Bizi Takip Edin

Avrupa

Almanya, silahlanmak için borçlanıyor

Yayınlanma

Almanya, askeri olarak güçlenmesini sadece sosyal güvenlik sistemini parçalayarak değil, aynı zamanda rekor düzeyde borçlanarak da finanse ediyor.

German Foreign Policy’nin aktardığına göre Berlin, yalnızca 2027 ile 2030 yılları arasında 838 milyar avroluk yeni borç almayı planlıyor ve bunun büyük bir kısmı askeri harcamalara aktarılacak.

Sonuç olarak, 2030 yılına kadar 81 milyar avroluk bir faiz yükü bekleniyor; bu rakam, mevcut sağlık bütçesinin neredeyse dört katı.

Aynı zamanda, Almanya’nın fiili askeri harcamaları, resmi olarak bildirilen rakamları yüzde 50 oranında aşıyor. Bu yılki federal bütçede Alman Silahlı Kuvvetleri’ne (Bundeswehr) yaklaşık 82,7 milyar avro ayrılmış olsa da, federal hükümet NATO’ya 124,7 milyar avroluk askeri harcama bildirdi.

Aradaki fark açıkça diğer bütçe kalemlerinde ve kayıt dışı bütçelerde (“özel fonlar”) gizleniyor. 

Berlin’e ayak uydurma baskısı altında olan Paris ve Londra da sağlık, sosyal yardım ve eğitim sistemlerinde ciddi kesintiler pahasına askeri harcamalarını önemli ölçüde artırıyor.

NATO’ya bildirilen askeri bütçe, resmi bütçeden çok daha fazla

Federal Cumhuriyet’in fiili askeri harcamaları, hükümetin resmi rakamlarını önemli ölçüde aşmaya devam ediyor.

Bu durum, bu yılki silahlı kuvvetler harcamalarına ilişkin çeşitli verilerin karşılaştırılmasıyla açıkça ortaya çıkıyor. Federal bütçe, Federal Savunma Bakanlığı’na 82,7 milyar avronun biraz altında bir kaynak ayırıyor; bu, tüm federal hükümet harcamalarının yüzde 15,8’ini oluşturuyor. 

Fakat hükümetin gölge bütçede sakladığı özel borç kaynaklarından gelen fonlar da var. Federal Maliye Bakanlığı’nın rakamları artık mevcut: 2026 yılı için toplam tutar 108,2 milyar avroya ulaşıyor.

Geçen hafta, federal hükümetin bu yıl için NATO’ya bildirdiği Alman askeri harcama tutarının aslında çok daha yüksek olduğu ve 124,7 milyar avroya ulaştığı ortaya çıktı. Bu rakam, Bundeswehr’in normal bütçesinden tam yüzde 50 daha fazla.

Bunun nedeni, Ukrayna’ya sağlanan önemli miktardaki askeri yardım gibi çeşitli maliyetli savunma harcamalarının, eleştirel incelemelerden gizlenebilecekleri diğer bütçe kalemlerine kaydırılması.

Örneğin, 2026 yılı federal bütçesinde, “Uluslararası hukuka aykırı olarak saldırıya uğrayan devletlerin güvenlik, savunma ve istikrar alanlarında güçlendirilmesi” amacıyla “Genel Mali Yönetim” bütçe kalemi altında 11,5 milyar avro ayrılmıştı.

Silahlanma, sosyal harcamaları yakalıyor

Bu arada, Federal Maliye Bakanlığı, özel borçlardan karşılanacak planlı harcamaları da içeren önümüzdeki yıllara ait rakamları açıkladı.

Bu rakamlara göre, 2027 yılında Almanya’nın askeri harcamaları, resmi federal bütçede Bundeswehr için ayrılan 110 milyar avronun biraz altındaki tutarla sınırlı kalmayacak, 139,7 milyar avroya ulaşacak. 2028 yılına kadar bu rakamın 153,9 milyar avroya ulaşması bekleniyor. 

2030 yılı için ise 184 milyar avroluk resmi harcama rakamı belirtiliyor. Bu rakamlara, Berlin’in NATO’ya sunduğu raporlara eklediği harcamalar henüz dahil değil.

184 milyar avro, Berlin’in bu yıl emekli maaşları ve yaşlılara yönelik temel gelir desteği (140 milyar avro) ile sosyal yardımlar (55,5 milyar avro) için önerdiği 195,5 milyar avroya çok yakın.

