Avrupa
Alman ekonomisi umut vermiyor

Almanya’nın önde gelen enstitüleri, en erken 2026’da Alman ekonomisinde hafif bir toparlanma bekliyorlar ama bunun bile ağır bir bedeli olacak.
Birkaç ay önce Alman ekonomisi için umut veren işaretler şimdiden kayboldu. Önde gelen ekonomi araştırma enstitüleri perşembe günü 2025 için ekonomik tahminlerini düşürdüler:
Handelsblatt’ta yer alan analize göre Kiel Dünya Ekonomisi Enstitüsü (IfW) artık gayri safi yurtiçi hasılanın (GSYİH) sadece yüzde 0,1 büyüyeceğini tahmin ediyor.
Essen merkezli Leibniz Ekonomi Araştırmaları Enstitüsü (RWI) yüzde 0,2 büyüme öngörürken, Ifo Enstitüsü de yüzde 0,2 büyüme tahmininde bulunuyor. Halle Ekonomi Araştırmaları Enstitüsünün (IWH) büyüme tahmini ise yüzde 0,2.
Yaz başında, 2025 için ortalama büyümenin yüzde 0,3 civarında olacağını tahmin ediyorlardı.
Aşağı yönlü revizyonun ana nedeni, hükümetin teşvik tedbirlerinin önceden tahmin edilenden daha az etkili olması ve elektrik vergisinin sadece sanayi için indirilmesi.
Enstitüler, bu yıl içinde bir başka resesyon, yani iki çeyrek üst üste iktisadi üretimin daralmasını beklemiyor.
İkinci çeyrekte GSYİH’nin yüzde 0,3 oranında düşmesinin ardından, üçüncü çeyrekten itibaren minimal bir büyüme bekleniyor.
Fakat tahminlere göre, bundan sonra da daha güçlü bir ivme olmayacak.
Bu, federal hükümet için iyi bir haber değil. Şansölye Friedrich Merz, “iktisadi bir dönüm noktası” vaat etmiş ve büyümeye dönüşü en önemli hedefi haline getirmişti.
Almanya’nın GSYİH’si şu anda, koronavirüs pandemisi ve Ukrayna savaşından önceki 2019 yılındaki seviyeye benzer bir seviyede.
IfW baş ekonomisti Stefan Kooths, “Kendi kendine sürdürülebilir bir toparlanmanın itici güçleri hâlâ zayıf,” diyor.
Bu durumun bu yıl değişme olasılığının düşük olması, federal hükümet içindeki iktisat politikası reformları hakkındaki tartışmaları yoğunlaştıracak gibi görünüyor.
Enstitüler 2025’ten sonraki yıllarda daha fazla büyüme bekliyor olsa da, tahminlerdeki beş noktaya daha yakından bakıldığında, bunun coşkuya kapılmak için bir neden olmadığı görülüyor.
1. Büyüme umudu: Canlanma ancak 2026’da gelecek
Almanya, gelecek yıldan itibaren yeniden bir canlanma yaşayabilir.
IfW, 2026’da yüzde 1,3’lük bir büyüme bekliyor. Enstitünün 2027 için ilk tahmini yüzde 1,2.
RWI, 2026’da yüzde 1,1 ve 2027’de yüzde 1,4 büyüme öngörüyor.
Ifo Enstitüsü, gelecek yıl yüzde 1,3 ve sonraki yıl yüzde 1,6 büyüme bekliyor.
IWH ise çok daha karamsar bir tahminde bulunarak 2026 için yüzde 0,8 ve 2027 için yüzde 0,6 büyüme öngörüyor.
Bundan en çok yararlanacak olan sektör işgücü piyasası olacak. İşsizlik oranı bu yıl hâlâ yüzde 6,3 seviyesinde olsa da, 2027’ye kadar yüzde 5,8’e düşeceği tahmin ediliyor.
Yaz başında yapılan tahminlere kıyasla, bu hâlâ bir gerileme anlamına geliyor. O dönemde, enstitüler gelecek yıl için ortalama %1,5 civarında bir büyüme bekliyorlardı.
2. Büyüme devlet tarafından finanse ediliyor
Buna ek olarak, gelecek yılki canlanma sadece daha küçük olmakla kalmayacak, aynı zamanda yüksek bir bedeli de olacak.
