmetleri sağlamak ve insani krizi yönetmek için geçici olarak kim yönetecek? Yeniden inşanın bedelini kim ödeyecek ve bundan kim sorumlu olacak? Ve bu temel görevler 2006’dan beri Gazze’de gördüğümüz savaşların tekrarlanmasını nasıl engelleyecek?

Savaş sonrası planlamanın ikinci bileşeni, İsrail işgalinin sona ermesini ve Filistinlilerin kendi kaderlerini tayin etme yoluyla geleceklerini seçebilmelerini güvence altına almayı amaçlayan siyasi bir süreç geliştirmektir. Eğer Filistin halkı 1967’den beri İsrail tarafından işgal edilen topraklarda bağımsız bir Filistin devleti kurmayı seçerse, o zaman hızlandırılmış bir barış süreci başlatılmalıdır.

Sorun şu ki ne İsrail ne de Filistinliler bu iç içe geçmiş hedeflerin peşinden gidecek bir ruh halinde değiller. İsrail sadece 7 Ekim’in şokunu hala atlatamamış değil, aynı zamanda iktidardaki koalisyon da çok aşırı ve İsrail’in topraklar üzerindeki kontrolünü genişletmeye çok fazla yatırım yapmış durumda. Gazze’deki Filistinliler, İsrail’in 7 Ekim’de verdiği yanıtın şokunu yaşıyor ve bundan başka bir şeye odaklanamıyor. Filistin Yönetimi ise bırakın Gazze’nin sorumluluğunu üstlenmeyi, Batı Şeria’yı bile yönetmekte zorlanıyor.

Bu da sorumluluğun başta ABD olmak üzere dışarıdaki taraflara düşeceği anlamına geliyor. ABD, İsrail’in yerleşim faaliyetlerini ve zalim işgal uygulamalarını durdurma ve tersine çevirme taahhüdünü güvence altına almalı ve Filistin Yönetimi’nin kendisini reforme ederken şiddeti azaltma taahhüdünü almalıdır. Amerika Birleşik Devletleri ayrıca gelecekteki müzakereler için tarafların pozisyonları arasındaki farklılıkları çözümün mümkün olduğu bir noktaya kadar daraltan referans şartlarını da açıklamalı.

ABD Veto Yetkisini Kullanmalı

İsrail ile barış görüşmelerinde Filistin müzakere ekibinin eski hukuk danışmanı Omar Dajani:

1) Bundan bir yıl sonra, ikinci kış yaklaşırken yüz binlerce Filistinli hâlâ çadırlarda yaşıyor olacak ve uluslararası toplumun iyi niyetleri ile İsrail’e karşı koyma cesareti arasındaki uçuruma saplanıp kalacak. Bu çıkmaz Filistinlilere tanıdık gelecek ve bunun nedeni sadece 1948-49 Nakbası sırasında büyük dedelerinin ve ninelerinin maruz kaldığı koşullara benzemesi değil.

Son 20 yılda bir model ortaya çıktı: İsrail’in 2002’de Batı Şeria şehirlerine yönelik cezalandırıcı saldırısının ve 2008-09, 2014 ve 2021’de Gazze’ye yönelik giderek daha yıkıcı hale gelen savaşlarının ardından, uluslararası bağışçılar yeniden inşa için milyarlarca dolar vaat etti, ancak sözlerini defalarca yerine getirmeyerek Gazzelilerin yoksulluk ve umutsuzluğun derinliklerine gömülmesine izin verdi. Her seferinde mesele sadece mali değildi. Daha derin iki sorun, yeniden inşa çabalarını tekrar tekrar sekteye uğrattı.

