Bizi Takip Edin

Ortadoğu

İsrailli komutanların Filistinlileri ve Filistin köylerini yok etme emirleri ortaya çıktı

Yayınlanma

2024 yılının Mart ayı sonlarında, Tel Aviv’deki bir çöp kutusunun yanında bulunan belgeler, 1948 yılında İsrailli komutanların Filistinlileri tehcir etmek için uyguladıkları teröre yeni bir ışık tutuyor.

Haaretz için yazan tarihçi Adam Raz’ın bildirdiğine göre belgeler, yaklaşık iki yıl önce, 2024 yılının mart ayı sonlarında, zoolog Ronit Zilberman tarafından, Tel Aviv’in Ramat Hahayal semtindeki evinin yakınlarında yürüyüş yaparken bulundu.

Meraklanan Zilberman, belgeleri karıştırmaya başladı. Bulduğu şey, İsrail’in resmi tarihinde “Bağımsızlık Savaşı” olarak geçen, Filistinliler içinse “Nakba” olarak bilinen dönemle ilgili olağanüstü sayıda belgeydi.

Bunların bazıları gizli olarak etiketlenmişti, diğerleri ise yeni kurulan İsrail ve komşu ülkelerdeki askeri operasyonları anlatıyordu.

Ayrıca, daha önce hiç kamuoyuna açıklanmamış haritalar ve tarihi fotoğraflar da vardı.

Koleksiyonun sahibi, Golani piyade tugayının ilk savaşçılarından biri ve daha sonra tugayın seçkin keşif gücü olan Sayeret Golani’nin kurucusu olan 12. Tabur komando biriminin kurucusu Rafi Kotzer idi.

Kotzer, 1948’de birçok savaşta komutanlık yaptı ve daha sonra İsrail Savunma Kuvvetleri Engelli Gaziler Örgütü’nün kurucusu oldu.

Koleksiyonun bir kısmı kişiseldi –mektuplar, okul karneleri, çocukların çizimleri vb.– ve bu nedenle araştırma amaçları için önemli değildi. 

Fakat İsrail’in ilk yıllarında önemli bir rol oynayan sosyal demokrat/İşçi Siyonizmi partisi Mapam’ın, nükleer silahların tehlikesi ve 1948’den 1966’ya kadar İsrail’in Arap nüfusuna dayatılan askeri yönetim gibi konuları ele alan tartışmalarını belgeleyen günlükler, notlar ve özetler de vardı.

Tarihsel inceleme için en önemli belgeler, “Bağımsızlık Savaşı” ile ilgili olanlardı. Çöpe atılmış belgeler arasında öne çıkan bir belge, savaşta Golani’nin 12. Taburunun komutanı Yitzhak Broshi tarafından yazılmıştı.

Bu belge, Broshi’nin ülkenin kuzeyinde savaşan tugay komutanlarına gönderdiği, “Nüfusun bulunduğu ele geçirilmiş köylerde davranış kuralları” başlıklı, Temmuz 1948 tarihli bir emirdi.

Broshi, subaylara bir Arap köyü (siyonistler “Filistin(li)” demiyor) ele geçirildikten sonra, köylülerin kimlik belgelerinin düzenleneceğini bildiriyor.

Emirlerde, kimlik belgesini başka birine devreden kişi ile bu belgeyi alan kişinin her ikisinin de kurşuna dizileceği belirtiliyor. Askeri denetime zamanında gelmeyen kişi de vurulacak ve evi havaya uçurulacaktı.

Broshi’nin talimatlarına göre, bir köyde “dışarıdan gelen bir Arap” bulunursa, derhal vurulacaktı. Genel olarak, ele geçirilen köylerde dışarıdan gelenler bulunursa “her 10 kişiden biri” vurulacaktı.

Ayrıca, Yahudilerden çalınan malların bulunduğu herhangi bir evdeki tüm erkekler idam edilecekti.

Dahası, köyleri yerle bir etme emri varken, bazı durumlarda bu yeterli olmuyordu. Örneğin, Aşağı Celile’deki bir Bedevi topluluğu olan Arap a-Zabah söz konusu olduğunda, “tek bir ruh veya iz” bile kalmamalıydı. Emirde, “Zabahim’deki her Arap öldürülmelidir,” deniyordu.

