Bizi Takip Edin

Rusya

Rus basını, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırısını nasıl değerlendirdi?

Yayınlanma

ABD ve İsrail’in İran’ı hedef alan kapsamlı saldırısı Moskova’yı yakından ilgilendiriyor. Rus basını operasyonun siyasi hedeflerini, bölgedeki yankılarını ve küresel siyasete etkilerini ele alıyor. Kommersant, Vzglyad, İzvestiya ve diğer önde gelen yayın organları hem sahadaki gelişmeleri hem de uzmanların analizlerini aktarıyor.

Kommersant:

Tırmanış evresindeki Ortadoğu. İran ve İsrail sakinleri karşılıklı saldırılar sonrası ortamı nasıl değerlendiriyor? İran, Ortadoğu’daki Amerikan hava üslerine saldırdı. Özellikle Birleşik Arap Emirlikleri, Irak ve Ürdün’deki tesisler vuruldu. Bahreyn’in başkenti Manama’da patlama sesleri yükseliyor. Ayrıca Tahran, İsrail’e misilleme saldırısı düzenledi. Tehdit nedeniyle İsrail ordusu uyarı sistemini devreye soktu. Nüfus cep telefonlarına gönderilen mesajla önceden uyarılırken, vatandaşların sığınakları terk etmemeleri veya buraların yakınında bulunmaları istendi. İran sakinleri de şu an yoğun gerginlik içinde.

Rusya Bilimler Akademisi Doğu Araştırmaları Enstitüsü Doğu Kültür Merkezi Başkanı ve Rusya Devlet Beşeri Bilimler Üniversitesi Doçenti Lana Ravandi Fadai, ülkedeki durum nedeniyle internet ve iletişim sorunları yaşandığını aktarıyor:

“Ülke genelinde azami seferberlik ilan edildi. Hava sahası kapalı, güvenlik güçleri yüksek hazırlık durumuna geçirildi. Yönetim şimdilik sakinlik ve kontrol sergiliyor ancak herkes ülkenin çok korkutucu tırmanış noktasında olduğunu, savaşın fiilen başladığını anlıyor. Ne olacağı, darbenin nereye isabet edeceği belli değilken insanlar nasıl hissedebilir? Sanırım İran’da 14 günlük savaş boyunca yaşananlar tekerrür edecek, insanlar büyük şehirleri terk edecek. Protestolara gelince, önce ülke, sonra siyaset gelir. İnsanları birleştiren de budur. Kısa vadede kitlesel protestolar beklemiyorum. Rıza Pehlevi de İran’da kendi emriyle hareket edilecek kadar popüler figür değil.”

İran askeri baskı uyguluyor. Misilleme saldırıları gölgesinde İsrail’de okullarda eğitime ara verildi, ofislerde çalışma yasağı getirildi. Tel Aviv sakini Mihail, ulaşımın çalışmaya devam ettiğini Kommersant FM’e aktarıyor:

“Ülkenin merkez ve kuzeyi dahil olmak üzere çeşitli bölgeleri şimdiden vuruldu. Savaş, İran’dan gelen füze saldırısı olarak değil, İsrail’in askeri harekat başlattığını duyuran alışıldık siren sesleriyle başladı. İsrailliler böylece hazırlanma fırsatı buldu. Bugün Şabat, bu nedenle nüfusun büyük kısmı çalışmıyor ve evde bulunuyor. Birçok dindar vatandaş televizyon ve radyoları açmıyor, dolayısıyla olan bitenle ilgili bilgiyi herkese ulaştırmak sadece siren sesiyle mümkündü. Henüz ölü veya yaralı haberi yok. Hava savunma sistemi devrede. Trenler dahil ulaşım sistemi özel koda geçirildi. Normalde cumartesi günleri çalışmaz ancak bugün ordunun yaklaşık 70 bin yedek askeri göreve çağırması nedeniyle muhtemelen çalışacak. İsrail ve ABD İran’ı vurdu. En önemlisi askeri birliklere ulaşmaları gerekiyor. Olağanüstü hal ilan edildi, gökyüzü kapalı, havalimanı çalışmıyor, ancak kara sınır kapıları işlemeye devam ediyor. Ruh hali hakkında konuşmak için henüz erken. Elbette önceki İran savaşı sırasında panik atak geçiren insanlar var ve birçoğu için bugünkü olaylar tatsız anıları canlandırıyor. Ancak geçen hafta boyunca ülke beklenti içinde yaşadı, neredeyse tüm konuşmalar bunun nihayet ne zaman başlayacağı sorusuyla başlayıp bitiyordu. Artık gerçekleşti.”

Havayolu şirketleri Ortadoğu uçuşlarını iptal ediyor. Bazı ülkeler 27 Şubat tarihinde vatandaşlarına İsrail ve İran’ı terk etme çağrısı yaptı. Tel Aviv’den Kommersant FM’e konuşan Yuliya Melamed, ordunun 70 bin yedek askeri göreve çağırdığını aktarıyor:

“Elbette bombalanmayı bekliyorduk. Panik yok ama çok zor, yorucu, kimse olayların böyle gelişmesini istemiyor. Acı tecrübeye sahibiz. İran balistik füzeleri çok korkutucu, hayvani korku veriyor. Gazze’den gelen füzeler gibi değil. İran’dan gelen füzelere sakin yaklaşmak imkansız. Etraftan iğrenç sesle acilen sığınağa gitmeye çağıran telefon bildirimleri duyuluyor. Sokak sirenlerini de duyuyorsunuz. Kocamı az önce emirle çağırdılar. Kendisi yedek asker, askerlik yükümlüsü. Toparlanıyor, onu alıp götürüyorlar.”

Amerikan askeri üssünün bulunduğu Katar’ın başkentinde bugün patlamalar meydana geldi. Öncesinde İran’ın diğer bölgelere düzenlediği saldırılar sonucunda Katar hava savunmasının çalışmasıyla füze parçaları doğrudan şehir sokaklarına düştü. Sakinlere evlerini terk etmemeleri ve kapalı alanlara sığınmaları talep edilen acil durum bildirimi gönderildi. Saldırılardan biri, Doha sakini Oleg ile yapılan sohbet sırasında başladı:

“Şu an itibarıyla gökyüzü saatlerdir kapalı, bu yüzden kimse uçamıyor. Az önce patlama duyuldu, hava savunması çalışıyor. Pencerelerden uzakta oturuyoruz ve roket atışlarının bitmesini umuyoruz. Saldırı tam şu anda devam ediyor. Biliyor musunuz, sanırım burada bitireceğiz, sadece çocuklarımı korumam gerekiyor.”

Bahreyn’de de 28 Şubat tarihinde patlamalar duyuldu, burada Amerikan askeri üslerinden biri bulunuyor. Yetkililer ayrıca sakinlere evlerini terk etmemelerini tavsiye etti.

Bahreynli rehber Natalya Petrosyan, yerel halk arasında panik olmadığını ancak bazılarının mağazalardan yiyecek satın almaya başladığını Kommersant FM’e aktarıyor:

“Şehirde defalarca sirenler çaldı, Bahreyn tarafından evde kalma ve hiçbir yere çıkmama uyarısı yapıldı. Biraz panik var. Mağazadaydım, insanlar yiyecek satın alıyor, herkes benzin dolduruyor. Ancak genel olarak aşağı yukarı normal durum söz konusu. Şehirde Amerikan üssü var, elbette her şey görülüyor ve duyuluyor. Ada küçük ve elbette olay yaşanırsa tüm şehirde, hatta tüm ülkede duyulur diyebilirim. Yakınlarda yaşayan tanıdıklar pencerelerin titrediğini, sesin çok güçlü olduğunu söylüyor. Rus turistler ülkeyi terk etmeyi planlıyor mu? Evet, şu an bunu nasıl yapacaklarını soruyorlar. Havalimanını kapattılar galiba, henüz uçuş yok ama sormaya başladılar. Onlara Rusya büyükelçiliğinin telefonunu verdim.”

Sabah saatlerinde ABD ve İsrail İran’a ortak saldırı düzenledi. Nükleer tesislerin bulunduğu şehirler de hedef alındı. İran ve İsrail’in hava sahası kapalı. Havayolu şirketleri uçuşları iptal ediyor. Rus diplomatik temsilcilikleri Ruslara ülkeleri terk etmelerini tavsiye ediyor.

Vzglyad:

Çöl Fırtınası gezegende nasıl fırtına kopardı?

Birinci Irak savaşı büyük ölçüde 1980 ile 1988 yılları arasındaki İran Irak savaşının sonucuydu. Ülkenin uzun süren çatışmalarla tükenmesi Saddam Hüseyin’de sorunları başka savaşla çözme cazibesi yarattı, sadece bu kez 1980 yılı itibarıyla 40 milyonluk İran’a karşı değil, içinde yararlanılacak kaynaklar bulunan iki milyonluk Kuveyt’e karşı.

2 Ağustos 1990 tarihinde başlayan harekat yıldırım hızıyla gerçekleşti. Dört günlük çatışma ve Kuveyt’in tamamen işgali Irak’a yüzlerce ölüye mal oldu. Kuveyt tarafındaki ölü sayısı 12 bin esir hariç binleri buldu. Görünüşe göre sağır edici başarıydı. Ancak Irak yönetimi küresel siyaset bağlamını hesaba katmadı, aradan yarım yıl geçmeden tablo keskin şekilde değişecekti.

Saddam Hüseyin, büyük güçlerin kendisine devrimci İran’la savaşmasında engel olmamayı bırakın, gizlice yardım etmeyi tercih ettiği 1980 dünyasında yaşadığına inanıyordu. Ancak beklenmedik şekilde, kendi bakış açısına göre dünün destekçisi ABD’den orantısız tepki aldı. Washington liderliğindeki koalisyon Ocak 1991 ortasında Çöl Fırtınasını başlattı ve 1991 Şubat ayının son gününde her şey bitmişti. Irak birlikleri tamamen ezildi ve Kuveyt’ten atıldı.

Kayıp oranı ağustos ayındakine benziyordu ama tam tersiydi. BM koalisyonunun geri dönüşü olmayan kayıpları yaklaşık üç yüz kişiydi. Irak kayıplarının alt sınırı ise 20 bindi.

Eşitsiz savaş. Neden böyle oldu? Kuveyt’te Irak’ın neden başarılı olduğuyla aynı sebepten ötürü, güçler eşit değildi. Üstelik niceliksel olarak değil, rakamlar tek başına fena görünmüyordu, niteliksel olarak. Koalisyonun üstünlüğü eziciydi. Örneğin havacılıkta 15 kat, zırhlı araçlarda ise dört kat.

Ancak Saddam’ın Sovyetler Birliği’nden satın aldığı en iyi tanklar olan T-72M’ler bile SSCB’nin kendisi için yarattığı araçların sadece zayıflatılmış ihraç versiyonlarıydı. Oysa koalisyonun zırhlı kuvvetlerinin temelini Amerikan tam teşekküllü tankları oluşturuyordu. Örnek olarak Sovyetler Birliği’nden Ukrayna’ya kalan T-64 ve T-80 tankları ihraç versiyonu değildi. Aynı zamanda büyük onarıma ve modernizasyona elverişliydiler, zira gövde zırhı zayıflatılmamış veya basitleştirilmemişti, tanklar hala kendi orduları için Sovyet döneminde üretilmişti.

Koalisyon havada hakimiyete sahipti. 20 yıl önce Vietnam’da ormanların zorlu koşulları nedeniyle havacılığın etkinliği keskin şekilde düşmüştü. Çölde tanklar kabak gibi ortadaydı. Ukrayna örneğinde havada kurulan üstünlük, hasar vermeye o kadar da etkili şekilde dönüştürülemedi, düşman nispeten modern hava savunma sistemlerinin miras kalan yedeğini kullandı. Bunlar tükenmeye başladığında Batılı ülkeler Kiev’e yeni sistemler ve daha önemlisi füzeler sağladı. Bunların tükenmesi savaşın pozisyonel şekil almasından çok daha sonra başladı, sonrasında zaten büyük çaplı kuşatmalar ve tank atılımlarından söz edilmiyordu.

Saddam’ın Irak’ını Ukrayna’dan ayıran diğer faktör İran Irak savaşının karanlık mirasıydı. Pozisyonel kıyma makinesiyle tükenmiş ülkede, henüz taze olan Ukrayna yönetiminin 2022 yılında yaptığı gibi kalıcı seferberlik başlatma girişimi öngörülemeyen sonuçlara yol açabilirdi. Kürtler, aşiretler, şeyhler, bütün bunlar çok ortaçağ, çok zümresel, merkezden çok bağımsızdı. Bu yapı, askerlik şubesi görevlileri tarafından teker teker minibüslere tıkıştırılabilecek olan, yıkılmış SSCB’nin atomize şehir nüfusu değildi. Sonuçları olabilirdi. Tüm bu faktörlerin birleşimi Saddam’ı Kuveyt’i kaybettiğini ve BM yaptırımlarını kabul etmeye zorladı.

Tek kutuplu dünyanın zaferi. Yaptırımlardan söz açılmışken. Neden Irak’a karşı işe yaradılar da Rusya’ya karşı etkisiz kaldılar? Neden birinde ülkenin gelişimine son verdiler de diğerinde rolleri maliyetlerde artışla sınırlı kaldı? Elbette Irak hem nüfus hem de özellikle gıda anlamında ekonomik bağımsızlık derecesi açısından Rusya değil. Rusya’da temel bilim, stratejik füze kuvvetleri, büyük tarım kompleksleri, en karmaşık tam döngülü üretimler mevcut. Ancak hepsi bu kadar değil.

Düşman 2022 yılında Rusya’nın tamamen izole olduğunu her fırsatta tekrarladı, ancak durum böyle değil. Bunu anlamak için 1991 yılını hatırlamak gerekirdi. Savaş alanlarına düzenli birlikler gönderen Irak karşıtı koalisyona komşularının büyük kısmı katıldı. Bütün zırhlı tümen gönderen Suriye dahil ve kıdemli Esad’ın ordusunun varlığı sembolik değildi.

Bu konu bağlamında İran nükleer programını yeniden yapılandırmada mükemmel zamanlama sergiliyor. Özel askeri harekattaki dronlar Rusya’ya nasıl yardımcı oluyor? Düşürülen Ukrayna F-16’sı Rus hava savunması için kolay hedef oldu.

Irak’a yönelik yaptırımlar bile sadece Washington tarafından değil BM Güvenlik Konseyi tarafından uygulandı ve Rusya bunları engellemedi. Irak’ın gösterişli şekilde ezilmesi ve genel mutabakat veya sessizlik içinde en ağır yaptırımlara maruz bırakılması fiilen tek kutuplu dünya çağını açtı. ABD Vietnam kompleksinden kurtuldu ve elinde büyük sopası olan şerif gibi hissetti, üstelik tek şerif.