Federal hükümet, altyapı ve savunma alanlarında borcu önemli ölçüde artırarak, enerji fiyatı sübvansiyonları, şirketler için süper amortisman ve restoran sektöründe ve yaşlılar için vergi indirimleri yoluyla büyümeyi yapay olarak teşvik ediyor.
IfW, hükümetin 2026 yılına kadar bu şekilde ekonomiye 42 milyar avro daha pompalayacağını tahmin ediyor. 2027 için tahmin 22 milyar avro.
IfW’nin hesaplamalarına göre, hükümetin genişlemeci maliye politikası tek başına önümüzdeki yıl beklenen büyümenin 0,6 puanını oluşturuyor. 2027 yılında bu rakam 0,3 puan olacak.
RWI’nin rakamları da benzer: enstitü, her iki yılda da hükümetin teşviklerinin büyümeyi yaklaşık 0,5 puan artıracağını tahmin ediyor.
Sorun, artan hükümet harcamalarının ekonominin büyüme potansiyelini otomatik olarak artırmaması. Hükümetin vereceği çok sayıda sözleşme, üretim kapasitelerinin genişlemesine yol açmayabilir, aksine fiyatların yükselmesine neden olabilir.
Almanya, demografik değişim nedeniyle ek işgücü arzının azalması ve bürokratik yükler ile dijitalleşmenin yetersizliği nedeniyle kapasite genişletmeyi cazip hale getirmemesi nedeniyle bu duruma özellikle maruz kalıyor.
RWI Baş Ekonomisti Torsten Schmidt, “Devlet yatırımları uzun vadede özel sektör faaliyetlerinin yerini alamaz,” diyor.
Bu durum, işsizlik oranındaki düşüşün sevincini de gölgeliyor: yeni işler çoğunlukla hükümetle ilgili hizmet sektöründe yaratılıyor ve bu sektör, iş kayıplarının devam ettiği Alman sanayisinden önemli ölçüde daha az verimli.
Aynı zamanda, devlet harcamaları önemli ölçüde daha yüksek borçlanmaya yol açıyor: RWI’ye göre, genel kamu açığı oranı, yani kamu sektörünün yıllık yeni borcunun ekonomik çıktıya oranı, bu yılki yüzde 2’den 2027 yılına kadar yüzde 3,6’ya yükselecek.
Bir başka özel etki de var: 2026 yılında çalışma günü sayısı, örneğin resmi tatillerin daha sık hafta sonlarına denk gelmesi nedeniyle, önemli ölçüde artacak. Bu etki, 2026 yılındaki tahmin edilen büyümenin 0,3 puanını daha oluşturuyor.
IfW uzmanları, “Bu etkiler olmasaydı, geri kalan toparlanma son derece zayıf olurdu, bu nedenle kendi kendine sürdürülebilir bir yükselişten söz edilemez,” diye yazıyor.
Bu iki etki hesaba katılmadığında, 2026’da “gerçek toparlanma” olarak sadece yüzde 0,4’lük bir GSYİH büyümesi kalıyor.
2027 için düzeltilmiş büyüme yüzde 0,8. RWI’nın varsayımlarına göre, düzeltilmiş GSYİH değişimi sadece yüzde 0,3. 2027’de bu oran yüzde 0,8 olacak.
Devlet öncülüğündeki toparlanma, özel sektör rakamları tarafından da teyit ediliyor. RWI’ye göre, özel sektörün ekipman yatırımları 2025 yılında yüzde 2,3 oranında azalacak ve sonraki yıllarda, amortisman koşullarının iyileşmesine rağmen, sırasıyla yüzde 2 ve yüzde 1,7 oranında sadece ılımlı bir toparlanma gösterecek.
Buna karşılık, aynı dönemde hükümetin ekipman yatırımları yaklaşık yüzde 11 ila yüzde 22 oranında artacak. Özel tüketim, kısmen ücret artışlarının yavaşlaması nedeniyle, gelecek yıl ve sonraki yıl yüzde 1 bile artmayacak.
3. Büyümenin frenleri: Kapasite kullanımının yetersizliği
Rekor düzeydeki devlet siparişleri dışında iktisadi ortam karmaşık olmaya devam ediyor.
“Gerçek bir canlanma”nın önündeki engel teşkil eden ve Alman şirketlerinin şu anda yapabileceklerinden çok daha az üretim yapmalarına neden olan birkaç gelişme var. Handelsblatt’a göre kapasite kullanımının yetersizliği bunnlar arasında yer alıyor.
