Diplomasi
SIPRI: Dünya genelinde barış gücü personeli yarıya indi

Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü’nün (SIPRI) raporuna göre dünya genelindeki barış gücü personeli son on yılda yüzde 49 azaldı. Kurum, 2025 sonunda farklı operasyonlarda görev yapan yabancı personel sayısının 78 bin 633’e gerileyerek 2000 yılından bu yana en düşük seviyeyi gördüğünü bildirdi.
Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü’nün (SIPRI) hazırladığı “2025 Çok Taraflı Barış Operasyonlarında Gelişmeler ve Eğilimler” başlıklı rapora göre, dünya genelindeki barış gücü misyonlarında görev yapan personel sayısı son on yılda yarıya indi.
Raporun aktardığına göre 31 Aralık 2025 itibarıyla dünyanın farklı bölgelerindeki barış operasyonlarında toplam 78 bin 633 yabancı personel görev yaptı. SIPRI, bunun 2016 yılına kıyasla yüzde 49 düşüş anlamına geldiğini ve 2000 yılından bu yana kaydedilen en düşük seviye olduğunu bildirdi. Analistler, personel sayısındaki azalmanın on yıl boyunca sürdüğünü, ancak en sert düşüşün 2025 yılında yaşandığını kaydetti.
Geçen yıl dünya genelinde 34 ülke ve bölgede toplam 58 barış operasyonu yürütüldü. Bu sayı 2024’e göre üç operasyon daha düşük kaldı. Operasyonların 18’i Sahra Altı Afrika ve Avrupa’da, 14’ü Ortadoğu ile Kuzey Afrika’da, beşi Amerika kıtasında, üçü ise Asya ve Okyanusya’da faaliyet gösterdi. Toplam personelin yüzde 73’ü beş büyük misyona dağıldı. Bu misyonların dördü Sahra Altı Afrika’da yer aldı.
SIPRI uzmanları, personel azalmasını jeopolitik gerilimler, siyasi anlaşmazlıklar ve barış operasyonlarına ayrılan mali kaynakların daralmasıyla ilişkilendirdi.
SIPRI analistleri barış operasyonlarını üç ana kategori altında sınıflandırdı. Bunlar BM operasyonları, bölgesel örgütlerin yürüttüğü operasyonlar ve geçici koalisyon misyonları olarak sıralandı.
BM çatısı altında 2025 yılında 18 operasyon yürütüldü. Bunların 11’i barış gücü operasyonu, yedisi ise özel siyasi misyon niteliği taşıdı. Operasyonlar Hindistan ve Pakistan, Suriye, Lübnan, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Güney Sudan, Orta Afrika Cumhuriyeti, Afganistan, Irak, Libya, Kolombiya, Haiti, Yemen, Somali, Batı Sahra, Abyei bölgesi ve kısmen tanınan Kosova’da konuşlandırıldı.
BM’nin en büyük iki misyonu Orta Afrika Cumhuriyeti’ndeki MINUSCA ile Güney Sudan’daki UNMISS oldu. MINUSCA bünyesinde 15 bin 649, UNMISS bünyesinde ise 12 bin 232 personel görev yaptı. Personelin büyük bölümünü askerler oluşturdu.
SIPRI verilerine göre BM operasyonlarındaki toplam personel sayısı 2024’e kıyasla yüzde 18 azalarak 53 bin 7’ye düştü. Enstitü, bunun son on yılın en sert gerilemesi olduğunu belirtti. Raporda düşüşün BM içindeki bütçe krizinden kaynaklandığı ifade edildi.
Raporun yazarları, “Üye devletlerin BM aidatlarını geç ödemesi veya hiç ödememesi nedeniyle oluşan bütçe baskısı, barış operasyonlarına ayrılan harcamalarda sert kesintilere yol açtı. Bu kesintiler bazı büyük operasyonlarda personel azaltımıyla sonuçlandı” değerlendirmesinde bulundu.