Böylece federal hükümet, Bundeswehr’in askeri güçlenmesini, Almanya genelindeki tüm emeklilere ve muhtaç kişilere sağlanan yardımların toplamına eşdeğer bir değer olarak değerlendiriyor.

Bunu finanse etmek için Berlin, sosyal programlarda sert kesintilere başladı. Örneğin, yoksulluk içinde yaşayan 2,9 milyon çocuğa verilen aylık 25 avroluk ek yardım gibi başlıklarda kemer sıkmaya gidiliyor.

Borçlanmanın yaratacağı faiz yükü

Sosyal programlardaki sert kesintilere rağmen, askeri güçlendirme yeni borçlarda dramatik bir artışa yol açıyor.

Federal hükümet, önümüzdeki yıl için 200 milyar avrodan fazla yeni borç almayı planlıyor; bu, bu yıla göre yüzde 12,5’lik bir artışa denk geliyor.

2027’den 2030’a kadar yeni borcun toplamda 838 milyar avroya ulaşması bekleniyor. Haberlere göre, bu borcun büyük bir kısmı askeri harcamalara aktarılacak.

Aynı zamanda, faiz yükü de çarpıcı bir şekilde artıyor. 2021’de yaklaşık 4 milyar avro seviyesinde olan faiz yükü, gelecek yıl 42 milyar avroya, 2030’a kadar ise 81 milyar avroya ulaşacak.

Bu rakam, mevcut sağlık bütçesinin yaklaşık dört katı.

Alman silahlanması Avrupa’yı da peşinden sürüklüyor

Almanya’nın askeri güçlendirme politikası, yalnızca sosyal refah sistemlerinin tasfiyesinden en çok etkilenen, mali açıdan savunmasız kesimlerin sırtına yüklenmiyor; aynı zamanda Avrupa genelinde askeri güçlenmeyi de tetikliyor.

Bu durum, örneğin, Almanya’nın üçüncü kez Avrupa’nın en güçlü silahlı kuvvetlerini kurmaya hazırlandığına dair endişe ve korkuların arttığı Fransa için de geçerli.

Almanya’nın askeri harcamalarını artırma çabası, Fransız hükümeti üzerinde kendi askeri bütçesini sürekli artırması yönünde baskı yaratıyor.

Aksi takdirde, Genelkurmay Başkanı Fabien Mandon’un yakın zamanda uyardığı gibi, Fransa’nın silahlı kuvvetlerinin “geride kalma” riski bulunuyor.

Paris’teki mevcut bütçe planları, askeri bütçenin bu yılki 57,1 milyar avrodan 2030’da 76,3 milyar avroya çıkarılmasını öngörüyor.

Bu rakam, Berlin’in planladığı harcamaların yarısına bile ulaşmıyor. Bunun başlıca nedeni, Fransa’nın halihazırda Almanya’dan çok daha fazla borçlu olması: Mart sonu itibarıyla ülkenin borcu 3,54 trilyon avro, yani GSYİH’nin yüzde 117,5’i seviyesindeydi.

Bu nedenle Paris, Berlin ile aynı ölçekte silah alımı için kredi alamıyor. Yine de sosyal sistemlerin tasfiyesini aynı kararlılıkla sürdürüyor.

Birleşik Krallık’ta da durum benzer. Orada, 2024 yılında 54 milyar sterlin olan askeri bütçe, 2029 yılında 80 milyar sterline çıkarılacak; mevcut döviz kuru üzerinden bu rakam 94 milyar avroya denk geliyor.

Birleşik Krallık da, Almanya’nın yaptığı gibi, askeri olarak güçlenmesini devasa yeni borçlanmalarla finanse edemiyor çünkü halihazırda GSYİH’sinin yaklaşık yüzde 95’i kadar borçlu.

İngiliz Bütçe Sorumluluk Ofisi, hükümetin kararlı bir rota değişikliğine gitmemesi halinde Birleşik Krallık’ın ulusal borcunun 2075 yılına kadar GSYİH’nin yüzde 300’üne ulaşabileceği konusunda çoktan uyarıda bulunuyor.

Buna bağlı olarak, sosyal hizmetler, sağlık ve eğitim alanlarında zaten azaltılmış olan bütçelerde ciddi kesintiler kapıda.