Bunun bir nedeni, ABD’ye yapılan ihracat için yapılan gümrük vergisi anlaşması. Bununla ilgili belirsizlik ve yüzde 15’lik gümrük vergileri, Almanya’nın en önemli faaliyetlerinden ihracatını olumsuz etkiliyor.
IfW hesaplamalarına göre, ABD gümrük vergileri 2025 ve 2026’da iktisadi çıktıyı yüzde 0,3 oranında azaltacak ki bu, 13 milyar avroya eşit.
Diğer bir risk ise uluslararası finans piyasalarındaki gerginlik. Son günlerde devlet tahvillerindeki risk primleri önemli ölçüde arttı.
4. Sanayi kapasitesi azalıyor
Öte yandan dış koşulların iyileşmesi tek başına Almanya’nın yeniden gerçek bir canlanma yaşamasına yetmeyecek.
Bunun nedeni, Alman ekonomisinin kapasitesinin yetersiz kullanılmasına paralel olarak, ekonominin yapısının da değişmesi.
Üretim kapasiteleri sadece kullanılmamakta kalmıyor, görünüşe göre kalıcı olarak azaltılıyor. Bu, Alman ekonomisi normal kapasite kullanımına dönse bile, daha yüksek büyüme oranlarının artık mümkün olmayabileceği anlamına geliyor.
Bu durum özellikle sanayi için geçerli. Sanayinin katma değeri şu anda 2019 seviyesinin yüzde 4’ün altında. IfW, “Bu bağlamda, son derece düşük kapasite kullanımı, iktisadi toparlanma için daha az alan olduğunu ve bunun yerine üretim kapasitesinde daha da azalma olacağını işaret ediyor olabilir,” diye yazıyor.
RWI’ye göre, bunun bir başka kanıtı da, şirketlerin önümüzdeki altı ay için iş beklentilerinin biraz toparlanmış olmasına rağmen, durumlarını hâlâ kötü olarak değerlendirmeleridir:
İktisatçılara göre, şirketler yerel koşulların iyileşmesinden çok hükümet programlarına umut bağlıyorlar.
5. Yapısal değişimi yavaşlatacak reformlar
Enstitülere göre, bu eğilimi durdurmak için kapasite geliştirmeye olanak tanıyan “yapısal reformlar” gerekli.
Bu gerçekleşirse, yeni borçtan kaynaklanan çok sayıda devlet sözleşmesi de bunun sürdürülebilir büyümeye yol açmasını sağlayabilir.
İktisatçılar öncelikle sosyal güvenlik sistemleri ve enerji politikası için reformlar öneriyor. RWI uzmanı Schmidt, “Devletin harcama programları kısa vadede ekonomiyi istikrara kavuşturabilir fakat Alman ekonomisinin temel rekabet gücü sorunlarını çözmez,” diyor.
Sosyal politikada, demografik nedenlerle çalışan nüfusun azalmasını yavaşlatmak için sistemler, daha fazla vatandaşın çalışmaya teşvik edilecek şekilde tasarlanmalı tezleri ortaya atılıyor.
Enstitülere göre enerji sektöründe, şirketlerin enerji kaynakları daha iyi olan ülkelere göçünü durdurmak için öncelik, Almanya’da enerji fiyatlarını düşürmek ve arz güvenliğini artırmak olmalı.
Uzmanlar, enerji fiyatı sübvansiyonlarından ziyade enerji piyasasında yapısal düzenlemelerin önemli olduğunu düşünüyor.
Avrupa
Macron ile Le Pen, Rusya karşıtı cephede buluştu

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron cuma günü yaptığı açıklamada ülkesinin “Rus hibrit saldırıları” ile karşı karşıya bulunduğunu ileri sürdü; Le Pen ise “Rusya’nın göz korkutma” eylemlerinden etkilenmeyeceklerini söyledi.
“Son haftalarda, Avrupalıların ve Fransa’nın karşı karşıya olduğu tehdit –özellikle de Rus hibrit tehdidi– yoğunlaştı,” diyen Macron, Paris’te siyasi parti liderleriyle bir araya gelerek uluslararası durumdaki son gelişmeleri görüşmesinin ardından gazetecilere konuştu.
Toplantıya Ulusal Birlik (RN) cumhurbaşkanı adayı Marine Le Pen ile Boyun Eğmeyen Fransa (LFI) lideri Jean-Luc Mélenchon katılmadı.