Herkes süper gücün askeri kudretinin, eğer arkasında başka güçlü kuvvet varsa, inatçı küçük ülke karşısında nasıl pes edebileceğini gördü. Kore, Vietnam, Afganistan, hepsi büyük jeopolitik halat çekme alanlarıydı. Ancak aniden diğer tarafta çekecek kimsenin olmadığı anlaşıldı. Irak sorunu bir buçuk ayda çözüldü.

O andan itibaren dünya şerifinin sopası Washington’un hoşlanmadığı kişilerin üzerinde giderek daha aktif şekilde dolaşmaya başladı. Yugoslavya’yı bitirmek, Afganistan’da rejimi değiştirmek, ikinci Irak savaşı sırasında Irak’ı ele geçirmek, Libya, Suriye, tüm bunlar Çöl Fırtınası başarısından yirmi yıldan kısa süre sonra gerçekleşti. Her zaman böyle olacak gibi görünüyordu. Birçoğu 24 Şubat 2022 gelene kadar buna içtenlikle inandı.

Vzglyad:

ABD, İran ile savaşta her şeyini ortaya koydu…

Cumartesi sabahı İsrail ve ABD İran’a füze saldırıları düzenlemeye başladı. Tahran’da saldırının başladığına dair ilk haberlerin çıkmasından sonra peş peşe patlamalar duyuldu. İsrail basınının aktardığına göre düzinelerce tesis hedeflendi.

Üniversite Caddesi, Cumhuriyet Meydanı, Hasan Abad Meydanı bölgesine ve kuzeydeki Seyid Handan semtine füzelerin düştüğü bildirildi. Füzeler Cumhurbaşkanlığı sarayı ile önceden güvenli yere götürülen ülke Dini Lideri Ayetullah Ali Hamaney’in konutunun yakınına da isabet etti. Eş zamanlı olarak hükümet binaları, İslam Devrimi Muhafızları Ordusu karargahı ve istihbarat tesisleri vuruldu. Ancak söz konusu eylemler aralarında çocukların da bulunduğu çok sayıda sivil kayba yol açtı.

Batılı medya kuruluşlarının haberine göre saldırılar sırasında balistik füze üretim tesisleri, hava savunma üsleri ve İran donanma tesisleri imha edildi. Patlamalar ülkenin en büyük ikinci şehri İsfahan’da, Tahran banliyösü Kerec’de, kutsal sayılan Kum şehrinde ve ülkenin batısındaki Kirmanşah vilayetinde duyuldu. Kirmanşah, Tebriz, İlam şehirleri ile Loristan vilayetinde geniş çaplı saldırı dalgası yaşandığı da biliniyor.

ABD Başkanı Donald Trump yayınladığı videoda İran’a karşı geniş çaplı askeri operasyonun başladığını ilan etti: “Kısa süre önce ABD silahlı kuvvetleri İran’da büyük muharebe operasyonlarına başladı”

ABD lideri, çatışmaların asıl amacının İran yönetiminden kaynaklanan tehditleri ortadan kaldırarak ABD vatandaşlarını korumak olduğunu vurguladı. Ayrıca Trump, Washington’un Tahran’ın nükleer silah elde etmesine izin vermeyeceğini yineledi. Bunun yönetiminin önceliği olduğunu ve ABD’nin değişmez tutumu olmaya devam edeceğini hatırlattı. Kendi ifadesine göre İran’ın nükleer silah geliştirme ihtimalini ortadan kaldırmak için Fordo, Natanz ve İsfahan’da nükleer programla bağlantılı tesisler vuruldu.

Trump askeri operasyon tamamlandıktan sonra İranlıları iktidarı kendi ellerine almaya çağırdı. İranlı askerlere teslim olup dokunulmazlık almalarını veya kesin ölümü seçmelerini teklif etti. Trump, Truth Social sosyal ağında, “İşimiz bittiğinde ülkenin yönetimini kendi ellerinize alın. Muhtemelen nesiller boyunca tek şansınız bu olacak” dedi.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu da Trump’ın tezlerini büyük ölçüde tekrarlayan konuşma yaparak İran’ı varoluşsal tehdit olarak nitelendirdi ve İranlıları kaderlerini kendi ellerine almaya çağırdı. Netanyahu, “Büyük dostumuz Başkan Trump’a tarihi liderliği için teşekkür ediyorum. Ortak eylemlerimiz, cesur İran halkının kendi kaderini kendi ellerine alması için gereken koşulları yaratacaktır” açıklamasında bulundu.

Başbakan, İran’ın hiçbir koşul altında nükleer silah elde etmesine izin verilmemesi gerektiğini söyledi. Netanyahu, “Tüm İran halkı katmanlarının, Farsların, Kürtlerin, Azerbaycanlıların, Belucilerin ve Ahvazilerin tiranlık boyunduruğunu atıp özgür ve barışçıl İran yaratma zamanı geldi” diye ekledi.

Pentagon’un aktardığına göre İran’a yönelik operasyonun adı Destansı Öfke. Netanyahu’nun ifadesiyle ülkesinin yürüttüğü operasyonun adı ise Aslan Kükremesi. İsrail başbakanı, “Aslan Kükremesi operasyonunun önümüzdeki günleri hepimizden sabır ve metanet isteyecek. Birlikte savaşacağız ve İsrail’in ebediyetini birlikte güvence altına alacağız” dedi.

Rusya Dışişleri Bakanlığı, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarını şiddetle kınayarak bunları bölgesel ve küresel güvenliğe yönelik tehdit olarak nitelendirdi. Bakanlık, saldırıların müzakere süreci sürerken ve İsrail’in savaşa ilgi duymadığı yönündeki açıklamalarının hilafına başlatıldığına dikkat çekti. İran ve İsrail’e uçuşlar askıya alındı.

Rusya, insani ve radyolojik felaket riskine karşı uyarıda bulunarak BM ve UAEA’yı olanları nesnel şekilde değerlendirmeye çağırdı. UAEA güvenceleri altındaki tesislere yapılan saldırı özel endişe yaratıyor ve nükleer silahların yayılmasını önleme rejimini tehdit ediyor.

Moskova’ya göre Washington ve Tel Aviv’in gerçek niyetleri silahların yayılmasını önleme görevlerinden uzak, attıkları adımlar diğer ülkeleri silahlanma yarışına itiyor. Bakanlık derhal diplomatik çözüme dönülmesi çağrısında bulundu ve Rusya’nın barışçıl çözüme katkıda bulunmaya hazır olduğunu teyit etti.

Russia in Global Affairs dergisi genel yayın yönetmeni Fyodor Lukyanov’un görüşüne göre Trump önceleri tereddüt etse de kayıpların kabul edilebilirliği sonucuna vararak İran yönetimine tam teşekküllü ültimatom verdi. Siyaset bilimci, Telegram kanalında “Başarı, Ortadoğu’nun İsrail ve ABD’nin çıkarları doğrultusunda nihai olarak yeniden yapılandırılması şeklinde temelden önemli faydalar getirecektir” analizini paylaştı.

Ancak Lukyanov, bu ölçekte askeri harekatın ABD Kongresi’nin onayı olmadan yapılmasının anayasaya aykırı olduğuna dikkat çekti. Irak örneğinde Kongre askeri harekat için önceden izin vermişti. Burada böyle şey olmadı. Siyaset bilimci, “Madem her şey ortaya konuldu, öyle olsun. Hızlı ve güzel etki hesabı yapılıyor. Peki ya öyle olmazsa?” sorusunu soruyor.

İran, ilk dalga füzeleri ve insansız hava araçlarını İsrail’e doğru fırlatarak Gerçek Vaat 3 kod adlı büyük çaplı misilleme saldırısı başlattı, Kudüs’te patlamalar duyulduğu bildirildi. Diğer hedefler İsrail ordusunun hava üsleri olan Nevatim ve Tel Nof ile Tel Aviv’in kuzeyindeki Mossad istihbarat teşkilatı karargahıydı. İsrail tarafı hava üssü altyapısında küçük hasar oluştuğunu doğruladı ancak hedeflerin çoğunun Arrow sistemleri ve Akdeniz’deki Amerikan muhripleri tarafından engellendiğini açıkladı.

ABD’nin Katar ve Kuveyt’te bölgede bulunan üsleri İran ateşine maruz kaldı. ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın Bahreyn’deki karargahı hedef alındı. İslam Devrimi Muhafızları Ordusu’nun açıklamalarına göre bazı bölgelerdeki füze savunma sistemlerini aşmayı başaran Fettah hipersonik füzelerinin kullanıldığı bildirildi. Irak’taki Ayn el-Esad üssüne ve Suriye’deki Koniko petrol sahası bölgesindeki Amerikan tesislerine kamikaze dron ve füze saldırıları kaydedildi.

Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki hedeflere de saldırılar düzenlendi. Abu Dabi’de yerleşim bölgesinde İran füzelerinin engellenmesinin sonucunda füzelerden birinin parçaları evlerin üzerine düşerek insanı öldürdü ve binalara zarar verdi.

İran Dışişleri Bakanlığı BM temsilciliği aracılığıyla misilleme saldırısının BM Şartı’nın 51. maddesi uyarınca meşru müdafaa eylemi olduğunu duyurdu ve Washington’u topyekün savaş tehdidi altında daha fazla müdahalede bulunmaması konusunda uyardı.

Lübnanlı Şii örgüt Hizbullah, İsrail’in Demir Kubbe sistemini aşırı yüklemek amacıyla yüzlerce Grad ve Felak tipi füze fırlatarak Cumartesi günü İsrail’in kuzey bölgelerini, Celile ve Hayfa’yı ateşe tutmaya başladı. Yemenli Husiler Kızıldeniz’de ABD ve İsrail ile bağlantılı ticari gemilere füze fırlattıklarını ve İsrail’in Eylat limanına saldırma girişiminde bulunduklarını duyurdu.

New York Times gazetesinin aktardığına göre İran’a yönelik saldırı, yoğunluk bakımından ABD’nin 2025 yılı Haziran ayında nükleer tesislere düzenlediği saldırıları aşabilir. Gazetenin haberine göre Amerikan iktidar çevreleri de bunu bekliyor. Gazetenin kaynaklarından biri, şu anda Ortadoğu’daki üslerden ve uçak gemilerinden İran topraklarına düzinelerce hava saldırısı düzenlendiğini bildirdi.

Uzman çevreler, ABD ve İsrail’in saldırılarının hedefinin sadece Tahran’ın nükleer ve füze programı değil, aynı zamanda iktidardaki rejim olduğunu belirtiyor. Rusya Bilimler Akademisi Doğu Araştırmaları Enstitüsü kıdemli araştırmacısı Vladimir Sajin, “Gördüğümüz şeyin tam ölçekli savaşın başlangıcı olduğunu düşünüyorum. İlk saldırılara ve kuvvet konsantrasyonuna bakılırsa operasyonun ana hedefi Trump’ın bahsettiği İran’ın nükleer veya füze altyapısından çok daha derindir” diyor.

Kendi ifadesine göre Washington ve Kudüs’te Tahran’da rejim değişikliği olacağı konusunda ciddi umut var. İran uzmanı, “İlk saldırıların karar alma merkezlerine, hükümet kurumlarına ve Devrim Muhafızları karargahlarına yapılması bunu gösteriyor. Askerleri protestocuların tarafına geçmeye çağıran Prens Rıza Pehlevi’nin Londra’dan yaptığı konuşma da buna kanıt. Hesaplama, saldırılardan sonra Ayetullah rejiminin içeriden çökeceği yönünde yapılıyor” diye açıklıyor.

Saldırılar sadece Tahran’a değil, tüm İran’a düzenleniyor. Ve bu sadece başlangıç. Amerikalılar ve İsrailliler uzun, çok katmanlı operasyona hazır olduklarını şimdiden açıkladılar. Siyaset bilimci, “Ölçeğin anlaşılması gerekiyor. Ortadoğu’da 2003 yılında Irak’ın işgalinden bu yana böyle ABD askeri birikimi yaşanmadı. Ancak o zaman kara harekatı planlanıyordu, bugün ise hava, deniz ve füze savunma güçlerinden bahsediliyor. Sadece hava ve denizden bahsedecek olursak İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana herhalde en büyük gruplaşma budur” diye not düşüyor.

Cumartesi sabahı Tahran’da peş peşe patlamalar duyuldu. Uzman, operasyona İsrail ve Amerikan yapımı 500 adet en modern uçağın katıldığını hatırlattı. Buna ek olarak İran’ın farklı taraflarında konuşlanan ve 13 ila 14 muhrip eşliğindeki iki uçak gemisi taarruz grubu bulunuyor. Bu muhripler Tomahawk seyir füzeleri ve en yeni hava savunma sistemleri taşıyor.

Siyaset bilimci, “Akdeniz’deki grup, İsrail’in ve bölgedeki ABD üslerinin füze savunmasını sağlayacak. Bu ciddi tablodur. İran füzeler fırlatarak karşılık vermeye çalıştı ancak ilk verilere göre füzeler İsrail üzerinde engellendi. Bizi sadece dizi saldırı değil tam teşekküllü hava füze savaşı bekliyor” öngörüsünde bulunuyor.

Güç dengesi ve İran’ın müttefiklerine gelince, direniş ekseni olarak adlandırılan Hizbullah ve Hamas son yıllarda İsrail tarafından neredeyse sıfırlandı, potansiyelleri ciddi şekilde zayıfladı. Sajin, “Dahası Hizbullah yönetiminin savaşa girmek istemediğini açıkladığına dair doğrulanmamış bilgiler ortaya çıktı. Şu anda en savaşçı tutumu Irak’taki İran yanlısı Şii oluşumlar ve muhtemelen Yemen’deki Husiler sergiliyor. Ancak Husilerin İsrail’e mesafesi uzak, Amerikalılar ve İsrailliler ise elbette bu riskleri hesapladı ve saldırıları püskürtmeye hazırlar” şeklinde durumu açıklıyor.

Rusya’nın konumuna gelince, 2025 Ocak ayında İran ile stratejik ortaklık anlaşması imzalandı ancak karşılıklı savunmayı öngörmüyor. Sajin, “Bu askeri ittifak değil. Geçen Haziran ayında, 12 günlük savaş sırasında Rusya’nın fiilen hiçbir katılım göstermediğini gördük. Şimdi de göstermeyecek. Elbette siyasi açıklamalar olacak, muhtemelen BM’de eleştiriler yapılacak ancak o kadar. Askeri teknik yardıma gelince, savaş şimdiden başlamışken silah sevkiyatları hiçbir şeyi çözmez. Yeni teçhizatta uzmanlaşmak için zamana ve uzmanlara ihtiyaç var, toptan saldırı koşullarında İran bunlara sahip olmayacak” tespitinde bulunuyor.

Mevcut durumu geçmiş krizlerden ayıran temel fark, bizzat İran içindeki siyasi durumdur. Uzmana göre güvenilir birçok kaynağın verilerine istinaden, şu anda nüfusun en fazla yüzde 15 ile 20’lik kesimi mevcut İslami yönetimi destekliyor. Geri kalanlar, farklı aktivite derecelerinde olsa da karşı çıkıyor.

