Bizi Takip Edin

Amerika

Kıyamete beş kala – 5: Kapitalist eskatolojinin ayartıları

Yayınlanma

Programımız şu olmalı: Bilinci, dogmalar yoluyla değil, kendi kendine bile anlaşılmaz olan mistik bilinci –ister dini ister siyasi bir biçimde ortaya çıksın– analiz ederek reforme etmek. İşte o zaman, dünyanın uzun zamandır, gerçekte sahip olmak için sadece bunun farkına varması gereken bir şeyi hayal ettiği açıkça ortaya çıkacak. O zaman, görevimizin geçmişle gelecek arasında zihinsel olarak keskin bir çizgi çekmek değil, geçmişin düşüncesini tamamlamak olduğu da açıkça ortaya çıkacak. Son olarak, insanlığın yeni bir işe başlamayacağı, fakat eski işini bilinçli bir şekilde tamamlayacağı da açıkça ortaya çıkacak.
Marx’tan Arnold Ruge’ye mektup, 1843

Kapitalizmin günümüzdeki görünüş biçimi, bizi neden apokaliptik bir dille konuşmaya, daha da kötüsü kıyameti çağıran fikirlerle düşünmeye zorluyor?

Dünyanın altüst olduğu 16. yüzyılda, sermaye henüz emekleme aşamasındayken binyılcı hareketlerin Avrupa’yı, hatta Osmanlı’yı boydan boya nasıl kat ettiği iyi kayıt altına alınmış durumda. Ütopyaların da, eski dünya yok olurken yeni dünyaların sınırları aşarak doğumunu müjdelediği tahayyül edilmiş ama gerçek dünyalar olduğunu söylemek mümkün. Hatta Fredric Jameson, Marx’ın eleştirdiği türden “pastoral kaçış” ütopyaları ile “pratik” düşüncenin günümüzde yer değiştirdiğine işaret eder ve bugün pratik düşüncenin sisteme boyun eğme anlamına gelirken, ütopik düşüncenin bugünün dünyasından niteliksel olarak farklı bir dünya olasılığını diri tuttuğunu ve var olan her şeyin “inatçı bir yadsınmasına” dönüştüğünü söyler. Yine Jameson, bu sefer başka bir yerde, ütopyaların yanına bilimkurguyu da ekleyerek, varoluşsal deneyim ile tarihsel zamanın üst üste çakıştığını söyler ve ona göre tarihsel zaman, paradoksal olarak, aynı zamanda ahir zamana veya tarihin sonuna işaret eder. Bireyin yaşamının ve deneyiminin uzatılması (veya aşılması), onu tarihin akışına daha fazla, daha bilimsel, daha derin müdahale etmeye de muktedir kılar. Bu belki de tarihte bireyin rolünün altını daha kalın çizmenin de bir yoludur.

Ama biz daha çok ahir zamanlarla, karamsar düşüncelerle, eskatolojik bakışlarla ilgiliyiz. Burjuva dünyasının 19. yüzyıldaki ilerleyişine romantik tepkiler bir yana, kıyametle karşı karşıya kalan burjuva aydınının ilk tepkisi, Flaubert’in Duygusal Eğitim romanındaki kahramanı Frédéric Moreau’nun 1848 Devrimlerine verdiği tepkide gizlidir: Kayıtsızlık. Şubat Devrimini coşkuyla karşılayan kahramanımız, Haziranda Fransa’nın sosyal bir cumhuriyete dönüşme ihtimaline sırtını döner ve metresi ile birlikte olduğu odadan umursamazca işçilerin dövüştüğü sokakları seyreder. Kişisel/varoluşsal deneyim, tarihsel zaman ile bağını koparmıştır. 1848, tıpkı 1793, 1871 veya 1917 gibi yok oluşun (ya da aynı anlama gelmek üzere mülk sahibi sınıflar için mülksüzleştirilmenin) kapıyı çaldığı tarihsel momentlerdir.

İkinci bir tepki daha var. Alexis de Tocqueville, Paris sokaklarından işçilerin ve devrimcilerin cesetleri daha yeni toplanmışken, Kurucu Meclis’te yaptığı konuşmada, etkisi bugüne kadar sürecek bir denklem kurdu: Sosyalizm, tiranlıktır. Çalışma hakkının anayasaya geçirilmesi talepleri başarılı olursa, ona göre despotizm galebe çalacaktı. Sosyalizm kısıtlama ve kölelikte eşitlik isterdi; her insanı sadece bir araç, bir enstrüman ve bir rakam haline getirirdi. Daha sonra anılarında anlattığına göre, devrim günlerinde döndüğü başkentte, alaylar halinde toplanmış, “işsiz, açlıktan ölen ama zihinleri boş teoriler ve hayalci umutlarla dolu yüz bin silahlı işçi” bulmuştu. Toplum ikiye bölünmüştü: Hiçbir şeye sahip olmayanlar, ortak bir açgözlülükle birleşmişti; bir şeye sahip olanlar ise ortak bir dehşetle:

“Bu iki büyük kesim arasında hiçbir bağ, hiçbir sempati yoktu; her yerde kaçınılmaz ve acil bir mücadelenin fikri kapıda gibi görünüyordu. Zaten burjuvazi ile halk (çünkü eski takma adlar yeniden kullanılmaya başlanmıştı) Rouen, Limoges ve Paris’te, değişen şanslarla birbirlerine yumruk atmaya başlamıştı; mülk sahiplerinin ya sermayelerine ya da gelirlerine saldırı ya da tehdit altında kalmadığı tek bir gün bile geçmiyordu…”

Yeni ve tanımlanamayan bir virüs yayılıyordu ona göre; sosyalizm veya radikal eşitlikçi fikirler “hastalık” gibi görünüyordu. Tocqueville, kıyamet senaryosu veya distopyaya yakın bir şey tarif ediyordu. Zaten kitleleri “arı”, “karınca”, “haşere” gibi böcek veya diğer hayvan türlerine benzeterek aynı zamanda biyolojik bir korku yaratma fikri, sonrasında bilimkurgu ve fantezi edebiyatında da sık sık rastlanan bir tema olacaktı. Kitlelerden, demokrasiden ve sosyalizmden korku, veba ile, terör ile, kıyamet ile paralel gidiyordu.