Bunlar, sözlü olarak iletilen belirsiz talimatlar değildi. Bu ve diğer talimatlar “siyah beyaz” olarak yazılmış ve Broshi’nin el yazısıyla imzalanmıştı.

Temmuz 1948 tarihli başka bir emirde Broshi, birliklerine, Aşağı Celile’deki Turan Dağı bölgesinde saklanmış olabilecek Arapları, bölge zaten fethedildikten sonra aramalarını emretti. Emir şöyleydi: “Saklanan herkesi öldürün.”

Belgeler arasında, “az sayıda Arap’ın [ele geçirilen] köylerde dolaştığı” ve görünüşe göre eşya ve yiyecek topladıkları belirtilen bir belge bulunuyor.

Belgede yer alan talimatlarda, “Bölge Araplardan temizlenecektir,” deniyor.

‘Yöntem’ başlığı altında, belgeye “karşılaşılan her Arap’ın yok edilmesi gerektiği” eklenmiş.

İsrail’in Filistinlilerin geri dönmesini engellediği ve köylerini yıktığı, böylece onların ülkeden uzaklaştırılmasını kasıtlı olarak sürdürdüğü gerçeği, tarihsel söylemlerde genellikle yer almıyor.

Birçok İsraillinin görüşüne göre, Araplar kaçmaya karar verdilerse, Filistinlilerin yaşadığı trajediden İsrail sorumlu değil.

Fakat Haaretz’e göre, eğer İsrail Filistinlileri sınır dışı ettiyse ve ordusu ayrılmayı reddedenlerin kanını dökmekten çekinmediyse, “o zaman devletin kurulduğu döneme çok kara bir bulut çökmüş demektir.”

İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF) genelkurmay başkanlığına terfi eden kuzey cephesindeki operasyon subayı Mordechai Maklef, Filistinli sivilleri öldürmekle suçlanan İsrail askeri Shmuel Lahis’in mahkemesinde, “Potansiyel düşman, yani sivillerin yok edildiği operasyonlar vardı” demiş ve şunları söylemişti:

“Örneğin, Safsaf, Ciş, Ilabun, Lod, Ramle ve güneyde, büyük ölçekte. Amaç, onları kovmaktı. [Celile’de] yaşayan 114.000 kişiyi terör uygulamadan kovmak imkansızdı. Onların ayrılması için başlangıçta bir terör unsuru olması gerekiyordu.”

Lahis, Carmeli Tugayı’nda bölük komutanıydı ve kendi elleriyle, Lübnan sınırındaki Kibbutz Manara yakınlarındaki Hula köyünün onlarca sakini katletti.

Lahis, Nakba sırasında Filistinlileri öldürmekten yargılanan tek İsrailli askerdi.

Tanık kürsüsüne çağrılan bir diğer üst düzey subay, 7. Zırhlı Tugay Komutanı ve daha sonra Merkez Komutanlığı’nın başına geçen Yosef Eitan’dı.

Eitan, yazılı emirler ile askerlere sözlü olarak verilen emirler arasındaki farka değindi ve “Her canlıyı yok etme emrini [yazılı olarak] görmedim, fakat ima şeklinde – evet, gördüm,” demişti.

Saha subaylarının “emri yorumlama izni” olduğunu ekleyen Eitan, askerlerin kendilerine verilen talimatlara dayanarak “sakinleri yok ettiklerini” söyledi.

7. Tugay’ın tabur komutanı Yisrael Carmi, Lahis davasında 1948 Ekiminde Be’er Şeva’nın fethi hakkında ifade vererek, yöntemin sürgüne direnen sivilleri öldürmek olduğunu ve bu yöntemin hem kuzeyde hem de güneyde kullanıldığını açıklamıştı:

“Şehri fethettim. O bölgeyi temizlerken, direnen ya da direnmeyen, sokakta görünen herkesi yok etme emri verdim. Her şeyi yok etme emri verildi. Polis karakolunun ele geçirilmesinden sonra –teslim olduktan sonra– cinayetler durdu. O zamana kadar herkes öldürüldü – kadınlar, çocuklar, herkes. Sonra halka Hebron’a [El Halil] gitme emri verildi. Gitmeyenler ‘ortadan kaldırıldı’.”