BM verilerine göre Temmuz 2025’te başlayan mevcut bütçe döngüsünde barış operasyonlarının bütçe açığı 2 milyar dolara ulaştı. Bu rakam, 2024-2025 dönemindeki 5,38 milyar dolarlık toplam bütçenin yüzde 35’inden fazlasına karşılık geldi.
BM, Ekim 2025’te yaptığı açıklamada, “ABD ve diğer üye devletlerin zorunlu katkı paylarını geciktirmesi veya ödememesi, Güvenlik Konseyi’nin barış ve güvenlik hedeflerine ulaşma kapasitesini doğrudan zayıflatıyor. Bu durum BM barış operasyonlarını ciddi harcama kesintileri konusunda zor kararlar almaya zorladı. Bunun, barış gücü personelinin hizmet verdiği ve koruduğu nüfus üzerinde kaçınılmaz sonuçları olacak” ifadelerini kullandı.
Irak hükümetinin talebi üzerine BM Irak Yardım Misyonu’nun (UNAMI) faaliyetleri Aralık 2025’te sona erdi.
BM Güvenlik Konseyi ise Ağustos 2025’te Lübnan’daki BM Geçici Gücü’nün (UNIFIL) görev süresini son kez uzatma kararı aldı. İsrail’in 1978’de Lübnan’ı işgal etmesinin ardından konuşlandırılan güçlerin görev süresi 31 Aralık 2026’ya kadar devam edecek. Bu tarihten sonra personelin aşamalı biçimde çekilmesi planlanıyor.
ABD, UNIFIL’in Ağustos 2026’da sona ermesini talep ederek misyonun kapatılmasını istedi. Güvenlik Konseyi’nin diğer üyeleri ise bu talebe karşı çıktı. Taraflar sonunda 16 aylık son görev süresini içeren uzlaşmaya vardı.
Bölgesel örgütlerin yürüttüğü operasyonlar kapsamında 2025 yılında aktif durumda bulunan 33 misyonda toplam 22 bin 79 personel görev yaptı. Bu sayı 2024’e göre yüzde 17 geriledi. Ayrıca AGİT Minsk Grubu’nun Dağlık Karabağ misyonu geçen yıl dağıtıldı.
Rapor, bölgesel örgütlerin operasyon dağılımını da ayrıntılı biçimde sıraladı.
Afrika Birliği, Libya, Mali, Orta Afrika Cumhuriyeti, Etiyopya ve Somali’de beş misyon yürüttü.
Batı Afrika Devletleri Ekonomik Topluluğu (ECOWAS), Gambiya ve Gine-Bissau’da iki misyon konuşlandırdı.
Güney Afrika Kalkınma Topluluğu’nun (SADC) Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde bir operasyonu faaliyet gösterdi.
Hükümetlerarası Kalkınma Otoritesi’nin (IGAD) Güney Sudan’da bir misyonu bulundu.
Avrupa Birliği ise Bosna Hersek, Filistin, Kosova, Gürcistan, Somali, Ukrayna, Mali, Orta Afrika Cumhuriyeti, Irak, Mozambik, Ermenistan, Moldova ve Libya dahil farklı bölgelerde toplam 15 operasyon yürüttü.
NATO’nun Kosova ve Irak’ta iki misyonu faaliyet gösterdi.
Amerikan Devletleri Örgütü Kolombiya’da bir operasyon yürüttü.
Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı’nın (AGİT) Kuzey Makedonya, Moldova, Bosna Hersek, Arnavutluk, Kosova ve Sırbistan’da altı misyonu bulundu.
SIPRI Barış Operasyonları ve Çatışma Yönetimi Programı’nda kıdemli araştırmacı olarak görev yapan Claudia Pfeifer Cruz, “Başarılı ve kapsamlı barış inşası söz konusu olduğunda bölgesel örgütlerin kapasitesi yetersiz kalıyor. BM gibi onlar da bütçe açığı ve siyasi uzlaşmazlıklarla karşı karşıya” dedi.
Pfeifer Cruz, “BM çatısı altındaki çatışma yönetimi zayıfladıkça ortaya çıkan boşluğu alternatif modeller dolduramıyor” değerlendirmesinde bulundu.