(Burjuva) Bireyin sınırlılığı, 19. ve 20. yüzyıl (neo)liberal düşüncesinde, ekonominin sınırsızlığı ile tazmin ediliyordu. Mark Featherstone, kapitalist ütopyayı incelediği Planet Utopia kitabında, Friedrich Hayek’in, “insan sonluluğu” denen “trajik sorunun” kapitalizmin “post-insan” ütopyacılığıyla nasıl çözüme kavuşturduğundan bahsettiğini aktarıyor: Ekonomi, kendilerinde mevcut mübadele işlevleri sayesinde insanları sonsuz kılıyordu. Ekonomi, insanları bir tür “kozmolojik” makineye bağlıyordu. Milton Friedman ise daha da ileri giderek, Amerikan geleneğindeki “sert birey”, “kendi kendini yetiştiren adam” ve “serhat” [frontier] kavramlarına atıfta bulunuyor ve kapitalizmin “soğuk, araçsal rasyonalitesini Amerikan pragmatizm, bireycilik ve özgürlük ideallerinin arkasına gizleyen”, Soğuk Savaş dönemine özgü “militarize edilmiş bir kapitalizm” versiyonu üretiyordu.

Dönüp dolaşıp Amerikan sınırlarına geldik. Kantçı “matematiksel yüce” kavramına benzer şekilde, Mises-Hayek-Friedman ekolü iktisadı da bilinemez, aşkın, sadece uzmanların ve özgür insanların anlayacağı ezoterik bir bilgi konteyneri olarak kurguluyordu. İktisadi mantığa meydan okumak mümkün değildi. Özellikle Friedman’ın neoliberal kaçış modellerinde, sosyal devletin “talep yaratıcı” mantığına savaş açılıyor ve verimliliğe özgürlük ve inovasyon; düşük vergilendirme ve daha erişilebilir, daha ucuz işgücü ile tanımlanan daha etkili bir iş ortamının yaratılması yoluyla erişiliyordu. Finans, bu modelde önemli bir yer kaplıyordu ve işbirliğinin reddi temel taşlardan biriydi: Sürekli rekabet ortamında yaşayan ve çalışan, inovasyonu, kalkınmayı, üretkenliği, tüketimi vb. teşvik edebilen birbirinden bağımsız bireylerden oluşan bir topluluktu hayal edilen. Featherstone’a göre bu sosyal ve iktisadi mücadele vizyonu, “rekabetçi bireyi, ucuz finansman araçlarından yararlanarak kendi ütopyasını satın alan ve böylece ilk kolonistlerin kuruluş efsanesine geri dönen ‘kendi kendini yetiştiren adam’ olarak hayal eden Amerikalılara oldukça uygun gelmişti.” Friedman’ın parasal ekonomisinde para yaratımı ile üretim paralel ilerleyecekti ama finans, gelecekteki zarar olasılığına karşı korunma sağlayan türev araçlar yaratarak yatırımcı tarafındaki zarar (gelecekteki kârlara yapılan bahsin tutmaması) olasılığını ortadan kaldırmasına imkân verdi. Riskten korunmanın (hedging) finans üzerindeki etkisi, borç verenin riskini ortadan kaldırmaktı: Borç veren, kayıplara karşı sigorta yaptırarak finansal sistemi, üretken ekonomiyle ilgili endişelerden fiilen kurtarmıştı. İşçi ise bugündeki (veya gelecekteki) ihtiyaçlarını karşılamak için dün (veya bugün) aldığı borçları geri ödemek amacıyla para kazanmak üzere üretme zorunluluğuna hapsolmuştu. Ödeme yapamama olasılığı alacaklı için sorun değildi ve Featherstone’un deyişiyle, sosyo-iktisadi “doğa durumu”nun bir parçasıydı.

Sonlu kaynaklar, sonsuz finansal spekülasyon ile aşılacak ve çöküş ihtimali, algoritmanın matematiksel soğukluğunun verdiği tahmin rahatlığı ve riskten arındırma ile sıfırlanacaktı; elbette “yatırımcı” için.  

Fakat bu nasıl bir kaçış olabilir? Hedging yoluyla borç verenin zarar etmesi neredeyse imkânsızsa, “temerrüde düşme” aslında oyunun kurallarından biriyse, bu finansal gerçekten çıkış nasıl mümkün kılınacak? Başka bir şekilde sorarsam: Bu zenginler daha ne istiyor?

İki günde çöken dünyalar

1978’de verdiği bir derste, ünlü bilimkurgu yazarı Philip K. Dick, kendisini cezbeden iki soru olduğunu söylüyordu: İlki, “Gerçek nedir?” ve ikincisi, “Otantik insan nelerden oluşur?” idi.

Dick, iktidara (ve teknolojiye) sahip güçlü insanların yarattığı “sözde gerçeklikler”den şüphe duyuyordu; hatta şüphe duymak ne kelime, bununla kafayı bozmuştu. Bu sonuncu benim yorumum; zira Dick, akıl sağlığını yitirdikten sonra FBI’a ihbar mektupları yazarak, Stanislaw Lem’in bir kişi değil, aslında bir grup Sovyet ajanının yarattığı sahte bir yazar olduğunu bile ileri sürecekti. Fakat Dick’in kitaplarını okuduğunuzda (mesela Ubik, mesela Çığrından Çıkmış Zaman, mesela Kozmik Kuklalar mesela Androidler Elektrikli Koyun Düşler mi?) her zaman yaşadığı dünyaların yalanlığından şüphe duyan karakterlerle karşılaşırız. Bu geçici dünyanın altında aslında daha sabit, daha kadim, daha gerçek bir dünya vardır. Zaten Dick de, aynı derste, editörleri kendisinden “iki günde çökmeyecek dünyalar” yaratmasını istediği halde kendisinin bunun tam tersini sevdiğini, kaosa düşkün olduğunu, bu kargaşa ile kitaplarının kahramanlarının nasıl baş edeceğini izlemek istediğini söylüyor. “Bir toplumda veya bir evrende,” diyor Dick, “düzen ve istikrarın her zaman iyi olduğuna inanmayın.” 