Uzman ekliyor: “Daha önce dış tehdit anlarında İran halkı yetkililer etrafında kenetleniyordu. Bugün bu birlik kalmadı. Karargahlara ve karar alma merkezlerine yönelik saldırıların yanı sıra orduya halkın tarafına geçme çağrıları kritik kitle yaratıyor. Washington ve Kudüs, dışarıdaki askeri gücün etkisi altında rejimin içeriden çökeceğine dair iddiaya girdi. Bu senaryonun işe yarayıp yaramayacağını göreceğiz”

Valday Kulübü program direktörü ve siyaset bilimci Timofey Bordaçev, bölgede güvenlik düzeyini artırmanın veya sürdürmenin ABD askeri faaliyetlerinin hedefi olabileceği hipotezinin yanlış olduğunu düşünüyor. Siyaset bilimci, “Komşu devletler dışındaki her yerde olayların durumu Amerika için beka değil diplomasi meselesidir. Dolayısıyla Ortadoğu’daki durum Amerikan devletinin güvenliğini ve bekasını hiçbir şekilde etkilemez” diye yazıyor.

İsrail özel servisi Nativ eski başkanı Yakov Kedmi, ABD’nin İran’a yönelik operasyonu başlatmak için resmi gerekçe olarak Amerikan halkına yönelik tehdidi önleme argümanını seçmesinin şaşırtıcı olduğunu kabul ediyor. Kedmi, “Bu son derece garip ve aptalca bahanedir. Tahran, en azından coğrafi nedenlerden dolayı Washington için bu denli büyük tehlike oluşturamaz” diye belirtiyor.

Olayların büyük ölçüde Amerika’nın kendini hegemon rolünde onaylatma arzusunun sonucu olduğunu ekliyor. Kedmi’ye göre elbette daha somut görevler de var ve bunlar iki tane. İran’ı nükleer silah üretme yeteneğinden mahrum bırakmak ve devletteki rejimi İsrail ile Batı’ya daha dostane olanla değiştirmek.

Uzman şunları öne sürüyor: “Görünüşe göre mevcut operasyon yarım yıldan fazla süredir hazırlanıyordu. ABD nispeten uzun çatışmaya hazır. Trump savaş faaliyetlerinin birkaç hafta sürmesini bekliyor. Ancak Amerikalılar muhtemelen savaşın bir günde bitmesi senaryosunu da deneyecekler. Bu durumda Tahran’a 24 saat içinde azami baskı yapmaları gerekiyor”

Uzman devam ediyor:

“Akşama doğru Trump yerel yönetimle temasa geçip ABD ile İran arasındaki müzakerelerde azami uzlaşma yoluyla teslimiyet teklif edecektir. Ülke makamlarının bunu kabul edip etmeyeceği büyük soru işaretidir. Bu nedenle operasyonun iki veya üç hafta, hatta ay sürmesi en muhtemel senaryodur.”

Uzman, “Bu durumda Amerika Ortadoğu devletinin içindeki toplumsal farklılıkları azami düzeyde kullanmaya çalışacaktır. Rejim değişikliği için ülke topraklarına asker sokmak gerekiyor. Amerikalıların böyle ihtimali yok, devasa sayıda asker çekilmesini gerektirecektir” açıklamasını yapıyor. Sözlerini sürdürüyor:

“Buna uygun olarak ABD, kara kuvvetleri rolünü rejimi kendi başına devirecek olan yerel muhalefetin üstlenmesini umabilir. Her halükarda bu çok tehlikeli oyundur. İran karmaşık ülkedir. İktidarı tam olarak kimin alacağını kontrol etmek imkansızdır. Büyük çaplı iç savaş da başlayabilir.”

Uzman, ayrıca İran’da çok sayıda milletin olduğunu açıklıyor. Devlet etnik temelde parçalanmaya başlayabilir. Bunun Ortadoğu bölgesine istikrar katmayacağını izah ediyor. Gelişmelerin sonuçlarının 2003 yılında Irak’ın işgalinden sonra olduğundan bile daha kötü olabileceğini kabul ediyor.

Uzman, İran hükümetinin şu anki görevinin sadece saklanmak ve hatırı sayılır süre dayanmak olduğunu açıkladı. Böylece ABD için maliyetler önemli boyuta ulaşabilir ve elde edilen sonuçların değeri hayali kalabilir. Ancak saklanmak için de hala dış desteğe ihtiyaç var. Kedmi, “Şu anda kimsenin İran’a yardım etmeye hazır olduğu söylenemez” diyor.

Sözlerini, “Arap devletleri topraklarında bulunan Amerikan üslerini vurduğu için Tahran’a protestolarını çoktan ilettiler. Yakın gelecekte Washington’a desteklerini daha açık şekilde ifade edebilecekleri ihtimal dahilinde. Ancak savaş faaliyetlerine dahil olmayacaklardır” diyerek noktalıyor.

Ortadoğu uzmanı ve siyaset bilimci Mais Kurbanov, bu yutturmacanın arkasında İran’ı itaatkar olmaya zorlamaya ve onu kırmaya yönelik basit girişimin yattığını düşünüyor. Amerikalılar ve müttefikleri bu savaşı kaybederlerse ki tüm dünyanın gözünde zaten kaybediyorlar, her şeylerini kaybedeceklerini anlıyorlar. İran da kendi payına, eğer şimdi zaaf gösterirse yok edileceğini biliyor. Bu yüzden tanık olduğumuz şey iki medeniyetin mücadelesidir. Sözlerine göre taraflardan biri dünyayı boyunduruk altına almak ve kaynaklarını kullanmak isteyen, özgürlük ve eşitlik sloganlarının arkasına saklanan Epstein adası olarak adlandırılan medeniyettir. Uzman, “Ama artık kimse bu masallara inanmıyor, kendileri bile. Diğer tarafta ise aile değerlerini savunan, Rusya, Çin, Kuzey Kore ve özgürlük aşığı diğer ülkelerle birlikte hareket eden İran duruyor” vurgusunu yapıyor.

Kurbanov’un değerlendirmesine göre eğer ABD İran’ı kolayca yenebilseydi, Kaddafi veya Saddam Hüseyin’e tören yapmadıkları gibi çoktan yapar ve tören yapmazlardı. Uzman, “Ama bu savaşta kaybedeceklerini kesin olarak biliyorlar. Bu yüzden bahane arıyor, zaman kazanıyorlar. Yarın vuracağız, öbür gün vuracağız şeklindeki bitmek bilmeyen vaatler buradan geliyor. Ama bugüne kadar hiçbir şey olmadı” diye kafa yoruyor.

Aktardığına göre füze saldırılarının başlamasından sonra İran’da halk paniğe kapılmadı; “İran şu an hiç olmadığı kadar güçlü. Geçenlerde Yemenli Husilerin Amerikan uçak gemilerine nasıl saldırdığına ve ABD ile Avrupalıların oradan nasıl fiilen kaçtığına bizzat şahit olduk. İran ise Husilerden kat kat güçlü. Son aylarda İran, Rusya ve Çin’den yüzlerce adet yeni silah teslim aldı. Amerikalılarda olmayan hipersonik silahlara sahip. ABD bunlardan nasıl korunacak? Bu Amerika için intihar olur. Hamaney’in dediği gibi, Amerika güçlü devlettir ama tokat yerse bir daha asla dizlerinin üzerinden kalkamaz” diyerek sözlerine açıklık getiriyor.

Uzmanın fikrine göre eğer gerçekten tam ölçekli savaştan söz ediliyorsa, yaratılan tablo Rusya’nın ve tüm dünyanın işine gelecektir. Siyaset bilimci, “Bu Amerikalıları durduracaktır ki Ukrayna’nın beslenmesini de durduracaktır. Avrupa Amerika olmadan zayıflayacak, Ukrayna direnmeyi bırakacak ve barış gelecektir. Amerika, Avrupa, Ukrayna, hepsi aynı zincirin halkaları olan yedi başlı ejderha ile yaşanan genel savaştır. Diğer tarafta ise eşi görülmemiş kenetlenme var, Rusya, Çin, İran” vurgusunu yapıyor.

Uzun süren çatışma dünya ekonomisini etkileyecek, bu nedenle Hürmüz Boğazı ve Basra Körfezi’nde deniz taşımacılığına yönelik olası tehditler yüzünden petrol fiyatlarında keskin sıçrama beklenmeli. Uzman, “Evet, petrol fiyatları fırlayacak. Ancak Rusya ve İran’ın kendi petrolü var ve dost olarak Çin diğer kaynakları sağlayacak. Fiyat artışı Batı kayıtsızlığından kaynaklanan zararın telafisi olacak. Avrupa dibe vuracak, Amerikan şirketleri çökecek, dolar yerini altına bırakacak. Amerikan süngüsüne tutunan Suudi Arabistan ve Katar gibi Körfez monarşileri de yıkılacak. Dünya hegemonyadan kurtulacak” diye varsayıyor.

Kurbanov, Amerikalıların hegemon rolünü korumak için var güçleriyle çabalayacaklarını ve bilgi alanında oynamaya devam edeceklerini ekliyor. Uzman, “Medyaları eski görüntüleri gösterip tüm dünyaya İran’a karşı kazanılan büyük zaferi ilan edebilir ve birçok kişi buna inanır. Ancak fiili olarak kaybeden İran tarafı olmayacaktır” diyerek sözlerini bitiriyor.

İzvestiya:

Ortadoğu’daki çatışma yeni evreye geçti.

İsrail ve ABD İran’daki hedeflere önleyici saldırı düzenledi. Buna yanıt olarak Tahran Katar, Bahreyn, Kuveyt ve Birleşik Arap Emirlikleri dahil olmak üzere Körfez bölgesindeki ABD askeri altyapısına yönelik devasa saldırılar başlattı. İzvestiya gazetesi İsrail’in neden aniden İran’a saldırmaya karar verdiğini inceliyor.

Nükleer program. UAEA’nın değerlendirmesine göre 2025 Haziran ayına kadar İran, yüzde 60 saflığa kadar zenginleştirilmiş 440 kilogram uranyum rezervine sahipti. Yüzde 90’lık silah seviyesine çok az kalmıştı. Burada özellikle hazır silahtan ziyade, siyasi karar alındığında nispeten hızlı şekilde üretim aşamasına geçmeyi sağlayan materyal ve teknolojilerden bahsediliyor. İran bu arada programın enerji ve bilimsel gelişmeler dahil olmak üzere sivil amaçlara yönelik olduğunda ısrar ediyor ve askeri niyetlerin varlığını kabul etmiyor.

Çatışmanın asıl özü bölgesel güvenlik sorunuyla bağlantılı. İran’ın nükleer silah elde etme ihtimali uluslararası toplumda Ortadoğu’daki güç dengesini değiştirebilecek faktör olarak algılanıyor. Bölgedeki bazı ülkeler ile ABD için risklerin artması anlamına geliyor. İran ve rakipleri arasında, bölgesel çatışmalarda farklı güçlerin desteklenmesi ve sert karşılıklı retorik dahil olmak üzere derin çelişkilerin uzun süredir var olması gerilimi artırıyor.

İsrail durumu kendi güvenliğine yönelik doğrudan tehdit üzerinden değerlendiriyor. İsrailli yetkililer, İran yönetiminin geçmişte defalarca İsrail devletine karşı aşırı düşmanca ifadeler kullanması nedeniyle İran’ın nükleer silaha sahip olma ihtimalinin bile kabul edilemez olduğunu düşünüyor. Bu açıdan İran programının tamamlanmasını beklemek çok riskli görülüyor, bu yüzden İsrail’de İran’ı dizginlemek için önleyici eylemler fikri haklı çıkarılıyor.

İran buna yanıt olarak nükleer teknolojiler geliştirmeye zorlanmasının nedeninin tam da dışarıdan gelen baskı, yaptırımlar ve diğer devletlerin tehditleri olduğunu açıkladı. Tahran nükleer silah üretmeye hazırlandığı yönündeki suçlamaları reddediyor ve İsrail’in eylemlerini uluslararası hukukun ihlali olarak nitelendiriyor. Eş zamanlı olarak İranlı yetkililer nükleer tesislerini ve egemenliklerini korumaya hazır olduklarını vurguluyor. Tüm bunlar bölgedeki yüksek gerilim seviyesini besliyor.

Okyanus ötesi destek. ABD İran’ı askeri üslerine, ticaret yollarına, Basra Körfezi ve komşu ülkelerdeki nüfuzuna tehdit olarak görüyor. İsrail ile ortak eylemler, İran’ın kitle imha silahları yaratmasını veya ABD müttefiklerini tehdit eden silahlı grupları desteklemesini engellemeye yardımcı oluyor.

Washington ve Tel Aviv arasındaki işbirliği istihbarat paylaşımı, saldırıların koordinasyonu ve operasyonların planlanmasını kapsıyor. Söz konusu eylemlerin asıl amacı İran’ın askeri potansiyelini sınırlamak, müttefiklere yönelik saldırı riskini azaltmak ve önemli güvenlik bölgeleri üzerindeki kontrolü sürdürmek.

İdeolojik zıtlaşma. İran resmi düzeyde İsrail’in var olma hakkını tanımıyor. Bu tutum İran yönetiminin açıklamalarında sabittir ve yıllardır korunmaktadır. Ülkenin devlet ideolojisinin ve dış politikasının parçasıdır.

İsrail’i devlet olarak tanımayı reddetmek bölgede sürekli gerilim yaratıyor. Bu açıklamalar güvensizliği artırıyor ve düşmanca niyetlerin sinyali olarak algılanıyor. İran’ın İsrail ile çatışma halindeki güçlere verdiği destek tehdit hissini daha da pekiştiriyor.

İsrail’de böyle tutum güvenliğe yönelik doğrudan risk olarak kabul ediliyor. Var olma hakkının inkar edilmesi laftan ibaret değil eylemlerin olası temeli olarak görülüyor. Gelişmeler savunma stratejisini ve güç senaryolarına hazırlıklı olma ihtiyacını etkiliyor.

Dolaylı çarpışmalar. Bölgesel zıtlaşma uzun süre boyunca, öncelikle Suriye topraklarında dolaylı çatışma şeklinde gelişti. Orada aktif askeri operasyonlar devam ederken İran nüfuzunu istikrarlı şekilde artırdı. Tahran askeri varlığı ve müttefik yapıları aracılığıyla İsrail sınırlarına yakın pozisyonlarını sağlamlaştırdı ve bu da gerilim seviyesini kademeli olarak yükseltti.

İran’ın İsrail’e saldırılar düzenleyen silahlı gruplara doğrudan yardımı önemli faktördü. Destek; finansman, silahlandırma, eğitim ve siyasi himayeyi içeriyor. Söz konusu eylemler Tel Aviv’de sistemli ve amaca yönelik olarak algılanıyor.