İsrail’in Batı Şeria ile Gazze Şeridi arasında ve uluslararası sınırlar boyunca hareket ve ticarete getirdiği ciddi kısıtlamalar, Filistinlilerin gerekli inşaat malzemelerini temin etmesini engelledi ve ekonomilerini canlandırma girişimlerini sekteye uğrattı. İsrail’in Hamas’ın Gazze’de iktidarı ele geçirmesinden çok önce uygulamaya başladığı bu kısıtlamalar sadece kısmen güvenlik kaygılarından kaynaklanıyor. İsrailli insan hakları örgütü Gisha’nın da işaret ettiği gibi, Batı Şeria ve Gazze Şeridi’ndeki Filistinlileri birbirinden ayırma politikası, İsrail’in Batı Şeria topraklarını ilhak etme çabasının yanı sıra, İsrail’in egemenliği altına girdiğini düşündüğü bölgelerde Yahudi çoğunluğunu koruma arzusundan da kaynaklanıyor.

İsrail, Hamas’ı Gazze Şeridi’nde zorla iktidardan uzaklaştırmayı başarsa bile, aşırı sağcı liderlerinin ilhakçı gündeminden ve bu gündemin ilerletildiği ayrılık politikasından, şu ana kadar eksik olan sürekli bir uluslararası baskı olmadan vazgeçilmesi pek olası değildir.

Gazze’yi yeniden inşa etmeye yönelik geçmişteki çabalar da güvenilir bir siyasi ufuktan kopuk oldukları için başarısızlığa uğramıştı. Gazze Filistin’in bir parçasıdır. Ancak Batı Şeria ile ekonomik ve siyasi olarak yeniden bütünleşirse başarılı olabilir. Filistin Yönetimi’ni sekteye uğratan ve El Fetih ile Hamas arasındaki bölünmeyi devam ettiren derin meşruiyet krizi kısmen bir umut krizidir: Filistinliler liderlerinin özgürlük, haysiyet ve eşitlik sağlama kabiliyetlerine olan güvenlerini kaybetmişlerdir.

2) Eğer Filistin Yönetimi, Biden’ın savunduğu gibi bir barış anlaşmasına kadar Gazze Şeridi’nde hükümetin dümenini bir şekilde üstlenecekse, bunu ancak meşruiyeti Filistinlilerin inanabileceği uluslararası arabuluculukla yürütülen bir barış süreciyle desteklenirse yapabilir. Uluslararası toplumun geçen on yıl boyunca İsrail’i böyle bir süreci sürdürmek için gerekli olan eşit ortaklık ve karşılıklı kendi kaderini tayin gibi değerleri benimsemeye ikna etmek için gösterdiği zayıf girişimler, önümüzdeki yıl için iyimser olmak için pek bir neden sunmuyor.

Ancak Biden’ın Filistinliler ve İsrailliler için “eşit ölçüde özgürlük, fırsat ve haysiyet” sağlama taahhüdü acımasız bir retorikten daha fazlasıysa, ABD’nin bu kez işleri farklı yapma konusunda ciddi olduğu sinyalini verebileceği yollar var. Belki de hiçbiri sembolik ve pratik olarak Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ndeki vetosunu nasıl kullandığından daha önemli değil. Kuşkusuz önümüzdeki aylarda Güvenlik Konseyi’ni kullanarak kalıcı bir ateşkes için, İsrail’in yerleşimci şiddeti gibi tırmandırıcı eylemlerini durdurması için, hareket kısıtlamalarına son verilmesi için ve hatta uluslararası bir barış inşası ve istikrar misyonunun sahada konuşlandırılması için baskı yapmak üzere girişimlerde bulunulacaktır.

İsrailliler arasında olağanüstü bir güvenilirliğe sahip olan Biden, onlara ve liderlerine aşılmaması gereken çizgiler olduğunu anlatmak için benzersiz bir konuma sahip. Vetoyu geri çekmek ve nedenini açıklamak güçlü bir ilk adım olacaktır.