“Eski olan, taşlaşmış olan, her zaman yeni yaşama ve yeni şeylerin doğuşuna yol açmalıdır. Yeni şeyler doğabilsin diye eskilerin yok olması gerekir. Bu tehlikeli bir farkındalıktır; çünkü bize, eninde sonunda bize tanıdık gelen şeylerin çoğundan ayrılmamız gerektiğini söyler. Ve bu acı verir. Ama bu, hayatın senaryosunun bir parçasıdır. Değişime psikolojik olarak uyum sağlayamazsak, içsel olarak biz de ölmeye başlarız. Demek istediğim şudur: Gerçek insan yaşayabilsin diye nesneler, gelenekler, alışkanlıklar ve yaşam biçimleri yok olmalıdır. Ve en önemli olan da gerçek insandır; yani gelişebilen, yeniyi özümseyebilen ve onunla başa çıkabilen, canlı ve esnek bir organizma.”

Tabii Dick, üstteki yalan ve geçici dünyaya karşılık alttaki gerçek dünyayı İncil’in mesajı ve Tanrı ile eşitliyor. Hatta Şeytan, bizi “geçicilik” ile, her şeyin değiştiği tuhaflıklar dünyası ile kandırıyor ve belki de Mesih’in ikinci gelişine olan inancımızı, gerçek zamanın kavranışına olan eğilimimizi törpülüyordu. Sanki Deccal, geçiciliği, sahteliği bizi bir tür Matrix’e hapsetmek için kullanıyordu. Dick’te tarih yoktur; gayb [divination] vardır. Görünen ile görünmeyen arasındaki bağ Hristiyanlaştırılır. Çöküş, kıyamet, aslında yok oluş değil, sonsuzluğa, gerçek olana kavuşmak haline gelir bu durumda.

Financial Times için yazan Henry Farrell ve Dan Wang da günümüzün “Dick’vari” durumunu anlamış görünüyor. “Akıl dışı milyarderlerle, bilinç sahibi olduğunu iddia eden makinelerle, halüsinasyonlarla dolu dünyalarla ve siyasi çöküşle dolu” diyorlar önümüzdeki gelecek için ve şöyle devam ediyorlar:

“[Elon] Musk ve yandaşları, kendilerini Asimov tarzı süper dahiler olarak görseler de, daha çok bu evrenden kaçmış kişiler gibi görünüyorlar. Günümüz Silikon Vadisi’ni daha iyi anlamak için bize yol gösteren, Dick’in çok daha tuhaf duyarlılıklarıdır.”

“Olağanüstü para kazanma planlarıyla tuhaf inançlar” bir araya geliyor: Mesela, Marc Andreessen’in risk sermayesi ortaklığı hem kumar uygulamalarına ve “her şeyde hile yapacağını” vaat eden bir girişime fon sağlıyor, hem de torunlarımızın “yıldızlarda yaşayacağını” vaat ederek, “koruyucu azizler”le tamamlanmış kendine özgü yarı-dini bir inanç bildirgesi kaleme alıyor. Yazarlar, Peter Thiel’in “teknoloji alanında kazananları seçmedeki muhteşem sicilini eskatolojiye olan takıntısıyla” birleştirdiğini; Sam Altman’ın ise yapay zeka sayesinde “her dileği yerine getirebilecek bir cin yaratmaya çok yaklaştığımızı” söylediğini hatırlatıyor.

Dahası, Dick’in paranoyak sistemlerinin çöküş ihtimallerinin bugünkü kapitalist eskatolojide istismar edildiğini eklemem gerek: Günümüz hiper-finansal ortamında, iktisadi eylemler “rasyonel” hesaplamalarla değil de kurgusal beklentiler yoluyla anlaşılıyorsa, yatırımın şimdide değil de gelecekte kâra dönüşeceğine ilişkin kapitalist zamansallığın sınırları finansal hedging ile aşılmaya çalışılıyorsa, kıyamet korkusunun diri tutulması “iktisadi rasyonelliğin” yegane yolu haline gelmez mi?

Jens Beckert, Imagined Futures [Muhayyel Gelecekler] kitabında, tam da buna işaret eder: Eğer gelecek (ve bugün) temelden belirsizliklerle malulse, kolektif biçimde tutunulan kurgular iktisadi aktörleri “felç edici şüphe”den kendilerini kurtarmalarını sağlar. Kurgular, kısa vadeli getiriler sağlamasalar bile yatırımlara yön verir. Hatta Beckert’e göre, uzun vadeli yatırımları destekleyen ve ayakta tutan, “toplumsal olarak paylaşılan kurgusal beklentiler”dir.

Ama bu kapitalist eskatoloji, yeni birikim sınırlarının ve “yaratıcı yıkım”dan uzaklaşan kapitalizmin aşırı birikim eğilimini hafifletmeyi amaçlayan iktisadi bir “yamuk bakma”ya, yani kelimenin kötü anlamıyla ideolojiye de işaret eder. Bernie Sanders’ın, Musk ve Bezos’un ultra zenginliğini eleştirip eşitsizliğe dikkat çektiği bir tweetine yanıt veren Tesla’nın sahibi, “Hayatı çok gezegenli hale getirmek ve bilincin ışığını yıldızlara yaymak için kaynak biriktiriyorum,” diyordu. Dünyanın en zengin adamı, “sonlu kaynaklar” varsayımından türeyen Mars’ın kolonileştirilmesi hedefini hiçbir kamusal sorumluluk veya hayırseverlik anlayışına dayandırmıyordu. Eğitime, sağlığa ve reformlara yatırım yapan eski tip kapitalist hayırseverlik yerine ahir zamana işaret eden bir kaçış rampasına, ister başarılı ister başarısız olsun, parayı gömmekti bu.¹

Kıyametin bile işlemediği finans dünyası

Ne var ki, Tocqueville’den mülhem sosyalizm korkusu, dekadan kapitalizmin tek tepkisi değil. Flaubert’çi kriz yönetimi de diğer verimli kaynağı oluşturuyor.