Raporda, “çok taraflı hareketsizlik” ortamında Brezilya, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan ve Türkiye gibi orta ölçekli güçlerin daha geniş hareket alanı elde ettiği belirtildi. SIPRI, bu ülkelerin mevcut çok taraflı mekanizmaları tamamlayabildiğini veya onların yerine geçebildiğini, ancak bunu kendi ulusal çıkarlarını da ilerletmek için kullandığını kaydetti.
Raporda özellikle Sahra Altı Afrika’da orta ölçekli güçlerin ikili anlaşmalar kapsamında askeri varlıklarını genişlettiği ifade edildi. Buna göre Ruanda, Orta Afrika Cumhuriyeti ve Mozambik’e güç konuşlandırdı.
Uganda ise Demokratik Kongo Cumhuriyeti ile Güney Sudan’da askeri varlık bulundurdu. Raporda ayrıca Ruanda’nın Demokratik Kongo Cumhuriyeti’ndeki, Birleşik Arap Emirlikleri’nin ise Sudan’daki isyancı gruplara destek verdiği belirtildi.
Geçici koalisyon misyonları kapsamında ise Güney Kore, Mısır, Moldova, Bosna Hersek ve Haiti’de toplam altı operasyon faaliyet gösterdi. Bu operasyonlarda görev yapan personel sayısı 2024’e göre yüzde 18 artarak 3 bin 547’ye ulaştı.
Raporda, çok taraflı çatışma yönetiminin zayıflamasıyla birlikte benzer görüşlere sahip küçük devlet gruplarının daha etkin hale geldiği belirtildi. Örnek olarak Katar ile ABD’nin Demokratik Kongo Cumhuriyeti’ndeki arabuluculuk girişimleri ile ASEAN, Malezya ve ABD’nin Kamboçya ile Tayland arasındaki sınır anlaşmazlığının çözümüne katkısı gösterildi.
SIPRI analistleri, BM operasyonlarının etkinliği konusunda eleştiriler bulunsa da çok sayıda üye devletin bu operasyonları desteklemeyi sürdürdüğünü kaydetti.
Pfeifer Cruz, “Çok taraflı çatışma yönetiminin çöküşü kaçınılmaz değil. BM operasyonlarına yönelik geniş destek açık biçimde görülüyor” dedi.
Pfeifer Cruz ayrıca, “Ancak çok taraflı çözüm mekanizmalarının sürdürülebilmesi için devletlerin yalnızca siyasi destek açıklaması yeterli değil. Aynı zamanda sürdürülebilir finansman sağlamaları ve bu operasyonlar için gerekli siyasi alanı oluşturmaları gerekiyor” ifadelerini kullandı.
Diplomasi
Eski BM diplomatı von der Schulenburg: Avrupa Birliği’nin barış projesi çöktü

Editörün notu: Avrupa Parlamentosu Üyesi ve eski Birleşmiş Milletler Genel Sekreter Yardımcısı Michael von der Schulenburg, 25-26 Eylül tarihlerinde İstanbul’da düzenlenen East-West Forum kapsamında yaptığı konuşmada Avrupa Birliği’nin mevcut gidişatına dair değerlendirmelerde bulundu. Schulenburg, İkinci Dünya Savaşı’nın ardından barışı tesis etmek amacıyla kurulan Birliğin artık bu misyonunu terk ederek tamamen savaş odaklı bir retoriğe teslim olduğunu belirtti. Avrupa’nın kıt kaynaklar, yüksek enerji maliyetleri, sanayisizleşme ve demografik kriz gibi yapısal sorunlarla boğuşurken etrafındaki aktif çatışma çemberiyle baş başa kaldığına dikkat çekti. Brüksel’in diplomasi ve arabuluculuk kabiliyetini yitirdiğini belirten kıdemli diplomat, 27 üye ülkenin Rusya ile müzakere masasına oturabilecek esneklikten ve ortak iradeden yoksun olduğunu dile getirdi.
