Bizi Takip Edin

Rusya

İran neden parçalanmayacak?

Yayınlanma

Valday Tartışma Kulübü Program Direktörü Timofey Bordaçev, dış politikadaki stratejik adımların coğrafi determinizm ve kültürel kodlar tarafından nasıl şekillendirildiğine dair keskin bir jeopolitik okuma sunuyor. ABD’nin “ada devleti” karakterine atıfta bulunan Bordaçev, Washington’un Ortadoğu’daki çatışmalara bir beka meselesi olarak değil, küresel rakiplerini zayıflatmaya yönelik taktiksel bir diplomasi alanı olarak baktığını ifade ediyor. İran’ın tarihsel olarak defalarca yıkıma uğramasına rağmen devlet geleneğinin sürekliliğine dikkat çeken Bordaçev, ülkenin olası bir çatışmada Suriye veya Libya gibi kolayca parçalanmayacağını öngörüyor. Bordaçev, ABD yönetiminin, uzun vadeli stratejik derinlikten ziyade, seçim dönemi ve günlük taktiksel kazanımlara odaklandığına dikkat çekiyor. Nihayetinde Bordaçev, Rusya açısından ise asıl meselenin Ortadoğu’nun kaotik atmosferinde kaybolmak değil, nükleer caydırıcılığı korumak ve Ukrayna sorunu gibi kendi varoluşsal meselelerine odaklanmak olduğunu belirtiyor.


İran neden parçalanmayacak ve ABD neden buna kayıtsız kalacak?

Timofey Bordaçev
Vzglyad
1 Mart 2026

Uluslararası siyaset, coğrafya ile kültürün karşılıklı etkileşimde bulunduğu bir uzamdır. Bir devletin coğrafi konumu, onun dış dünyadaki stratejisini en çok belirleyen unsurdur. Jeopolitik denen siyasi düşünce akımı da işte bu temelden meydana gelir.

Devletlerin dış politika doğası için önem arz eden ikinci unsur ise, kelimenin en geniş manasıyla kültürdür: İnsanların kendileri için mümkün olanın hudutlarını tayin ettiği, diğer halklarla ünsiyet kurmak adına biçimler ve semboller yarattığı inançlar ve pratikler yekûnu.

ABD ve İsrail’in 28 Şubat 2026’da İran’a karşı başlattığı bu savaşta, ülkelerin dış politika reflekslerini besleyen bu iki kaynağın nasıl iç içe geçtiğine dair çarpıcı bir emsale şahit oluyoruz. Ana aktörlerin her biri, kendi devlet bekaları için neyin ehemmiyet taşıyıp neyin taşımadığına dair şahsi tasavvurlarına göre hareket ediyor. Gerek ABD’nin gerekse İran’ın mevcut ve müstakbel politikaları hususunda hayallere kapılmamak adına bu durumu idrak etmek elzemdir.

Afganistan, Irak ve Libya’daki hezimetlerin ve şaibeli başarıların ABD’nin menfaatlerine ciddi halel getirdiği genel kabul görür. En azından terör tehdidinin tırmanmasına, genel bir istikrarsızlığa ve bölgesel kalkınmanın öngörülemez bir hale gelmesine zemin hazırladıkları için…

Şüphesiz ki her üç vaka da ne bu ülkelerin ahalisi ne de bölgenin bütünü için hayırlı bir netice doğurdu. Ne var ki, Ortadoğu’daki uzun vadeli istikrarın yahut mutlak kaosun ABD için ontolojik bir anlam ifade ettiğini düşünmek külliyen hatadır. Ve onları bunlarla korkutmaya yeltenmek de bir o kadar beyhudedir.

Yakın ve Ortadoğu’dan binlerce kilometre uzakta konumlanan ABD için, oradaki fiili durumun hiçbir ehemmiyeti yoktur. Zira bu durum, Amerikan devletinin güvenliğine ve bekasına zerre kadar tesir edemez.