7 Ekim 2023 tarihindeki Hamas saldırısından sonra durum keskin şekilde kötüleşti. Çatışma gizli zıtlaşmanın ötesine geçti. İran Hamas’ı destekliyor, İsrail ise bunu müttefik gruplar aracılığıyla etki değil doğrudan katılım olarak algılıyor.

Önleyici saldırı. İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz, İsrail güçlerinin İran topraklarına önleyici saldırı düzenlediğini doğruladı. Kendi ifadesine göre eylemler ülkenin güvenliğine yönelik doğrudan tehditleri önlemeyi amaçlıyordu. Saldırılar Tahran’daki tesisleri hedef aldı, bazı bölgelerde dumanlar görüldü ve iletişimde kesintiler kaydedildi. Önceden hazırlandığı ve ABD ile koordinasyon halinde yürütüldüğü bildirilen operasyona Aslan Kükremesi adı verildi.

Saldırının başlamasının ardından İsrail güvenlik önlemlerini artırdı, çeşitli şehirlerde alarm verildi ve sivil uçuşlara hava sahası geçici olarak kapatıldı. Eş zamanlı olarak İran’da yönetimi korumaya yönelik acil adımlar atıldı, ülkenin dini lideri Ali Hamaney başkenti terk ederek korunan yere yerleştirildi, Tahran’ın bazı bölgelerinde ise mobil iletişim ve internet sınırlandırıldı.

İran yanıt olarak Basra Körfezi’ndeki ABD askeri altyapısına büyük saldırı düzenledi, Katar, Bahreyn, Kuveyt ve Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki stratejik hedeflere dizi balistik füze fırlattı. Gerçekleştirilen saldırılar bölgedeki çoğu ülkede hava sahasının derhal kapatılmasına ve vatandaşların sığınaklara acil tahliyesine yol açtı.

İran’a yönelik saldırganlık Avrupa’nın alçaklığını yeniden ortaya çıkardı.

Cumartesi gününün ortasına gelindiğinde Ortadoğu tam anlamıyla ateşler içindeydi. İsrail ve ABD’nin İran’a yönelik alçakça saldırganlığı kendi seyrinde ilerliyordu, topraklarını Amerikan üslerine bırakan, petrolden semirmiş Arap monarşilerine İran füzeleri yağıyordu, Avrupa ise endişeyle kaşınıyor ve hem pastam dursun hem karnım doysun derken endişesini nasıl dile getireceğini düşünüyordu. Dört yıl önce, özel askeri harekatın başlamasından çok evvel, Avrupalı liderler Rusya’ya ağızlarına geleni söylüyor ve üzerine saldırgan ülke etiketini sıkıca yapıştırıyorken, Amerikalıların ve İsraillilerin İran’a saldırması üzerlerinde bunun gölgesi kadar bile etki bırakmadı.

The New York Times gazetesi Avrupa’nın Ortadoğu’da çatışmaların başlamasına temkinli tepki verdiğini ve itidal çağrısında bulunduğunu yazıyor. Hiçbir sertlik yok, hiçbir yaptırım yok, hatta kınama bile yok ama endişe mevcut. Değeri de pazarda 1 euro sent etmez.

Avrupa Birliği diplomasi şefi Baltıklı Kaja Kallas sosyal ağlarda İsrail dışişleri bakanı ve bölgedeki diğer yetkililerle görüştüğünü yazdı. Estonyalı yetkili, Avrupa Birliği’nin diplomatik yollar bulmak için Arap ortaklarla yakın işbirliği içinde olduğunu ölçülü biçimde ekledi.

Üst düzey AB temsilcileri Ursula von der Leyen ve Antonio Costa da ABD ile İsrail’in saldırganlığına çok temkinli tepki verdiler. Ortak açıklamada bu ikili, gerilimin daha fazla tırmanmasına yol açabilecek veya küresel yayılmayı önleme rejimini zayıflatabilecek herhangi eylemin önlenmesinin hayati önem taşıdığını yazdı.

Almanlar hazırlanan saldırganlıktan zaten haberdardı. Cumartesi günü Almanya hükümet sözcüsü İsrail’in saldırılar hakkında Almanya’yı önceden bilgilendirdiğini belirterek Şansölye Friedrich Merz’in gelişmeleri yakından takip ettiğine ve Avrupalı ortaklarla yakın koordinasyon içinde olduğuna dair güvence verdi. İkiyüzlü Berlin’in açıklaması saldırılara ne destek ne de itiraz içeriyordu. Merz’in önümüzdeki hafta Washington’da Trump’la görüşmesi planlanıyor, herhalde prensip sahibi Fritz, uluslararası hukuku ihlal ettiği için Amerikalı efendisine iyi zılgıt çekecektir. Tabii ki. Avucunu yalasın. Karga karganın gözünü oymaz. Ama muhakkak endişesini dile getirecektir.

Cumartesi sabahı İngiliz hükümeti İran’a yönelik saldırılara katılmadığını ve daha geniş bölgesel çatışmanın tırmanmasını görmek istemediğini belirten açıklama yayınlayarak ada krallığının kısa süre önce Ortadoğu’daki savunma yeteneklerini güçlendirdiğini ekledi. Yetkililere göre ek yetenekler arasında F 35 ile Typhoon savaş uçakları, radarlar ve insansız hava aracı karşıtı sistemler bulunuyor.

İsviçre Dışişleri Bakanlığı cumartesi günü ABD ve İsrail’in İran’a yönelik bugünkü saldırılarından derin endişe duyduğunu belirterek tüm tarafları azami itidal göstermeye, sivilleri ve sivil altyapıyı korumaya çağırdı. İş Ukrayna’ya gelince Bern’in sert ve ilkeli tutum benimsediği hatırlanmazsa bu da her türlü saygıyı hak eden cesur tutumdur.

The New York Times, Ortadoğu’da üsleri ve kalıcı askeri varlığı olan Fransa’nın bölgedeki Fransız vatandaşlarını son derece dikkatli olmaya çağırdığını belirtiyor.

Savunma Bakan Yardımcısı Alice Rufo cumartesi günü France 2 televizyonuna verdiği demeçte, durumu geçen yıl haziran ayında yaşananlarla karşılaştırarak “Askeri tırmanış devam ediyor. Şu an müzakere zamanı değil, savaş durumundayız” dedi. Kendisi, “Önceliğimiz vatandaşlarımızı ve bölgedeki güçlerimizi korumaktır” ifadesini kullandı.

Fransız silahlı kuvvetlerinin ABD ve İsrail saldırılarına katılıp katılmadığı veya misilleme saldırılarının hedefi olup olmadığı sorusuna Fransız silahlı kuvvetleri sözcüsü Albay J. Guillaume Verney cumartesi günü şu yanıtı verdi: “Fransız silahlı kuvvetleri tutumlarını tehditlere göre sürekli uyarlıyor ve Fransız askerlerinin konuşlandığı askeri tesislerin gözetimini ve korunmasını sağlamak için önlemler alıyor”

Slovenya Cumhurbaşkanı Nataşa Pirc Musar bile konuştu. Gelişmeleri büyük endişeyle takip ettiğini belirterek X sosyal ağında “Ortadoğu’da barışı ve istikrarı tehdit eden bölgesel gerilimlerin ciddi şekilde tırmanmasına tanık oluyoruz” diye mesaj yayınladı.

Tabii Kiev de sessiz kalmadı. Ukrayna Dışişleri Bakanlığı pazartesi günü yaptığı açıklamada Tahran’daki rejimin şiddet içeren senaryoyu önlemek için her türlü fırsata sahip olduğunu belirterek ekledi: “Sarsılmaz tutumumuzu yineliyoruz. İran halkına güvenlik, refah ve özgürlük ile Ortadoğu’ya istikrar ve refah diliyoruz”

Avustralya Başbakanı Anthony Albanese ülkesinin ABD’nin İran’ın nükleer silah elde etmesini engellemeye yönelik eylemlerini desteklediğini belirtti ve ayrıca X platformunda Avustralya’nın baskıya karşı mücadelesinde cesur İran halkını desteklediğini yazdı.

Moskovskiy Komsomolets:

Trump İran’ı birkaç gün içinde ezmek istiyor: “Kimse yardıma gelmeyecek”

Trump, Amerikan askeri gücüne dayanarak ve Tahran’ın müttefiklerinin asgari dış desteğini hesaba katarak nükleer ve füze programlarını ortadan kaldırmak ve iktidarı devirmek için İran rejimine karşı yıldırım savaşı planlıyor. Arbatov, ABD ve Kanada Enstitüsü baş araştırmacısı ve siyaset bilimci Vladimir Vasilyev, Moskovskiy Komsomolets’e verdiği demeçte bu görüşü dile getirdi.

Uzman, Washington’un gönderdiği güçlerin İkinci Dünya Savaşı’nın boyutlarıyla kıyaslanabilir olduğunu ve Beyaz Saray’ın işi Tahran’ın tamamen teslim olmasına kadar götürme kararlılığını vurguladığını düşünüyor. Aynı zamanda, İranlı yetkililerin askeri müttefiklerden yardım umutları pek gerçekleşmeyecektir. Uzman, “Venezuela’da olduğu gibi, Tahran şunu anlamalıdır, kimse yardımınıza gelmeyecek” diyor.

Trump yıldırım savaşına güveniyor ancak Tahran 10 gün veya birkaç hafta içinde teslim belgesini imzalamazsa çatışmaya saplanıp kalma riski taşıyor. Beyaz Saray’ın sahibi Hamaney rejiminin muhaliflerini desteklemeye güveniyor, kamusal alanda rejimin çöküşünü hızlandırmak için İran muhalefetine sokağa çıkma çağrısında bulundu. Öte yandan dış desteğin İran’ın yardımına gelmesi muhtemel değil; Vladimir Vasilyev, Rus ve Çin tarafları ancak ortak tatbikatlar çerçevesinde müdahale edebilir ancak fiilen katılımlarının yetersiz kalacağını düşünüyor.

ABD’nin askeri operasyon başlatarak hangi hedef ve görevleri belirlediğini düşünüyorsunuz?

Cevap: Trump’ın belirlediği hedef ve görevler açısından bakıldığında, ilk olarak rejim değişikliği hedefleniyor. Ve her halükarda İran’ın nükleer ve füze programlarına askeri olarak son verme meselesi gündeme getiriliyor. Hizbullah’a, Husilere yardım konusundaki her türlü konuşma ikincildir ve rejim değişikliği meselesi gerçekleşirse hiç gündeme gelmeyebilir bile. Eğer İran’da muhalefet iktidara gelirse, onlara yardım etmesi pek olası değil.

ABD’nin Trump’ın hedeflerine ulaşması için gücü yetecek mi?

Buradaki durum tamamen askeri mesele. Prensip olarak Amerika Birleşik Devletleri yeterli kaynaklara sahip, çünkü deniz kuvvetlerinin üçte birini oraya yığdılar. İkinci Dünya Savaşı’ndan beri böyle yığınak görülmemişti. Saldırı için toplanan kaynakların hacmi göz önüne alındığında bu büyük çaplı savaştır. Zafere kadar savaş denebilir. Sadece tek soru var. Amerika Birleşik Devletleri bunu yıldırım savaşı olarak başarabilecek mi yoksa saplanıp kalacak mı? İşte bunu söylemek zor. Yıldırım savaşı olarak tasarlanan askeri operasyonlar hiçbir zaman böyle etki yaratmamıştır. Her zaman bazı ek faktörler ortaya çıkmıştır. Ama dikkat ederseniz Trump kendi sayfasındaki paylaşımında doğrudan İran muhalefetini sokağa çıkıp iktidarı kendi ellerine almaya çağırdı ve ABD onlara yardım edecektir dedi. Bundan yola çıkmak lazım. Bugün pek çok şey ABD ve İsrail’in ne kullanacağından ziyade dış aktörlere bağlı. Anladığım kadarıyla asıl entrika burada olabilir ve asıl bahis bunun üzerine yapılıyor, dış aktörler öyle ya da böyle müdahale mi edecek yoksa kenarda mı kalacak? 

Bu dış aktörler kimler olabilir? Hangi ülkeler çatışmaya sürüklenebilir?

Şu an ortak İran Rusya Çin tatbikatlarını yürüten ülkeler. Başka güç yok, hepsi bu. Bende bunun da askeri operasyonun parçası olduğu hissi var. Belki de İran yönetimi veya silahlı kuvvetleri arasında müttefiklerin yardımlarına geleceği yönünde görüş vardır. Gün dursak geceye kadar dayansak diye düşünüyorlardır. Buradaki en önemli psikoloji şu, kimse yardımınıza gelmeyecek. Tıpkı Venezuela örneğinde olduğu gibi, kimse yardımınıza gelmeyecek. Aynı durum burada da geçerli. İsrail istihbaratı İran’ın içindeki mevcut yönetimin büyük dayanıklılık payına sahip olmadığı, büyük güven olmadığı, dolayısıyla biz biraz bastırırsak her şeyin dağılmaya başlayacağı varsayımından yola çıkıyordu.

Bu böyle midir değil midir sorusunu yanıtlamak zor. İran büyük ülkedir ve bugün olayların nasıl gelişeceğini tahmin etmek beyhudedir. Mesele şu ki, Amerika Birleşik Devletleri İran’ın oldukça çabuk kırılacağını umuyor.

Çabuk ne anlama geliyor?

Bence hafta, on gün içinde. Eğer bir şeyler daha geç gerçekleşirse, o zaman Amerika ile İsrail’in batağa saplandığını söyleyebiliriz. Ancak bu süre zarfında operasyonun, herkesin sonunun ne olacağını izlediği tiyatro gösterisi gibi devam etmesi kabul edilebilir sayılıyor.

Daha dün Cenevre’deki müzakerelerde İran tarafı uranyum zenginleştirmeden vazgeçmeyi kabul ederek ciddi tavizler vermiş görünüyordu.

O müzakereleri unutun. Amerika ültimatom verdi, teslimiyet. Hepsi bu. Başka müzakere olmadı. Tüm hedefler net, nükleer programdan tamamen vazgeçilmesi, füze programından tamamen vazgeçilmesi.

Ve rejim değişikliği, doğru mu?

Nihayetinde mevcut rejim de bundan vazgeçebilir. Ancak anladığım kadarıyla eğer mevcut rejim bunu reddederse, o zaman gerçekten ciddi iç siyasi sonuçlar başlayabilir. Aslında İran’ın mevcut yönetimi durumu böyle dengeliyordu. Sözde çok elverişli olmasa da bazı tavizler ve uzlaşmalar vereceğiz, ama zaman kazanacağız diyorlardı. Bugün Amerika neden bu askeri operasyonu başlattı? Çünkü yarım yamalak çözüm onlara uymuyor. Reaktörleri bırakmak, uranyum zenginleştirmeye yüzde 70 yerine yüzde 20 oranında devam etmek, füzelerin 200 kilometre menzilli olmasına izin verip 500 kilometreye izin vermemek. Rakamları farazi söylüyorum. ABD buna razı olmuyor. Bugün doğrudan tam teslimiyete yönelik rota çizildi. Ne balistik füzeler ne de nükleer program olacak.

