Diplomasi
ABD’den Suudi Arabistan’a F-35 onayı

ABD yönetimi, Suudi Arabistan’a yaklaşık 25 milyar dolar değerinde 48 adet F-35 savaş uçağı satılmasını onayladı.
Satış hem ABD Kongresinde hem de İsrail’de tartışmaya yol açtı. Bazı ABD’li milletvekilleri, anlaşmanın hassas Amerikan askeri teknolojilerinin Çin’in eline geçmesi riskini doğuracağını savunuyor.
Anlaşmanın hayata geçirilebilmesi için uzun süredir satışa kuşkuyla yaklaşan Kongrenin de onay vermesi gerekiyor. Kongre süreci tamamlanmadan ABD’li savunma şirketleri Suudi Arabistan’la müzakerelere başlayamayacak.
Kongrede Çin endişesi
ABD’li milletvekilleri ve savunma yetkilileri, Suudi Arabistan’ın Pekin’le yakın askeri ve teknolojik ilişkileri nedeniyle satışa karşı çıkıyor.
Temsilciler Meclisi İstihbarat Komitesi üyesi Demokrat Raja Krishnamoorthi, anlaşmanın “Amerikan askeri teknolojisinin en değerli ve hassas unsurlarını Çin Komünist Partisinin erişimine açabileceği” uyarısında bulundu.
Benzer kaygılar daha önce Birleşik Arap Emirlikleri’ne yapılması planlanan F-35 satışını da sekteye uğratmıştı. BAE, Biden yönetiminin Abu Dabi-Pekin ilişkileri ve ülkede Huawei’nin 5G altyapısının kullanılması konusundaki itirazları üzerine 23 milyar dolarlık F-35 satın alma anlaşmasını Aralık 2021’de durdurmuştu.
Suudi Arabistan’a yönelik teklif ise Ensarullah öncülüğündeki Yemen’in Riyad’ın abluka ve saldırılarına karşılık vererek Babülmendep üzerindeki hakimiyetini genişlettiği bir dönemde gündeme geldi.
Suudi Arabistan İsrail’in F-35 kapasitesine yaklaşacak
Jerusalem Post’un aktardığına göre İsrailli bir yetkili, Washington’ın satış planı hakkında İsrail Başbakanlık Ofisini bilgilendirdiğini ileri sürdü. İsrail’in, F-35 satışına karşılık ABD’den yeni silah sistemleri içeren bir “telafi paketi” istemeye hazırlandığı belirtildi.
Satışın tamamlanması halinde Suudi Arabistan 48 adet F-35’e sahip olacak. Böylece Riyad, hâlihazırda envanterinde yaklaşık 50 F-35 bulunan İsrail’in kapasitesine yaklaşacak.
İsrail, Batı Asya’da F-35 kullanan tek ülke konumunda. ABD de uzun süredir İsrail’in bölgedeki diğer ülkeler karşısındaki “niteliksel askeri üstünlüğünü” koruma taahhüdünde bulunuyor.
Ayrıntılar hakkında bilgi sahibi bir kaynak Walla’ya, İsrail ordusunun bu üstünlüğü korumak amacıyla Batı Asya’daki başka hiçbir ülkeye F-35 verilmemesini tercih ettiğini söyledi.
Kaynak, anlaşma kısa süre içinde imzalansa bile Suudi Arabistan’ın ilk uçağı ancak beş yıl sonra teslim alabileceğini belirtti.
ABD Dışişleri Bakanlığı ise satış kararını duyurduğu açıklamada, “Önerilen teçhizat ve destek satışı bölgedeki askeri dengeyi değiştirmeyecek” ifadelerini kullandı.
İsrail ‘Adir’ uçaklarıyla üstünlüğünü koruduğunu savunuyor
İsrailli yetkililer, Suudi Arabistan’a yapılacak satışa karşı çıkmakla birlikte İsrail Hava Kuvvetlerinin diğer F-35 kullanıcıları karşısında hâlâ belirgin bir operasyonel üstünlüğe sahip olduğunu savunuyor.
Bu üstünlük, İsrail Hava Kuvvetleri ile pilotlarının son üç yılda edindiği kapsamlı operasyonel deneyimin yanı sıra İsrail yapımı silahların F-35’lere entegre edilebilmesinden kaynaklanıyor.
İsrail, F-35’in kendi ihtiyaçları doğrultusunda değiştirilen ve “Adir” adı verilen versiyonunu kullanıyor. Washington, İsrail yapımı silah sistemlerinin bu uçaklara entegre edilmesine izin veriyor.