Ada devletleri -ki yakınlarında kayda değer hiçbir komşuları bulunmadığından ABD de esasen bir adadır [1]- “boğazın ötesindeki” sorunların kahir ekseriyetine bir beka meselesi olarak değil, salt bir diplomasi meselesi olarak bakarlar.

Amerikalılar için asıl mühim olan, yalnızca kendi “yumuşak karınlarındaki” -Karayip havzasındaki- durumdur. Ekim 1962’deki Küba Füze Krizi’nin dünyayı nükleer savaşın eşiğine getirmesinin sebebi de tam olarak buydu; zira SSCB, tarihte ilk kez ABD’nin bekasına yönelik doğrudan bir tehdit oluşturmuştu. Amerikalılar böyle bir şey uğruna topyekûn bir savaş başlatmayı sahiden de göze almışlardı.

Dünyanın geri kalanı ise onların umurlarında bile değildir [2]; hani üç beş kuruş, hatta yüklü miktarda para kazanamasalar ne çıkar? Amerikan devletinin sarsılmazlığına yönelik bir tehdit doğmayacaktır. Kendi evinde zaten hatırı sayılır kaynaklara sahip olan ABD eliti, dünyadaki tüm çatışmalara yalnızca diplomasinin icra edileceği bir satranç tahtası olarak bakar.

Böylesi bir oyunun sınırları dahilinde ABD, siyasi ve merkantilist çıkarlarını harmanlayabilir. Siyasi hedeflerin başında, muhtemelen İsrail’in Ortadoğu’daki yegâne ve asıl hasmını oldukça uzun bir süreliğine oyun dışı bırakma gayesi gelir. Bu durum, Amerikalıların bir süreliğine vaziyeti stabilize etmelerine ve dost Arap hükümetlerinin bir yandan İsrail’i kendilerine denk görüp onun askeri tahakkümünü kabullenirken, diğer yandan onunla iktisadi bağlarını güçlendirmelerine olanak tanıyacaktır. Ki bu tahakkümün, hepimizin gayet iyi idrak ettiği üzere, Amerikan kudretinin bir uzantısından ibaret olduğunu ve o olmadan varlık gösteremeyeceğini biliyoruz.

İktisadi zaviyeden bakıldığında da ABD’deki muktedir çevreler, Araplar ile İsrailliler arasındaki muvakkat bir barıştan epeyce nemalanabilir, ciddi kazanımlar elde edebilirler. Ve aynı zamanda başlıca stratejik rakipleri olan Rusya, Çin ve Hindistan’ın imkânlarını bir nebze olsun kısıtlayabilirler.

Bu kazanımların ne kadar uzun vadeli olacağının özünde pek bir ehemmiyeti yoktur. Evvela, günümüz Batı siyasetinde hiç kimse birkaç aydan ötesini tahayyül etmez. Ki o birkaç aya da şükür. Üstelik Washington’daki muktedir ekibin meclis seçimleri yaklaşıyor. Saniyen, siyasette “uzun vade” dediğimiz şey nihayetinde taktiksel zaferlerin veya hezimetlerin toplamından ibarettir.

Bu yüzden Washington için Rusya ve Çin’e taktiksel bir darbe vurmak, diğer herhangi bir dış politika meselesini kökten çözmekten çok daha mühimdir. Oradakiler, ABD’nin Moskova, Pekin, kısmen Yeni Delhi ve genel olarak özgürlüğe susamış tüm insanlığın baskısına karşı göstereceği uzun vadeli direncin, taktiksel zaferlerden müteşekkil olduğuna inanabilirler. Bu gidişatı tersine çevirmeye muktedir değillerdir, fakat İran’ı ciddi şekilde zayıflatırlarsa, kendi savunma hatlarına fazladan bir siper eklemiş olurlar. Ve şayet 10-15 yıllık bir vadede tasarladıkları bu yapı yerle yeksan olursa, mevcut ABD yönetiminin zerre kadar umrunda olmayacaktır.