Belirttiğiniz gibi, ben bir akademisyen değilim; savaşların ve barışın gerçek dünyasından geliyorum. Ömrümün neredeyse tamamını Avrupa’nın dışında geçirdim fakat son iki yılımı Avrupa Birliği’nde tamamladım ve karşılaştığım manzara beni derinden sarsıyor.
Bildiğiniz üzere Avrupa Birliği, İkinci Dünya Savaşı’nın ardından bir barış projesi olarak kuruldu. İkinci Dünya Savaşı’nın tekrarlanmaması, kıta ülkelerinin bir araya gelmesi ve dış dünyaya savaşlara mecbur kalınmayan barışçıl bir bütünleşme modeli sunulması amaçlanıyordu.
Gelgelelim bu durum bütünüyle değişti. Bugün gerek Parlamentoda gerekse resmi söylemlerde işittiğim kadarıyla, Avrupa Birliği’ndeki tartışmaların merkezine artık doğrudan savaş yerleşmiş durumda.
Bugün Avrupa Birliği’ni, gerçekleri bütünüyle inkâr eden, gerçekliği tamamen yadsıyan ve bu sebeple herhangi bir politika üretemez hale gelen bir teşekkül olarak tanımlıyorum.
Seminerimizin başlığı olan yeni dünya düzenine bir katkı sunulup sunulamayacağı meselesine gelirsek; bu katkının Avrupa Birliği’nden gelmeyeceği kesin.
Mesleki deneyimime daha yakın bir kıyaslama yapayım: Avrupa Birliği’ni Amerika Birleşik Devletleri, Çin ve Rusya ile karşılaştırdığınızda, Birliğin dünyadaki faal savaşların büyük kısmıyla kuşatıldığını görürsünüz. Bahsettiğim diğer ülkelerin hiçbirinin etrafında bu denli yoğun çatışma yok.
Dahası, ABD’nin İran ve benzeri savaşları başlatıp ardından Atlas Okyanusu’nun gerisine çekilmesi gibi bir sorunla karşı karşıyayız; oysa bu savaşların neticeleri doğrudan Avrupa Birliği’nin kapı eşiğinde kalıyor.
İran’ı düşünüyorum; İsrail’in Suriye’den Lübnan’a, Batı Şeria’dan Gazze’ye kadar yürüttüğü pek çok savaşı düşünüyorum.
Yemen ile Suudi Arabistan arasındaki çatışmayı, hemen ardından Afrika’daki Mali ve benzeri bölgeleri, elbette Sudan’ı aklıma getiriyorum. Şüphesiz bizim açımızdan en ağırı Ukrayna savaşı; zira doğrudan kendi kıtamızda cereyan ediyor.
Avrupa Birliği’ni diğer üç küresel güçle mukayese ettiğinizde, muhtemelen en kıt doğal kaynaklara sahip coğrafya olduğumuzu da fark edersiniz. Devasa bir demografik sorunumuz var; üstünü örtmeyi tercih ettiğimiz ama muazzam tesirler yaratacak bir nüfus dönüşümü yaşıyoruz. En pahalı enerjiyi biz tüketiyoruz. Karşılaştırmalı üstünlüğümüzü kaybettik; sanayisizleşmeyle yüz yüzeyiz. Ve elbette, dünyada Avrupa’yı ayrıcalıklı kılan yegâne unsuru, sosyal güvenlik ve refah sistemimizi de yitiriyoruz.
Böylesi bir tabloda, yalnızca kurumsal yapısıyla değil, ortak dış ve güvenlik politikası inşa ettiklerini öne süren üye devletleriyle birlikte Avrupa Birliği’nin son derece dirayetli durmasını, etrafında olup bitenlere etkin tepki vermesini beklersiniz.
Ha, bu arada Amerika Birleşik Devletleri’ni unuttum; Grönland’ı adeta kıskacına alıyorlar, zira imzaladıkları son anlaşmanın Grönland’ın tam denetimini ele geçirme yolunda ilk adım kanaatindeyim. Oysa orası bir Avrupa toprağı. Peki Avrupa Birliği ne yapıyor? Ortada ne bir dış politika var ne de güvenlik politikası; en azından benim görebildiğim kadarıyla yok. Bolca siyasi demeç veriyorlar.