Görevinden ayrılacak olan Başbakan Keir Starmer, muhtemelen son resmi icraatlarından biri olarak, askeri bütçeye ek 15 milyar sterlin aktarmaya karar verdi.

Yakında görevi devralacak olan halefi Andy Burnham, The Times’ın bildirdiği üzere, artık “okullar, hastaneler, yollar ve enerji projelerinden” en az 7 milyar sterlinlik ek kesinti yapmak zorunda kalacak.

Merz’den devlet baskısını artırma sinyali: “Defolun!”

Silahlanma, yeni borçlanma ve sosyal refah sistemlerinin tasfiyesi, belirli bir ölçüde Almanya tarafından yönlendiriliyor.

Fakat bu durum tüm Avrupa ülkelerinin halklarını etkiliyor.

Artan hoşnutsuzluk ve yoğunlaşan protestolarla karşı karşıya kalan Şansölye Friedrich Merz, geçtiğimiz günlerde protestolara müsamaha göstermeyeceğini açıkladı.

Merz, kelimesi kelimesine şöyle dedi: “Kültürel karamsarlar, felaket tellalları, sızlananlar, şikayetçiler ve profesyonel eleştirmenler: Defolun!”

Avrupa

“DDR marşı” krizinin mimarı Steimle: Birleşme filan yok, Doğu Almanya işgal altında

Yayınlanma

Dessau’da düzenlenen bir AfD seçim mitinginde Alman Demokratik Cumhuriyeti (DDR) milli marşını söyleyen kabare oyuncusu Uwe Steimle kendini savundu.

AfD eş başkanı Tino Chrupalla’nın, Saksonya-Anhalt eyalet seçimlerinde AfD’nin baş adayı Ulrich Siegmund ve Steimle ile birlikte DDR marşını söylediği ortaya çıkınca Alman ana akım siyasetinde ve medyada büyük bir öfke dalgası yaşandı.

Geçen salı akşamı Dessau-Roßlau’da Steimle’nin katıldığı bir panel düzenlemişti. Etkinliğin sonunda aslında Almanya milli marşı söylenecekti fakat komedyen, Müziği Hanns Eisler’e, sözleri Johannes R. Becher’e ait olan DDR milli marşı “Auferstanden aus Ruinen”i (“Yıkıntılardan Doğmuş”) söylemeye başladı. Bundan sonra Almanya milli marşı söylendi.

Steimle, performansına yöneltilen eleştirileri reddetti. Steimle, sağcı medya kuruluşu “Kontrafunk”a verdiği demeçte, “Kendimi hiçbir şey için ayıplamıyorum,” dedi.

“Hiciv yoluyla ortalığı biraz karıştırmaya çalıştığını” belirten komedyen, kendisini “eski bir solcu” olarak tanımlarken, bir “yeni sağcı”ya dönüştürülmeye izin vermeyeceğini söyledi.

Steimle, insanların marşın sözlerini bu kadar iyi bilmelerine şaşırdığını da sözlerine ekledi. Kendisinin DDR Almanya marşıyla büyüdüğünü belirten Steimle,“Salondaki herkes şarkıya eşlik etti. Harika!” dedi.

“Batı Almanya’da kendime bir yer bulamadım”

“Diğer marş” dediği Almanya marşını da söyleyen komedyen, bununla birlikte, “Batı Almanya’da kendime bir yer bulamadığına” işaret ediyor.

Kabare sanatçısı, birçok karar alıcının ve mülk sahibinin Batı kökenli olmasını eleştirirken, “Yeniden birleşmeden söz edilemez. Biz işgal altındaki bir ülkeyiz. Ve bu bir utanç,” dedi.

Alman haber ajansı dpa’nın bildirdiğine göre, Steimle’nin avukatı da iddiaları reddetti. Panelin ardından Dessau-Roßlau savcılığı Steimle hakkında soruşturma başlatmıştı.

Avukat, kabare sanatçılarının görevinin “siyaseti çevreleyen saçmalıkları sanatsal olarak işlemek” olduğunu savundu ve bunun, savcılığın soruşturma konusu olamayacağını belirtti.

Yapılan açıklamaya göre, Steimle, gösterilerinden kaynaklanan herhangi bir yanlış anlaşılmayı gidermek için savcılıkla görüşmeye hazır.