Hatta bir süre sonra İsrail ve müstakbel hasımları nükleer silahlarla birbirlerini küle çevirseler [3] bile Amerikalıların kılı kıpırdamaz. Muhtemelen sadece varlıklı mültecileri kabul etmekle yetinirler. Yeri gelmişken, dünya siyasetindeki itibarın da pek bir ehemmiyeti yoktur; şayet olsaydı, herkes çoktan ABD’den köşe bucak kaçardı.

Dolayısıyla bugün ABD, kendisine nispeten ciddi bir zarar verebilecek yegâne şeyin, ağır kayıplara yol açacak devasa ve ani bir askeri hezimet olduğu gerçeğinden hareket etmektedir. Muazzam güç farkı göz önüne alındığında, bu da pek ihtimal dâhilinde değildir.

İran’ın jeopolitik konumu ise bambaşkadır. Tarih boyunca daima son derece kırılgan olmuştur. Ülke tarihi boyunca dört kez istilacıların yıkıcı akınlarına maruz kalmıştır: İki kez doğudan, birer kez de güney ve batıdan. Ve İran tarihindeki acı mağlubiyetlerin sayısı, şanlı zaferlerinden bir nebze daha fazladır. Bu durum, esnek fakat tarihsel perspektifte son derece dirençli bir ülke olan İran’ın siyasi kültürünü belirler.

Çatışmanın ne kadar süreceğini ve Tahran açısından nasıl bir netice vereceğini şu an için kesin bir dille söylemek kabil değil. Fakat ABD’nin şimdilik yine de askeri senaryoyu tercih etmiş olmasına bakılırsa, Washington’da muhtemel bir direnişin kendileri açısından ağır kayıplara yol açmayacağına dair yüksek bir özgüven mevcut. Hasımlarımızın on yıllardır aktif ve yoğun bir şekilde varlık gösterdikleri bir coğrafyadaki analitik ve istihbari kabiliyetlerini hafife almamak gerekir.

İran ve Fars medeniyeti uzmanlarının hemfikir olduğu yegâne husus, devlet kurumlarının çökme ve ülkenin kaosa sürüklenme ihtimalinin düşüklüğüdür. 2500 yılı aşkın tarihi boyunca İran devlet geleneği, Avrupa, Rus veya Çin tarihinde görüldüğü türden bir “Fetret Devri” [4] tecrübe etmemiştir. İran, yöneticilerin değişebildiği, ecnebi işgalcilerin gelebildiği ama “herkesin herkese karşı savaştığı” bir durumun asla yaşanmadığı, son derece bütüncül bir siyasi medeniyettir.

Bu nedenle, İran hükümeti için en trajik senaryonun gerçekleşmesi hâlinde dahi ülkenin Suriye, Irak veya Libya’ya benzemesi son derece şüphelidir. Ve bu hâliyle Rusya’nın Orta Asya’daki dostları ve müttefikleri dâhil olmak üzere komşuları için bir tehdit oluşturmayacaktır.

Dolayısıyla, İran hükümetinin ve halkının dirayetine olan inancımız göz önüne alındığında, savaşın neticesi ne olursa olsun orada bir kaos ihtimalinin bulunmaması son derece sevindirici bir haberdir. Fakat İran elitleri her hâlükârda o meşhur “Önce can, sonra canan” [5] düsturuyla hareket edeceklerdir. Ve onlar için devletin bekası, daima her türlü sembolden ve dış taahhütten daha mühim olacaktır.

Peki tüm bunlar Rusya ve onun menfaatleri için ne ifade ediyor? Kanaatimce, şu an Ortadoğu’da cereyan eden herhangi bir gelişme, bizzat Rusya’nın bekası için elzem olan hususlarla (ABD ile nükleer paritenin muhafazası ve Ukrayna meselesinin peyderpey çözümü) yalnızca dolaylı yoldan ilintilidir. Güç bakımından bize denk olan yegâne hasmımızın Rusya’yı askeri bir hezimete uğratmaktan aciz olması ve tüm çevresindeki en mühim coğrafyanın kontrolü, hâlihazırda bizzat bizim kültürümüzün ve coğrafyamızın hususiyetlerine yanıt vermektedir.