Materyalleri erişime açılan bir başka arşiv dosyası, 1949 yılında güneyde bir Bedevi kızına tecavüz edip onu öldüren askerlerin yargılanmasıyla ilgili.

Belgeler, sivillerin öldürülmesinin sadece onların sürülmesini hızlandırmakla kalmayıp, Filistinlilerin topraklarına geri dönmelerini de engellediğini gösteriyor.

Ateşkes anlaşmalarından kısa bir süre sonra askerlere yazılı olarak verilen bir operasyon emri, onlara “ateşkes sınırına kadar bölgede bulunan her Arap’ı vurmalarını” emrediyordu.

Bu davadaki karar, askerlere verilen emirlerin “her Arap’ı kayıtsız şartsız vurmak olduğu”nu belirtiyor: bu nedenle, kişinin erkek ya da kadın olması, Arap’ın silahlı olup olmaması, kaçması ya da ellerini kaldırıp teslim olması fark etmez. Devriye sırasında bir Arap gördüyseniz, onu vurmakla yükümlüydünüz.

Buna istinaden, yargıçlar askerlerin cinayetten sorumlu tutulmasının zor olduğunu ve sadece tecavüzden dolayı hesaplarının sorulması gerektiğini savunmuştu. Yani bir subay, Filistinli bir kadını “kaçırmak” yerine öldürseydi, hiç ceza almamış olabilirdi.

Yakın zamanda kamuoyuna açıklanan belge koleksiyonu, El Halil’in güneyindeki El Bureyc’de iki kadın ve bir erkek olmak üzere üç yaşlı Filistinlinin öldürülmesiyle ilgili başka bir vakaya da atıfta bulunuyor.

IDF askerleri Temmuz 1948’de köyü ele geçirdiler ve üç ay sonra, hâlâ orada bulunan dört Filistinliyi nasıl ortadan kaldıracaklarını düşündüler.

143. Tabur’dan Er Arye Ben-Şem, dördünden birinin mutfakta askerlere hizmet ettiği için onu öldürmemeye karar verildiğini anlattı.

Ben-Şem’in ifadesine göre, diğer üçüne gelince, Teğmen Yosef Fişel askerlere onları bir binaya koyup Fiat tanksavar mermisiyle vurmalarını emretti.

Mermiler binayı ıskaladıktan sonra, askerlerin binaya el bombaları atıp ateşe vermesi kararlaştırıldı.

Askerlerden biri, “Binaya girdiğimde, biri ölmek üzereydi ve ona bir kurşun sıktım. Yerde yatıyorlardı. Diğer ikisine bacaklarına tekme attım. Tepki vermediler,” diye ifade vermişti.

Ortadoğu

Reuters: Suriye hükümeti yetkilileri ile Hizbullah Türkiye’de gizli görüşmeler yaptı

Yayınlanma

Suriye hükümeti temsilcileri ile Lübnan Hizbullahı’nın, aralarındaki gerilimi azaltmak amacıyla Türkiye’de yüz yüze görüşmeler yaptığı iddia edildi. Suriye iddiaları reddetti.

Reuters’a konuşan ve görüşme hakkında bilgi sahibi altı kaynak, bunun uzun süredir karşı karşıya olan taraflar arasında bilinen ilk toplantı olduğunu söyledi.

İki Suriyeli yetkili, bir ABD’li yetkili ve Hizbullah’a yakın üst düzey bir Lübnanlı güvenlik kaynağının da aralarında bulunduğu altı kaynak, Suriye yetkilileri ile Hizbullah yetkililerinin geçen ay en az bir kez gizlice bir araya geldiğini belirtti.

Esad’ın 2024’ün sonlarında devrilmesinin ardından Suriye’nin yeni hükümeti ile Hizbullah arasındaki gerilim artmıştı. Şam yönetimi, grubu Suriye üzerinden İran’a silah transfer etmekle suçlarken, ABD de Suriye ordusuna Hizbullah’la savaşmak üzere Lübnan’a asker göndermesi için baskı yapıyor.

Altı kaynağa göre geçen ayki görüşmeye Hizbullah temsilcileri ile Suriye istihbaratı ve dışişleri bakanlığından yetkililer katıldı. Toplantı, gerilimi düşürme amacıyla Türk güvenlik ve istihbarat kurumlarının daveti üzerine gerçekleştirildi.