Dresden doğumlu bir oyuncu olan Steimle, diğer rollerinin yanı sıra “Polizeiruf 110” adlı televizyon dizisindeki dedektif rolüyle geniş bir izleyici kitlesi tarafından tanındı.

2019 yılında, Steimle’nin yayıncıya karşı defalarca kamuoyuna açık suçlamalarda bulunmasının ardından MDR, “Steimles Welt” adlı programdaki işbirliğini sonlandırdı.

COVID-19 salgını sırasında ise kısıtlama önlemlerine karşı defalarca eleştirel açıklamalarda bulunmuştu.

6 Eylül’de Saksonya-Anhalt’ta yeni bir eyalet parlamentosu seçilecek. Anketlere göre AfD, iktidardaki CDU’nun oldukça önünde yer alıyor.

AfD’nin eyalet şubesi, Anayasa Koruma Dairesi tarafından kesin olarak “aşırı sağcı” olarak sınıflandırılıyor.

AfD içinde alışılmadık derecede sert eleştiriler ve sessiz kalanlar

Bild’e göre DDR krizi, şu anda AfD içinde gerginliğe yol açıyor. Bazı AfD’li ağır toplar bu olayı zararsız ya da abartılı olarak değerlendirirken, diğerleri alışılmadık derecede sert eleştiriler yöneltiyor.

AfD lideri Tino Chrupalla, Bild’in kendisine Doğu Almanya’yı geri isteyip istemediğini sorması üzerine, “Elbette hayır, ama kimsenin onu benden almasına da izin vermeyeceğim,” cevabını verdi ve şöyle devam etti:

“Doğu Almanya marşı yasak değil ve ben sözlerini güzel ve çekici buluyorum. Marşın, 1970’lerden itibaren DDR’da söylenmesine izin verilmedi çünkü içinde ‘Almanya, birleşmiş vatan’ şeklinde bir birlik çağrısı vardı. Bu çağrı, 1989’da SED’in iktidarını sona erdiren barışçıl devrimin sloganı haline geldi. Ben de Dessau’da bu çağrıya eşlik ettim. Bu kesinlikle bir skandal değil.”

Bild, diğer eş başkan Alice Weidel’in “dikkat çekici bir şekilde” sessiz kaldığına işaret ediyor. Son AfD parti kongresinde, parti başkanlığı oylamasında açık ara önde olan Weidel’in o zamandan beri, popülaritede Chrupalla’nın önüne geçtiği düşünülüyor.

Saksonya-Anhalt’ın baş adayı Siegmund da tereddüt ediyor gibi görünüyor. Kendisine yakın kaynaklar Bild’e, Siegmund’un Steimle ile aynı etkinliğe katılmak için Chrupalla tarafından “ikna edildiğini” söyledi.

Yakınlarına göre Siegmund da marşı söylememişti. Fakat etkinlikten bir videoda Siegmund’un Chrupalla ile birlikte marşı söylediği görülüyor. Siegmund ise artık resmi bir açıklama yapmak istemiyor.

Kuzey Ren-Vestfalya eyaletinden seçilen Federal Meclis üyesi Rüdiger Lucassen eleştirilerinde özellikle sert bir tavır sergiledi., Doğu Almanya marşını söylemenin bir hiciv olmadığını açıkça belirten AfD’li, Tino Chrupalla’nın bunu kabul edip ardından marşa eşlik etmesini üzüntüyle karşıladı.

Hamburg’daki AfD lideri ve milletvekili grubu başkanı Dirk Nockemann da benzer bir görüşü dile getirdi.

Nockemann, Bild gazetesine verdiği demeçte, “Adaletsizliğe dayalı bir devlet olan Doğu Almanya’nın bu marşına, hiciv olsun ya da olmasın, hiçbir koşulda eşlik etmezdim,” dedi.

Bavyera AfD eyalet başkanı Stephan Protschka ise temkinli bir eleştiri getiriyor ve bu tür şarkıların söylenmesinden “tam olarak memnun olmadığını” belirtiyor.

Aynı zamanda, ortaya çıkan tepkiyi de anlayamadığını kaydeden AfD’li, “şarkı ne yasaklanmış ne de temelde kınanacak nitelikte” diyor ama kendi düzenlediği etkinliklerden birinde bir Doğu Almanya şarkısının söylenmesine izin vermeyeceğini vurguluyor.