[1] ABD bir adadır: Orijinal: …а США – это остров… (…a SŞA – eto ostrov…): Jeopolitik teoride “Deniz Güçleri” (Thalassocracy) ve “Kara Güçleri” (Tellurocracy) ayrımı vardır. ABD ve İngiltere deniz gücü (ada), Rusya ise kara gücü temsilcisidir. Bordaçev, ABD’nin kıtasal yalıtılmışlığını felsefi bir “ada” kavramı üzerinden okuyor. (ç.n.)

[2] Orijinal: им абсолютно фиолетово (im absolyutno fioletovo): Motamot tercümesi “onlar için tamamen mordur”. Rus argosunda ve günlük konuşma dilinde bir şeyin hiç umursanmadığını, ehemmiyetsiz olduğunu belirtmek için kullanılır. Kökeninin, turnusol kâğıdının nötr asitlik ortamında mor renk almasından (yani tepkime vermemesinden) geldiği düşünülür. (ç.n.)

[3] Küle çevirseler: Orijinal: испепелят (ispepelyat): Пепел (pepel – kül) kökünden gelir. Nükleer bir savaşın yaratacağı o apokaliptik yıkımı ve geriye kalacak “kül yığınını” imgeleyen çok güçlü bir edebi fiildir. (ç.n.)

[4] Fetret Devri: Orijinal: смутного времени (smutnogo vremeni): Rus tarihinde Rurik hanedanının sonu ile Romanov hanedanının başlangıcı arasındaki (1598-1613) büyük siyasi kaos, kıtlık ve yabancı işgali dönemine verilen isimdir (Smuta). Bordaçev, İran’ın devlet aklının Rusların yaşadığı türden böyle bir mutlak anarşi dönemi yaşamadığını kıyas yoluyla anlatıyor. (ç.n.)

[5] “Önce can, sonra canan” / “Kendi gömleği tenine daha yakındır”: Orijinal: своя рубашка ближе к телу (svoya rubaşka blije k telu): Motamot tercümesi “İnsanın kendi gömleği vücuduna daha yakındır” anlamına gelen meşhur bir Rus atasözüdür. Kişinin veya devletin önceliğinin daima kendi varlığını ve çıkarlarını korumak olduğunu ifade eder. (ç.n.)

Rusya

Bütçeye 838 milyar ruble: Rusya kamu temettü hedefini büyütüyor

Yayınlanma

Rusya Maliye Bakanlığı, 2027 yılı bütçe tasarısında kamu şirketlerinden sağlanacak kâr payı gelir hedefini 838,4 milyar rubleye çıkardı. Gelecek yıl bütçe açığının yaklaşık yüzde 2 seviyesinde kalması beklenirken, kamu bankası Sberbank tek başına 500 milyar rublelik kaynak sağlayacak.

Rusya Maliye Bakanlığı, devlete ait şirketlerden federal bütçeye aktarılacak kâr payı gelirlerine yönelik beklentilerini yukarı yönlü güncelledi.

2027-2029 bütçe yasa tasarısının gerekçe metnine göre Moskova, 2027 yılında kamu iştiraklerinden 838,4 milyar ruble temettü geliri hedefliyor.

Hükümet, 2026 bütçe tasarısında kâr payı gelirini başlangıçta 703 milyar ruble olarak öngörmüş, ardından bu tahmini 807,6 milyar rubleye yükseltmişti.

Yeni taslakta temettü gelirlerinin 2028’de 914 milyar rubleye, 2029’da ise 985,6 milyar rubleye ulaşması planlanıyor.

Belgede, kâr payı gelirlerindeki artışın makroekonomik göstergelerdeki toparlanma, şirketlerin olumlu beklentileri ve finansal piyasalardaki seyre dayandığı kaydedildi.

Hazineye aktarılacak kâr paylarında en büyük payı Sberbank üstlenecek. 2026 yılı bilançosunda rekor net kâr hedefleyen kamu bankası, bu kârın yarısını hissedarlarına dağıtmayı amaçlıyor.

