Avrupa
Almanya, silahlanmak için borçlanıyor

Almanya, askeri olarak güçlenmesini sadece sosyal güvenlik sistemini parçalayarak değil, aynı zamanda rekor düzeyde borçlanarak da finanse ediyor.
German Foreign Policy’nin aktardığına göre Berlin, yalnızca 2027 ile 2030 yılları arasında 838 milyar avroluk yeni borç almayı planlıyor ve bunun büyük bir kısmı askeri harcamalara aktarılacak.
Sonuç olarak, 2030 yılına kadar 81 milyar avroluk bir faiz yükü bekleniyor; bu rakam, mevcut sağlık bütçesinin neredeyse dört katı.
Aynı zamanda, Almanya’nın fiili askeri harcamaları, resmi olarak bildirilen rakamları yüzde 50 oranında aşıyor. Bu yılki federal bütçede Alman Silahlı Kuvvetleri’ne (Bundeswehr) yaklaşık 82,7 milyar avro ayrılmış olsa da, federal hükümet NATO’ya 124,7 milyar avroluk askeri harcama bildirdi.
Aradaki fark açıkça diğer bütçe kalemlerinde ve kayıt dışı bütçelerde (“özel fonlar”) gizleniyor.
Berlin’e ayak uydurma baskısı altında olan Paris ve Londra da sağlık, sosyal yardım ve eğitim sistemlerinde ciddi kesintiler pahasına askeri harcamalarını önemli ölçüde artırıyor.
NATO’ya bildirilen askeri bütçe, resmi bütçeden çok daha fazla
Federal Cumhuriyet’in fiili askeri harcamaları, hükümetin resmi rakamlarını önemli ölçüde aşmaya devam ediyor.
Bu durum, bu yılki silahlı kuvvetler harcamalarına ilişkin çeşitli verilerin karşılaştırılmasıyla açıkça ortaya çıkıyor. Federal bütçe, Federal Savunma Bakanlığı’na 82,7 milyar avronun biraz altında bir kaynak ayırıyor; bu, tüm federal hükümet harcamalarının yüzde 15,8’ini oluşturuyor.
Fakat hükümetin gölge bütçede sakladığı özel borç kaynaklarından gelen fonlar da var. Federal Maliye Bakanlığı’nın rakamları artık mevcut: 2026 yılı için toplam tutar 108,2 milyar avroya ulaşıyor.
Geçen hafta, federal hükümetin bu yıl için NATO’ya bildirdiği Alman askeri harcama tutarının aslında çok daha yüksek olduğu ve 124,7 milyar avroya ulaştığı ortaya çıktı. Bu rakam, Bundeswehr’in normal bütçesinden tam yüzde 50 daha fazla.
Bunun nedeni, Ukrayna’ya sağlanan önemli miktardaki askeri yardım gibi çeşitli maliyetli savunma harcamalarının, eleştirel incelemelerden gizlenebilecekleri diğer bütçe kalemlerine kaydırılması.
Örneğin, 2026 yılı federal bütçesinde, “Uluslararası hukuka aykırı olarak saldırıya uğrayan devletlerin güvenlik, savunma ve istikrar alanlarında güçlendirilmesi” amacıyla “Genel Mali Yönetim” bütçe kalemi altında 11,5 milyar avro ayrılmıştı.
Silahlanma, sosyal harcamaları yakalıyor
Bu arada, Federal Maliye Bakanlığı, özel borçlardan karşılanacak planlı harcamaları da içeren önümüzdeki yıllara ait rakamları açıkladı.
Bu rakamlara göre, 2027 yılında Almanya’nın askeri harcamaları, resmi federal bütçede Bundeswehr için ayrılan 110 milyar avronun biraz altındaki tutarla sınırlı kalmayacak, 139,7 milyar avroya ulaşacak. 2028 yılına kadar bu rakamın 153,9 milyar avroya ulaşması bekleniyor.
2030 yılı için ise 184 milyar avroluk resmi harcama rakamı belirtiliyor. Bu rakamlara, Berlin’in NATO’ya sunduğu raporlara eklediği harcamalar henüz dahil değil.