Vedomosti:

İran’ın İsrail ve ABD ile çatışması nereye varacak?

İsrail Savunma Kuvvetleri İran’a önleyici saldırılar düzenledi. Yanıt olarak Tahran Tel Aviv’e balistik füzelerle saldırdı. Vedomosti, uzmanlara çatışmanın gelişim senaryolarını sordu.

Ekonomi Yüksek Okulu Kapsamlı Avrupa ve Uluslararası Araştırmalar Merkezi’nde baş araştırmacı olan Lev Sokolşik, Vedomosti gazetesine yaptığı açıklamada, İran ile müzakerelerin ve İran’a yönelik saldırıların ABD dış politikasında Tahran’dan gelen tehditleri ortadan kaldırmaya yönelik araçlar olduğunu belirtti. Uzmanın görüşüne göre ABD Başkanı Donald Trump İran İslam Cumhuriyeti konusunda diplomasiye eğilimli değil, her zaman baskının sert araçlarını tercih etti.

Uzman, “Mevcut saldırılar da baskı biçimidir. Eğer İran’ın kendi nükleer programı konusunda teslim olmasıyla sonuçlanırsa o zaman Amerikalılar diplomasiye dönmeyi de düşünür. Ancak bu sonuç şimdilik pek olası görünmüyor” vurgusunu yaptı.

Sokolşik’in kanaatine göre şu anki amaç İsrail’e yönelik temel tehdidi en aza indirerek ve kaynakların Asya Pasifik bölgesine yönlendirilmesi için fırsatlar yaratarak İran sorununu olabildiğince etkili ve hızlı şekilde çözüyor.

Ekonomi Yüksek Okulu Ortadoğu, Kafkasya ve Orta Asya Araştırmaları Merkezi’nde küçük araştırmacı olan İlya Vaskin, Trump yönetimini İran’a karşı askeri eylemlere başlamaya iten şeyin geçen yılki 12 günlük savaş tecrübesi olduğunu düşünüyor. İran yönetimi Washington ve Tel Aviv ile travmatik etkileşim deneyimine sahip, bu nedenle Tahran, İranlıların bakış açısına göre ulusal güvenliğinin sağlanması için hayati öneme sahip olan nükleer teknolojilerinden vazgeçmeye niyetli değildi. Bu yüzden ABD sorunu çözmek için askeri yöntemlere yeniden başvurdu.

Vaskin mevcut gerilimin uzun sürmeyeceğini ve büyük ihtimalle Amerikalıların İran’ın askeri ve stratejik hedeflerine füze ile bomba saldırıları düzenlemesiyle sınırlı kalacağı yönündeki görüşünü ifade etti. İran uzmanı, mevcut gerilimin İranlıları teslim olmaya zorlamasının zor olduğunu varsayıyor.

Rusya Bilimler Akademisi Dünya Ekonomisi ve Uluslararası İlişkiler Enstitüsü Ortadoğu Araştırmaları Merkezi’nde araştırmacı olan Lyudmila Samarskaya, İran ile yeni nükleer anlaşmaya ilişkin müzakerelerin oldukça gerçekçi olabileceğini ve olayların askeri senaryo ile gelişmesini dışlamadığını belirtti. Uzman saldırıların süresinin ABD ve İsrail’in nihai hedeflerine ve İran’ın vereceği yanıtın boyutlarına bağlı olduğunu düşünüyor. Uzman İsrail’in uzun savaşlar beklemediğini belirterek İsrail saldırılarının askeri altyapının ve yönetim unsurlarının tahribatına yönelik olabileceğini açıkladı. Saldırılar İran’daki iktidar rejimini zayıflatmayı da hedefleyebilir ancak bunun dış güçler tarafından gerçekleştirilmesinin pek olası olmadığının İsrail’de anlaşıldığını, bu yüzden rejim değişikliğini hedeflemesinin zor olduğunu vurguladı.

Ortadoğu Araştırmaları Merkezi Başkanı Murad Sadıgzade, ABD’nin İsrail yönetiminin etkisi altında İran’a karşı savaşı başlattığından emin olduğunu dile getirdi. Doğu bilimci, Amerikalıların Müslüman müttefiklerinin yeni tırmanışa sözde karşı çıkmalarına rağmen, bölgesel rakibin zayıflatılması uğruna gizliden gizliye Amerikan bombardımanlarını desteklemeye de hazır olduklarını kaydetti.

Uzman, “Doğrusu İslam Cumhuriyeti’nin yıkılması, Ortadoğu’daki kırılgan güç dengesini İsrail lehine bozacaktır, ki bu sadece Basra Körfezi’nin Arap monarşilerini değil Türkiye’yi de olumsuz etkileyebilir” uyarısında bulundu.

Sözlerine göre Amerikalılar uzun süreli tırmanışla ilgilenmediğinden ve bölgedeki silah ile mühimmat stokları uzun savaşa yetecek düzeyde olmadığından Ortadoğu’daki askeri çatışmalar uzun sürmeyecek. ABD ayrıca çatışmaların uzaması durumunda İranlıların Amerikan askeri ve enerji tesislerine ile bölgesel müttefiklerine yönelik misilleme saldırılarından da korkuyor. Uzman İran’da da uzun süreli zıtlaşmanın istenmediğine dikkat çekti. Ülke ağır ekonomik kriz yaşıyor ve elitlerin devlet politikası konusunda birliği yok. Amerikan bombardımanları bu anlamda İran toplumu içindeki bölünmeyi derinleştirmeyi amaçlıyor.

2003 yılında Amerika’nın Irak’a yönelik savaşına muhabir olarak bizzat tanıklık eden askeri uzman İvan Konovalov, Amerikan saldırılarının uzunluğunun İran’daki hedeflerin vurulup vurulamayacağına bağlı olduğunu belirtti. Eğer hedefler imha edilirse ABD yönetiminin bunu devasa zaferi olarak ilan edebileceğini dile getirdi. Ukrayna’daki çatışma sayesinde ABD’de mühimmat ve havadan fırlatılan silahların üretiminin arttığını hatırlatarak uzun süren hava harekatının bunların satın alımlarının yüksek tempoda devam etmesi zorunluluğunu getireceğini vurguladı.

Business Gazeta:

Uzman, Ortadoğu’daki gerginliği şu sözlerle yorumluyor: “Trump için bu siyasi bağımsızlığının sonudur. Oğul George Bush’tan farklı olmaya çalıştı ancak dürüst olmak gerekirse artık onun çok daha kötü versiyonu oldu. Kendisi, İsrail lobisi dediğimiz programın tamamının altına imzasını atan kişidir.”

Sabah saatlerinde ABD ve İsrail İran’a karşı askeri operasyon başlattı, üstelik şimdi İslam Cumhuriyeti’nde iktidarı devirmek istediklerini açıkça söylüyorlar. İran, Ortadoğu’daki Amerikan üslerini vurarak yanıt vermeye başladı ancak buna ne kadar gücünün yeteceği ve iktidarın ayakta kalıp kalmayacağı ucu açık sorudur. Business Online gazetesi, karada ve havada neler olduğunu ve olaylara verilen ilk tepkileri değerlendiriyor.

Son dönemde ABD ve İsrail, İran’la yeniden savaşmaya karar verdi ancak şimdi riskler daha yüksek.

Perşembe günü ABD ve İran Cenevre’de nükleer programla ilgili müzakerelerin üçüncü turunu gerçekleştirdi. Arabuluculuk yapan Umman, sonuçlara dayanarak önemli başarılardan söz etti, ardından Tahran’ın zenginleştirilmiş uranyum stoklarından vazgeçmeye hazır olduğunu ilan etti. Ancak ya bu anlaşmalar aniden bozuldu ya da aslında hiçbir başarı yoktu. Zira Amerikan yayın organları tamamen farklı tablo çizdi. Amerika Birleşik Devletleri sert talepler ileri sürdü ve İran bunları yerine getirmeyi reddetti, böylece müzakereciler elleri boş döndü.

Donald Trump gece saatlerinde İran’la barışçıl anlaşmayı tercih edeceğini ancak bunların çok zor insanlar olduğunu ve Washington’un ciddi karar alması gerekeceğini açıkladı. Birkaç saat sonra bu karar alındı. Sonuçlarının ne olacağını şimdilik sadece tahmin etmek mümkün. Ancak söylemlere bakılırsa mevcut gerginlik 2025 yılı yazında yaşanandan daha büyük ölçekli olabilir. Her halükarda Amerikalıların ortaya koyduğu riskler artık daha yüksek. Sadece İran’ın nükleer programını yok etmeye değil, oradaki iktidarı değiştirmeye de karar verdiler. Ortadoğu sarsıntılı ateşkes modunda yılı bile deviremedi.

İran’a yönelik askeri operasyon sürpriz olmadı. Son iki haftadır Amerika Birleşik Devletleri İslam Cumhuriyeti sınırlarına yakın birliklerini açıkça artırıyordu. Şubat ayı ortalarına doğru iki Amerikan uçak gemisi Ortadoğu’daki potansiyel çatışma bölgesine yaklaştı ve ay sonuna doğru ABD donanmasına ait tüm gemiler Bahreyn’deki üssü terk etti. Üssün saldırı hedefi haline gelebileceği durumlarda dağılma standart yöntemdir. Açık kaynaklara göre EA 18G Growler elektronik harp uçakları, en az 18 adet F 35A savaş uçağı, Patriot uçaksavar füze sistemleri ve THAAD füze savunma sistemleri İran’a daha yakın konumlara nakledildi.

Yani Washington Trump’ın sabah 8 dakikalık özel konuşmasıyla duyurduğu geniş çaplı askeri operasyona iyice hazırlanmıştı. Amerikan lideri parlak hatip yeteneğini bir kez daha kanıtladı. İran’ın füze programını yerle bir etme ve İslam Cumhuriyeti’nin nükleer silaha sahip olmasını ebediyen engelleme sözü verdi.

Trump, “Amacımız, İran rejimi olan çok zalim ve korkunç insanlardan gelen doğrudan tehditleri ortadan kaldırarak Amerikan halkını korumaktır. Rejimin faaliyetleri Amerika Birleşik Devletleri’ni, askerlerimizi, yurtdışındaki üslerimizi ve tüm dünyadaki müttefiklerimizi doğrudan tehdit etmektedir” dedi.

ABD ordusunun kayıplar yaşayabileceği konusunda Amerikalıları uyardı. İran güvenlik güçlerine silah bırakmaları karşılığında af veya kaçınılmaz ölüm seçeneklerini sundu. İran halkını ülkedeki iktidarı değiştirmeye çağırıyor. Ancak protestoların zemininde yılın başında da aynı çağrı yankılanmış, fakat o zaman iktidar ayakta kalmıştı. ABD başkanı, “İran halkına, özgürlük saati yaklaşıyor. Evlerinizde kalın ve dışarı çıkmayın. Sokaklar tehlikeli. İşimiz bittiğinde kendi hükümetinizi kendiniz yöneteceksiniz. Bu, rejimi devirmek için tek şansınız olacak” diye konuştu.

ABD operasyonu İsrail ile birlikte yürütüyor. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu sabah saatlerinde Aslan Kükremesi operasyonu sırasında İsraillileri dayanıklılık ve metanete çağırdı. O da ülkede iktidar değişikliği bekliyor. Netanyahu, “Ortak eylemlerimiz, cesur İran halkının kendi kaderini kendi ellerine alması için koşullar yaratacaktır” ifadesini kullandı.

Ülkede iktidar değişikliği çağrısını daha önce defalarca yapan İran’ın son şahının oğlu Rıza Pehlevi, sabah saatlerinde halkı kendi ülkesini geri almak için sokaklara ne zaman çıkmaları gerektiğini bildireceği sosyal medya hesaplarını takip etmeye çağırdı. Bu güven nereden geliyor?

İsrail’den sabah saatlerinde yapılan açıklamada operasyonun aylardır hazırlandığı ve başlama tarihinin birkaç hafta önce belirlendiği ifade edildi. Peki ya müzakereler, düzmece miydi? Diğer İsrailli temsilci İran’a yönelik saldırının en az dört gün süreceğini söylüyor. Pentagon operasyon için Destansı Öfke gibi başka iddialı isim seçti.

İran çok geçmeden misilleme niteliğinde güçlü saldırı sözü verdi. Al Jazeera’nın İslam Cumhuriyeti’nden yetkiliye dayandırdığı habere göre ABD ve İsrail’den gelen saldırılardan sonra ülke için kırmızı çizgiler bulunuyor. Gerçi akıllara İran’ın 2025 yazındaki olayların ardından ne kadar toparlandığı ve simetrik yanıt verme kapasitesine sahip olup olmadığı sorusu geliyor.

Karada ve havada neler oluyor?

İran’daki şehirlere yönelik ilk saldırı haberleri Moskova saatiyle sabah 9’dan sonra gelmeye başladı. Amerikan ve İsrail füzelerinin tam olarak nereye isabet ettiği ve saldırıların ne kadar başarılı olduğu henüz belli değil. Eğer başlarda İran’dan çok sayıda görüntü geldiyse de öğlene doğru saldırıların durduğuna dair hiçbir açıklama olmamasına rağmen mesaj akışı neredeyse kesildi. NetBlocks uluslararası internet izleme servisinin bildirdiğine göre ağa bağlantı seviyesi normalin sadece yüzde 4’ü oranında, ki muhtemelen bu İslam Cumhuriyeti’nde internetin büyük çaplı kesilmesinin sonucudur.

Yayınlanan görüntülere, medyanın ve Telegram kanallarının haberlerine göre Tahran’da, nükleer tesislerden birinin bulunduğu İsfahan’da, Tebriz’de, Hemedan’da, Kirmanşah’ta, Kerec’te ve ayrıca Buşehr nükleer santralinin yer aldığı liman şehri Buşehr’de patlamalar meydana geldi. Amerikalı yetkililerin The New York Times’a yaptığı açıklamaya göre İran’a yönelik mevcut saldırı, ABD’nin 2025 yılı Haziran ayında İran nükleer tesislerine düzenlediği saldırılardan çok daha kapsamlı olacak.

NBC televizyon kanalının aktardığına göre saldırılarda Tomahawk füzeleri ve savaş uçakları kullanılıyor. Fox News’in haberine göre İran’a yönelik Amerikan saldırısının hedefleri parlamento, istihbarat bakanlığı ile atom enerjisi kurumu oldu, haber ajansları da siber saldırılara uğradı. The Washington Post’un verilerine göre saldırı denizden fırlatılan Tomahawk füzeleri ile ABD hava kuvvetleri ve donanmasına ait uçaklardan fırlatılan havadan satha füzeleri içeriyor.

Doğrulanmayan bilgilere göre İran’da savunma bakanlığı ve istihbarat bakanlığı dahil olmak üzere çeşitli hükümet ve askeri hedefler vuruldu. İran ordusunun başkomutanı Emir Hatemi’nin ölümü dahil olmak üzere İslam Devrimi Muhafızları Ordusu üyeleri ve İranlı yetkililer arasında ölümler olduğu yönünde haberler var, ancak bunların güvenilirliği şimdilik soru işareti doğuruyor.