Böylece Rusya bütçesine 2027 yılında Sberbank kaynaklı yaklaşık 500 milyar ruble aktarılması bekleniyor. Banka, 2025 yılı sonuçlarına dayanarak 2026’da toplam 850,17 milyar ruble kâr payı ödemiş, hakim ortak konumundaki devlet bu tutarın yarısı olan 425,1 milyar rubleyi kasasına koymuştu.

Bütçedeki kâr payı projeksiyonu, hem borsada işlem gören halka açık şirketleri hem de hisseleri işlem görmeyen kamu kuruluşlarını içeriyor.

Maliye Bakanlığı, 2027 yılı ile 2028 ve 2029 planlama dönemini kapsayan yasa teklifi paketini 24 Eylül’de hükümete sundu.

Gelecek yıl için bütçe gelirlerinin 43,3 trilyon ruble, harcamaların ise 48,8 trilyon ruble düzeyinde gerçekleşmesi öngörülüyor.

Önümüzdeki üç yıllık dönemde bütçe açığının yaklaşık yüzde 2 seviyesinde kalması hedefleniyor. Bakanlık ayrıca 2027 yılında devletin borçlanma hacmini 2,3 trilyon ruble artırmayı planlıyor.

Taslakta gösterge petrol fiyatı varil başına 50 dolar olarak belirlendi. Gerçekleşen petrol fiyatının bu eşiği aşması durumunda elde edilecek ek gelirler Ulusal Refah Fonu’na aktarılacak.

Bakanlığın bütçe paketinde vergi sistemine yönelik bir dizi düzenleme de yer aldı. Bu kapsamda gerçek kişilerin pasif gelirlerine yüzde 13 ila 22 aralığındaki beş basamaklı artan oranlı gelir vergisinin uygulanması, yatırım fonlarının pasif gelirlerine yüzde 15 kurumlar vergisi yükümlülüğü getirilmesi, “C” tipi hesaplara yerleşik olmayanlar adına ödenen temettülerdeki kurumlar vergisinin yüzde 35’e çıkarılması ve madencilik ile metalurji sektöründeki tabii kaynak rantı vergilerinin yeniden düzenlenmesi önerildi.

Borsadaki şirketlerin temettü dağıtımına ilişkin Alfa-Bank verileri ise farklı bir eğilime işaret ediyor. Moskova Borsası geniş pazar endeksinde (MOEXIBMI) yer alan 100 şirketten 49’u 2025 mali yılında kâr payı dağıtırken, analistler 2026 bilançolarıyla bu sayının 37’ye gerilemesini bekliyor.

Bankanın ağustos sonunda açıkladığı 12 aylık projeksiyona göre, halka açık şirketlerin dağıtacağı kâr paylarında petrol ve doğalgaz sektörü 1,7 trilyon ruble ile ilk sırada yer alıyor.

Finans sektörünün 1,2 trilyon ruble, bilişim ve telekomünikasyonun 252 milyar ruble, madencilik ve metal sektörünün 186 milyar ruble, tüketim sektörünün 110 milyar ruble, diğer sektörlerin ise 70 milyar ruble kâr payı dağıtacağı tahmin ediliyor.

Okumaya Devam Et

Rusya

Duma yeni döneme başladı: Putin’den sosyal taahhüt ve kalite vurgusu

Yayınlanma

Rusya Devlet Duması dokuzuncu yasama dönemine başlarken Vladimir Putin milletvekillerinden sosyal vaatlerin karşılanmasını ve yasa kalitesinin korunmasını istedi. Seçimlerde 349 sandalye ile anayasal çoğunluğu koruyan Birleşik Rusya’nın yanı sıra dört parti daha meclise girdi. Putin genel kurulun ardından Kremlin’de parlamento temsilcilerini kabul etti.

Rusya parlamentosunun alt kanadı Devlet Duması, dokuzuncu yasama döneminin ilk genel kurul toplantısını gerçekleştirdi.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, genel kurula hitabında milletvekillerine seslenerek seçmenlerin güvenini boşa çıkarmama ve vatandaşlara yönelik sosyal taahhütleri eksiksiz yerine getirme çağrısı yaptı.