Kaynakların tamamı, daha önce kamuoyuna yansımayan hassas görüşmeyi anlatabilmek için isimlerinin açıklanmaması koşuluyla konuştu.

Suriye Dışişleri Bakanlığı, Türkiye Dışişleri ve Savunma bakanlıkları ile ABD Dışişleri Bakanlığı, Reuters’ın toplantıyla ilgili sorularına hemen yanıt vermedi. Hizbullah’ın medya ofisi ise yorum yapmayı reddetti.

Kaynaklara göre taraflar karşılıklı güvenlik kaygılarını görüştü

ABD’li yetkili, Suriyeli yetkililer ve Lübnanlı kaynak, görüşmenin iki taraf arasındaki gerilim başlıklarını çözmeye odaklandığını ve olumlu geçtiğini söyledi.

Suriyeli yetkililerden biri, iki tarafın birbirine karşı düşmanlık beslemediği konusunda mutabık kaldığını ve Suriye’nin Hizbullah’a, grubun silahsızlandırılması amacıyla Lübnan’a askeri müdahalede bulunmayacağı güvencesini verdiğini aktardı.

Buna karşılık Suriyeli yetkililer, Hizbullah’tan sınır ötesi kaçakçılık girişimlerinin durdurulmasına yardımcı olmasını ve özellikle Suriye’nin güneyinde kalan uyuyan hücrelerini dağıtmasını istedi.

Suriye, salı günü ülkenin güneyinde roket fırlatmaya hazırlanan bir Hizbullah hücresinin yakalandığını açıklamıştı. Hizbullah ise çarşamba günü olaya karıştığını reddederek, “Suriye topraklarında hiçbir şekilde varlığımız yok ve orada herhangi bir güvenlik ya da askeri faaliyete dahil değiliz,” açıklamasını yaptı.

Görüşme ve sonuçları hakkında doğrudan bilgi sahibi Lübnanlı kaynak iki tarafın “güvenlik meselelerinde büyük ilerleme kaydettiğini” belirtti.

Kaynak, Hizbullah’ın Lübnan içinde Suriye kaynaklı olası bir saldırıya ilişkin endişelerine atıfta bulunarak, “Hizbullah kendi cephesini güvence altına almak istiyor,” dedi.

Hem Suriyeli yetkili hem de Lübnanlı kaynak, nihai bir anlaşmaya varılmadığını ve herhangi bir açıklama yapılmasının planlanmadığını söyledi.

Lübnanlı kaynak, iki taraf arasında Türkiye aracılığıyla temasların yaklaşık iki ay önce başladığını da Reuters’a aktardı.

Suriye hükümeti enformasyon bakanlığına bağlı X hesabı böyle bir görüşme olduğu yönündeki iddiaları reddetti.

Toplantı için Türkiye bastırdı, İran yer almadı

Hem Hizbullah hem de Suriye hükümeti, daha önce birbirleriyle görüşmeye açık olduklarının sinyalini vermişti.

Temmuz ayında Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan Şeybani, Şam’ın Hizbullah’la görüşmeye açık olduğunu söylemişti. Bir ay sonra Hizbullah lideri Naim Kasım da televizyonda yaptığı konuşmada grubun Suriye yönetimiyle görüşmeye itirazı olmadığını belirtmişti.

Üç kaynak, Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara’nın önemli müttefiklerinden olan Türkiye’nin, bu çabalara doğrudan dahil olmak istediği için toplantının yapılması yönünde bastırdığını söyledi.

Ancak toplantılarda İran yer almadı.

Lübnanlı güvenlik kaynağına göre ise Hizbullah, İran’ın bilgisi dahilinde toplantıya katıldı. Ancak Tahran’ın, doğrudan görüşmelerde yer almamasından ve Şara’nın şimdilik İran’la doğrudan ilişki kurulması fikrini geri çevirmesinden rahatsız olduğu iddia edildi.

Kaynağa göre nihai anlaşmaya varılamamasının ve toplantıyla ilgili herhangi bir açıklama yapılmamasının temel nedeni de bu rahatsızlıktı.