Macron, Rusya’nın gölge operasyonlarının oluşturduğu tehdidin Avrupa genelinde arttığını belirtti ve artan Rus “hibrit saldırıları”ndan Fransa’nın kritik altyapısını korumak için önlemler alınmasını emretti.
Macron, gelecek yıl yapılacak seçimler öncesinde cumhurbaşkanlığı adayları ve parti liderleriyle yaptığı toplantının ardından, Fransa içişleri bakanının “Rus hibrit saldırılarına karşı tetikte olmak” amacıyla bölge valileriyle bir araya geldiğini söyledi.
Fransız lider, hükümete “kritik altyapımızı” ve “en hassas savunma sanayi ve teknoloji tesislerini insansız hava araçları ve siber saldırılara karşı korumak için bir plan hazırlaması” talimatını verdiğini söyledi.
Macron, Rus tehditlerine rağmen Fransa’nın, Ukrayna’yı desteklemeye devam edeceğini belirtti ve ayrıca Fransa’nın Rusya’nın gizli saldırılarına yanıt vereceğini de taahhüt etti.
Macron ayrıntılara girmeden şunları söyledi:
“Bu saldırılar cevapsız kalmayacak. Bunun arkasındaki niyet bizi sindirmek ve Ukraynalılara destek verme çabalarını baltalamaktır. Sonuç ise tam tersi olacak. Sindirilmiyoruz, çünkü bugün Ukrayna’da söz konusu olanın bizim güvenliğimiz olduğunu biliyoruz.”
Macron, bu hafta BM Genel Kurulu’na giderek, Ukrayna’daki savaş da dahil olmak üzere uluslararası gelişmeleri ele alacak.
Fransa’da “piyasalar” Mélenchon yerine Le Pen’i tercih ediyor
Öte yandan Ulusal Birlik (RN) kurucusu Marine Le Pen ve partinin genel başkanı Jordan Bardella, cumartesi günü yaptıkları açıklamada Rusya’ya karşı çıktılar.
Liderler gelecek yıl yapılacak seçimler öncesinde pozisyonlarını belirlerken, Fransa’nın politikalarının Rusya’nın “sindirme” girişimlerinden etkilenmeyeceğini belirttiler.
Cumartesi günü Bardella ile Le Pen yaptığı ortak açıklamada, Rusya’nın “sindirme, tehdit, istikrarsızlaştırma veya psikolojik baskı” yoluyla Fransa’nın “politikalarını doğrudan ya da dolaylı olarak belirlemeyi umut edemeyeceğini” söyledi.
İkili, “Hiçbir provokasyon, hiçbir gizli operasyon ve hiçbir istikrarsızlaştırma eylemi, Fransa’yı Rusya’nın Ukrayna’daki savaş hedeflerine yardımcı olmaya itemeyecek,” diye ekledi.
Geçmişte Moskova’ya dostça bir tutum sergiledikleri bilinen RN’den iki siyasetçi, Rusya’nın Fransa’ya yönelik “düşmanca” eylemlerini kınadılar.
Moskova’dan uzak durduklarını belirten ortak açıklamaları, Kremlin’in bu hafta birkaç büyük Fransız şirketin Rusya’daki iştiraklerinin yanı sıra İsviçreli gıda devi Nestlé’nin iştirakine de el konulmasını emretmesinin ardından geldi.
Cumhurbaşkanlığı yarışındaki rakipleri, Le Pen’i Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile yakın ilişkiler kurmakla suçluyor.
Partisi daha önce bir Moskova bankasından 9,4 milyon avroluk bir kredi almıştı; bu kredi 2023 yılında tamamen geri ödendi.
Le Pen, 2017 yılında Putin ile görüşmek üzere Moskova’ya gitmiş olsa da, 2022’de Rusya’yı Ukrayna savaşı nedeniyle kınamıştı.
Kremlin ise bugün (21 Eylül) yaptığı açıklamada, Rusya’nın Fransa’ya veya herhangi bir Avrupa ülkesine bir tehdit oluşturmadığını belirterek RN liderlerinin yorumlarını asılsız olduğu iddiasıyla reddetti.