Bu açıklamalar ekseriyetle Avrupa’nın yeniden silahlanması, nihayet askeri bir güce dönüşmemiz gerektiği iddialarıyla ve ahlaki nutuklarla dolu. Bilirsiniz, Birleşmiş Milletler’de hep şöyle deriz: Savaştan ve ahlaktan bahseden savaşı arzular; menfaatlerden söz eden ise çözüm arar.
Avrupa Birliği’nde menfaati diline dolayan kimseyi göremiyorum; durum son derece kaygı verici. Kendini ahlaken daima üstün gören birinin ikiyüzlülüğe sürüklenmesi an meselesidir. Açıkçası tüm bu hezeyanları dinlemek bazen ıstırap veriyor. Avrupa Birliği’nin geleceğini doğrudan tehdit eden bu çatışma çemberine karşı hiçbir siyasetimiz yok.
Kimseyle konuşamıyorsunuz. Müzakere masalarının hiçbirinde yer almıyoruz. Ne bir teklif sunuyoruz ne de arabuluculuk yapalım diyerek sürece müdahil olmaya çalışıyoruz; artık böyle bir irade kalmadı.
Üstelik üye devletlerin harcamalarını bir kenara bırakırsak, sırf Avrupa Birliği’nin diplomatik servisinin yıllık maliyeti 1 milyar dolar. 1 milyar dolar! Ne yaptıklarını anlamış değilim. Sahada kendileriyle bizzat karşılaştım; Avrupalı diplomatların tam olarak ne işle meşgul olduğuna dair en ufak bir fikrim yok.
Her neyse, şüphesiz en can alıcı mesele Ukrayna; ne de olsa kendi kıtamızda. İçinde bulunduğumuz kadar güvensiz bir ortamda, akla ilk gelmesi gereken şey Avrupa kıtasında barışı tesis etmektir. Ancak o zaman diğer sorunlarla ilgilenebiliriz.
Avrupa kıtasında barışın sağlanması, Rusya ile konuşmamızı, müzakere etmemizi ve bu çatışmaya bir şekilde çözüm bulmamızı gerektiriyor. Fakat bunu yapamıyoruz.
Kendi içimize öylesine kapandık ki, Rusya karşısında ortak bir müzakere tavrı belirlemekten aciziz; zira 27 üye ülke politika değişikliğinde uzlaşamıyor. Müzakereyi yürütecek temsilcinin atacağı adımlarda mutabık kalamıyorlar ve barış görüşmelerinin tabiatında bulunan esnekliği o kişiye tanımaya asla yanaşmıyorlar.
‘E3’ ülkelerinin (Almanya, Fransa, İngiltere) inisiyatif alacağını düşünseniz dahi, bu üçlünün çıkarları birbirinden o kadar kopuk ki, tabloyu daha da tehlikeli kılıyor. İngilizler doğuyla barış anlamına gelebilecek her şeyden nefret eder; zira gözlerini Atlantik’e dikmiş durumdalar ve sanırım 1850’lerden bu yana bunu büyük bir tehdit olarak görüyorlar. Böylesi bir barıştan en karlı çıkacak aktör Almanya olmasına karşın son derece akıl dışı davranıyor. Fransızlar da muhtemelen hoş karşılamayacaktır.
Neticede elimizde hiçbir şey yok. Sözlerimi bağlarken şunu vurgulamak isterim: Avrupa Birliği, önümüzdeki uzun dönem boyunca dünyada istikrarsızlık unsuru olmaya devam edecek.
Zaman ilerledikçe bu istikrarsızlığın kendi sınırlarının içine de sirayet edeceğini düşünüyorum. Bunu dile getirmek son derece acı: Avrupa Birliği’nin barış projesi çöktü. Barışın yitirilmesiyle birlikte geleceğimiz ve gelecek nesiller ağır bedeller ödeyecek. Çok teşekkür ederim.