İran’ın Cenevre’deki daimi temsilciliğinden konuya ilişkin hemen bir açıklama gelmedi.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

FlyDubai uçağında kokpit krizi: İsrail saldırı ihtimalini inceliyor

Yayınlanma

Dubai’den Tel Aviv’e giden ve yaklaşık 150 İsrailli yolcuyu taşıyan FlyDubai uçağı, kokpitte çıkan kavga ve ani irtifa kaybının ardından Suudi Arabistan’a indi. Uçaktan kaçırma kodu iletilmesi üzerine İsrail Hava Kuvvetleri alarma geçerken, Tel Aviv yönetimi olayın saldırı girişimi olma ihtimalini incelemeye aldı.

Dubai’den Tel Aviv’e giden FlyDubai yolcu uçağında kokpitte çıkan arbede ve ani irtifa kaybı üzerine acil durum ilan edildi.

İsrailli makamlar, uçağın Suudi Arabistan’a zorunlu iniş yaptığı hadiseyi olası bir saldırı girişimi veya intihar teşebbüsü ihtimaliyle incelemeye aldı.

FlyDubai’ye ait FZ1073 sefer sayılı Boeing 737 MAX tipi uçak, 30 Eylül’de İsrail hava sahasına yaklaştığı sırada rotasını değiştirerek Suudi Arabistan’ın kuzeybatısında yer alan Tebük Havalimanı’na teker koydu.

Yaklaşık 150 İsrailli yolcunun yer aldığı uçuşta bir “hadise” yaşandığını doğrulayan havayolu şirketi, tüm yolcuların güvende olduğunu duyurdu.

Uçuş takip platformu Flightradar24 verilerine göre, seyir halindeki uçak kısa süre içinde yaklaşık 33-34 bin feet seviyesinden 14-16 bin feet irtifaya kadar sert bir düşüş yaşadı.

Uçaktan ilk olarak 7700 genel acil durum kodunun, hemen ardından ise kısa süreliğine “yasa dışı müdahale veya olası uçak kaçırma” anlamına gelen 7500 kodunun gönderildiği tespit edildi. Bu sinyal üzerine İsrail Hava Kuvvetleri teyakkuza geçti.

İsrail basınında yer alan iddialarda, Umman vatandaşı yardımcı pilotun uçuş sırasında kaptana saldırarak kumandayı ele geçirmeye çalıştığı öne sürüldü.

Ynet ve Reuters’a değerlendirmede bulunan İsrailli yetkililer, soruşturmanın sürdüğünü belirtmekle birlikte ilk tespitler ışığında olayın “terör saldırısı girişimi” ya da bir intihar eylemi olma ihtimali üzerinde durulduğunu aktardı.

Uçaktaki bazı yolcuların kokpite girerek saldırgan olduğu ileri sürülen personele müdahale ettiği ve bu kişiyi etkisiz kıldığı iddia edildi.

Sosyal medyaya yansıyan ve henüz bağımsız kaynaklarca doğrulanmayan paylaşımlarda, kabinde panik yaşandığı ve zeminde kan izlerinin yer aldığı öne sürüldü. Tebük Havalimanı yetkilileri ise uçağın kaptanı ile yardımcı pilotunun yaralı halde hastaneye kaldırıldığını açıkladı.

Gelişmenin ardından İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu güvenlik yetkilileriyle olağanüstü bir değerlendirme toplantısı yaptı. Başbakanlık Ofisi durumun kontrol altında olduğunu ve yolcuların tahliyesi için temasların sürdüğünü açıkladı.

Muhalefet lideri Yair Lapid’e de süreç hakkında bilgilendirme yapıldı.

Yaklaşan seçimler öncesinde dün hasım aktörlerin saldırı hazırlığında olabileceğini savunan Netanyahu’nun aksine, İsrail güvenlik kaynakları seçim sürecine dönük somut bir istihbarat olmadığını dile getirmişti.

Yaşanan hadise Tel Aviv’de siyasi tepkilere de yol açtı. İsrail Ulaştırma Bakanı Miri Regev, FlyDubai şirketinin İsrail uçuşlarının durdurulmasını talep etti.

The Times of Israel’ın aktardığına göre Regev, İsrail Sivil Havacılık Dairesinden Birleşik Arap Emirlikleri ile yapılan havacılık anlaşmasının şartlarını denetlemesini istedi.

Anlaşmanın, İsrail’e uçan personelin Tel Aviv ile diplomatik bağı olan ülke pasaportlarını taşımasını şart koştuğu ileri sürülüyor.