İsrail, Filistin Devletini Kabul Etmeli

Ohio Eyalet Üniversitesi askeri tarih profesörü Peter R. Mansoor:

1) Gazze’deki savaşın tamamlanması birkaç ay sürecek ve bu süre zarfında İsrail hava ve topçu saldırıları Filistinlilere ait binaları ve bunların altındaki tünel sistemlerini vuracak. İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF) Hamas’ı yok etme hedefine ulaşırsa, hırçın ve işbirlikçi olmayan bir nüfus arasında Filistinli militan örgütlerin kalıntılarını bastırmak için zorlu bir karşıgerilla operasyonuna girişmek zorunda kalacak. Bundan bir yıl sonra, İsrail hükümeti Gazze’deki güvenlik sorumluluğunu devralmak için istekli ortaklar bulmaya çalışırken (Birleşmiş Milletler? Komşu Arap devletleri?) IDF hâlâ Gazze’de Hamas millitanlarının izini sürüyor olacak.

2) Geniş dünya toplumu Filistin halkına insani destek sağlamaya yardımcı olacak, ancak İsrail-Filistin barış anlaşmasında ilerleme kaydedilmeden daha sağlam bir yeniden inşa yardımı gelmeyecektir; bu da İsrail’in bir Filistin devletinin kurulmasını ve Filistin halkının da İsrail’in varlığını kabul etmesini ve Filistinli mültecilerin 1948 öncesi evlerine geri dönme hakkından vazgeçmesini gerektirecektir.

Ne yazık ki her iki ön koşul da gerçekleşecek gibi görünmüyor. Bu arada Gazze Şehri ve Gazze Şeridi’ndeki diğer şehir merkezleri, savaşın dehşetine tanıklık etmiş diğer şehirlere çok benzeyecek; bombalanmış binalar, moloz yığınına dönmüş sokaklar ve harap olmuş altyapı şehir manzaralarını kirletecek. Yüz binlerce Filistinli mülteci barınabilecekleri her yerde yaşamlarını sürdürmeye çalışacak. Dünya kamuoyu İsrail’e karşı öfkelenecek, 7 Ekim saldırıları yıkım ve ölümler arasında unutulup gidecek.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun (ya da halefinin) Filistin halkı arasında barış için istekli ortaklar araması ve iki devletli çözüm temelinde nihai bir barış anlaşması müzakere etmesi, Doğu Kudüs’ü bir Filistin devletinin başkenti olarak bırakması ve Filistinli mültecilerin İsrail’deki 1948 öncesi evlerine geri dönüş hakkı yerine tazminat teklif etmesi gerekiyor.

İsrail hükümetinin böyle bir planı kabul etme ihtimali kuşkusuz zayıf, ancak akla gelebilecek başka herhangi bir politika sadece düşmanlıkların bir sonraki başlangıcını geciktirecektir. Hamas’ı yok ederek Gazze’deki askeri operasyonlar bir barış anlaşması için gerekli koşulları yaratabilir, ancak bu anlaşmanın Filistinlilere siyasi egemenlik ve daha parlak bir gelecek umudu sağlaması gerekiyor.

Ortadoğu

ABD ve İsrail, ara seçimlerin ardından İran’ı vurmayı planlıyor

Yayınlanma

New York Times gazetesinin haberine göre ABD ve İsrail savunma bakanlıkları, İran’daki nükleer tesisleri, enerji altyapısını ve cephanelikleri hedef alan yeni bir askeri harekat planı hazırladı. Kongre ara seçimlerinin ardından başlatılması gündemde olan operasyon için ABD üç uçak gemisi dahil geniş bir askeri gücü bölgeye sevk ediyor.

ABD ve İsrail savunma bakanlıkları, İran’a yönelik yeni bir saldırı planı hazırladı. Planlanan harekatın ABD’de 3 Kasım’da yapılacak Kongre ara seçimlerinin ardından başlaması gündemde yer alıyor.

The New York Times gazetesinin kaynaklara dayandırdığı habere göre, hazırlıkları yapılan plan kısa süreli ancak yoğun bir operasyonu öngörüyor.

Askeri birimlerin tatbikatlarını artırdığı bu süreçte, ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth olası saldırı senaryolarını İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile ele aldı.