Kremlin sözcüsü Dmitriy Peskov, Moskova’nın bu eleştiriyi kabul etmediğini söyledi:
“Bu açıklamaya katılmıyoruz. Rusya, Fransa’yı ya da Avrupa’daki başka herhangi bir ülkeyi tehdit etmiyor. Cumhurbaşkanı Putin bunu defalarca dile getirmiştir. Hiçbir Avrupa devletiyle, aramızda ciddi anlaşmazlıklara yol açabilecek bir ihtilaf bulunmuyor. Dolayısıyla Rusya hiçbir şekilde tehdit oluşturmuyor; kimseyi tehdit etmiyor ve kimseye şantaj yapmıyor. Bu nedenle bu tür açıklamalara kategorik olarak karşı çıkıyoruz. Bunları kabul etmiyoruz.”
Avrupa
Volkswagen, Euro Stoxx 50 endeksinden çıkarıldı

Volkswagen, 15 yıldan sonra ilk kez Avro bölgesinin en önemli hisse senedi endeksi Euro Stoxx 50’den çıktı.
Tüccarlar, bu gelişmenin Alman otomobil üreticisinin zaten sarsılmış hisse fiyatına daha fazla düşüş baskısı getireceğini belirtiyor.
Hisseleri, 2021’deki borsa rallisi sırasında ulaştığı seviyelerden dörtte üçten fazlasını kaybederek neredeyse 16 yılın en düşük seviyesine gerileyen Wolfsburg merkezli şirket, endeks sağlayıcısı Stoxx tarafından yapılan gözden geçirme kapsamında, blok çapındaki Euro Stoxx 50 endeksinden çıkarıldı.
Euro Stoxx 50, kendisini bloğun “süper sektör liderlerini” takip eden bir endeks olarak tanıtıyor.
Geçen yıl Fiat ve Peugeot’nun üreticisi Stellantis’in endeksten çıkarılmasının ardından, Avrupa’nın en tanınmış üreticilerinden birinin ayrılması, düşük maliyetli Çinli rakiplerin büyümesinin sektöre oluşturduğu tehdidi ve 100.000 kişinin işten çıkarılmasına yol açacak olan VW’nin tarihi yeniden yapılandırma süreci hakkındaki şüpheleri vurguluyor.
HSBC’nin kıdemli küresel otomotiv analisti Michael Tyndall, “Sektörün karşı karşıya olduğu varoluşsal riskler göz önüne alındığında, tüm sektör bir durgunluk içinde,” dedi ve VW’nin mevcut düşük değerlemesinin, yeniden yapılandırma maliyetlerine ilişkin piyasa endişelerini de yansıttığını ekledi.
Analistler, endeksi takip eden borsa yatırım fonlarının (ETF) hisselerini satmasıyla birlikte VW’nin endeks dışı bırakılmasının hisse fiyatı üzerindeki baskıyı daha da artırabileceğini belirtti.
Stoxx’a göre, toplam piyasa değeri 59 milyar avro olan 30 borsa yatırım fonu Euro Stoxx 50 endeksini takip ederken, 68 milyar avronun üzerinde satış hacmine sahip 110.000’den fazla aktif yapılandırılmış ürün de bu endekse bağlı.
“Bir endekse dahil olmak, bir şirketin temel gücünü değiştirmez,” diyen VW, otomotiv endüstrisi tarihindeki “en önemli dönüşüm”e rağmen grubun “yatırımcılar için cazip bir yatırım olmaya devam ettiğini” ekledi.
Stellantis’in hisse fiyatı, geçen yıl endeksden çıkarılmasından bu yana neredeyse yarı yarıya düştü.
Fakat şirket aynı zamanda yönetim kadrosunda bir değişiklik yaşadı ve ABD ile Avrupa’da kâr marjlarını iyileştirmekte zorlandı.
Endeksden çıkan bir diğer şirket ise Hollandalı bilgi hizmetleri grubu Wolters Kluwer.
Bu iki hisse senedinin yerini, Nvidia’nın desteğiyle veri merkezleri için ağ sağlayıcısı olarak kendini yeniden keşfeden Fin cep telefonu devi Nokia ve Fransız enerji şirketi Engie alacak.
2008 yılında büyük bir kısa pozisyon sıkışması sırasında kısa bir süreliğine piyasa değeri açısından dünyanın en büyük şirketi haline gelen VW, endeksin kurulmasından iki yıl sonra, 2000 yılında ilk kez Euro Stoxx 50’ye dahil olmuştu.
Şirket, en son 2010-2011 yıllarında küresel finansal krizin ardından endeks dışına çıkarılmıştı.
Bu ayın başlarında, Çin’de satışlarında keskin bir düşüş ve ABD’deki artan gümrük vergileriyle karşı karşıya kalan otomobil üreticisi, organizasyonunu küçültmek için sendikalarla sürpriz bir anlaşma yaptığını duyurdu.