184 milyar avro, Berlin’in bu yıl emekli maaşları ve yaşlılara yönelik temel gelir desteği (140 milyar avro) ile sosyal yardımlar (55,5 milyar avro) için önerdiği 195,5 milyar avroya çok yakın.
Böylece federal hükümet, Bundeswehr’in askeri güçlenmesini, Almanya genelindeki tüm emeklilere ve muhtaç kişilere sağlanan yardımların toplamına eşdeğer bir değer olarak değerlendiriyor.
Bunu finanse etmek için Berlin, sosyal programlarda sert kesintilere başladı. Örneğin, yoksulluk içinde yaşayan 2,9 milyon çocuğa verilen aylık 25 avroluk ek yardım gibi başlıklarda kemer sıkmaya gidiliyor.
Borçlanmanın yaratacağı faiz yükü
Sosyal programlardaki sert kesintilere rağmen, askeri güçlendirme yeni borçlarda dramatik bir artışa yol açıyor.
Federal hükümet, önümüzdeki yıl için 200 milyar avrodan fazla yeni borç almayı planlıyor; bu, bu yıla göre yüzde 12,5’lik bir artışa denk geliyor.
2027’den 2030’a kadar yeni borcun toplamda 838 milyar avroya ulaşması bekleniyor. Haberlere göre, bu borcun büyük bir kısmı askeri harcamalara aktarılacak.
Aynı zamanda, faiz yükü de çarpıcı bir şekilde artıyor. 2021’de yaklaşık 4 milyar avro seviyesinde olan faiz yükü, gelecek yıl 42 milyar avroya, 2030’a kadar ise 81 milyar avroya ulaşacak.
Bu rakam, mevcut sağlık bütçesinin yaklaşık dört katı.
Alman silahlanması Avrupa’yı da peşinden sürüklüyor
Almanya’nın askeri güçlendirme politikası, yalnızca sosyal refah sistemlerinin tasfiyesinden en çok etkilenen, mali açıdan savunmasız kesimlerin sırtına yüklenmiyor; aynı zamanda Avrupa genelinde askeri güçlenmeyi de tetikliyor.
Bu durum, örneğin, Almanya’nın üçüncü kez Avrupa’nın en güçlü silahlı kuvvetlerini kurmaya hazırlandığına dair endişe ve korkuların arttığı Fransa için de geçerli.
Almanya’nın askeri harcamalarını artırma çabası, Fransız hükümeti üzerinde kendi askeri bütçesini sürekli artırması yönünde baskı yaratıyor.
Aksi takdirde, Genelkurmay Başkanı Fabien Mandon’un yakın zamanda uyardığı gibi, Fransa’nın silahlı kuvvetlerinin “geride kalma” riski bulunuyor.
Paris’teki mevcut bütçe planları, askeri bütçenin bu yılki 57,1 milyar avrodan 2030’da 76,3 milyar avroya çıkarılmasını öngörüyor.
Bu rakam, Berlin’in planladığı harcamaların yarısına bile ulaşmıyor. Bunun başlıca nedeni, Fransa’nın halihazırda Almanya’dan çok daha fazla borçlu olması: Mart sonu itibarıyla ülkenin borcu 3,54 trilyon avro, yani GSYİH’nin yüzde 117,5’i seviyesindeydi.
Bu nedenle Paris, Berlin ile aynı ölçekte silah alımı için kredi alamıyor. Yine de sosyal sistemlerin tasfiyesini aynı kararlılıkla sürdürüyor.
Birleşik Krallık’ta da durum benzer. Orada, 2024 yılında 54 milyar sterlin olan askeri bütçe, 2029 yılında 80 milyar sterline çıkarılacak; mevcut döviz kuru üzerinden bu rakam 94 milyar avroya denk geliyor.
Birleşik Krallık da, Almanya’nın yaptığı gibi, askeri olarak güçlenmesini devasa yeni borçlanmalarla finanse edemiyor çünkü halihazırda GSYİH’sinin yaklaşık yüzde 95’i kadar borçlu.
İngiliz Bütçe Sorumluluk Ofisi, hükümetin kararlı bir rota değişikliğine gitmemesi halinde Birleşik Krallık’ın ulusal borcunun 2075 yılına kadar GSYİH’nin yüzde 300’üne ulaşabileceği konusunda çoktan uyarıda bulunuyor.