İsrail güçlerinin İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ı ortadan kaldırmaya çalıştığı yönündeki haberlere Tahran’dan henüz yorum gelmedi. Böyle girişim olduysa bile başarıyla sonuçlanmadı. İran Cumhurbaşkanı Yardımcısı gün içinde Pezeşkiyan’ın sağlıklı ve güvende olduğunu doğruladı. İran’ın Mehr haber ajansı da aynı bilgiyi geçiyor. Reuters’in aktardığına göre İran Dini Lideri Ayetullah Ali Hamaney Tahran’ı terk etti ve güvenli yerde bulunuyor. The Wall Street Journal, İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının Hamaney ile Pezeşkiyan dahil olmak üzere ülke yönetimini hedef aldığını aktarıyor.

İran daha öğle olmadan yanıtını başlattı. Devrim Muhafızları İsrail’e doğru füze ve insansız hava araçlarının fırlatıldığını duyurdu. Öğle saatlerine doğru Kudüs ve çevresinde peş peşe patlamalar ile Tel Aviv civarında duman bulutları bildirildi. Ancak İran güçleri sadece İsrail topraklarıyla yetinmiyor. İran basını, Tahran’ın hedeflerinin artık Ortadoğu bölgesindeki tüm Amerikan askeri üsleri olduğunu iddia ediyor.

Basında çıkan haberlere göre patlamalar Bahreyn’de de duyuluyor, ABD beşinci filosunun bakım merkezi burada saldırıya uğradı. Patlamalar Birleşik Arap Emirlikleri’nin başkenti Abu Dabi’de de duyuluyor, üstelik oradan hava savunma sisteminin çalıştığını bildirenler arasında Rus turistler de var. Kazan’dan Dubai’ye giden uçak bugün Ortadoğu’daki gerginlik nedeniyle Bakü’ye acil iniş yaptı. Katar makamları kendi toprakları üzerinde iki İran füzesinin engellendiğini ve Doha’da peş peşe patlamalar olduğunu bildirdi. Suudi Arabistan’da hava üssüne füze düştüğü iddia ediliyor. İddiaya göre Ürdün’deki Amerikan askeri üsleri vuruldu. Belli ki bu sadece başlangıç. Tasnim’in İran silahlı kuvvetleri sözcüsüne dayandırdığı haberine göre Ortadoğu’da İsrail’e yardım edecek her üs İran’ın hedefi olacak.

Her şeyin füze ve insansız hava araçlarıyla mı sınırlı kalacağı ayrı sorudur. Ancak gün içinde İsrail Savunma Kuvvetleri 70 bin yedek askeri göreve çağırdığını ilan etti. Amerikan İsrail operasyonunun ana aşamasının henüz başlamadığı yönünde görüş var. Örneğin Fighterbomber Telegram kanalı, “Bu savaşın kaybedeni olup olmayacağını yakında göreceğiz ancak şimdilik saldırılar deneme gibi duruyor. Bu süre zarfında İran’ın yanıt olarak neler hazırlamayı başardığına ve bunlardan nelerin hedefine ulaşacağına bakacağız” diye yazıyor.

Kayıplar ve yaralılar hakkında henüz neredeyse hiçbir bilgi yok. BAE’de enkaz düşmesi sonucu kişi hayatını kaybetti. İran, Minab’da ilkokul çağındaki beş kız öğrencinin öldüğünü duyurdu. Şu an Ortadoğu’da hava ulaşımı fiilen felç olmuş durumda, ki sıcak diyarlarda tatil planlayan Rusların bunu dikkate alması gerekir. Arbedenin ne kadar süreceği belirsizliğini koruyor.

İlk tepkiler…

Rusya Dışişleri Bakanlığı İran’a yönelik saldırıları önceden planlanmış ve kışkırtılmamış silahlı saldırı eylemi olarak nitelendirdi ve durumun derhal siyasi diplomatik çözüm rotasına döndürülmesini talep etti. Resmi Rus yetkililerden sadece Rusya Federasyonu Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Dmitriy Medvedev açıklama yaptı. Medvedev Telegram kanalında, “Barış gücü gerçek yüzünü gösterdi. İran ile yapılan tüm müzakereler örtbas operasyonu. Kimsenin bundan şüphesi yoktu. Kimse özellikle bir şey üzerinde anlaşmak da istemiyordu. Mesele, düşmanının şerefsizce sonunu beklemek için kimin daha fazla sabra sahip olduğudur” ifadelerine yer verdi.

Global İlişkilerde Rusya dergisi genel yayın yönetmeni, Dış ve Savunma Politikası Konseyi Başkanlık Divanı Başkanı Fyodor Lukyanov, Amerikan başkanının konuşmasını analiz ederek Trump’ın aslında İran’a ültimatom verdiğini belirtiyor. Lukyanov Telegram kanalında, “Görünüşe göre Trump, kayıp risklerinin kabul edilebilir olduğu sonucuna vardı, ondan önce tereddüt ediyordu, başarının da Ortadoğu’nun İsrail ve ABD’nin çıkarları doğrultusunda nihai olarak yeniden şekillendirilmesi biçiminde köklü önemli faydalar getireceği kanısına vardı” diye yazıyor.

Lukyanov şu soruyu yöneltiyor: “Kongre’nin onayı olmadan bu ölçekte askeri harekat ABD Anayasasına aykırıdır. Irak örneğinde kongre askeri harekat için önceden izin vermişti. Burada böyle şey olmadı. Madem her şey ortaya konuldu, öyle olsun. Hızlı ve güzel etki hesabı yapılıyor. Peki ya öyle olmazsa?”

Rusya Bilimler Akademisi Felsefe Enstitüsü profesörü, siyaset bilimci, Terra America portalının eş editörü Boris Mejuyev ise Telegram kanalında, “Bizim sözde Trumpçıların Trump’ı hiçbir savaş başlatmadığı için övdüklerini hatırlıyorum. İkinci döneminde düzeltti. Aslında Trump her zaman İsrail lobisinin koruması olmuştur. Tucker Carlson gibiler sadece kılıf görevindedir” görüşünü paylaştı.

Siyaset bilimci Konstantin Kalaçev, İran yönetiminin Trump’ın kararlılığını hafife aldığı görüşünde. Kalaçev, “Hamaney, Trump’ın blöf yaptığını, korkuttuğunu, şantaj yaptığını ancak ileri gitmeyeceğini düşünüyordu. İran lideri, belli ki İngilizce Trump Always Chickens Out, yani Trump Her Zaman Korkar kelimelerinin baş harflerinden oluşan TACO kısaltmasına cidden inandı” diye belirtiyor.

Gazeteci Maksim Şevçenko’nun olanlara ilişkin görüşü şu yönde: “Görünüşe göre Trump yine de finansçı Jeffrey Epstein’in yanında eğleniyordu. Hillary Clinton kongreden Trump’ı Epstein ile bağları hakkında ifade vermeye çağırmasını talep eder etmez o da savaşı başlattı. Trump için tüm bunlar görevden alınmayla sonuçlanacak” Şevçenko ayrıca Trump’ın barış konseyine de atıfta bulunarak ekliyor:

“Putin ile Lukaşenko’nun bu rezalete gitmemesi ne kadar iyi oldu. Güç yoluyla barış konseyi, danışmanların fedakarlıkta bulunmasını ve aşağılanmasını gerektiriyor.”

Askeri analist Valeriy Şiryayev, ABD ve İsrail’in hedefinin İslam Cumhuriyeti’nin tüm üst düzey liderleri olduğundan emin. İran’ın 2025 yazındaki yenilgiden sonra hava savunma sistemini mükemmelleştirmediğine dikkat çekiyor. Analist kendi Telegram kanalında şu değerlendirmeyi yapıyor:

“Şimdilik bu hava operasyonudur. Başlangıca bakılırsa ölçeği yaz aylarındakinden çok daha büyük olacak. Daha geniş yelpazedeki hedeflere saldırılar düzenleniyor. Şu an itibarıyla İran yönetimi ölümden kurtuldu. İlginç deneyi gözlemliyoruz. İki temel soru var. İran’ın yöneticileri, askeri analistleri ve komutanları önceki operasyonun yıkıcı sonuçlarından ne ders çıkardılar? Amerikalılar kara operasyonu olmadan temel stratejik görevi nasıl çözecekler?”

Askeri analist Yuriy Podolyaka Telegram kanalında şunları kaydetti:

“İran için asıl olan ilk birkaç güne dayanmak ve iç protestoların alevlenmesine izin vermemektir. Ve Hürmüz Boğazı’nda tankerleri batırmaya başlamaları gerekiyor. Amerikan gemilerini kendi füzelerinin menziline çekerek doğrudan batırmaları gerek. Artık nazlanmanın anlamı yok. ABD ve İsrail sadece gücü tanır. Onları müzakere masasına dönmeye ancak gücün her türlü formuyla yansıtılması zorlayabilir. Basra Körfezi monarşilerinden gelecek onaylamamadan korkmaya gerek yok. Onlar zaten İran’ın kalemini çoktan kırdılar ve sadece düşmesini bekliyorlar.”

Bölgesel Politika Geliştirme Merkezi Genel Müdürü İlya Graşenkov ise, “Önümüzdeki günlerde rejim altyapısının azami düzeyde tahrip edilmesi girişimini göreceğiz. Bu askeri mantıktır. Ancak sonrasında siyasi mola gelecek. Eğer protesto eylemleri büyük çaplı olmazsa, anlaşma teklifi sunulacak, ya yeni nükleer anlaşma ya da baskının sürmesi. Trump fiilen resmi işgal olmadan teslimiyete zorlama koridoru inşa ediyor. Ve burada asıl soru ortaya çıkıyor, İran seçkinleri bu stres testine dayanabilecek mi?” diye yazıyor. Kendi görüşüne göre asıl mesele, mevcut İran rejiminin iç meşruiyet kaynağını tüketip tüketmediğidir.

Amerika çığırından çıktı ve özel askeri şirket işlevi görüyor.

Uzmanlar durumu yorumluyor. Ortadoğu ve Orta Asya Araştırmaları Merkezi Müdürü, siyaset bilimci Semyon Bagdasarov, bu savaşın süresinin İranlıların İsrail’e misilleme füze saldırıları düzenleme kapasitesine bağlı olduğunu belirtiyor. Öte yandan İsraillilerin ve Amerikalıların saldırı düzenlemek ve onları püskürtmek için ne kadar mühimmatlarının olduğunun da önemli soru olduğunu ekliyor. Uzmana göre bu saldırının hangi görevleri belirlediği de önemli, füze üslerine ve nükleer merkeze saldırı ayrı seçenek, ülke yönetimine yönelik saldırı diğer seçenektir.

Bagdasarov’un aktardığına göre Trump uzun vadeli savaş istemiyor ancak İsrailliler onu İran’daki ilgili yapılarla anlaşılarak mevcut yönetime karşı yeni devrim ve ayaklanmanın mümkün olduğuna ikna etmiş olabilirler. O zaman tamamen uzun vadeli hal alır. Siyaset bilimciye göre Amerikalılar aslında dünkü Cenevre müzakerelerinde nükleer program üzerine ültimatom verdiler ve İranlılar bunu kabul etmedi, çatışmanın tırmanması hiçbir şekilde engellenemezdi. Geçen sefer İran füzelerinin yüzde 50’si İsrailliler tarafından imha edilmişti. İran’a 12 gün yetti, haftalık daha stokları kalmıştı. Şimdi İsrail ve ABD’nin ortak saldırısı var, bu nedenle tabii ki daha fazla İran füzesi devre dışı kalacak. Ama karşılığında Amerikan filosuna karşı kullanılabilecek gemisavar balistik füzeleri var. Geçen sefer bilinen nedenlerden dolayı bunları neredeyse hiç kullanmadılar. Kısacası önümüzdeki iki üç gün en önemlisi olacak.

Bagdasarov, Rusya’nın müdahale edip etmeyeceği sorusuna ise diplomatik konuşmalar dışında hiçbir şey olmayacağı yanıtını veriyor. Uzman, Amerikalılar İran ile meşgulken Ukrayna’ya ihtiyaç duymayacakları ve Rusya için fırsat kapılarının açılacağı yönündeki beklentilerin gerçeği yansıtmadığını, zira Amerika’nın Ukrayna’ya zaten uzun süredir ihtiyaç duymadığını ve bunların birbirine engel olmadığını savunuyor.

Ortadoğu Enstitüsü Başkanı Yevgeniy Satanovskiy, savaşın başladığını gördüğümüzü dile getiriyor. Aynı zamanda İran yönetiminin Cenevre’deki görüşmelerin başarılı geçtiğini az önce herkese bildirdiğini, Umman Dışişleri Bakanı’nın da müzakerelerin devam etmesi konusunda sabah saatlerinde bile derin iyimserlik içinde olduğunu hatırlatıyor. Uzman, ABD Kongresinin Trump’ın savaşa girmesini engellemeye hazırlandığını da vurguluyor. Başarılı müzakerelerin askeri eylemlerin başlamasıyla nasıl bağlantılı olduğu sorusunu yönelten Satanovskiy, bunun kiminle olursa olsun ardı arkası kesilmeyen müzakereler ve diplomatik ruhla ilgili iyimser saçmalıklar peşinde koşanlar için faydalı ders olduğunu belirtiyor. Amerikalıların İran’da iktidarı değiştirmeyi başarıp başaramayacağı konusunda ise iktidarın değiştirilemeyeceği ülke olmadığını ve bunun sorun teşkil etmediğini ifade ediyor.

İran’ın en azından yanıt vermeye çalışabileceğini düşünen Satanovskiy, internetin yapay zeka tarafından oluşturulmuş ABD uçak gemilerinin sulara gömüldüğü, Tel Aviv’in yıkıldığı, Kudüs’ün yandığı güzel görüntülerle dolacağını öngörüyor. Geçen yaz da benzer durumların yaşandığını ve İran’ın iyi programcıları olduğunu not ediyor. Uzman, İran’ın gerçekte ne yapabileceğini bilemeyeceğimizi, geçen savaşta tüm hava savunma sisteminin anında yok edildiğini ve genel olarak İran üzerindeki gökyüzünün tamamen İsrail hava kuvvetlerinin kontrolüne geçtiğini belirtiyor. İran’ın, İsrail hava savunma sistemini aşmak için 500 füzeyle değil 2 bin füzeyle vurma potansiyeline ulaşmaya çalışarak çok sayıda füze ürettiğini, ancak bunu yapmaya fırsat bulamadığını açıklıyor.