Bu haber, hisselerinin yüzde 9’un üzerinde değer kazanmasına neden oldu.
Cuma günü ise şirket, Porsche’deki hisselerinin değerlemesine ilişkin 6 milyar avroluk bir değer düşüklüğü, Çin’deki devam eden durgunluk ve artan yeniden yapılandırma maliyetlerini gerekçe göstererek kâr uyarısı yayınladıktan sonra hisseleri yüzde 8,3 değer kaybetti.
Porsche ve kamyon üreticisi Traton’un da sahibi olan Alman grup, karmaşık yönetim yapısının Çinli rakiplerinin hızlı yükselişine ayak uydurmak için gerekli değişiklikleri engelleyeceği endişeleri nedeniyle, küresel otomotiv sektöründe en düşük değerlemeye sahip hisselerden biri olmaya devam ediyor.
Bu ayki toparlanmaya rağmen, VW’nin 38 milyar avroluk piyasa değeri, 322 milyar avroluk yıllık satışlarının sadece bir kısmını oluşturuyor.
Alman varlık yönetimi şirketi Flossbach von Storch’un portföy yöneticisi Simon Jäger, FT’ye verdiği demeçte, “Bu piyasa değeri, yatırımcıların Volkswagen’e ne kadar şüpheci yaklaştığına dair çok net bir sinyal veriyor,” dedi.
VW, yeniden yapılandırmanın finansal performansını iyileştireceğini ve “Volkswagen hisseleri üzerinde de olumlu bir etki yaratması gerektiğini” belirterek, “orta vadede Euro Stoxx 50 endeksine geri dönmeyi” hedeflediğini ekledi.
Euro Stoxx 50’de kalan yegane otomobil hisseleri Ferrari, BMW ve Mercedes-Benz.
Bir rakip şirket yöneticisi, VW’nin endeks dışına çıkarılmasıyla ilgili olarak “Bu, zamanın bir işareti” dedi ve itibar üzerindeki etkisinin, fiili yatırım çıkışlarından daha büyük olacağını ekledi.
VW’nin endeks dışına çıkarılması, Avro bölgesinin en önemli endeksindeki Alman şirketlerinin sayısını 16’ya düşürecek ve bu durum, ülkenin borsaya kote edilmiş dev şirketlerinin devam eden zorluklarını yansıtıyor.
Stoxx verilerine göre, son beş yıl boyunca, Alman Euro Stoxx bileşenlerinden oluşan alt endeks, toplam endeksin performansının belirgin şekilde gerisinde kaldı.
Alman şirketlerinin yıllık getirisi yüzde 10,9 olurken, Euro Stoxx 50 endeksinin tamamı için bu oran yüzde 12,5 oldu.
Avrupa
AfD, CDU’yu eritmeye devam ediyor

Almanya’da hafta sonu yapılan iki seçimde iki bambaşka parti galip gelse de ortak olan nokta, Almanya için Alternatif’in (AfD) Hristiyan Demokratları (CDU) eritmesi.
Özellikle Mecklenburg-Batı Pomeranya seçimlerinde sürpriz, AfD’nin yüzde 38,2 ile birinci partisi olması değil, Federal Cumhuriyet tarihinde ilk kez CDU’nun baraj altı kalması oldu.
Berlin seçimlerinde ise AfD, 2023 seçimleri ile kıyaslandığında oylarınn çoğunu hiç oy kullanmayanlardan (65 bin) ve CDU seçmenlerinden (56 bin) aldı.
AfD Eş Başkanı Alice Weidel, Mecklenburg-Batı Pomeranya ve Berlin’deki seçimlerin ardından, CDU’nun gelecekte federal düzeyde hiçbir seçimi kazanamayacağı yönündeki öngörüsünü yineledi.
Weidel’e göre seçmenler, artık “eskimiş bir halk partisinin programını yutmuyor.”
AfD’nin, Hristiyan Demokratların Schwerin Eyalet Meclisi’nde bundan böyle temsil edilmemesini de üzücü bulmadığını kaydeden Weidel, bunun nedeni olarak ise “CDU’nun zaten her türlü işbirliğini reddetmiş” olmasını gösterdi.
Seçimlerin ardından düzenlenen federal basın toplantısında “mükemmel sonuçlar”dan bahseden Weidel, AfD’nin CDU’nun yerini halk partisi (Volkspartei) olarak alacağının giderek daha açık hale geldiğini savundu.