Buna bağlı olarak, sosyal hizmetler, sağlık ve eğitim alanlarında zaten azaltılmış olan bütçelerde ciddi kesintiler kapıda.
Görevinden ayrılacak olan Başbakan Keir Starmer, muhtemelen son resmi icraatlarından biri olarak, askeri bütçeye ek 15 milyar sterlin aktarmaya karar verdi.
Yakında görevi devralacak olan halefi Andy Burnham, The Times’ın bildirdiği üzere, artık “okullar, hastaneler, yollar ve enerji projelerinden” en az 7 milyar sterlinlik ek kesinti yapmak zorunda kalacak.
Merz’den devlet baskısını artırma sinyali: “Defolun!”
Silahlanma, yeni borçlanma ve sosyal refah sistemlerinin tasfiyesi, belirli bir ölçüde Almanya tarafından yönlendiriliyor.
Fakat bu durum tüm Avrupa ülkelerinin halklarını etkiliyor.
Artan hoşnutsuzluk ve yoğunlaşan protestolarla karşı karşıya kalan Şansölye Friedrich Merz, geçtiğimiz günlerde protestolara müsamaha göstermeyeceğini açıkladı.
Merz, kelimesi kelimesine şöyle dedi: “Kültürel karamsarlar, felaket tellalları, sızlananlar, şikayetçiler ve profesyonel eleştirmenler: Defolun!”
Avrupa
Finlandiya, NATO nükleer tatbikatında karargah subaylarıyla yer alacak

Finlandiya Savunma Bakanlığı, ülkenin NATO’nun 12-24 Ekim 2026 tarihlerindeki yıllık nükleer caydırıcılık tatbikatı Steadfast Noon’a katılacağını açıkladı. Karargah subaylarıyla temsil edilecek olan Finlandiya, tatbikatın belirli bir ülkeyi hedef almadığını bildirdi.
Finlandiya Savunma Bakanlığı, ülkenin NATO’nun 12-24 Ekim 2026 tarihlerinde düzenleyeceği yıllık nükleer caydırıcılık tatbikatı Steadfast Noon’a katılacağını duyurdu.
Bakanlığın açıklamasına göre Finlandiya, bu yılki tatbikatta karargah subaylarıyla temsil edilecek. Savunma Bakanı Antti Häkkänen, bu katılım biçiminin ülkenin ulusal hedeflerine en uygun model olduğunu ifade etti.
Häkkänen, “Nükleer caydırıcılık tatbikatı, NATO’nun nükleer caydırıcılığının güvenilirliğini, emniyetini ve etkinliğini sağlamayı amaçlıyor. Nükleer caydırıcılık, Finlandiya dahil olmak üzere tüm ittifakın korunmasındaki en üst düzey güvencedir” değerlendirmesinde bulundu.
Steadfast Noon tatbikatı, gerçek nükleer silahların kullanımı veya nakli söz konusu olmadan icra ediliyor.
İttifak üyesi ülkeler tatbikata farklı biçimlerde iştirak edebiliyor; bu çerçevede NATO’nun nükleer operasyonlarına destek amacıyla konvansiyonel askeri unsurlar da görevlendirilebiliyor.
Finlandiya Savunma Bakanlığı, söz konusu tatbikatın mevcut uluslararası konjonktürle bağlantılı olmadığını ve belirli bir ülkeyi hedef almadığını kaydetti.
Finlandiya daha önce de Fransa’nın Avrupa’da nükleer caydırıcılığı güçlendirmeye yönelik sunduğu girişime dahil olma kararı almıştı.
Häkkänen, bu işbirliğinin Finlandiya ve Avrupa’nın güvenliğini pekiştirmeyi amaçladığını aktardı.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron tarafından Mart 2026’da gündeme getirilen girişime Finlandiya dahil 10 ülke katıldı.
Fransa’nın nükleer doktrininin müzakere edilmesini, ortak tatbikatları ve stratejik hava kuvvetlerine ait bazı unsurların ortak ülkelerde geçici konuşlanmasını içeren girişim, NATO’nun nükleer caydırıcılığının yerini almıyor ve ittifaktaki gibi ortak savunma taahhüdü taşımıyor. Fransız nükleer silahları ve kullanımına dair kararlar Paris yönetiminin kontrolünde kalmaya devam ediyor.