İsrail ayrıca F-35’ler için yeni kabiliyetler geliştirilmesinde kullanılan özel bir Adir test uçağı işletiyor. Walla’nın haberine göre ABD’nin bile envanterinde bu tür bir test uçağı bulunmuyor.
İsrailli bir savunma yetkilisi de endişeleri azaltmaya çalışarak İsrail Hava Kuvvetlerinin üstünlüğünün “yalnızca makinelere değil, esas olarak insanlara dayandığını” söyledi.
İsrail’den yeni silah ve ortak üretim talebi
Suudi Arabistan’a F-35 satışının ve Batı Asya’daki silahlanma yarışının ardından İsrailli yetkililer, gelecekteki savunma anlaşmalarında ABD yönetimiyle farklı bir pazarlık stratejisi izlemeye hazırlanıyor.
İsrail’in Washington’dan bugüne kadar satışı reddedilen gelişmiş silah ve mühimmatları talep etmesi bekleniyor. Bunlar arasında sığınak delici ağır mühimmatlar, kayalık dağların derinliklerindeki yer altı hedeflerini vurabilecek sistemler, otonom saldırı sistemleri, insansız hava aracı sürüleri ve uzay tabanlı silah teknolojileri yer alıyor.
İsrailli yetkililer ayrıca gizli silah sistemlerinin geliştirilmesi ve üretiminde daha fazla rol üstlenmek istiyor.
İsrail’in talepleri arasında gelecekteki tehditlere karşı tasarlanan Arrow 4 ve Arrow 5 hava savunma sistemlerine ait önleme füzelerinin ABD ile birlikte geliştirilmesi ve üretilmesi de bulunuyor.
Bununla birlikte İsrail hâlihazırda üçüncü bir F-15 filosu ile ilave F-35 filolarının finansmanını sağlamakta zorlanıyor. Suudi Arabistan’a yapılacak satışın, Washington ile Tel Aviv arasındaki yeni silah ve finansman pazarlıklarını hızlandırması bekleniyor.
Diplomasi
Britanya, Doğu Kudüs’teki konsolosluğunu “misyon” olarak değiştirdi

Dışişleri Bakanı Ed Miliband, Doğu Kudüs’teki konsolosluğun bundan sonra “Birleşik Krallık misyonu” olarak anılacağını açıkladı.
İsrail, Batı Şeria’daki İsrail yerleşim yerlerine yaptırım uygulama planları nedeniyle konsolosluğun perşembe gününe kadar kapatılmasını emretmişti.
İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Sa’ar bugün (8 Ekim) yaptığı açıklamada, İsrail’in Birleşik Krallık’a yedi diplomatla sınırlı bir kapsamda binada faaliyetlerine devam etme izni verdiğini belirtti.
Sa’ar, İngiliz başkonsolos da dahil olmak üzere 20 diplomatın görev sürelerinin sona erdiğini ve İsrail’den ayrılacaklarını söyledi.
Perşembe günü erken saatlerde, Reuters haber ajansından gazeteciler, işçilerin binadan “İngiliz Başkonsolosluğu” yazan bir tabelayı ve konsolosluk bölümüyle ilgili başka bir tabelayı kaldırdığını gördü.
Binanın üzerinde Birleşik Krallık bayrağı hâlâ dalgalanıyordu.
Miliband, ülkesinin İsrail’in konsolosluğu kapatma konusunda yasal hakkı olduğunu kabul etmediğini söyledi.
Konsolosluk, İsrail’in 1967 savaşında ele geçirdiği ve o zamandan beri işgal altında tuttuğu Kudüs’ün bir bölümünde bulunuyor.
Miliband yaptığı açıklamada, İsrail ile yapılan görüşmelerin ardından, “Başkonsolosluk binamız kapanmayacak ve bugünden itibaren ‘Birleşik Krallık Kudüs Temsilciliği’ olarak anılacaktır,” dedi.
Miliband, temsilciliğin “hayati hizmetleri sunmaya ve Filistin halkıyla olan çalışmalarımızı sürdürmeye devam edeceğini” belirtti.
Perşembe günü, İsrail’in konsolosluğun kapatılmasını emretmesinin üzerinden 30 gün geçti.
Bu adım, Birleşik Krallık’ın İsrail yerleşim yerlerine uyguladığı yaptırımlara, özellikle de bu yerleşim yerlerinde üretilen malların ithalatının yasaklanmasına yanıt olarak atıldı.
Sa’ar, X’te paylaştığı bir gönderide, “Net bir ilke belirledik: İsrail uygun misilleme önlemleri almadan İsrail aleyhine hiçbir eylemde bulunulamaz,” diye yazdı.