Hedef listesinde İran’ın nükleer tesisleri, enerji altyapısı ile füze ve insansız hava aracı cephanelikleri var.

Gazeteye konuşan bazı yetkililer, yeni saldırı dalgasının İran ekonomisine ağır zarar verebileceğini ve Tahran yönetimini taviz vermeye zorlayabileceğini öne sürüyor.

Buna karşılık bazı kaynaklar, çatışmaların yeniden başlamasının şubat ile nisan ayları arasındaki önceki harekattan daha başarılı olacağından şüphe duyuyor.

Söz konusu önceki harekat, enerji fiyatlarının yükselmesine ve ABD’nin önleme füzeleri stoklarının tükenmesine yol açmıştı.

ABD Başkanı Donald Trump’ın bu operasyonu onaylayıp onaylamayacağı henüz netlik kazanmadı.

Planların seyrinde İsrail’deki iç siyasi durumun da etkili olabileceği değerlendiriliyor; zira ülkede genel seçimler 27 Ekim’de yapılacak.

Gazeteye görüş veren bazı uzmanlar, Netanyahu’nun savaş tehdidini ulusal birlik hükümeti kurmak amacıyla kullanabileceğini savunurken, diğerleri muhalefetin başbakana yönelik güvensizliğine dikkat çekiyor.

Washington bölgesel yayılmadan çekiniyor

Washington yönetimi, çatışmaların bölge geneline yayılma ihtimalinden de endişe duyuyor. ABD Dışişleri Bakanlığı, İran destekli Husilerin saldırıları nedeniyle Çarşamba günü Suudi Arabistan’daki zorunlu olmayan kamu personelinin ve ailelerinin ülkeden ayrılması talimatını verdi.

Üç uçak gemisi, savaş uçakları ve özel kuvvet birliklerini kapsayan ABD askeri gücünün kasım ayı başına kadar bölgeye tamamen konuşlandırılması planlanıyor.

Masadaki hedefler arasında “Pickaxe” adlı yer altı nükleer tesisi de yer alıyor. Trump bu tesise karşı “tüm bombaların anası” olarak bilinen yüksek tahrip gücüne sahip GBU-43/B bombasının kullanılabileceğini dile getirdi; ancak uzmanlar bu mühimmatın yerin derinliklerindeki kompleksi imha edebileceğinden şüphe ediyor.

Tahran yönetimi ise gerilimin olası tırmanışına karşı kendi hazırlıklarını yürütüyor ve hedef listesini genişletme tehdidinde bulunuyor. İran’ın olası karşı saldırılarında gemiler ve enerji altyapısının yanı sıra veri merkezleri ile deniz altı internet kablolarının da hedef alınabileceği belirtiliyor.

İranlı müzakerecinin danışmanı Mehdi Muhammedi, ABD’nin yeni harekatı 72 saat içinde bitirme hesabını “hayal” olarak nitelendirdi. Muhammedi, Tahran’ın vereceği yanıtın daha şiddetli ve beklenmedik olacağını kaydetti.

Financial Times ise daha önce İsrail’in 10 Ekim için planladığı İran operasyonunun, ABD Başkanı’nın Kongre ara seçimleri öncesinde geniş çaplı çatışmalara dönmek istememesi nedeniyle iptal edildiğini aktarmıştı.

Habere göre ordu, Netanyahu’nun talimatıyla nükleer tesislere, İran yönetimine, elektrik santrallerine ve sivil altyapıya yönelik çok günlük bir saldırı hazırlamıştı. Bu harekatın şubatta başlayan operasyondan daha yoğun olması tasarlanmıştı.

Washington yönetimi Tahran’dan Hürmüz Boğazı ve nükleer program konularında bir anlaşma koparmayı hedefliyor.

Financial Times‘a konuşan bir kaynak, “Ya bir anlaşma olacak ya da bir saldırı” diyerek önümüzdeki haftalarda operasyonun başlayabileceğini ifade etti.