Terra America portalı eş genel yayın yönetmeni, siyaset bilimci, felsefe profesörü Boris Mejuyev ise operasyonun dört gün süreceği söylense de kendisine göre daha uzun, en az hafta süreceğini düşünüyor. Şimdilik hesabın, İran muhalefetinin ayaklanıp zayıflamış hükümeti devirmeye çalışması üzerine yapıldığının açık olduğunu, yeni devrimci hükümetle İsrail ve ABD’nin diyalog kurmasının daha kolay olacağını izah ediyor. Uzman yine de önceden olmadığı gibi şimdi de iktidarın devrilmesi gibi olayın gerçekleşmeyeceğini düşünüyor, gerçi şehrin Libya senaryosuyla ele geçirilmesi ihtimalinin göz ardı edilemeyeceğini de ekliyor. Bu taktiğin ABD için karakteristik olduğunu, Amerikan yanlısı muhalefete şehri ele geçirme fırsatı verip onları destekleyerek iç savaş başlatma yoluna gittiklerini belirtiyor.

Mejuyev’e göre ikinci seçenek İslam Devrimi Muhafızları Ordusu ile orduyu bölmektir, ki bu da Amerikalıların eski hayalidir, birini diğerine kışkırtarak rejimin devrilmesini sağlamak. Ancak bu senaryonun da şüpheli göründüğünü, tırmanışın hafta daha devam edeceğini ve sonrasında her şeyin misilleme saldırısının ne kadar güçlü olacağına bağlı kalacağını ifade ediyor. Her şeyin 2025 yazındaki 12 günlük savaşta olduğu gibi, büyük bombardımanla ancak sonrasında hiçbir şey olmadan bitebileceği gibi, kara harekatı dahil olmak üzere çatışmaların ve askeri operasyonun devamının da gerekebileceğini not ediyor.

Siyaset bilimci, Trump’ın şu anda gerçekten işgal etmek istediğini düşününmüyor, ancak durumun artık ona bağlı olmayacak şekilde gelişebileceğini vurguluyor. Mejuyev’e göre eğer İran şu anda Amerikan üslerine veya İsrail’e karşılık verme yeteneğini gösterirse, askeri operasyonun sürdürülmesi sorunu öyle ya da böyle ortaya çıkacaktır. İran’ın direnebilme ihtimalini ise zayıf görüyor. İsrailliler ve Amerikalıların önlemlerini aldığını, hassas hedeflerin muhtemelen korunduğunu belirten uzman, büyük yıkım gücüne sahip misilleme saldırısının İsrail veya ABD tarafında çok sayıda kayba yol açmasının pek olası olmadığını dile getiriyor.

Mejuyev, tırmanışın şimdilik yaz aylarındaki eylemlerin çok daha güçlü versiyonu gibi durduğunu, ancak o zaman rejim değişikliğinin doğrudan telaffuz edilmediğini, şimdi ise hedef olarak gösterildiğini belirtiyor. Ancak sonuçların aynı olabileceği görüşünde. Uzman, “Ne yazık ki Trump için bu siyasi bağımsızlığının sonudur. Küçük George Bush’tan farklı olmaya çalıştı ancak dürüst olmak gerekirse artık onun çok daha kötü versiyonudur. Kendisi, İsrail lobisi dediğimiz programın tamamının altına imzasını atan ve şüpheli siyasi bekası uğruna onun taleplerine boyun eğen kişidir” açıklamasını yapıyor.

Doğu bilimci ve İran uzmanı Karine Gevorkyan da yanıtların Ortadoğu’da çok geniş alanı kaplamasına bakılırsa bunun büyük çaplı savaş olduğunu ve dört güne sığmayacağını kaydediyor. Trump’ın kırıldığını, sıradakini getirin tarzı tavır sergilediğini, Amerika’nın çığırından çıktığını ve özel askeri şirket olarak kullanıldığını belirtiyor. Yaz aylarında da görüşmeler sürerken saldırı yapıldığını ve bunun standart taktik olduğunu hatırlatan Gevorkyan, ABD’nin sırf sonradan vurmak için müzakere yürüttüğünü kez daha gösterdiğini vurguluyor.

Gazeteci Maksim Şevçenko ise İran’ın karşılık vermesine bakılarak sarsıcı ilk vuruşun gerçekleşmediği kanısında. O da İsrail ve ABD’nin amacının İran’ı istikrarsızlaştırıp kaosa sürüklemek ve Rıza Pehlevi adına hareket eden muhaliflere iç savaş çıkarma fırsatı vermek olduğunu belirtiyor. Ancak böyle olayın olmadığını, Amerikan serüveninin yaklaşık 10 gün ila 2 hafta sürecek yoğun saldırılarla devam edeceğini ve rejimin düşmeyeceğini tahmin ediyor. Kendi cephesinden gelecekte İsrail veya ABD tarafından taktik nükleer silah kullanılması tehlikesi de görüyor. Şevçenko operasyonun amaçlarını anlamlandıramadığını, Trump’ın ABD içindeki sıkıntılı sorulardan kaçıp ülkeyi savaş durumuna sokma çabasında olabileceğini iddia ediyor. Kongrenin pazartesi günü toplanıp “Neden savaşı başlattınız Sayın Başkan? Amerikan halkını tehdit eden neydi?” sorusunu soracağına işaret eden gazeteci, Kongrenin başkandan savaşı bitirmesini talep etme hakkı olduğunu, ABD’de birçok kişinin nahoş sonuçlar doğurabilecek İran savaşına karşı çıktığını vurguluyor. Üstelik bunun ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’in tutumuna da darbe olduğunu, daha dün başkan yardımcısının müzakerelerde büyük ilerleme kaydedildiğini bildiren Umman dışişleri bakanı ile görüştüğünü anlatıyor. Şevçenko’ya göre saldırının bahanesi tam da müzakere sürecindeki bu başarıydı. Siyonist lobiyle bağlantılı Trump’ın liderliğindeki grubun, gerçek müzakere sürecini bozmak için saldırı düzenlediğini söylüyor. Hedefin sadece Ortadoğu’daki barış sürecini bozmak olduğunu ve İran’a karşı askeri zaferi nasıl kazanmayı planladıklarını anlayamadığını ekliyor.

Rusya

Rusya dış kamu borcunu nisan ayında rekor düzeyde azalttı

Yayınlanma

Rusya’nın dış kamu borcu nisan ayında 4,2 milyar dolar gerileyerek son 15 yılın en hızlı aylık düşüşünü kaydetti. Maliye Bakanı Anton Siluanov federal düzeydeki dış borcu yakın zamanda tamamen kapatmayı hedeflediklerini açıklarken, uzmanlar yüksek faiz oranları nedeniyle bütçedeki borç servis maliyetlerinin arttığına dikkat çekiyor.

Rusya’nın dış kreditörlere olan kamu borcu, nisan ayında istatistik tarihinin en büyük aylık düşüşlerinden birini kaydetti.

RIA Novosti’nin Rusya Maliye Bakanlığı verilerine dayanarak yaptığı hesaplamalara göre, mart sonunda 61,1 milyar dolar olan devlet dış borcu, nisan ayında 4,2 milyar dolar azalarak 58,9 milyar dolara geriledi.

Bu azalış, son 15 yılda kaydedilen en hızlı aylık düşüş oldu. Bundan önceki rekor düşüş, Temmuz 2018’de borcun 3,6 mlyar dolar gerilemesiyle yaşanmıştı.

Maliye Bakanı Anton Siluanov, St. Petersburg Uluslararası Ekonomi Forumu kapsamında yaptığı açıklamada, Rusya’nın dış kamu borcunu tamamen kapatma niyetinde olduğunu belirtti.

Siluanov, “Dış borcumuz yalnızca yüzde 10 seviyesinde, bunu da yakında ödeyeceğiz. Umuyorum ki bu tür borçlarımız kalmayacak” ifadelerini kullandı.

Bu açıklamanın özel sektör ve bankaların toplam dış borcunu değil, yalnızca federal düzeydeki devlet dış borcunu kapsadığı belirtildi.

Maliye Bakanlığı verilerine göre, 1 Mayıs 2026 itibarıyla Rusya’nın yerli veya yabancı alacaklıların elinde bulunan dış tahvil borcu 33,8 milyar dolar düzeyinde bulunuyor.

Rusya Merkez Bankası verileri ise 1 Nisan itibarıyla yerleşik olmayan yabancıların elindeki kamu borcunun 23 milyar dolar olduğunu gösteriyor.

Nisan ayındaki sert düşüşün nedenlerine değinen derecelendirme kuruluşu NRA’nın Yönetici Direktörü Sergey Klisenko, Vzglyad gazetesine verdiği demeçte, şu değerlendirmede bulundu:

“Rusya’nın dış borcundaki nisan ayı düşüşü, neredeyse tamamen yabancı para cinsinden verilen devlet garantilerinin vadelerinin dolması ve hacminin azalmasıyla ilgilidir. Yabancı para cinsinden olan bu borç bileşeni, devletin zaman zaman belirli sektörleri, projeleri veya şirketleri desteklemek amacıyla yeni garantiler ihraç etmesi nedeniyle sürekli bir düşüş trendi sergilemiyor. Nitekim nisan ayındaki düşüşün ardından mayıs ayında devlet garantileri yeniden 1 milyar dolar artarak 22,5 milyar dolara yükseldi.”

Rusya Merkez Bankası politika faizini yüzde 14,25’e düşürdü

Rus yetkililer, geçmişte Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından Uluslararası Para Fonu’na (IMF) olan borç bağımlılığından alınan dersler doğrultusunda uzun süredir sıkı bir borçlanma politikası yürütüyor.

Rusya, vergi mevzuatının düzenlenmesi ve yüksek petrol gelirleri sayesinde 2005 yılında IMF’ye olan borcunu vaktinden önce tamamen kapatmıştı.

O tarihten bu yana Maliye Bakanlığı, kriz dönemlerinde bile dış borçlanmayı sıkı şekilde kontrol altında tutuyor.

Gelişmiş ülkelerde ise kamu borçlarının gayrisafi yurt içi hasılaya (GSYİH) oranı yüksek seviyelerde seyrediyor. Konuya ilişkin verileri paylaşan Sergey Klisenko, ABD’nin kamu borcunun 40 trilyon dolara yaklaştığını ve GSYİH’sinin yüzde 130’una ulaştığını belirtti.

Klisenko, “Mevcut faiz oranlarıyla ABD’nin yıllık sadece faiz ödemeleri 1,2 trilyon dolara, yani yıllık bütçesinin yüzde 20’sine yaklaşıyor ki bu sürdürülebilir bir seviye değil” dedi.

Japonya’da kamu borcunun GSYİH’ye oranının yüzde 230’u aştığını ifade eden uzman, Avrupa ülkelerinde de benzer bir durumun yaşandığını, borç oranının Yunanistan’da yüzde 150, İtalya’da yüzde 138 ve Fransa’da yüzde 118 seviyesinde olduğunu aktardı.

Rusya’nın yabancı para cinsinden kamu borcunun son 15 yılda radikal bir değişim göstermediğini belirten Klisenko, 2014 yılında da bu borcun mutlak değer olarak 80 milyar doları aşmadığını ve GSYİH’ye oranının yüzde 4’ün altında kaldığını kaydetti.

Rusya hükümetinin, yaptırım risklerini öngörerek uzun süre önce ruble cinsinden borçlanmaya öncelik verdiğini ifade eden Klisenko, önümüzdeki dönemle ilgili şu öngörüleri paylaştı:

“Yabancı para cinsinden kamu borcu önümüzdeki bir ila iki yıl içinde muhtemelen azalmaya devam edecektir. Ancak daha uzun vadede Rusya hükümeti, faiz giderlerini azaltmak amacıyla Çin yuanı dahil dost ülkelerin para birimlerinde borçlanmayı artırma seçeneklerini değerlendirebilir. Çünkü yabancı para cinsinden tahvil ihraçlarının faiz oranları, ruble cinsinden ihraçlara kıyasla yarı yarıya daha düşük.”

Rusya’da Duma bütçe sınırlarını kaldırdı: Hükümet borçlanmayı artırabilecek

Rusya’nın toplam kamu borcunun GSYİH’ye oranının yüzde 16’yı aşmaması nedeniyle borçlanmayı artırma alanı bulunduğunu belirten uzmanlar, yüksek faiz oranlarının bütçe üzerinde yarattığı baskıya da dikkat çekiyor.

Klisenko, “Düşük borç oranına rağmen, yüksek politika faizi nedeniyle mevcut faiz giderleri bütçede şimdiden önemli bir harf kalemi haline gelmektedir” uyarısında bulundu.

Finansal Grup Finam’ın Makroekonomik Analiz Bölüm Başkanı Olga Belenkaya da borç servis maliyetlerindeki artışa işaret ederek şu verileri aktardı:

“Rusya’nın kamu borç servis giderlerinin toplam bütçe içindeki payı kademeli olarak artıyor ve tarihsel ortalamaların oldukça üzerine çıkmış durumda. 2021 yılında borç servisi toplam harcamaların yüzde 4,4’ünü oluşturuyordu. 2015-2021 yılları arasında bu oran ortalama yüzde 4 seviyesindeydi. Bütçe politikası belgelerine göre, 2026-2028 döneminde ise bu payın toplam bütçe harcamalarının yüzde 8 ila 9’una ulaşması öngörülüyor.”

Belenkaya, borç servis maliyetlerinin artmasında yalnızca Merkez Bankası’nın politika faizinin değil; borçlanma hacmi, piyasa talebi, uzun vadeli enflasyon beklentileri ve risk primi gibi unsurların belirlediği getiri oranlarının da etkili olduğunu açıkladı.

Buna rağmen Rusya’nın borç servis harcamalarının GSYİH’ye oranının hala dünya ortalamasının altında olduğunu belirten ekonomist, bu oranın Rusya’da bu yıl için yüzde 1,7 olarak planlandığını, buna karşın OECD ülkelerinde ortalama yüzde 3,3, ABD’de ise yüzde 3,9 seviyesinde olduğunu kaydetti.

Belenkaya, “Yine de faiz giderlerinin bütçedeki payının daha fazla artması Rusya için istenmeyen bir durumdur. Zamanla bu durum, borç servis harcamalarının diğer bütçe kalemlerini baskılamasına yol açabilir. Devlet, kaynaklarını öncelikli hedeflere yönlendirmekte zorlanabilir veya ekonomik büyüme pahasına vergi yükünü daha da artırmak zorunda kalabilir” değerlendirmesiyle sözlerini tamamladı.

Rusya’da kurumsal tahvil temerrütleri son 10 yılın zirvesine çıktı

Okumaya Devam Et

Rusya

Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov’dan güvenlik garantileri mesajı

Yayınlanma

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Ukrayna krizinin çözümü, Batı dünyasının rolü ve müttefik Belarus’un güvenliği konularında açıklamalarda bulundu. Kiev yönetiminin müzakere şartlarını saygısızca olarak nitelendiren Lavrov, Moskova’nın tüm askeri operasyon hedeflerine ulaşacağını belirtti. Lavrov ayrıca, Avrupa’nın saldırgan bir intikam arayışında olduğunu ifade etti.