Suudi Arabistan ile İsrail arasında resmi diplomatik temas kurulmamış olsa da Riyad yönetimi, acil durumlarda hava sahasını İsrail bağlantılı seferlere açıyor.

Hadiseye ilişkin FlyDubai bünyesinde inceleme başlatılırken, Birleşik Arap Emirlikleri ve Umman makamları henüz ayrıntılı bir açıklama yayımlamadı.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Suudi Arabistan, yapay zeka fabrikaları için 14 GW’lık kaynak ayırdı

Yayınlanma

Suudi Arabistan, entegre bir yapay zeka ekosistemi oluşturmak için bol enerji kaynaklarına ve genişleyen dijital altyapıya güveniyor.

Şark’ül Evsat’ın haberine göre Riyad, HUMAIN’in “AI fabrikaları” olarak adlandırdığı yapıları desteklemek üzere yaklaşık 14 gigawattlık elektrik kapasitesi ayırıyor.

Bu adım, enerji, çip ve veri merkezlerinin kullanılabilirliği üzerindeki kısıtlamaların artmasıyla birlikte, şirketlerin ve ülkelerin gelişmiş modelleri eğitmek ve işletmek için gereken hesaplama kapasitesini güvence altına almak üzere yarıştığı bir dönemde atılıyor.

HUMAIN CEO’su Tareq Amin, Krallığın böyle bir ekosistem kurmak için gerekli kaynaklara sahip olduğunu belirterek, şirketin yalnızca hesaplama kapasitesi ve altyapı sağlamaya değil, aynı zamanda yazılım ve sistemleri şirket içinde geliştirmeye de odaklandığını açıkladı.

Bu, enerji ve veri merkezlerinden modellere ve uygulamalara uzanan entegre bir zincir oluşturmasına olanak tanıyacak.

Riyad’da düzenlenen Servcorp’un ilk ekonomi forumunda konuşan Amin, enerji sektöründeki önceki deneyiminin, gelişmiş bilgi işlem kapasitesini güvence altına almada karşılaşılan zorlukların boyutunu erkenden kavramasına olanak tanıdığını söyledi.

Grafik işlem birimlerine erişimin bazı durumlarda birkaç ay sürebileceğini belirten Amin, bunun kendisini Suudi Arabistan içinde entegre bir yapay zeka ekosistemi kurmayı düşünmeye ittiğini ifade etti.

Batılı şirketlerle ortaklık büyüyor

Amin, HUMAIN’in kurulduğu günden bu yana enerji, bilgi işlem ve dijital altyapı dahil olmak üzere ekosistemin temel bileşenlerini sağlayarak “yapay zeka fabrikaları” kurmaya odaklandığını, bunun yanı sıra yazılım, modeller, uygulamalar ve danışmanlık hizmetleri geliştirdiğini ve girişimlere yatırım yaptığını açıkladı.

Enerji Bakanlığı ve çeşitli devlet kurumlarıyla yapılan işbirliğinin, proje için gerekli arazi ve altyapının tahsisini hızlandırmaya yardımcı olduğunu ekleyen Amin, şirketin üzerinde çalıştığı tesise yaklaşık 14 GW’lık güç kapasitesinin tahsis edildiğini belirtti.

Amin, altyapı geliştirme çalışmalarının, küresel şirketleri bu altyapıyı kullanmaya çekme çabalarıyla paralel olarak ilerlediğini kaydetti.

Şirket, Amazon dahil olmak üzere uluslararası şirketlerle anlaşmalar imzalarken, AMD ile ortak bir proje üzerindeki çalışmalar da devam ediyor.

Diğer şirketler de Riyad’da geliştirilmekte olan yapay zeka ekosisteminde faaliyet göstermek üzere çekiliyor.

Suudiler üretken yapay zekanın ötesine geçmek istiyor

Amin, yapay zekanın mevcut kullanım alanlarının, teknolojinin mevcut potansiyelinin hâlâ sadece sınırlı bir kısmını temsil ettiğini söyledi.

Küresel ilgi şu anda üretken yapay zekaya ve şirketler içindeki uygulamalarına odaklanmışken, fiziksel dünya, endüstri ve altyapıyla bağlantılı yapay zeka uygulamaları henüz erken bir aşamada kalıyor.