Aynı gazeteye konuşan bir başka yetkili, İsrail’in hazırlıklarının müzakerelerde İran üzerinde baskı kurma amacı taşıyabileceğini dile getirdi.

Axios da Pentagon’un saldırıların yeniden başlatılması için hazırlık emri verdiğini, ancak belgede belirli bir tarihin yer almadığını ve Trump’ın nihai kararı henüz vermediğini bildirmişti.

ABD ve İsrail, İran’a karşı operasyonu 28 Şubat’ta başlatmıştı. İran bu hamleye bölgedeki ABD ve İsrail tesislerine saldırarak ve Hürmüz Boğazı’ndaki gemi geçişlerini kısıtlayarak karşılık vermişti.

Taraflar haziran ayında ateşkesi ve Hürmüz Boğazı’ndaki ablukanın kaldırılmasına yönelik müzakereleri öngören bir mutabakat zaptı imzalamış, ancak ABD ile İran arasındaki karşılıklı saldırılar devam etmişti.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

İsrail’in İran bombardımanı Trump’ın Kongre seçimi hesabına takıldı

Yayınlanma

Financial Times gazetesinin haberine göre İsrail ordusunun 10 Ekim için hazırladığı çok günlük İran bombardımanı, ABD Başkanı Trump’ın 3 Kasım’daki Kongre ara seçimleri öncesinde çatışmayı büyütmek istememesi nedeniyle rafa kalktı. Güncellenen hedef listesinde nükleer tesislerin yanı sıra elektrik santralleri gibi sivil yapılar da yer aldı.

İsrail ordusunun 10 Ekim için planladığı kapsamlı İran operasyonu, ABD Başkanı Donald Trump’ın 3 Kasım’daki Kongre ara seçimleri öncesinde geniş çaplı savaştan kaçınma kararı nedeniyle gerçekleşmedi.

Financial Times gazetesinin konuya aşina kaynaklara dayandırdığı habere göre, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun talimatıyla günlerce sürecek bir bombardıman hazırlığı yapılmıştı.

Hedef listesinde nükleer tesisler ve İran liderliğine ait noktaların yanı sıra elektrik santralleri ile diğer sivil altyapı tesisleri de yer aldı.

Planlanan saldırıların yoğunluk bakımından ABD ve İsrail’in şubat ayında başlattığı ortak harekatı geride bırakması öngörülüyordu.

Beyaz Saray Sözcü Vekili Anna Kelly, gazeteye yaptığı açıklamada, “Birleşik Devletler ara seçimlerden önceki herhangi bir tarihte İran’a saldırmayacak” ifadesini kullandı.

Kelly, Tahran yönetiminin hem ekonomik hem de askeri açıdan zor durumda olduğunu, İran limanlarına uygulanan abluka ile ABD’nin Hürmüz Boğazı üzerinden petrol sevkiyatını güvenceye alma çabalarının sonuç verdiğini savundu.

Gazeteye konuşan kaynaklardan biri, saldırıların önümüzdeki haftalarda yeniden başlama ihtimaline değinerek “Ya bir anlaşma olacak ya da saldırı” değerlendirmesinde bulundu.

Aynı kaynak, Washington’ın Hürmüz Boğazı ve nükleer program başlıklarında çatışmayı tamamen bitirecek bir uzlaşma hedeflediğini aktardı; iptal edilen operasyona ABD’nin doğrudan katılıp katılmayacağı ise netleşmedi.

Bir diğer kaynak ise operasyon hazırlığının müzakerelerde Tahran üzerinde baskı kurma aracı olarak kullanılmış olabileceğini, yeni bir askeri adımda nihai kararın ABD Başkanına ait olduğunu ifade etti.

Hegseth İsrail’de güncellenen hedef listesini görüştü

İsrailli bir yetkili, ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth’in 19 Ekim’de İsrail’i ziyaret ederek Netanyahu ve üst düzey temsilcilerle bir araya geldiğini aktardı.