M. John Harrison’ın 2017 yılında yayımlanan Kriz isimli öyküsü bu açıdan tipik. Kendi türünü “Tuhaf Kurgu” olarak adlandıran Harrison’ın anlatısında, dünya uzaylılar tarafından istila ediliyordu. Ama bu istilacılar gerçekten uzaylı mıydı, hatta bu hakiki bir istila mıydı, kimse anlamıyordu. Kimse bunların ne olduğundan, nereden geldiklerinden ya da geleneksel anlamda “burada” olup olmadıklarından bile tam olarak emin değildi. Anlamlı bir şekilde City of London göğünde duran ve burayı girilmez bir yer haline getiren “şeyler” (iGhetti diyorlardı) neydi? Kimisi için karanlık maddeydi; kimisi bu şeylerin Internet’ten fırlayıp geldiğine inanıyordu. Onlarla savaşmak anlamsızdı çünkü aslında bir şey de olmuyordu. Bu nedenle işgal edilmişlik hissi de yoktu. İşsiz kalan finans çalışanları evlerine dönüp hobileriyle uğraşıyorlardı. Dünyanın finansal sinir sisteminin merkezinin hemen yanı başındaki kibar semtlerde hayat olağan akışında devam ediyordu:

“Sanki hiçbir şey değişmemiş gibiydi; sanki City’nin kenar mahalleleri, tıpkı Batı Londra gibi, hâlâ kendilerini sağlam ve işlevsel olarak görüyorlardı; paranın güvenini yitirmeden önce ‘ekonomi’ olarak adlandırdığımız şeyin kalbi olarak.”

Harrison bu yıl yayımladığı Her Şeyin Sonu (manidar!) romanında Kriz’deki anlatıya geri dönüyor ve insanların başına gelenleri yadsıma, yok sayma eğilimini uçlara taşıyor. Bütün Ada şiddetin pençesindedir, havayolları tamamen ortadan kalkmıştır, Avrupa artık İngilizler için “kayıp kıta”dır; ama kibar ve yarı-kibar semtlerin deniz kenarı kafelerinde garsonlar kahve ve kruvasan servis etmeye devam etmektedir. iGhetti’lerin gelişinin üzerinden yıllar geçmiştir; ama kimse meydana gelen değişiklikleri anlamak ya da hatta kabul etmek için pek çaba göstermez: “Artık kimsenin hiçbir şeyi anlayabildiği günler çok geride kalmıştı.”

Neyin gerçek olduğundan emin olmak zordur. Ama Dick’in evrenlerinden farklı olarak, altta yatan bir gerçek de yok gibi görünmektedir. Hatta daha da kötüsü, bir uzaylı istilası dahi City of London ve etrafında örgütlenen yapıyı sarsamaz gibi görünmektedir. Kıyamet, finansal kapitalizmin her gün felaketlerle dolu olan dünyasına işlememektedir sanki. “Meleklerin cinsiyeti” tartışmasını andırır şekilde, öğle saatlerinde lüks dairlerinden çıkan emekliler, VIII. Henry ve Britanya Savaşı hakkında dostane tartışmalara girerler. Kıyametin bile sökmediği bir dünya inşa edilmiştir adeta!

Çöküşü çağırmak

Frédéric Lordon, yapay zeka kaynaklı finansal çöküş beklentisi üzerine yazdığı yazıya, “Balon nedir? Toplumsal bir inanç. Çöküş nedir? Bu inancın çöküşü,” diye başlıyor. Yazara göre borsa ve kredi olmak üzere iki balonumuz var şu anda, “Kapitalizm tarihinde eşi benzeri görülmemiş bir sermaye seferberliğini sürdürmeye yetecek kadar güçlü bir kolektif inanç tarafından yaratılan iki balon.” ABD’li kapitalistlerin bir hikâye uydurma, yani bir inanç yaratma konusunda epey tecrübeli olduklarını kabul etsek bile, Lordon’a göre, bu sefer hiçbir çabadan kaçınmadılar ve bize en görkemli vizyonları sundular. Fakat ona göre bunlar alışılmadık ve paradoksal bir biçim aldı: “İnsanlığı, sattıkları ürünün korkunç, neredeyse varoluşsal riskleri konusunda ikna etmek.”

Bunu “mükemmel bir efsane” olarak nitelendiren Lordon, bu mit yaratma işleminin arkasındaki büyüyü de bozuyor: 2020’den bu yana “Büyük Beşli” (Microsoft, Google, Oracle, Meta ve Amazon) yapay zeka “kazanına” 1,9 trilyon dolar aktardı ama artık bu yatırımın bir getiri sağlaması gerekiyor. Lordon’a göre yapay zekaya inancın aşınmasının başlangıcına tanık oluyor olabiliriz ve kritik bir eşik aşıldığında, önceki çılgınlığın ultra “manikliğine” benzer, “acımasız bir finansal düzeltme” yaşanacak. Para kaybeden OpenAI ve Anthropic, henüz kâr elde edemedi; “hiperskalerler” için yapılan en iyimser varsayımlara göre Amazon hariç tüm bu şirketlerin 2025–30 döneminde negatif yatırım getirisi elde edeceğini düşünülüyor. Finansal ivmelerini sürdürmek isteyen hiper ölçekli şirketler artık hisse geri alımlarını durdurmak da dahil üzere radikal önlemlere başvuruyorlar ve devasa borçlar biriktiriyorlar.

Bunları bilmiyorlar mıydı? Önemli olan bilmemek değil. Finansal bir balon olarak yapay zeka, hem destekçileri hem de karşıtları eliyle kapitalist eskatolojinin parçası haline getirildi; hatta onu dönüştürdü. Buy bağlamda yapay zeka, yine kelimenin kötü anlamıyla, bir ideolojidir. Kayıtsızlık ve şiddet dolu tepki varyantları bu genel eğilimi değiştirmez.

Aris Komporozos-Athanasiou buna “Çöküş Finansı” diyor. Ona göre çöküş finansı, “geleceğe dair birbiriyle rekabet eden anlatıları üretip yönetmek, bu gerilimi yerinde bırakmak, yeniden dağıtmak ve ortaya çıkardığı belirsizliği paraya çevirmek” için işleyen bir mekanizmadır. Yazar şöyle devam eder:

“Çöküş finansı, bu tür çok yönlü spekülasyonlardan beslenir: tutarlılık ya da sonuç gerektirmeden çelişkili gidişatları –istikrar ve kriz, büyüme ve yok olma– barındırır. Bu ekosistemin en keskin ucunda, kripto para birimleri hem tehlikeli balonlar hem de sistemik çöküşe karşı bir koruma aracı olarak görülür. Felaket tahvilleri, sigortaladıkları olaylar daha sık ve daha az öngörülebilir hale gelse bile yüksek getiri sunar. Emeklilikler, güvenliği giderek daha dalgalı piyasalarda risk yönetimi kapasitesine bağlı olan bireyselleştirilmiş yatırım araçları olarak yeniden tanımlanır. Tüm bu süre boyunca, yeni bir kurucu-girişimci sınıfı, çoğu kişi için sosyal güvenliği daha da altüst ederken, bazıları için ise refah dolu uzun vadeli bir gelecek vaat eder.”