Bakan söz konusu önlemlerin, 8 Eylül’deki açıklamasının ardından “bu ruhla” uygulandığını belirtti.
Birleşmiş Milletler ve çoğu ülke, uluslararası hukuk kapsamında yerleşim yerlerini yasadışı kabul ediyor. İsrail ise bu görüşe itiraz ediyor.
Miliband, son haftalarda bir dizi personeli ve ailelerini geri çekmiş olan Birleşik Krallık’ın artık varlığını güçlendirmeye çalışacağını söyledi.
Birleşik Krallık’ın birkaç İsrailli diplomatı sınır dışı edebileceğine dair spekülasyonların ardından Miliband, iki taraf görüşmelerini sürdürdüğü sürece Birleşik Krallık’ın İsrail’e karşı herhangi bir misilleme önlemi almayacağını belirtti.
İsrail, konsolosluğun kapanacağı konusunda ısrarcı davranırken, Birleşik Krallık ise konsolosluğu açık tutmaya çalıştı.
Londra bu çabaların bir parçası olarak geçen hafta ülkenin en üst düzey ulusal güvenlik danışmanı Jonathan Powell’u görüşmeler için İsrail’e gönderdi.
New York Times’a konuşan üç yetkili, Powell’ın özel bir toplantıda üst düzey İsrailli yetkililere, İngiliz diplomatik temsilcesinin kapatılmasını önlemenin bir yolunu bulmaları için çağrıda bulunduğunu belirtti.
Üç yetkiliden ikisinin aktardığına göre, Powell ayrıca konsolosluğun kapatılması halinde ülkesinin, Londra’daki İsrail Büyükelçiliğinden bir dizi diplomatı sınır dışı ederek misilleme yapabileceği uyarısında bulundu.
Geçen hafta Ramallah’ta düzenlenen ayrı bir toplantıda Powell, Filistin Yönetimi Başkanı Mahmud Abbas’a, İsrail’in konsolosluğu kapatma kararını uygulamaya koyması halinde İngiltere’nin bir şekilde misilleme yapacağını söylediğini, diğer iki yetkili aktardı.
Kaynaklar, İsraillilerin Powell’ın önerilerine olumlu yanıt vermediklerini ve kendisinin bir anlaşma sağlayamadan İsrail’den ayrıldığını belirtti.
Ürdün hükümetine göre, Powell daha sonra Kral II. Abdullah ile bir görüşme yapmak üzere Ürdün’e gitti.
Son iki yıl içinde, Norveç ve Avustralya’dan diplomatlar, İsrail politikalarını eleştirip Filistin devletine destek verdikten sonra Filistinlilere yönelik misyonlarını Ürdün’e taşımak zorunda kalmışlardı.
İsrail hükümetinin düşünce yapısını yakından bilen ve hassas bir konuyu tartışmak üzere isminin açıklanmamasını isteyen bir kaynak, POLITICO’ya bu temsilciliğin vize veremeyen, pasaportları yenileyemeyen ve Filistin Yönetimi ile irtibat kuramayan “temelde boş bir kabuk” olduğunu söyledi.
İngiltere, konsolosluklarda genellikle vize veya pasaport düzenlemez.
Kaynak, “Oradaki yedi diplomatın görevi, temelde binanın bakımını yapmak ve Union Jack bayrağını yerinde tutmak,” dedi.
Buna rağmen bir İngiliz yetkili, anlaşmayı “iyi bir sonuç” olarak nitelendirdi. Üç hafta süren zorlu müzakerelerin ardından, korkulan karşılıklı sınır dışı etme sarmalından kaçınılmış oldu.
Kapatma kararı, İsrail hükümetiyle diplomatik ilişkileri yürüten Tel Aviv’deki Birleşik Krallık büyükelçiliğini etkilemiyor.
İşgal altındaki Doğu Kudüs’ün Şeyh Cerrah mahallesindeki konsolosluk, Birleşik Krallık’ın Kudüs, işgal altındaki Batı Şeria ve Gazze’deki Filistinlilerle olan ilişkilerini yürütüyor.
Temsilcilik ayrıca Filistinlilere konsolosluk hizmetleri de sunuyor.
Mevcut gerginliklere rağmen, Birleşik Krallık ve İsrail, ekonomi, güvenlik ve istihbarat alanlarında yakın ortaklar.
Diplomasi
Çin, AB’nin hibrit otomobil ihracatına kısıtlama talebini reddetti

Çin, AB’nin hibrit otomobil ihracatına yönelik gönüllü kısıtlamalar getirilmesi yönündeki talebini reddetti.