Bir başka kaynak, İsrail tarafının yeni istihbarat verileriyle hazırladığı ve bu yıl daha önce vurulmamış sivil altyapı unsurlarını da içeren güncel hedef listesini Amerikalı muhataplarına sunduğunu belirtti.

Söz konusu temaslara ilişkin soruları Pentagon yanıtlamadı; Netanyahu’nun ofisi ve İsrail ordusu da açıklama yapmaktan kaçındı.

Operasyonun ertelenmesine rağmen Trump ve Netanyahu kamuoyu önünde İran’a yönelik askeri uyarılarda bulunmayı sürdürdü.

Netanyahu 19 Ekim’de yayımlanan videoda Trump’a hitaben “Donald, bu işi bitirmemiz gerektiğini söyledin ve bunu birlikte bitireceğiz” dedi; Trump ise hoparlör üzerinden “Sen büyük bir savaşçısın ve bunu çok yakında kanıtlayacağız” karşılığını verdi.

Liderlerin bu temasları iki ülkedeki kritik seçim süreçleriyle kesişiyor.

İsrail’de parlamento seçimleri ABD’deki oylamadan bir hafta önce, 27 Ekim’de düzenlenecek.

Ülkedeki kamuoyu yoklamalarının büyük kısmı muhalefet bloğunu Netanyahu koalisyonunun az farkla önünde gösterse de tarafların net bir çoğunluğu bulunmuyor.

ABD merkezli yayın organı Axios da Pentagon’un İran’a dönük saldırı hazırlıklarını tamamlama talimatı verdiğini, ancak direktifte belirli bir tarihin yer almadığını ve Trump’ın kesin kararını vermediğini aktarmıştı.

15 Ekim’de CNN kanalı, “tüm bombaların anası” olarak bilinen GBU-43/B tipi mühimmatın İran nükleer tesislerine karşı kullanım planını haberleştirdi; yayına konuşan Amerikalı yetkililer bombanın derindeki sığınakları imha kapasitesine şüpheyle yaklaştı.

Tahran yönetimi diplomatik çözüme açık olduğunu duyururken olası bir operasyona sert karşılık verileceğini bildirdi.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, rakiplerinin askeri çatışmayı seçmesi halinde yanıtın “öncekinden çok daha sert” olacağını vurguladı.

ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta başlattığı operasyona karşılık İran bölgedeki hedefleri vurmuş, Hürmüz Boğazı’ndaki gemi geçişlerini sınırlandırmıştı.

Taraflar haziran ayında ateşkesi ve boğazdaki ablukanın kaldırılmasına dönük müzakereleri içeren bir mutabakata varsa da ABD ile İran arasındaki karşılıklı saldırılar kesilmedi.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Trump desteği yetmedi: Netanyahu muhalefet lideri Eisenkot’un gerisinde

Yayınlanma

İsrail’de 27 Ekim seçimleri öncesinde yayımlanan anketler, eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot liderliğindeki muhalefetin Başbakan Binyamin Netanyahu’nun önünde olduğunu gösteriyor. Ancak iki blok da 120 sandalyeli Knesset’te hükümet kurmak için şart olan 61 vekile ulaşamıyor.

İsrail’de 27 Ekim’de yapılması planlanan genel seçimler yaklaşırken eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot liderliğindeki muhalefet cephesi, kamuoyu yoklamalarında Başbakan Binyamin Netanyahu’nun önünde yer almayı sürdürüyor.

İsrail basınında 19 ve 20 Ekim tarihlerinde yayımlanan anket verileri, ABD Başkanı Donald Trump’ın açık desteğine rağmen iktidar koalisyonunun muhalefeti yakalayamadığını ortaya koyuyor.

Ancak mevcut oy dağılımı, iki kanadın da tek başına hükümet kurma çoğunluğuna erişemediğini belgeliyor.