Rusya’nın Berlin Büyükelçisi Sergey Neçayev ise mayıs ayında yaptığı açıklamada, Avrupa “nükleer şemsiyesinin” güçlendirilmesinin Rusya açısından stratejik tehdit oluşturduğunu savunmuştu. Kremlin, stratejik istikrar görüşmelerinde Avrupa’daki nükleer işbirliğinin genişlemesinin hesaba katılması gerektiğini vurgulamıştı.
Rusya Dışişleri Bakanlığının özel yetkili elçisi Andrey Belousov da ABD, İngiltere ve Fransa’nın Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’nı gözetmeksizin nükleer kapasitelerini artırdığını öne sürmüştü.
Avrupa
Söder, Berlin’de “sol koalisyon”u finansal akışların kesilmesi ile tehdit etti

CSU lideri Markus Söder, Berlin’deki sol koalisyon gerçekten hayata geçerse önemli mali karşı önlemler alacağını açıkladı.
Bild gazetesine konuşan Bavyera Başbakanı, “Bizim için durum açık: Böyle bir koalisyona ek finansman sağlanmamalı. Bu nedenle Başkent Anlaşması durdurulmalı,” dedi.
Bu sert açıklamasıyla, bir kez daha federal-eyalet mali dengeleme sistemini hedef alan Söder şöyle devam etti:
“Berlin’in vatandaşların korunması konusunda önemli meseleleri ele almadan bırakması ve aynı zamanda diğer eyaletlerin karşılayamayacağı şüpheli yardımlar için milyarlarca harcaması kabul edilemez. Buna bir son verilmeli.”
Berlin Eyalet Meclisi seçimlerinde Sol Parti’nin seçim zaferi sonrasında Söder, devam eden koalisyon görüşmelerini de sert bir şekilde eleştirdi.
CSU lideri, başkentte öncelikle SPD ve Yeşiller’i hedef aldı ve onları “demokratik değerlere ihanet etmek” ile suçladı.
Berlin’de Sol Parti, SPD-Yeşiller koalisyonu için “İsrail’in var olma hakkı”nın altını çizdi
Söder şöyle devam etti:
“Berlin’de bir Kırmızı-Yeşil-Kırmızı [Sol-Yeşiller-SPD] koalisyonu, tabuların tam anlamıyla ihlali olur. Bu Sol Parti üyeleriyle birlikte, ülkemizin savaş sonrası tarihinde ilk kez, kısmen antisemitik ve polise karşı eleştirel bir parti bir eyalet hükümetine liderlik edecek. Berlin SPD’si ve Yeşiller’in buna razı olması utanç verici. Antisemitizm konusunda taviz verilemez, yarı yürekli tavizler de. Bu, demokrasimizin temel değerlerine ihanettir.”
Bavyera Başbakanı, potansiyel koalisyon ortaklarını, “partizan siyasi çıkarlar uğruna iç güvenlikle ilgili temel meseleleri ve temel toplumsal uzlaşmayı bir kenara itmek” ile suçladı:
“Antisemitizm, kamulaştırma konusundaki sosyalist fanteziler, suç aşiretleriyle bağlantılar ve polis memurlarını organize suçla eşdeğer gören bir gençlik örgütü: Bunların hiçbiri, Berlin’deki SPD ve Yeşiller için bir koalisyonun önünde engel teşkil etmiyor gibi görünüyor. Böylece Kırmızı ve Yeşil, bir ‘Kızıl Cephe’ için basamak görevi görecek.”
Avrupa
Makam aracı teklifi iptal edilen AfD’li başkan kasımda yaya kalabilir

BMW, Almanya’da Saksonya-Anhalt Eyalet Parlamentosu Başkanlığına seçilen ilk AfD’li siyasetçi Tobias Rausch için sunduğu makam aracı teklifini geri çekti. Şirket teklifini Rausch’un seçildiği gün iptal ederken, mevcut aracın süresi kasımda dolacak olan meclis yönetimi henüz diğer Alman üreticilerden teklif alamadı.