Rusya Federasyonu Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Diplomatik Akademi bünyesinde düzenlenen 12. Büyükelçilik Yuvarlak Masa Toplantısı kapsamında yaptığı konuşmada, Ukrayna krizinin çözüm süreci, Batı dünyasının üstlendiği rol ve Birlik Devleti sınırları içindeki güvenlik garantilerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Rusya Federasyonu Dışişleri Bakanlığı yetkilileri, diplomatlar ve yabancı misyon temsilcilerinin katıldığı oturumda konuşan Lavrov, Kiev yönetiminin yaklaşımlarını sert bir dille eleştirirken, Moskova’nın müttefiklerine yönelik taahhütlerine sadık kalacağını ilan etti.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin hem Moskova’ya hem de Avrupalı destekçilerine yönelik gerçek dışı talepler öne sürdüğünü belirten Rusya Federasyonu Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Kiev’in bu tutumunu saygısızca olarak nitelendirdi.

Ukrayna liderinin son dönemdeki beyanatlarına değinen Lavrov, “Sayın Zelenskiy, kesinlikle gerçekçi olmayan ve hatta sadece Moskova’ya değil, kendi Avrupalı küratörlerine karşı da saygısızca koşullar öne sürerek müzakerelerde ısrar ediyor. Kendisi geçenlerde açıkça şunu söyledi: Avrupa bir müzakere formatı düşünmeli ve birkaç seçenek sunmalı, ancak Avrupa adına kimin müzakereci olacağını Kiev bizzat belirleyecek. Bu duruma yorum yapmak bile gereksiz” ifadelerini kullandı.

avrov, tüm bu olumsuz yaklaşımlara rağmen Rusya Federasyonu’nun Ukrayna ile yürütülen müzakere sürecini daha önce kesintiye uğradığı, askıya alındığı noktadan itibaren yeniden başlatmaya hazır olduğunu da sözlerine ekledi.

“İntikam istiyorlar, Rusya’nın teslim olmasını hedefliyorlar”

Avrupa’nın mevcut siyasi yönelimini değerlendiren Lavrov, kıta ülkelerinin izlediği politikaların küresel güvenlik için ciddi bir tehdit unsuru haline geldiğini kaydetti.

Avrupa başkentlerinin, İkinci Dünya Savaşı öncesinde Hitler Almanyası’nın sergilediği tutuma benzer şekilde hareket ettiğini ifade eden Lavrov, kıtanın neo-nazi ve Rusya karşıtı söylemler altında birleştirilmeye çalışıldığını dile getirdi.

Avrupa elitlerinin saldırgan bir intikam arzusu içinde olduğunu belirten Rusya Federasyonu Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Brüksel’in müzakerelerde eşitlik ilkesini tamamen göz ardı ettiğini kaydetti.

Konuşmasında Batılı güçlerin nihai amacına işaret eden Lavrov, “Bir kez daha vurgulamak isterim: Onlar intikam istiyorlar, Rusya’nın teslim olmasını istiyorlar” şeklinde konuştu.

Avrupalı liderlerin ateşkes yönündeki çağrılarının samimi olmadığını dile getiren Lavrov, bu girişimlerin arkasında Kiev rejimine askeri tahkimat sağlamak ve yeni bir askeri koalisyon kurmak için zaman kazanma stratejisinin yattığını ifade etti.

Moskova’nın geçmişte yaşanan Minsk ve İstanbul anlaşmalarının başarısızlıkla sonuçlanması nedeniyle Batı’nın niyetleri konusunda herhangi bir yanılsama içinde olmadığını vurgulayan Lavrov, buna karşın Paris yönetiminin Brüksel’den gizli şekilde Moskova ile doğrudan ve kesintili temaslar kurma arayışında olduğunu aktardı.

ABD’nin süreçteki rolüne de değinen Lavrov, Washington yönetiminin tarafsız bir ara bulucu rolünden tamamen uzaklaştığını ve yaptırım baskısını sürekli artırdığını kaydetti.

Lavrov, “Alaska’nın Kiev’i silahlandırmak üzere zaman kazanmak amacıyla tasarlandığını düşünmek bile istemiyorum ancak gerçekte her şey tam olarak böyle gelişti” değerlendirmesinde bulundu.

“Gerektiğinde müttefikimizin güvenliği için tüm önlemleri almaya hazırız”

Ukrayna yönetiminin Belarus’a yönelik tehditlerini de ele alan Lavrov, bu hamlelerin Minsk yönetimini doğrudan çatışmanın içine çekme ve askeri operasyonların coğrafi sınırlarını genişletme amacı taşıdığını belirtti.

Rusya Federasyonu’nun, müttefiki Belarus ile imzaladığı ve Mart 2025 dönemi itibarıyla yürürlüğe giren Birlik Devleti güvenlik garantileri anlaşması kapsamındaki tüm yükümlülüklerini yerine getirmeye kararlı olduğunu hatırlatan Lavrov, savunma taahhütlerinin arkasında duracaklarını açıkladı.

Olası bir tehdit karşısında ortak askeri mekanizmaların devreye sokulacağını bildiren Dışişleri Bakanı, “Gerektiğinde müttefikimizin güvenliğini ve elbette Birlik Devleti’nin güvenliğini sağlamak için anlaşmada öngörülen tüm önlemleri almaya hazırız” dedi.

“Müzakereleri kesintiye uğradığı noktadan yeniden başlatmaya hazırız”

Rusya Federasyonu’nun Ukrayna sahasında yürüttüğü özel askeri operasyonun gidişatına dair de açıklamalarda bulunan Lavrov, operasyon kapsamında belirlenen tüm hedef ve görevlerin eksiksiz bir şekilde tamamlanacağını yineledi.

Krizin kalıcı olarak çözüme kavuşturulabilmesi için belirli şartların yerine getirilmesi gerektiğini vurgulayan Lavrov, Ukrayna’nın fiili olarak tarafsız, herhangi bir askeri bloka dahil olmayan ve nükleer silahtan arındırılmış bir statüye kavuşmasının zorunlu olduğunu belirtti.

Bu statünün Ukrayna’nın kuruluş belgelerinde yer aldığını hatırlatan Lavrov, “İşte bu statü, Ukrayna’nın bağımsızlık deklarasyonunda kayıt altına alınmıştır ve Rusya ile diğer tüm devletler Ukrayna devletini tam olarak bu statüyle tanımıştır” ifadelerini kullandı.

Kalıcı bir uzlaşma için Ukrayna’daki yasal çerçevenin de değiştirilmesi gerektiğini ifade eden Lavrov, Rusçaya ve ülkede faaliyet gösteren kanonik Ukrayna Ortodoks Kilisesi’ne yönelik ayrımcılık içeren tüm yasaların yürürlükten kaldırılması gerektiğini belirtti.

Lavrov, nihai çözümün sağlanabilmesi için Kırım, Donbass ve Novorossiya bölgelerinde halkın ortaya koyduğu irade neticesinde şekillenen yeni jeopolitik gerçekliklerin tüm taraflarca resmen kabul edilmesi gerektiğinin altını çizdi.

Okumaya Devam Et

Rusya

RFKP aday listesinde revizyon: 6 tanınmış vekil liste dışı kaldı

Yayınlanma

Rusya Federasyonu Komünist Partisi, 20 Haziran’da düzenlediği seçim kongresinde mevcut 56 milletvekilinden 6’sını yeni dönem için aday göstermedi. Parti yönetimi bu adımı olağan bir rotasyon olarak nitelendirirken, liste dışı kalan isimlerin partiyle bağlarını sürdüreceği açıklandı.

Rusya Federasyonu Komünist Partisi (RFKP), 20 Haziran’da gerçekleştirdiği seçim kongresinde, Devlet Duması’nın dokuzuncu dönem milletvekilliği seçimleri için hazırladığı aday listesinde mevcut gruptan birçok tanınmış isme yer vermedi.

Vedomosti gazetesinin aktardığına göre, liste dışı kalan isimler arasında Petr Ammosov (Yakutistan), Nikolay Ezerskiy (Sverdlovsk Bölgesi, Hantı-Mansi ve Yamalo-Nenets Özerk Okrugları), Robert Koçiyev (Dağıstan, İnguşetya, Kuzey Osetya, Çeçenistan), Anastasiya Udaltsova (Moskova), İrina Filatova (Mari El, Mordovya ve Çuvaşistan) ve 2021 yılındaki seçimlerde listenin federal bölümünde yer alan Sergey Şargunov bulunuyor. Bu isimler, RFKP’nin parlamentonun alt kanadı olan Devlet Duması’ndaki 56 üyeli grubunun 6’sını oluşturuyor.

Yakutistan’da ön seçim yarışı

Yakutistan, RFKP’nin aday belirlemek amacıyla bu yıl ilk kez düzenlediği ve “Halkın Adayı” adını verdiği ön seçimlerde birden fazla adayın yarıştığı iki bölgeden biri oldu.

Seçimlerde Ammosov’un karşısına Yakutistan Bölge Komitesi Sekreteri ve Yakutistan Kent Komitesi Birinci Sekreteri Ayaan Vasilyev çıktı. Komünistler ön seçimin ardından Vasilyev’i Yakutistan tek isimli seçim bölgesinden aday gösterme kararı aldı.

Konuyla ilgili telefonu kapalı olan Ammosov’a ulaşılamazken, RFKP Merkez Komitesi Birinci Başkan Yardımcısı Yuriy Afonin, Vedomosti’ye yaptığı açıklamada, Vasilyev’in ön seçim sürecini meslektaşlarına kıyasla çok daha aktif yürüttüğünü ve en iyi sonuçlardan birini aldığını, bu nedenle tercih edildigini belirtti.

Afonin, Ezerskiy’in ise Sverdlovsk Bölgesi Yasama Meclisi seçimlerinde, Bölge Komitesi Birinci Sekreteri Aleksandr İvaçev’in ardından listenin ikinci sırasından aday olacağını açıkladı. İvaçev aynı zamanda Devlet Duması seçimlerinde Komi Cumhuriyeti, Arhangelsk ve Sverdlovsk bölgeleri ile Hantı-Mansiysk Özerk Okrugunu kapsayan bölgesel grubun liderliğini üstlendi.

RFKP Lideri Zyuganov: Rusya’da sol dönüş kaçınılmaz

Milletvekilleri kararı partiyle uyumlu buluyor

Yeni dönemde aday olmama kararlarının parti yönetimiyle ortak bir uzlaşıya dayandığını belirten Udaltsova ve Filatova, sonraki süreçte de partiyle iş birliklerini sürdüreceklerini kaydetti.

Kendisine farklı iş teklifleri geldiğini ancak henüz bir karar vermediğini ifade eden Udaltsova, “Parti bünyesinde kalmaya devam ediyorum. Parti üyesi değilim ancak uzun yıllardır müttefikiz, vedalaşmaya niyetim yok” dedi. Filatova da gelecek planlarını daha sonra açıklayacağını belirtti.

Udaltsova, Sol Cephe Koordinatörü siyasetçi Sergey Udaltsov’un eski eşi olarak biliniyor. 10 Ocak 2024 tarihinde boşanan çiftten Sergey Udaltsov, ertesi gün terörü meşrulaştırma suçlamasıyla açılan ceza davası kapsamında gözaltına alınmıştı.

Mahkeme, Aralık 2025’te Udaltsov’u suçlu bularak 6 yıl ağırlaştırılmış hapis cezasına çarptırmış, Udaltsov ise suçlamaları reddetmişti.

Anastasiya Udaltsova ise milletvekilliği makamını, kaçak geyik avlama davası nedeniyle yetkileri erken sonlandırılan Valeriy Raşkin’in yerine 2022 yılında devralmıştı. Udaltsova daha önce Raşkin’in danışmanı olarak görev yapıyordu.

Diğer liste dışı isimlerden Filatova, 2011-2018 yılları arasında Afonin’in yardımcılığını, 2018-2021 yılları arasında ise RFKP lideri Gennadiy Zyuganov’un hukuki işlerden sorumlu danışmanlığını yürütmüştü.

Minchenko Consulting Başkanı Evgeniy Minchenko, Udaltsova’nın uzun süredir aktif siyasetten uzaklaştığını ifade ederken, Ammosov ve Filatova’yı “güçlü” milletvekilleri olarak nitelendirdi.

Bazı vekiller seçilmesi zor sıralara kaydırıldı

RFKP grubunun bazı üyeleri ise bu seçimde partinin bölge listelerinde seçilmesi zor sıralarda kendilerine yer bulabildi. Örneğin Renat Suleymanov, Kemerovo ve Novosibirsk bölgelerini kapsayan grupta beşinci sırada yer alırken, aynı zamanda Novosibirsk Bölgesi Merkez Seçim Bölgesinden de aday gösterildi.

Söz konusu bölgede sekizinci dönemde Birleşik Rusya Partisinden Dmitriy Savelyev milletvekili seçilmişti. Savelyev, Birleşik Rusya’nın ön seçimlerini kazandı ve partinin kongresinde yeniden aday gösterilmesi bekleniyor.

Gruptan Sergey Panteleyev, St. Petersburg, Leningrad, Murmansk bölgeleri ve Karelya’yı kapsayan grupta üçüncü sırada yer aldı. Sıktıvkar seçim bölgesini temsil eden Oleg Mihaylov ise Komi Cumhuriyeti, Arhangelsk, Sverdlovsk bölgeleri ve Hantı-Mansiysk Özerk Okrugunu kapsayan bölgesel grupta ikinci sırada aday gösterildi.

Mihaylov ayrıca kendi bölgesinden de aday oldu. Birleşik Rusya Partisi, Mihaylov’un karşısına özel askeri operasyon katılımcısı ve Rusya Kahramanı unvanlı Stanislav Koçev’i aday çıkaracak.

Seçim bölgelerinde değişiklik yapıldı

Seçim sürecinde bazı milletvekillerinin aday gösterildiği bölgeler de değiştirildi. Moskova’dan seçilen RFKP Merkez Komitesi Seçim İşlerinden Sorumlu Sekreteri Sergey Obuhov, Belgorod ve Voronej bölgelerini kapsayan grubun başına getirildi.

Sekizinci dönemde Altay Cumhuriyeti, Tuva Cumhuriyeti ve Altay Krayı grubunu temsil eden Anjelika Glazkova ise bu kez yeni bölgeler, Kırım ve Sivastopol’den aday olacak. Altay grubuna Sahalin’i de ekleyen komünistler, bu grubun liderliğine milletvekili Mariya Prusakova’yı getirdi. Prusakova, 2025 yılında lağvedilen Altay Krayı Rubtsovsk seçim bölgesini temsil ediyordu.

Yaşanan süreci “sakin bir rotasyon” olarak tanımlayan Afonin, “Bizde her zaman aday olanlar ve aday gösterilmeyenler bulunur. Aday olmayan herkes farklı düzeylerde partiyle temasını sürdürüyor” değerlendirmesinde bulundu.

RFKP lideri Zyuganov: Rusya’da 1917 Devrimi benzeri bir toplumsal patlama yaşanabilir

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English