Kuzey Ren-Vestfalya milletvekili Stefan Keuter ise bu eylemi “talihsiz ve duyarsız” olarak nitelendiriyor. Yine de bunu büyük bir skandal olarak görmüyor.

Aynı zamanda, Doğu Alman parti arkadaşlarının bir kısmında “DDR nostaljisine” yönelik eğilimler olduğunu belirtiyor ama kendisi bunu anlayamıyor.

AfD’nin ağır toplarından olan ama bir süredir kenara çekilen Saksonya milletvekili Maximilian Krah da Bild’e verdiği demeçte değerlendirmesini iki kelimeyle, “Sadece düşüncesizlik” diye patlaştı.

Wagenknecht’ten “yapay skandal” tepkisi

BSW kurucusu Sahra Wagenknecht de bir açıklama yaparak, DDR marşının söylenmesinden “skandal” çıkarılmasını eleştirdi.

Wagenknecht, tartışmanın tamamen abartılı olduğunu söylerken, “Doğu Almanya marşını söylemek isteyen herkes söylesin. İnsanlar yine, ortada bir skandal yokken skandal yaratmaya çalışıyor,” dedi.

Wagenknecht, Dresden’de yaptığı açıklamada. “Doğu Almanlar, marşlarına dair anılarını kimsenin ellerinden almasına izin vermemeli,” diye konuştu.

Öte yandan “SED [Sosyalist Birlik Partisi] Mağdurları” ombudsmanı Evelyn Zupke, “DDR’ın görelileştirilmesini” eleştirdi.

Zupke, “Sistemin mağduru olan insanlar için böyle bir tarih unutkanlığı dayanılmaz” iddiasında bulunurken, Saksonya-Anhalt Eski Dönemi Değerlendirme Sorumlusu Johannes Beleites, “özgürlük ve demokrasi uğruna hayatlarını tehlikeye atan ya da uzun hapis cezalarına katlanan insanlara karşı bir küçümseme söz konusu olduğunu” ileri sürdü.

Wagenknecht ise buna karşılık, “Günümüzün medya ve kamuoyu ortamı karşısında giderek daha fazla insanın Doğu Almanya dönemindeki koşulları hatırlamak zorunda kalması asıl skandaldır, insanların bir marş söylemesi değil,” dedi.

AfD’nin bu konudaki iç bölünmelerinin, partinin “Doğu profilinin” pek de inandırıcı olmadığını gösterdiğini söyleyen Wagenknecht, bunu efsanevi Doğu Alman motosiklet modeli ile anlatarak, “Simson ile trafikte zikzak çizmek,” diye ekledi.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Fransa ve Almanya’dan AB diplomasisinde reform talebi

Yayınlanma

Fransa ve Almanya, Avrupa Birliği Dış İlişkiler Servisinin son dönemdeki jeopolitik krizlere karşı yetersiz kaldığını vurgulayarak kurumun 2026 yılı sonuna kadar yeniden yapılandırılmasını talep etti. Berlin ve Paris yönetimleri, yayımladıkları ortak bildiride uluslararası düzeyde daha güçlü, hızlı ve koordineli yanıtlar verilmesi için Avrupa Birliği kurumlarının iç yapısında reforma gidilmesi çağrısında bulundu.

Fransa ve Almanya, Avrupa Birliği’nin diplomatik kanadı olan Avrupa Dış İlişkiler Servisinin (EEAS) işleyişinden memnun olmadıklarını açıkça ortaya koyarak kurumun 2026 yılı sonuna kadar yeniden yapılandırılması için çağrıda bulundu.

İki ülkenin hükümetler arası istişare toplantısının ardından yayımlanan ortak bildiride, uluslararası düzeyde daha güçlü, hızlı ve eş güdümlü yanıtlar üretebilmek adına AB’nin dış eylem mekanizmalarındaki iç yapısının reforme edilmesi gerektiği vurgulandı.

Financial Times gazetesinin haberine göre Paris ve Berlin, EEAS’nin Ukrayna ve İran ile ilgili son jeopolitik krizlerin yanı sıra ABD Başkanı Donald Trump’ın politikalarına, dış politika aracı olarak gümrük tarifelerinin ve enerji kaynaklarının kullanılmasına karşı etkili yanıtlar geliştiremediğini savunuyor.

Gazeteye bilgi veren ve tartışmalara aşina olan kaynaklar, reform kapsamında EEAS’nin bazı yetkilerinin Avrupa Komisyonuna devredilmesinin de masada olduğunu belirtiyor.