Finans, krizler aracılığıyla yönetir. Komporozos-Athanasiou’a göre bir zamanlar finansal krizlere verilen tepkilere yapı kazandıran kategoriler (yani risk, güvenlik, toparlanma, hatta piyasanın kendisi) giderek daha istikrarsız hale geliyor. Bu durumda ise finansın vaadi şudur: “Dünya paramparça oluyor olabilir, ama portföyünüz yine de iyi performans gösterebilir.”

***

Geçmişle geleceği bugünde düğümleme ihtimali, gerçeğin rüya gibi görünen sahteliğin arkasında, elimizi uzatınca ulaşabileceğimiz bir diyar olduğu fikri, kapitalist eskatolojinin cenderesinden kurtulma ihtimali sağlar. Bu da bizim kaçış rotamız olabilir. Marx’ın Ruge’ye yazdığı mektupta, sahip olduğumuz şeyi aslında zaten uzun süredir hayal ettiğimizi fark etmemiz ile bilincin dogmalardan uzak reformasyonu arasında bağ kurması, bir başlangıç noktası olabilir.

Ya da belki de, Harrison’ın kendi “karşı hatırat”ında yazdığı gibi, yaşadıklarımızın bir kısmının bize rüya gibi gelmesi onları anladırmamızın yegane yoludur:

“Başınıza gelenlerin büyük bir kısmı, görünmez ve/veya çözümlenemez nedensel zincirler aracılığıyla gerçekleşecektir. Hayatın büyük bir bölümünde, başkalarına ne olduğunu bir kenara bırakın, kendinize ne olduğunu bile asla bilemeyeceksiniz. Etrafınızda olup bitenlerin çoğunu ise hiç farkına bile varmayacaksınız. Nedensel ilişkiler her yerde mevcut ve güvenilirdir; fakat nedenselliği aramak, en iyi ihtimalle geçici olan epistemolojiler ve ontolojiler kullanarak, asla elde edemeyeceğiniz açıklamaları bulmak için boşa çabalaymaktan ibarettir. Neden zamanınızı boşa harcayasınız ki, özellikle de kurguyla? Farkında olmadan, eskiden ‘rüya’ denilen şeyin içinde hayatlarını çözmeye çalışan herkes için kurguda bir temsil yer verelim. Hayatın bir rüya olduğundan emin değilim. Ama onu haritalandırma girişimleriniz size bir rüya gibi gelmiyorsa, uyanık olmanın gerçekte ne olduğu ya da bunun nerede ve hangi koşullarda gerçekleştiği konusunda ciddi bir yanılgıya düşüyor olabilirsiniz.”


¹ Ben Tarnoff ve Quinn Slobodian, Elon Musk’ı “Muskizm” adını verdikleri daha geniş bir düşünce sisteminin içine yerleştirdikleri kitapta, Musk’ın apartheid rejiminde geçen çocukluğuna, anne tarafından dedesinin Teknokrasi hareketine mensup olduğuna işaret ediyorlar. Teknokrasi, kaynakları bilimsel ilkelere göre tahsis edecek mühendislerin diktatörlüğü altında yönetilen bir toplum hayal ediyordu ve “kapitalizm ile demokrasiyi tek darbede öldürmek” istiyordu. Yazarlara göre Muskizmin esbabı mucibesi (ve aynı zamanda çelişkisi), teknoloji aracılığıyla bireye egemenliğini kazandırmaktı ama bu egemenlik, aslında yalnızca “bazılarının”, yani süper zenginlerin egemenliğini pekiştirmeyi amaçlıyordu.

Amerika

El Salvador, Haiti’yi işgal etmeye başladı

Yayınlanma

El Salvador lideri Nayib Bukele, adadaki çete sorununu ortadan kaldırma çabalarına destek olmak iddiasıyla Haiti’ye binlerce asker göndermeye başladı.

Axios’ta yer alan habere göre Bukele, salı günü ABD Başkanı Donald Trump’ı arayarak, Haiti hükümetinin de kabul ettiği bu büyük çaplı askeri tırmanışa ilişkin herhangi bir sakıncası olup olmadığını teyit etti.

Görüşmeyle ilgili bilgi sahibi kaynaklara göre, Trump ona “Ne yapman gerekiyorsa yap,” dedi.

Haiti, Bukele ve kötü şöhretli güvenlik şirketi Blackwater’ın eski sahibi Erik Prince için, bu yarımkürede ABD’nin gücünün kamu-özel sektör vekilleri olarak hareket etmeleri açısından bir “deneme alanı” olabilir.

Irak’ta yaptığı katliamlarla bilinen Blackwater’ın kurucusu Prince, hem Trump’ın hem de Bukele’nin müttefiki olan ve aynı zamanda Haiti’de faaliyet gösteren bir isim.

Blackwater kurucusu Prince Haiti’de gizli operasyon yürütüyor

CNN muhabiri Caitlin Stephen Hu’nun aktardığına göre iki bin asker, buraya yapılan önemli bir sevkiyat.

Çünkü bu sayı, Haiti’nin tüm ordusundan daha fazla ve Haiti Ulusal Polisi’nin kentsel faaliyet alanının yaklaşık dörtte birine denk geliyor. 

Salvador işgal gücü, BM destekli çok uluslu Çete Bastırma Gücü’nün (GSF) mevcut personel sayısına yaklaşık olarak eşit ve Haiti hükümetinin gizli “görev gücü”ndeki özel askeri müteahhitlerin sayısını bir hayli aşıyor.

CNN’e konuşan konuya yakın bir kaynağa göre, Salvadorlu güçlerin komuta yapısı şimdilik belirlenmiş durumda değil.