Putin, devletin temel kalkınma alanlarında öncü konuma ulaşması için kamu kurumlarının mevzuatı geliştirmek üzere eş güdüm içinde çalışması gerektiğini söyledi.

Hızlı teknolojik dönüşüm çağında Rusya’nın bu tür değişimlerin ön saflarında yer alması gerektiğini savunan Putin, ülkenin bunun için gereken olanaklara, birikime ve iç kaynaklara sahip olduğunu dile getirdi.

Devlet Duması’nın hükümet, bölgesel parlamentolar ve uzman çevrelerle ortaklık temelinde çalışacağını belirten Rus lider, anayasal çoğunluğu elde eden Birleşik Rusya partisinin diğer gruplarla ilişkilerinde demokratik ilkelere bağlı kalacağına inandığını kaydetti.

Milletvekillerinin öncelikli görevleri arasında demografi ve ailelerin refah düzeyini yükseltme hedeflerini öne çıkaran Putin, bütçe hazırlıklarında kalıcı ekonomik büyüme ile yeni yatırım döngüsünün esas alınmasını istedi.

Yasa yapım sürecinde farklı görüşlerin ve toplumun taleplerinin gözetilmesi gerektiğini belirten Putin, “Süreler elbette mühim, hiçbir şeyi geciktirmemek gerekir. Ancak her yasanın niteliği ve işlerliği bundan da mühimdir” dedi.

18-20 Eylül 2026 tarihlerinde düzenlenen Devlet Duması seçimlerinin kesin sonuçlarına göre, yüzde 5’lik seçim barajını beş parti aştı.

Merkezi Seçim Komisyonu verilerine göre Birleşik Rusya 349 sandalye kazanırken, Rusya Federasyonu Komünist Partisi (KPRF) 37, Rusya Liberal Demokrat Partisi (LDPR) 23, Yeni İnsanlar 19, Adil Rusya ise 17 milletvekilliği elde etti. Tek sandalyeli seçim bölgelerinden gelen dört bağımsız aday ile Rodina partisinden bir temsilci de meclise girdi.

Putin, genel kurulun ardından mecliste temsil edilen siyasi partilerin yöneticileriyle Kremlin’de bir araya geldi. Toplantıya Devlet Duması Başkanlığı görevine yeniden aday gösterilen Vyaçeslav Volodin, Birleşik Rusya Genel Başkanı Dmitriy Medvedev, KPRF lideri Gennadiy Zyuganov, LDPR Genel Başkanı Leonid Slutskiy, Yeni İnsanlar Genel Başkan Yardımcısı Vladislav Davankov ve Adil Rusya Birinci Genel Başkan Yardımcısı Aleksandr Babakov katıldı.

Görüşmede seçim sürecini değerlendiren Putin, seçim komisyonlarının sınır bölgelerinde ve çatışma şartlarında görev yaptığını belirterek, üç günlük oylama yöntemi ile elektronik sistemlerin katılımı kolaylaştırdığını ve sandığa giden on milyonlarca seçmenin sonuçlara tartışmasız meşruiyet sağladığını söyledi.

Toplantıda söz alan KPRF lideri Zyuganov, partinin Devlet Başkanı ve Başkomutanın talimatlarını yerine getireceğini ifade etti.

Sandalye sayısını artıran LDPR’nin Genel Başkanı Slutskiy, 2021 seçimlerine kıyasla 2 milyon daha fazla oy aldıklarını ve askeri harekat katılımcılarına destek sağlayacaklarını kaydetti.

Adil Rusya temsilcisi Babakov meclisteki diyalog zeminini överken, Yeni İnsanlar temsilcisi Davankov katılım oranının neredeyse yüzde 60 düzeyine ulaştığını vurguladı.