Fransa ve Almanya, yayımladıkları ortak bildiride AB liderlerine çağrıda bulunarak ekim ayında düzenlenecek zirvenin, reform olasılıklarının incelenmesi amacıyla resmi bir talep oluşturulması için kullanılmasını istedi.

Bildiride, yürütülecek çalışmaların Yüksek Temsilci, Avrupa Komisyonu ve EEAS dahil olmak üzere ilgili AB organ ve kurumlarının rollerini ve kurumsal yapılarını kapsaması gerektiği ifade edildi.

Avrupa Birliği Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, AB dışişleri bakanlarının EEAS’nin geleceğini eylül ayında İrlanda’da gerçekleştirilecek gayriresmi toplantıda ele alacaklarını bildirdi.

Gazeteye konuşan diplomatlar, Fransa ve Almanya tarafından önerilen takvimin, tartışmaların tek seferlik kalmamasını sağlamayı ve reform için somut öneriler üretmeyi amaçladığını kaydetti.

Kallas, geçen ay EEAS personeline gönderdiği mektupta bu tartışmaları memnuniyetle karşıladığını belirterek sistemin daha iyi çalışabileceği konusunda hemfikir olduğunu ifade etmişti.

Kallas ayrıca, kurumda yaşanan bir dizi dikkat çekici istifanın ardından EEAS’nin idari yönetim kadrosunda değişikliğe gitmişti.

Haziran ayında Politico tarafından yayımlanan analizde de EEAS’nin kriz içinde olduğu aktarılmış, görüşlerine başvurulan eski ve görevdeki AB yetkilileri kurumu “net bir misyonu olmayan ve Avrupa Komisyonu ile rekabet etmekte büyük ölçüde yetersiz kalan” bir yapı olarak nitelendirmişti.

Haberlerde ayrıca, Kallas ile Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen arasındaki çekişmenin de kurum içindeki gerilimi artırdığı iddia edilmişti.

Eski AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell ise daha önce yaptığı bir açıklamada, Avrupa Komisyonunun diplomasi ve savunma konularındaki adımlarının, küresel arenada Avrupa’yı kimin temsil ettiği hususunda kafa karışıklığı yarattığını dile getirmişti.

Brüksel merkezli bir yapı olan ve 2011 yılında kurulan EEAS, AB Konseyi, Avrupa Komisyonu çalışanları ile üye ülkelerin diplomatlarını bir araya getiriyor ve dünya genelinde 140’tan fazla AB büyükelçiliğini yönetiyor.

Kurumun yüksek temsilciliğini 1 Aralık 2024 tarihinden bu yana Kaja Kallas yürütüyor.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Yunanistan’ın Rusya yaptırımlarına karşı direnci sürüyor

Yayınlanma

Avrupa Birliği, Rusya’ya yönelik hazırlanan 21. yaptırım paketi kapsamında Rus sıvılaştırılmış doğalgazının taşınmasına getirilecek yasakların kendi denizcilik sektörüne zarar vereceğini savunan Yunanistan’ın talepleri doğrultusunda geri adım atmaya hazırlanıyor. Atina ve Viyana’nın itirazları nedeniyle tıkanan pakette Avusturya ile uzlaşma sağlanırken, Brüksel şimdi Yunanistan’ı ikna etmek için ekonomik etki analizleri hazırlıyor.

Avrupa Birliği (AB), Rusya’ya yönelik hazırlanan 21. yaptırım paketinin sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) taşımacılığına getireceği kısıtlamaların kendi denizcilik sektörüne yıkıcı bir darbe vuracağından endişe eden Yunanistan’ın taleplerini karşılamak adına geri adım atmaya hazırlanıyor.

Politico’nun dört AB diplomatına dayandırdığı habere göre Brüksel, yaptırım paketinin bazı hükümlerini Atina’yı ikna edecek şekilde değiştirmeyi gündemine aldı.

Avrupa Komisyonu, söz konusu nakliye yasağının doğuracağı ekonomik sonuçları ortaya koymak amacıyla bir analiz hazırlıyor. Bu analizin, diplomatların yaptırım paketinin geleceği açısından hayati önemde gördüğü 22 Temmuz Çarşamba günü gerçekleştirilecek AB büyükelçileri toplantısından önce, 21 Temmuz Salı günü yapılacak ön hazırlık toplantısında ele alınması bekleniyor.