Bir sonraki aşama için daha fazla bilgi işlem kapasitesi, enerji ve veri merkezi altyapısı gerekeceğini açıklayan Amin, destekleyici altyapı geliştikçe yapay zeka kullanımının kapsamında önemli bir genişleme olacağını öngördü.

Amin, şirketin yaklaşık 15 ayda çeşitli sektörleri kapsayan bir operasyon ağı kurmayı başardığını ekleyerek, yapay zekayı tam olarak kullanmanın sadece yeni teknolojik araçlar eklemekle ilgili bir mesele olmadığını, bunun yerine kuruluşların çalışma şekillerinin yeniden tasarlanmasını gerektirdiğini vurguladı.

Şirket için yazılım geliştirme sürecine odaklanılacak

Amin, şirketin karşılaştığı en büyük zorlukların teknolojik olmaktan çok, kurumsal kültür ve çalışma yöntemlerindeki değişikliklerle ilgili olduğunu belirtti.

HUMAIN, hazır yazılım satın almamak ve bunun yerine sistemlerini şirket içinde geliştirmek yönünde stratejik bir karar aldı.

Bu yaklaşım, ajansal iş akışlarının, kayıt sistemlerinin ve günlük operasyonlarda kullanılan bir dizi uygulamanın oluşturulmasını içeriyor.

Amin, işin geleceğinin kademeli olarak, kullanıcıların yalnızca gerçekleştirilmesini istedikleri görevi belirtmeleri yeterliyken, akıllı modellerin gerekli adımları ve prosedürleri otomatik olarak yerine getirdiği modellere doğru kayacağını söyledi.

Bu değişikliklerin amacının çalışanları ortadan kaldırmak değil, aksine verimliliklerini artırmak ve işlerini daha verimli bir şekilde yapmalarını sağlamak olduğunu vurguladı.

Bazı çalışanların artık daha önce çok daha büyük ekipler gerektiren görevleri tek başlarına tamamlayabildiğini belirtti.

Bu deneyim, insan kaynakları ve diğer departmanlara da yayıldı; artık ekip üyeleri, tamamen BT departmanlarına güvenmek zorunda kalmadan iş akışlarını ve yapay zeka ajanlarını kendileri geliştirebiliyor.

Yapay zeka ve jeopolitik

Amin’in açıklamaları, Suudi Arabistan, Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Türkiye’nin ekonomilerini yeniden şekillendiren değişimleri tartışmak üzere yaklaşık 150 iş dünyası lideri, yatırımcı ve politika yapıcıyı bir araya getiren Servcorp’un ilk ekonomi forumu sırasında yapıldı.

Forumu açan Suudi Arabistan’daki EMIR Başkanı Walid Abukhaled, küresel ekonominin jeopolitik gerilimler ve hızlanan teknolojik değişim gibi birbiriyle iç içe geçmiş zorluklarla karşı karşıya olduğunu belirterek, Suudi Arabistan’ın küresel enerji sektöründeki kilit konumu nedeniyle öneminin giderek arttığını vurguladı.

Abukhaled, otomasyon ve modern teknolojilerin imalat, danışmanlık ve programlama alanlarına yayılmasıyla yapay zekanın işgücü piyasasını yeniden şekillendiren önemli bir faktör haline geldiğini ve bunun gelecekte ihtiyaç duyulacak becerilerle ilgili yeni zorluklar yarattığını da sözlerine ekledi.

Servcorp’un Orta Doğu, Avrupa ve Amerika kıtalarından sorumlu CEO’su David Godchaux ise Suudi Arabistan’ın son yıllarda büyük bir dönüşüm geçirdiğini ve gelişmekte olan bir pazardan, küresel etkisi giderek artan büyük bir ekonomiye dönüştüğünü belirtti.

Bilgi bolluğunun karar verme sürecini kolaylaştırmadığını, aksine muazzam veri akışının yarattığı gürültüden değerli bilgileri ayırt etme ihtiyacını artırdığını açıkladı.

Forumun amaçlarından birinin, iş dünyası liderlerine ve yatırımcılara ekonomik eğilimleri daha net bir şekilde yorumlamalarına ve daha isabetli kararlar almalarına yardımcı olacak bir platform sunmak olduğunu belirtti.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English