Birleşik Rusya lideri Medvedev ise oylamayı sabote etme girişimlerinin ters teptiğini öne sürerek, 2032 yılına kadar ilhak edilen bölgelerin kalkınma düzeyini ülke geneline ulaştırmayı hedeflediklerini belirtti.

Okumaya Devam Et

Rusya

Hindistan, Rus petrolü yerine pahalı tedarikçilere yöneliyor

Yayınlanma

Çin’in artan talebi ve azalan ihracat nedeniyle Hindistan’a Rus petrolü sevkiyatının sonbaharda daha da düşmesi bekleniyor. Hint rafinerileri eylül ayında nisan sonrasının en düşük alım seviyesini görürken BAE, Irak ve Angola’dan daha pahalı alternatiflere yöneliyor.

Hindistan’daki petrol rafinerileri, Rusya’nın ihracatındaki düşüş ve Çin ile yaşanan rekabet nedeniyle ekim ve kasım aylarında Rus petrolü sevkiyatının daha da azalmasını bekliyor.

Reuters haber ajansının kaynaklara dayandırdığı habere göre, yaşanan bu daralma ülkeyi yıl sonuna kadar daha pahalı alternatiflere yönelmeye zorlayacak.

Hindistan, 2022 yılından bu yana Rusya’nın Urals petrolünün en büyük alıcısı konumundaydı.

Ancak dünyanın en büyük ham petrol ithalatçısı Çin, İran ile yaşanan savaş ortamında Ortadoğu’dan gelen sevkiyatın azalması üzerine son aylarda Rusya’dan alımlarını artırmaya başladı. Bu da, bazı Hint rafinerilerinin yeterli miktarda Rus yakıtı temin edememesine yol açıyor.

Ajansa konuşan kaynaklardan biri, “Çin’den gelen talep gerçekten çok yüksekti. Kargo yüklemelerini önceden rezerve etmeye ve Hint rafinerilerine kıyasla daha yüksek fiyatlar ödemeye hazırdılar” dedi.

Analiz şirketi Kpler verilerine göre, Rusya’dan Hindistan’a yapılan petrol sevkiyatı eylül ayında günlük yaklaşık 1,75 milyon varile gerileyerek nisan ayından bu yana en düşük seviyesine indi.

Dünyanın üçüncü en büyük petrol ithalatçısı Hindistan’ın ithalatı, temmuz ayındaki günlük 2,79 milyon varil düzeyinden ağustos ayında 1,87 milyon varile düşmüştü.

Sevkiyatın azalması üzerine Hint rafinerileri Birleşik Arap Emirlikleri’nden Murban, Irak’tan Basra ve Angola menşeli yakıtları alarak daha pahalı tedarikçilere yönelmek zorunda kaldı.

Rusya’nın Yeni Delhi Büyükelçisi Denis Alipov ise Moskova’nın Güney Asya ülkesine gereksinim duyduğu kadar petrol sağlamaya hazır olduğunu söyledi.

Alipov, “Hindistan’a ne kadar gerekiyorsa o kadar petrol sağlamaya hazır olduğumuzu kamuoyu önünde defalarca dile getirdik” ifadesini kullandı.

Reuters, Kpler verilerine dayanarak Çin’in Rus petrolü için yürüttüğü rekabeti artırarak Hindistan’ı geride bıraktığını kaydetti. Çin daha önce ağırlıklı olarak Rusya’nın Asya limanlarından ESPO türü petrol alırken, Avrupa limanlarından yapılan ve çoğunlukla Urals türünü içeren sevkiyatın payı yüzde 31’e yükseldi.

Ajans ayrıca ağustos ayında Rus Urals petrolünün mayıstan bu yana ilk kez Brent göstergesine kıyasla primli satıldığını aktarmıştı.

Bloomberg ise Hindistan devletine ait petrol rafinerilerinin, Basra Körfezi bölgesinden gelen sevkiyatta yaşanan aksamalar nedeniyle 2027 yılı yıllık sözleşmeleri kapsamında ABD’den sıvılaştırılmış petrol gazı alımını yüzde 25’ten fazla artırmayı planladığını bildirdi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English