Financial Times (FT), Avrupa Komisyonu artık Pekin’in, hibrit araç ithalatına sınır getirme yönündeki tek taraflı AB önlemini kabul etmesini umduğunu ekledi.
Avrupa Ticaret Komiseri Maroš Šefčovič, bu anlaşmazlığı çözmeyi amaçlayan iki günlük müzakerelere bugün (8 Ekim 2026) Pekin’de başlıyor.
Brüksel, cezai gümrük vergilerini önlemek amacıyla Çin’e, AB hibrit araç pazarındaki payını bugünkü üçte birin üzerindeki seviyeden yaklaşık %15’e indirmesini önermişti.
Yayında alıntılanan iki diplomata göre, Pekin’in gönüllü kısıtlamaları kabul etmeyi reddetmesinin ardından Avrupa Komisyonu, haksız ticaret uygulamalarına dair kanıt gerektirmeyen geçici koruma gümrük vergilerini değerlendiriyor.
Öneriye göre, belirlenen bir kotaya kadar Çin menşeli hibrit araçlar standart şartlarla AB’ye girebilecek, bu tavanı aşan sevkiyatlara ise yüksek ek gümrük vergileri uygulanacak.
Dünya Ticaret Örgütü kuralları, koruma önlemlerinin ayrım gözetmeksizin uygulanmasını gerektirdiğinden, herhangi bir ithalat kısıtlaması, tarihsel ihracat hacimlerine göre kota tahsis edilmesi muhtemel olan Birleşik Krallık, Güney Kore ve Japonya dahil olmak üzere dış tedarikçileri de etkileyecek.
Hibrit araçlar konusundaki bu gerginlik, AB’nin Çin menşeli batarya ile çalışan elektrikli araçlara standart %10’luk gümrük vergisinin üzerine %35’e varan telafi edici vergiler getirmesinin ardından ortaya çıktı.
Pekin ise Avrupa menşeli konyak, domuz eti ve süt ürünlerine karşı anti-damping önlemleriyle karşılık verdi.
Avrupalı yetkililer, otomotiv anlaşmazlığının çözülmesini daha geniş çaplı bir ticaret çatışmasını durdurmak için hayati önemde görüyor ve AB’nin Çin ile olan 1 milyar avro tutarındaki günlük ticaret açığını sürdürülemez olarak nitelendiriyor.
Fransa ve Almanya, Komisyon’u Çin rekabetine karşı kararlı bir şekilde harekete geçmeye çağıran ortak bir belge dağıttı ve otomotiv, kimya, havacılık, takım tezgahları ve ilaç sektörlerinde ciddi bir şok yaşanacağı uyarısında bulundu.
Pekin’deki görüşmelerde ayrıca, Avrupa’nın Çin’e yaptığı ihracatla ilgili tıkanan müzakereler, Avrupa’nın Çin’in kritik minerallerine ve nadir toprak mıknatıslarına erişimi ile Pekin’in, AB’den yarı iletken ekipmanlarına yönelik ihracat kısıtlamalarını ve Ukrayna savaşıyla bağlantılı Çinli firmalara uygulanan yaptırımları kaldırması yönündeki talepleri de ele alınacak.
Diplomasi
AB, ABD baskısı sonucu “dezenformasyon” konferansından çekildi

Trump yönetimi birçok ülkeye, dezenformasyon konusunda Avrupa’nın önde gelen bir konferansına verdikleri desteği geri çekmeleri için baskı uyguladı.
Bunun üzerine Kanada, Litvanya ve AB Dışişleri Servisi (EEAS) bunu kabul etti.
Çarşamba ve Perşembe günleri düzenlenen #Disinfo2026 konferansı, Avrupa’nın dezenformasyonla mücadele topluluğunun yıllık buluşması ve yüzlerce araştırmacı, gazeteci, teknoloji uzmanı ve politika yapıcıyı Litvanya’nın Vilnius kentindeki bir otelde bir araya geldi.
Konferans, Brüksel merkezli bağımsız bir kâr amacı gütmeyen kuruluş olan EU Disinfo Lab tarafından düzenleniyor.
Konferanstan birkaç gün önce, ana destekçileri olan Litvanya Dışişleri Bakanlığı, Avrupa Dış Eylem Servisi (EEAS) ve Kanada Dışişleri Bakanlığı’nın logoları web sitesinden kaldırıldı.
Guardian ile paylaşılan etkinlik fotoğraflarında, resmi konferans materyallerine basılmış bu kuruluşların logolarının üzerine yapıştırılmış beyaz etiketler de görülüyor.
Bu durum, logoların programdan aceleyle çıkarıldığını gösteriyor gibi görünüyor.