Brüksel, bu analizle söz konusu yasağın Yunanistan’dan ziyade Rusya ekonomisine zarar vereceğini ve nakliye gemilerinin bayrak değiştirmesi gibi yöntemlerle yaptırımların kolayca delinemeyeceğini kanıtlamayı hedefliyor.

Sürece aşina bir diplomat, duruma ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Bu krizden çıkış yolu bulmaya çalışıyoruz ancak Yunanistan ile yaşanan bu sorun, artık üye ülkelerin temel ekonomik çıkarlarıyla karşı karşıya gelmeye başladığımızı gösteriyor” ifadesini kullandı.

AB yaptırımlarına taş koyan Yunan milyarder

Muafiyet seçeneği gündemde

Atina’nın itirazları yaptırım paketinin en kritik bölümlerinden birini tamamen işlevsiz bırakma riski taşıyor. İki diplomat, krizin aşılamaması durumunda AB’nin son çare olarak Yunanistan’a özel bir istisna veya muafiyet tanımayı teklif edebileceğini bildirdi.

Üst düzey bir Yunan yetkili ise Atina’nın Brüksel’den net kanıtlar beklediğini vurguladı. Yetkili, sıvılaştırılmış doğalgaz taşımacılığına getirilecek yasağın Rusya’ya Yunanistan’dan çok daha büyük bir ekonomik zarar vereceğinin ve bu durumun üçüncü ülkelerdeki rakiplerin önünü açmayacağının ispatlanması gerektiğini kaydetti.

Yunanistan’ın çekinceleri diğer AB başkentlerinde de yankı bulsa da bir başka AB diplomatı, Atina’ya tanınacak olası bir muafiyetin olumsuz bir mesaj vereceğini savunuyor.

Söz konusu diplomat, diğer üye ülkelerin Rusya karşıtı yaptırımlar nedeniyle halihazırda büyük ekonomik kayıplar üstlendiğini hatırlatıyor.

Avusturya ile kriz çözüldü

Yunanistan ile müzakereler sürerken, daha önce pakete karşı çıkan diğer ülke olan Avusturya ile yaşanan krizin aşıldığı belirtiliyor.

İki diplomat, Avrupa Komisyonunun Raiffeisen Bank ile ilgili sunduğu çözüm önerisinin ardından Viyana’nın artık 21. yaptırım paketine karşı çıkmayacağını bildirdi.

Avusturya, yaptırımlara onay vermek için Rusya’daki iştirakine yönelik ihtiyati tedbirler nedeniyle 2,44 milyar euro zarara uğrayan bankası Raiffeisen’ın bu kayıplarının telafi edilmesini şart koşuyordu. Viyana, yaptırım paketine bu zararların karşılanmasını sağlayacak bir mekanizmanın dahil edilmesini talep ediyordu.

Diplomatlar ayrıca yeni yaptırım paketine, Rus petrolüne uygulanan tavan fiyatın dondurulmasına yönelik bir önerinin de dahil edilmesinin muhtemel olduğunu aktardı.

Taşımacılık devlerinin pazar kaybı endişesi

Yunanistan, yeni kısıtlamalar nedeniyle AB’nin küresel sıvılaştırılmış doğalgaz taşımacılığı pazarındaki payını kaybetmesinden endişe ediyor.

Uzmanlar, Rus yakıtının üçüncü ülkelere taşınmasının engellenmesinin Avrupalı nakliyecileri zayıflatacağını; ABD, Çin ve Japonya gibi Avrupalı olmayan aktörlerin bu boşluğu dolduracağını öngörüyor.

Ayrıca Financial Times’ın haberine göre Yunanistan, özellikle milyarder armatör Georgios Prokopiou’ya ait denizcilik şirketi Dynagas’ı korumaya çalışıyor.

Gazete, Yunanistan’ın AB Daimi Temsilcisinin diğer üye ülke temsilcilerine, planlanan yaptırımların bu işletmeyi “mahvedeceğini” söylediğini yazdı.

Daha önce AB yaptırımlarının Avrupa ekonomisine zarar verdiğini kabul eden AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikaları Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, 13 Temmuz’da yaptığı açıklamada, Avrupa hükümetlerinin uzun vadeli kazanımlar için bu kısa vadeli acıyı göğüslemek zorunda olduğunu belirtmişti.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English