Berlin’de Sol Parti’nin güçlü performansından CDU’nun “akılsız güvenlik duvarı politikası”nın sorumlu olduğunu ve bu şekilde kırmızı-kırmızı-yeşil (Sol-Yeşiller-SPD) koalisyon çoğunluklarını mümkün kıldığını kaydetti.
Weidel, Federal Şansölye Friedrich Merz’e “görüşmeler” teklif etti ve AfD’nin eyaletteki “durgunluğu” sona erdirmeye hazır olduğunu belirtti.
Merz’e, CDU/CSU’nun seçim sonuçlarından ders çıkarması çağrısında bulunan Weidel, “Eğer CDU, Mecklenburg-Vorpommern’de yüzde beş barajını zar zor geçip çok zayıf sonuçlar alırsa, o zaman Şansölye bunun sonuçlarını çıkarmalı,” dedi.
AfD lideri aynı zamanda, önemli reformların bir buçuk yıldır “sadece duyurulduğunu” söyleyerek, “Sadece duyurmakla kalmamalı, bunu gerçekten yapmak gerekir,” diyerek hükümeti eleştirdi.
Öte yandan Mecklenburg-Vorpommern’da AfD’nin SPD’yi geride bırakarak seçim zaferi elde etmesine rağmen, AfD’nin baş adayı Leif-Erik Holm bir hükümet kurabilme konusunda “fazla umutlu değil.”
Holm, eyalet meclisindeki diğer tüm partilere görüşme teklifinde bulunacaklarını ama tek başına iktidara gelmeyi beklemediğini söyledi.
Holm, partinin parlamentodaki koltukların yaklaşık yüzde 45’ini elinde bulundurduğu için AfD’nin yine de eyalet meclisi başkanlığı görevine talip olacağını duyurdu. Ayrıca bir Kovid-19 soruşturma komisyonu kurulacağını da belirtti.
AfD’li siyasetçi NDR Info’ya verdiği demeçte, “Bence iktidara gelebiliriz. Fakat şu anda durum böyle olacağa benzemiyor,” dedi.
Holm, şu anda kırmızı-kırmızı-yeşil bir çoğunluğun oluşacağına benziyor gibi göründüğünü belirtti ve “Bu, ülkemizin gideceği kesinlikle iyi bir yön değil,” dedi.
Holm, partisinin iktidar iddiasını bir kez daha vurguladı. Seçmenlerin bu görevi büyük bir çoğunlukla AfD’ye verdiğini belirtti: “Bu nedenle diğer partilerden, birbirimizle diyalog kurabilmemizi bekliyoruz.”
Bu görüşmeleri AfD’nin baş adayı Enrico Schult ile birlikte yürütmek istediğini belirtenHolm, Schwerin’deki doğrudan milletvekilliği yarışı sırasında Eyalet Başbakanı Manuela Schwesig’e (SPD) yenildi ve eyalet meclisine giremeyecek.
Beklendiği gibi AfD’nin koalisyona katılamaması durumunda Holm, Federal Meclis milletvekili olarak kalmayı planlıyor.
Berlin’deki AfD baş adayı Kristin Brinker ise “güvenlik duvarının” artık Berlin CDU’su ile AfD arasında değil, CDU’nun içinde olduğunu söyledi ve AfD’nin “muhafazakâr kanattan destek kazanan tek parti” olduğunu ileri sürdü.
Avrupa2 hafta önceAvrupa savunma sanayii Ukrayna’ya yetişemiyor
Avrupa2 hafta önceKoçbaşı olarak AfD
Avrupa2 hafta önceCDU, AfD’yi durdurmak için yeni göç planı hazırlıyor
Ortadoğu2 hafta önceİsrail Deniz Kuvvetleri Komutanı, Türkiye’yi tehdit etti
Asya2 hafta önceÇin’in HQ-17AE kısa menzilli hava savunma sistemi Pakistan’ın İHA savunmasını güçlendirecek
Asya7 gün önceDeepSeek mühendisi: “Gelecek ya komünizm olacak ya Cyberpunk”
Dünya Basını2 hafta önceProf. Hanke: Washington’dan gelen hiçbir açıklamaya güvenemezsiniz
Avrupa2 hafta önceAfD, Saksonya-Anhalt’ta büyük bir farkla kazandı