Eril Prince ayrıca Haiti’ye insansız hava aracı (drone) savaşını da getirmiş durumda. Görev Gücü’nün geçen Mart ayında operasyonlara başlamasından bu yana 2.000’den fazla saldırı gerçekleştirildi.

CNN’in görüntülediği bir videoda, minik bir insansız hava aracının bir çatının üzerindeki su deposuna benzeyen bir yapıya doğru uçtuğu görülüyor. Aracın çarpmasıyla yapı patlıyor ve aniden bina alevler içinde kalıyor.

Görev Gücü’nden bir kaynak, buranın bir çetenin Molotof kokteyli üretim tesisi olduğunu söylüyor.

Haiti’de tekerrür eden tarih: Yine ‘barış gücü’ gidiyor

Prince, geçen ay Port-au-Prince’de CNN’e verdiği özel röportajda şunları söyledi:

“İsyancılar sadece liderlerini ortadan kaldırarak yenilmez. “Amerika Birleşik Devletleri’nde bu konuda bir takıntı olduğunu biliyorum, fakat savaşlar, önemli sayıda düşman askerini savaş alanından uzaklaştırarak kazanılır. Onlar kötü suçlular ve onlar için en iyi yer toprağın altı.”

Prince’in yeni şirketi Vectus Global, geçen yıl Haiti’nin geçici hükümeti tarafından görevlendirildi. Görev Gücü şu anda, Haiti Ulusal Polisi, BM tarafından yetkilendirilen yeni Çete Bastırma Gücü, Haiti’nin uzun süredir ihmal edilmiş ordusu ve silahlı milis gruplarından oluşan bir ağın yer aldığı parçalanmış bir güvenlik ortamında faaliyet gösteriyor.

CNN’e göre “yüz yüze konuşurken yumuşak başlı ama sosyal medyada oldukça aktif” olan Prince, Haiti’deki çalışmalarını, kendi çözümsüz güvenlik sorunlarıyla boğuşan diğer çökmekte olan devletler için bir model olarak tanıtıyor.

Bukele: Sizi işgal etmeye gelmedik

El Salvador çarşamba günü, Haiti’ye 2.000 kadar asker gönderdiğini duyurdu. Kaynaklara göre bu sayı ikiye ya da üçe katlanabilir.

Bukele, perşembe günü X’te yaptığı paylaşımda, “Haiti’ye para kazanmak için gelmedik, çünkü kimse bize bunun için para ödemiyor. Haiti’ye kötülere karşı savaşmak için geldik,” dedi.

El Salvador, diğer ülkelerle birlikte, BM tarafından kurulan ve Haiti’nin başkenti Port-au-Prince’te faaliyet gösteren “Çete Bastırma Gücü” (GSF) adlı girişimin bir parçası.

Miami Herald’a göre, 18 Ekim’de dört Salvadorlu havacılık teknisyeni pusuya düşürüldü ve akıbetleri hâlâ bilinmiyor.

Üç gün sonra Bukele, X’te bir uyarı yayınlayarak şunları söyledi:

“Siz çete liderlerinin bir şeyi çok net bir şekilde anlamanızı istiyorum: Dört rehineyi de sağ salim geri alamazsak, bugünkü saldırı gelecekte olacakların yanında hiçbir şey kalmayacak. El Salvador’daki çetelerin işini çoktan bitirdik, sizinkini de bitirebiliriz.”

Haiti halkından kendisine güvenmelerini isteyen Bukele, Karayip ülkesini işgal etmediğini, tek istediğinin askerlerini geri almak olduğunu ve Haiti’deki çetelere bir ders vermek olduğunu ileri sürdü.

El Salvador lideri şöyle devam etti:

“Bu, Haiti halkına yönelik bir operasyon değil, ne de Haiti ülkesine yönelik bir işgal. Biz bir süper güç değiliz. Haiti halkını egemenliğimiz altına almak ya da Haiti’nin zenginliklerine el koymak gibi bir niyetimiz yok. Biz gelişmekte olan mütevazı bir ülkeyiz. Tek istediğimiz, dört havacılık teknisyenimizin evlerine dönmesi.”

Bukele’nin ifadesine göre, çeteler Haitililere acı çektiriyor, sevdiklerini öldürüyor ve halkın “korkusuz, normal ve özgür bir hayat sürmesini” engelliyor.

Bukele, “bu operasyonun masraflarını karşılayanın” El Salvador olduğunu söyledi. “Giderlerin %90’ını kendi mütevazı kaynaklarımızla karşılıyoruz,” diyen Bukele, birliklerin konuşlandırılmasının neredeyse tamamlandığını da duyurdu.

Bukele, “Bize pahalıya mal oluyor ama kendi acılarımızdan ders aldık: Adalet ve barışın bedeli yoktur,” dedi.

Haitililerden kendisine güvenmelerini ve şifa için Tanrı’ya dua etmelerini isteyen bu güçlü lider, ardından Eski Ahit’ten 2. Tarihler 7:14 ayetini alıntıladı.

Haiti Seçim Kurulu, çete şiddeti gerekçesiyle seçimleri erteledi

2019’da ilk kez seçilen Bukele, El Salvador’da MS-13 çetesini acımasız bir askeri güç kullanımı ve kitlesel tutuklamalardan oluşan bir kampanya ile ortadan kaldırmasıyla dikkatleri üzerine çekti.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile güçlü bir ilişkisi olan Bukele, ABD’den toplu olarak sınır dışı edilen ve ardından Bukele’nin kötü şöhretli CECOT hapishanesine hapsedilen üçüncü ülke göçmenlerini kabul etmeyi kabul ederek yeni Trump yönetiminin gönlünü kazandı.

Bukele’nin birimleri, Salvadorlu özel kuvvetler ve askeri teçhizatın adaya akın etmeye başlamasıyla birlikte, çarşamba günü onaylanan Haiti ile yapılan ikili anlaşma kapsamında adada operasyon yürütme yetkisi aldı.

Yine çarşamba günü, Haiti Seçim Kurulu, çete şiddeti nedeniyle cumhurbaşkanlığı seçimlerini gelecek yıla erteledi.