Hiçbir blok hükümet kurmak için gereken 61 sandalyeye ulaşamıyor

Kanal 13 tarafından yapılan ankete göre sandık bugün kurulsa Eisenkot’un bloku 51, Netanyahu koalisyonu ise 50 sandalye kazanıyor.

Kanal 12 araştırması ise farkın biraz daha açıldığına işaret ediyor; bu yoklamada Eisenkot ittifakı 55, iktidar bloku 51 milletvekiline ulaşıyor. Toplam 120 sandalyeli İsrail parlamentosu Knesset’te hükümet kurabilmek için asgari 61 sandalye gerekiyor.

Siyasi aritmetiği kilitleyen temel etkenlerden biri, her iki kanadın da İsrail vatandaşı Filistinlilerin partileriyle koalisyon kurmayı reddetmesi oluyor. Bu yaklaşım, seçim sonrasında meclis çoğunluğunun sağlanmasının önündeki en somut engel olarak duruyor.

Kanal 12 verilerine göre genel seçmen katılımının yüzde 72 seviyesinde kalması bekleniyor. Sandığa gitme eğilimi muhalefet seçmeninde yüzde 81’e kadar tırmanırken Netanyahu destekçilerinde bu oran yüzde 74 olarak ölçülüyor.

Aynı yoklama, başbakanlık tercihlerinde Eisenkot’un Netanyahu karşısındaki puan farkını iki puan daha açtığını kayda geçiriyor.

Gantz’ın çekilmesiyle Yashar Partisi yükselişe geçti

Walla sitesinde yer alan anket ise Benny Gantz’ın Mavi Beyaz partisini yarıştan çekme kararının ardından dengelerin değiştiğini gösteriyor. Bu kararla birlikte Eisenkot’un Yashar Partisi sandalye sayısını 23’e çıkarırken Netanyahu’nun Likud Partisi bir kayıpla 19 sandalyeye indi.

Eisenkot’un partisi ve çatısı altında yer aldığı “Siyonist Muhalefet” bloku birkaç aydır yoklamaların zirvesinde kalmayı sürdürüyor.

Trump, daha önceki destek mesajında Netanyahu’yu “harika bir savaşçı başbakan ve barış için daha da büyük bir ortak” sözleriyle övmüştü. Kamuoyu yoklamaları, bu diplomatik ve siyasi desteğin İsrail seçmeninin tercihini iktidar lehine çevirmeye yetmediğini belgeliyor.

Genç seçmenler arasında Ben Gvir’in desteği yükseliyor

Netanyahu’nun ittifakı toplam güç bazında geride kalsa da koalisyon ortağı aşırı sağcı aktörlerin tabanlarını genişlettiği görülüyor. Özellikle genç seçmenler arasında İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben Gvir’in Yahudi Gücü Partisine ilginin arttığı ölçülüyor.

Kudüs’teki İbrani Üniversitesine bağlı Agam Labs tarafından yürütülen araştırmada konuşan 18 yaşındaki bir öğrenci tercihindeki değişimi, “Eskiden biraz deli olduğunu düşünüyordum ama sonra söylediklerine gerçekten baktım ve hepsi anlamlı geldi” sözleriyle aktardı.

Bir diğer İsrail vatandaşı ise Ben Gvir’in Batı Şeria’daki yerleşimcileri silahlandırma hamlesinin kendisine “nefes aldırdığını” ifade etti.

Ben Gvir, yerleşimcilerin Mescid-i Aksa’ya yönelik baskınlarına öncülük etmesi ve 7 Ekim 2023’ten bu yana on binlerce yerleşimciye askeri nitelikli tüfek dağıtmasıyla biliniyor.

Filistinlilere yönelik şiddeti tırmandırmakla eleştirilen Ben Gvir; Gazze’nin aç bırakılması, Lübnan’daki askeri harekatın sürmesi ve Beyrut’un bombalanması çağrıları yapıyor. Aşırı sağcı bakanın bu askeri yaklaşımları İsrail’deki birçok muhalefet partisinde de siyasi taban buluyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English