Alman otomotiv üreticisi BMW, Almanya için Alternatif (AfD) partisinden Saksonya-Anhalt Eyalet Parlamentosu Başkanlığına seçilen Tobias Rausch için hazırlanan makam aracı kiralama teklifini geri çekti.
Die Zeit gazetesinin parlamento yönetimine dayandırdığı habere göre, otomobil üreticisinin genel merkezi teklifi, Rausch’un eyalet meclisi başkanı seçildiği 6 Ekim’de iptal etti. Rausch, bir eyalet parlamentosuna başkanlık eden ilk AfD’li siyasetçi oldu.
Eyalet parlamentosu başkanının şoförlü bir makam aracı kullanma hakkı yer alıyor. Rausch halihazırda selefinden devraldığı BMW 7 serisi aracı kullanıyor. Mevcut aracın kiralama süresi kasım ayında sona eriyor.
Parlamento yönetimi bu tarihe kadar yeni bir tedarikçi bulamazsa Rausch makam aracından yoksun kalacak.
Eyalet parlamentosu idaresi, Rausch’un makam aracı ihtiyacı için tanınmış Alman üreticiler arasından yalnızca BMW’nin teklif sunduğunu aktardı. Mercedes ve Audi markalarından bu süreçte herhangi bir teklif gelmedi.
İş dünyasından AfD politikalarına tepki
AfD, Saksonya-Anhalt eyaletinde 6 Eylül’de düzenlenen seçimlerin ardından mecliste grup kurdu.
Eyalet seçimleri tarihindeki en yüksek oy oranına ulaşan parti, yüzde 43,8 oy alarak 83 sandalyeli mecliste 39 üyelik kazandı.
AfD, salt çoğunluk için gereken sandalye sayısının 3 altında kaldı. Seçimlerde Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) yüzde 17,2, Sosyal Demokrat Parti (SPD) ise yüzde 9,3 oy elde etti.
BMW Yönetim Kurulu Üyesi Milan Nedeljkovic, daha önce Frankfurter Allgemeine Zeitung gazetesine verdiği mülkiyette, sağ popülizm ve milliyetçiliği “dünya ticaretiyle yaşayan, dışa açık bir ekonomi merkezi için zehir” olarak nitelendirmişti.
Alman Sanayi Federasyonu (BDI) da Rausch’un seçildiği gün yayımladığı değerlendirmede, AfD’nin eyalette yönetime gelmesi ihtimaline karşı uyarılarda bulundu.
BDI Başkanı Tanja Gönner, partinin bölgenin ekonomik başarısını oluşturan ilkeleri desteklemediğini, dolayısıyla olası bir AfD iktidarında ekonomik canlanma beklenemeyeceğini kaydetti.
Gönner, AfD’nin iş dünyasını temsil eden bir parti olmadığını belirterek ekonominin dışa açıklığa, küresel ticarete, ihracat olanaklarına ve yurt dışından nitelikli iş gücü çekilmesine dayandığını ifade etti.
Her yatırımcının yurt dışından sağlanan uzman personele ihtiyaç duyduğunu aktaran Gönner, “Bu kişiler burada hoş karşılanmadıklarını hissederse bu durum bölgenin tercih edilmemesi için derhal bir gerekçeye dönüşür” değerlendirmesinde bulundu.
Diplomasi2 hafta önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Görüş1 hafta önceEast-West Forum: Dünyanın artık kaçınamayacağı bir diyalog
Asya2 hafta önceKuzey Kore’den Batı hava savunmasını zorlayacak yeni taktik
Asya1 hafta önceÇin akaryakıt ihracatını durdurdu: Küresel pazarda tedarik daralıyor
Dünya Basını2 hafta önceÇin büyük güç kavramının anlamını nasıl dönüştürmek istiyor?
Asya2 hafta önceJapon iş dünyası heyeti Pekin’i ziyaret ederken Çin ‘tarihten ders çıkarma’ uyarısı yaptı
Dünya Basını1 hafta önceYarım trilyon dolarlık balon: Süper zeka söylemi gerçek zararları gizliyor
Dünya Basını6 gün önceİktisatçı Richard Wolff: ABD’de oligarklar devleti rehin alarak piyasayı yönetiyor