Avrupalı yetkililer de dahil olmak üzere konuyu yakından bilen üç kişi, ABD Dışişleri Bakanlığı’nın konferansa verdikleri destek konusunda birçok hükümetle temasa geçtiğini doğruladı.
The Guardian’ın ele geçirdiği ABD Dışişleri Bakanlığı’na ait iç belgeler, ABD’li yetkililerin Litvanya’ya “ABD’nin endişelerini ciddiye aldığı” için teşekkür ettiğini de ortaya koyuyor.
Belgede, Washington’un, Litvanya’nın ABD’yi yabancı bir bilgi tehdidi olarak nitelendiren bir panelin düzenlenmesini “kınanacak ve şaşırtıcı” bulmasının “minnettar” olduğu ve konferansa katılımını sınırlama kararını memnuniyetle karşıladığı belirtiliyor.
The Guardian’ın edindiği bilgiye göre Fransa ile de temasa geçildi.
“FIMI tehdidi olarak ABD: uyum sağlamak, kabul etmek, karşı koymak” başlıklı bu panel (burada FIMI kısaltması “yabancı bilgi manipülasyonu ve müdahalesi” anlamına geliyor) çarşamba günü yapıldı.
Panel, Avrupa’nın dezenformasyon topluluğunun Washington olmadan dayanıklılığını nasıl yeniden kazanabileceğini ele aldı ve konferansın, ABD’nin Avrupa’da bir dezenformasyon aktörü olabileceği fikrini ilk kez gündeme getirdiği görülüyor.
Kaynaklar ve iç belgelere göre, Dışişleri Bakanlığı, aralarında eski bir CIA görevlisinin de bulunduğu üç Amerikalı konuşmacının yer aldığı bu panele özellikle odaklanmıştı.
Görüşmelerden haberdar olan bir kişiye göre, diğer yazışmaların kaynağı ABD Dışişleri Bakanlığı Kamu Diplomasisi Müsteşarı Sarah B. Rogers’ın ofisi gibi görünüyordu.
Litvanya, Kanada ve AB, yaptıkları açıklamalarda, konferans programının, dezenformasyondaki ABD’nin rolüne ilişkin resmi görüşleriyle uyuşmadığını belirttiler.
Oysa bu program, Haziran ayından itibaren, desteklerini geri çekmelerinden aylar önce hazırlanmıştı.
Litvanya Dışişleri Bakanlığı yaptığı açıklamada, “Konferans programının bazı kısımları hükümetin resmi tutumundan farklılık gösterdiği için Litvanya, ‘Disinfo 2026’ konferansına katılımını iptal etmiştir” dedi.
Global Affairs Canada (GAC) sözcüsü Samantha Lafleur, “GAC, dış etkinliklere katılımı ve bu etkinliklere sponsorluğu her bir vaka için ayrı ayrı dikkatle değerlendirir. Birkaç panel tartışmasının çerçevesindeki değişikliklerin ardından, GAC, AB DisinfoLab 2026 konferansındaki bu oturumlara katılımını gözden geçirmeye karar verdi,” dedi ve Kanadalı yetkililerin hâlâ konferansa katıldıklarını da ekledi.
Bir AB sözcüsü, Avrupa Dış Eylem Servisi’nin konferansa verdiği desteği geri çekmeye karar verdiğini doğruladı; bunun nedeni ise “organizatörlerin bazı tartışmaları, AB’nin resmi tutumlarıyla uyuşmayan bir şekilde çerçevelemeyi tercih etmeleriydi.”
The Guardian’ın edindiği bilgiye göre, AB yetkilileri ABD’nin bir dezenformasyon aktörü olarak nitelendirilmesine katılmadılar.
Resmi destekçi olarak adını geri çekmesine rağmen, AB konferansa finansman sağlamaya devam ediyor.
Dünya Basını2 hafta önceTarihçi Emmanuel Todd: Avrupa Rusya konusunda tehlikeli bir fanteziye kapıldı
Diplomasi1 hafta önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Görüş1 hafta önceEast-West Forum: Dünyanın artık kaçınamayacağı bir diyalog
Asya1 hafta önceKuzey Kore’den Batı hava savunmasını zorlayacak yeni taktik
Diplomasi2 hafta önceEast-West Forum İstanbul’da kapılarını açıyor
Dünya Basını2 hafta önceProf. Sachs: Trump’ın Genel Kurul konuşması diplomasi standartlarını sarstı
Rusya2 hafta önceRusya’dan notlar: Siperler, kuryeler ve 9. Duma seçimleri
Avrupa2 hafta önce“Kararları sağ alıyor, Sol Parti de onlara uyuyor”