Bukele’nin işgal güçleri, şu anda üyesi olduğu GSF ile ve Prince’in Blackwater’ın halefi olan özel güvenlik şirketi Vectus Global ile paralel olarak faaliyet gösteriyor gibi görünüyor.

Haiti, “çete şiddetini bastırma” misyonundaki ilk Kenyalı subayları bekliyor

ABD, BM gücünü “bürokratik ve çekingen” buluyor

Temsilciler Meclisi Dışişleri Komitesi Başkanı, Cumhuriyetçi Florida Kongre üyesi Brian Mast, BM destekli GSF’nin fazla bürokratik ve çekingen olduğunu söyledi.

Mast, Kenya’nın liderlik ettiği GSF’nin öncülünün çok beceriksiz ve 1 milyar dolarlık maliyeti nedeniyle çok pahalı olduğunu savundu.

Mast, “Her Kenyalı için 1 milyon dolarlık bir harcama yaptık ve sonuçta durum daha da kötüleşti,” dedi.

Haiti çetelerinin işlediği katliamları göstermek amacıyla Mast, GSF’ye yardım ettiği için palalarla parçalanarak öldürülen bir Haitili erkeğin videosunu Axios ile paylaştı.

Adada tecavüz, kundaklama, haraç ve adam kaçırma olayları yaygın bir şekilde yaşanıyor.

Mast, El Salvador’un kayıp dört personelini bulmasının ötesinde şunları da yapmasını istedi:

“Umarım bu görevin amacı intikam almak, cezalandırmak ve çeteleri yok etmektir. Orada bir amaç ve motivasyonla hareket eden birinin olması gerekiyor. Artık bu mücadele onlar için kişisel bir mesele haline geldi ve mücadele çetelerin kalesine taşınacak. ABD bu işten çıkmak ve milyonları boşa harcamamak istiyor.”

Kolombiya, gayri resmi işgal aracısı olarak işlev görebilir

Bukele, Trump yönetiminin El Salvador’un ABD adına bir vekil güç olarak Haiti’yi sakinleştirmesine izin vermesini önermişti.

Fakat Axios’a konuşan bir kaynak, “Rubio bu konudan uzak durmak istedi. Haiti’yi gündemden uzak tutmak istiyor,” diye konuştu.

Bukele, insansız hava araçları ve nakliye uçakları da dahil olmak üzere ABD’den askeri teçhizat talep etmişti; fakat bu talep resmi olarak reddedildi.

Başka bir kaynağa göre, Kolombiya nihayetinde, görevde ABD’nin izi kalmayacak şekilde Bukele’nin güçlerine teçhizat sağlamak üzere gayri resmi bir aracı olarak hareket edebilir.

Bir Beyaz Saray yetkilisinin verdiği bilgiye göre, Bukele salı günü Trump’ı aradığında, başkan, Bukele’nin kayıp askeri personelinin içinde bulunduğu zor durum nedeniyle üzüntülerini dile getirdi.

Görüşmeyle ilgili bilgi sahibi bir kaynak, “Bukele, oraya gittiği için ABD’nin aniden ona darbe vurmasını istemiyor,” dedi.

Trump’ın Haiti’ye yönelik ilgisi, büyük ölçüde, Trump’ın geçen yıl sonlandırdığı geçici koruma statüsü kapsamında ABD’de bulunan vatandaşlarını geri almasını sağlamaya sınırlı.

Görüşmeyle ilgili bilgi sahibi bir kaynak, “Bukele, başkana bu işi halledebileceğinden emin olduğunu söyledi. Fakat işler karışabilir. Çeteler yanlış adama bulaştı. Bukele’nin kanıtlaması gereken bir şey var,” dedi.

Emperyalist müdahale zilleri Haiti için çalıyor

El Salvador’a “sivillere saldırı” suçlaması

Öte yandan bir Haiti hak savunuculuğu grubu, Salvadorlu güçleri Port-au-Prince yakınlarında sivilleri bombalamakla suçladı.

BM Genel Sekreteri António Guterres’e açık mektubunda “Birleşmiş Milletler Derneği-Haiti” isimli grup, “Çocuklar çeteler tarafından değil, yabancı bombalar tarafından öldürülüyor,” dedi.

Adından farklı olarak, Birleşmiş Milletler Derneği-Haiti, BM’nin bir parçası değil, diasporaya ait bir savunma grubu.

Croix-des-Bouquets doğumlu kurucu Harvey Dupiton, 22 Ekim’den bu yana Salvadorlu askerlerin buradaki ve yakınlardaki Canaan’daki sivil mahalleleri hava saldırıları, helikopterler ve ağır silahlarla vurduğunu yazdı.

Dupiton, “Ailelerimiz bize yatakların altına saklandıklarını söylüyor,” diye ekledi.

Grup, Salvador’un “saldırı amaçlı bombalama operasyonlarının” derhal durdurulmasını, sivil ölümlerine ilişkin bir BM soruşturması açılmasını ve BM Güvenlik Konseyi’nin El Salvador’un “Haiti’de tek taraflı savaş yürütme hakkı olmadığına” dair bir açıklama yapmasını talep etti.

Okumaya Devam Et

Amerika

ABD’de Rus dizeli krizi: Demokratlar sevkiyatın yasa dışı olduğunu savunuyor

Yayınlanma

ABD’nin doğu kıyısındaki en büyük petrol ürünleri dağıtım merkezine ev sahipliği yapan New Jersey’nin Valisi Mikie Sherrill, Rusya’dan gelen dizel yakıtın limanlara girişini engelleme tehdidinde bulundu. ABD Hazine Bakanlığının verdiği geçici lisansla 140 bin tonluk ilk yakıt sevkiyatı yola çıkarken, üç tankerin ara seçimlerden sonra ülkeye ulaşması bekleniyor.

ABD’nin doğu kıyısındaki en büyük petrol ürünleri dağıtım ve ithalat merkezine ev sahipliği yapan New Jersey eyaletinin Valisi Mikie Sherrill, Rusya’dan yapılan dizel yakıt ithalatını engelleme tehdidinde bulundu.

Financial Times gazetesine konuşan Sherrill, Rusya ile varılan dizel anlaşmasını yasa dışı olarak nitelendirdi.

Sherrill, “ABD Başkanı Donald Trump benzin, dizel yakıt fiyatlarını veya maliyetleri düşürmek için hiçbir adım atmıyor. Şu anda dizelin New Jersey limanına ulaşmasını nasıl engelleyebileceğimize dair seçenekleri değerlendiriyorum” dedi.

New York ve New Jersey Limanı, ABD’nin doğu kıyısında petrol ürünlerinin ithalatı, depolanması ve dağıtımı açısından ana merkez konumunda.

Altyapının büyük kısmı ise New Jersey eyaleti sınırlarında yer alıyor. Boru hatları ve dağıtım ağının yanı sıra Bayonne ve Linden’deki büyük yakıt depolama terminalleri başlıca tesisleri oluşturuyor.

Gazetenin aktardığına göre dizel taşıyan tankerler yüklerini genellikle Bayonne, Linden, Carteret, Perth Amboy, Port Reading ve Sewaren’deki özel petrol terminallerine boşaltıyor.

Financial Times, üç tankerin ara seçimlerin ardından ABD’ye ulaşmasının beklendiğini yazdı. 140 bin tonluk bu yakıt sevkiyatı, ABD makamlarının anlaşma kapsamında izin verdiği ilk parti oldu.

Buna karşın Demokratlar ve bazı Cumhuriyetçiler, Trump’a anlaşmayı iptal etme çağrısı yaptı.

ABD Hazine Bakanlığı, Rus yakıtıyla işlem yapılmasına geçici izin veren genel bir lisans yayımlamıştı.

Demokratlar ise Kongre’nin 2022 yılında Rus petrolü ithalatını sonlandıran ve Rus enerji kaynaklarının ülkeye girişine tam yasak getiren yasayı kabul ettiğini hatırlatarak, bakanlığın verdiği belgenin hukuki geçerliliği olmadığını savunuyor.

Demokrat Temsilciler Meclisi üyesi Jamie Raskin, bu hafta petrol şirketlerini Rus dizel yakıtı ithal etmeleri halinde 1 milyon dolara varan para cezaları ve 20 yıla kadar hapis dahil çeşitli yaptırımlarla tehdit etti.

Rusya’ya yönelik ağır yaptırım tasarılarının ortak hazırlayıcılarından Demokrat Senatör Richard Blumenthal ise deniz taşımacılığı şirketlerinden Rus dizeli taşıyan tankerleri geri çağırmalarını talep etti.

Cumhuriyetçi Senatör Thom Tillis’in “Rusların Başkan Trump’ı istedikleri gibi yönlendirdiği” yönündeki sözlerine ise Başkan Yardımcısı JD Vance yanıt verdi.

Vance, “Sizi temin ederim ki hiç kimse ABD Başkanı’nı istediği gibi yönlendiremez. Kendisi durumu son derece gerçekçi biçimde değerlendiriyor” ifadelerini kullandı.

Kremlin geçen hafta Washington ile varılan mutabakat kapsamındaki sevkiyatların başladığını ve süreceğini duyurmuştu.

Rusya Başbakan Yardımcısı Aleksandr Novak da ülkesinin ihracata ayrılan dizel yakıttan ABD’ye istenilen her miktarda sevkiyat yapmaya hazır olduğunu belirtmişti.

Novak, 27 Ekim’de üç dizel tankerinin Rus limanlarından ayrıldığını, dördüncü tankerin ise 28 Ekim’de yola çıkmasının beklendiğini açıkladı.

Okumaya Devam Et

Amerika

ABD ekonomisinde beklenmedik büyüme

Yayınlanma

Yatırımlardaki patlama ve dayanıklı tüketici harcamaları sayesinde ABD ekonomisi, üçüncü çeyrekte yıllık bazda %3,4 oranında büyüdü.

İktisadi büyüme, analistlerin beklentilerinin üzerinde gerçekleşti ve önceki iki çeyrekteki %2,5 ve %2,2’lik büyüme oranlarına kıyasla keskin bir ivme kazandı.

Tüketici harcamalarındaki yıllık büyüme, geçen çeyrekte %3,8’e ulaşarak 2024’ten bu yana en hızlı artışını kaydetti.

İşletme yatırımları %12,7 oranında sıçradı ve GSYİH artışının yarısından fazlasını oluşturdu.

Yapay zeka yatırımları, GSYİH’yi iten başlıca faktörlerden biri oldu: Ekipman alımları, yapay zeka alanında faaliyet gösteren hiper ölçekli şirketlerin veri merkezi teknolojisine yaptığı büyük harcamalar da dahil olmak üzere, %20,9 gibi muazzam bir oranda yükseldi.

Paradoksal olarak, yapay zeka altyapısının geliştirilmesi de bunlardan biriydi. Bunun nedeni, bilgisayar çipleri gibi birçok yapay zeka donanımı alımının yurtdışında gerçekleştirilmiş olmasıydı.

Bu durum, ABD’nin ticaret dengesini ithalata doğru kaydırarak (ithalat, GSYİH’dan düşülür) büyümeyi yavaşlattı.

Ayrıca, artan mortgage faiz oranları konut inşaatını da olumsuz etkiledi.

İşsizlik oranı düşük seviyelerde seyretse de, geçen ay enflasyon gelir artışlarını geride bıraktı.

Federal Rezerv’in tercih ettiği enflasyon göstergesine göre, Eylül ayında fiyat artışları hem aylık hem de yıllık bazda hızlandı.

Bu artış, merkez bankasının %2’lik yıllık enflasyon hedefinin oldukça üzerinde seyretti ve faiz oranlarının yükseltilmesi yönündeki görüşleri güçlendirdi.

Yüksek fiyatların Amerikan hane halkı bütçelerini zorlayabileceğine işaret eden bir gelişme olarak, vergi sonrası tasarruf oranı geçen ay %3,8’e geriledi. Bu, 2022’den bu yana kaydedilen en düşük seviye.

Ayrıca otomobil, mobilya ve elektronik eşya gibi ürünlerin satışlarında durgunluk yaşandı.

Birçok iktisatçı, hisse senedi portföylerindeki kazançlardan (ki bunlar büyük ölçüde yapay zeka patlamasına bağlı) cesaret alan daha varlıklı Amerikalıların tüketimi ayakta tuttuğunu düşünüyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English