East-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Diplomasi
AB ve Kanada, kapsamlı yeni bir ortaklık anlaşmasını duyuracak

AB ve Kanada, dijital ticaret engellerinin kaldırılmasından Ukrayna’ya ortak destek verilmesine ve orman yangınlarıyla mücadelede yatırım yapılmasına kadar uzanan kapsamlı yeni bir ortaklığı duyuracak.
29 Ekim’de başlayacak olan zirveye hazırlık amacıyla AB büyükelçilerine dağıtılan ve POLITICO tarafından elde edilen, iki tarafça yayınlanacak ortak bildiri taslağında, “Dünya, benzeri görülmemiş jeopolitik zorlukların yanı sıra ticaret, enerji, teknoloji, iklim ve kaynaklar alanındaki zorluklarla birlikte hızla değişiyor,” ifadesi yer alıyor.
AB ve Kanada, ABD Başkanı Donald Trump’ın ticaret savaşının yarattığı etkilerle boğuşurken stratejik bağlarını güçlendirmeye çalışıyor.
Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, bu ay Kanada’yı AB’ye ortak üye olarak davet etmeyi önerdi.
Bu öneri, Trump’ın derhal gümrük vergisi uygulama tehdidinde bulunmasına yol açtı.
Taslak belgede, “Kanada ve AB, benzersiz ticaret erişimimiz, ortak değerlerimiz ve birbirini tamamlayan iktisadi güçlerimiz sayesinde daha derin ve daha entegre bir ilişki kurabilir,” deniyor.
Taraflar, Montreal’de düzenlenecek zirvede, kritik maden projelerine yönelik yatırımları hızlandırmak, tedarik zincirlerini güçlendirmek ve “piyasa dalgalanmalarını ve jeopolitik etkileri” hafifletmek amacıyla kritik kaynakları stoklamak da dahil olmak üzere tedarik güvenliğini artırmak istediklerini açıklamayı planlıyor:
“Stratejilerimizi ve standartlarımızı uyumlu hale getirecek, endüstrilerimizi birbirine bağlayacak ve hedeflerimizi halklarımız için en yüksek getiriyi sağlayacak sektörlere odaklayacağız. Buna, sıvılaştırılmış doğal gazdan hidroelektrik, güneş, rüzgâr ve nükleer enerjiye kadar, dünyanın büyük bir kısmının ihtiyaç duyduğu düşük karbonlu, güvenilir enerjinin geliştirilmesi de dahil.”
Ottawa ve Brüksel ayrıca, 2030 yılında Kanada ve Avrupa’da orman yangınlarıyla mücadele için kullanıma hazır olacak 50 adet De Havilland su bombardıman uçağının ortak satın alımını da duyuracak.
Von der Leyen, 15 Eylül’deki Birliğin Durumu konuşmasında, “Gönüllü olarak güçlerimizi birleştiriyoruz… Bir teknoloji ittifakı kuracağız. Savunma sanayi üslerimizi entegre edeceğiz. Kuzey Kutbu’nu amiral gemisi niteliğinde bir ortak proje haline getireceğiz. Enerji, kritik mineraller ve piller üzerinde çalışacağız. Yapay zeka, kuantum, siber ve iktisadi güvenlik alanlarında da işbirliği yapacağız,” demişti.
Diplomasi
Avrupalı şirketlerden AB-ASEAN ticaret paktı çağrısı

Avrupalı şirketler, Avrupa Birliği’nin geçen hafta Filipinler ile yaptığı anlaşmada sağlanan ilerlemenin ardından ASEAN ile bölgeden bölgeye kapsamlı bir ticaret paktı yapılması çağrısında bulunuyor. Brüksel ise ticari ve siyasi ilişkilerini çeşitlendirmeye çalışıyor.
Avrupa Birliği’nin ayrıca Tayland ile yürüttüğü ticaret anlaşması müzakerelerini bu yılın sonuna kadar sonuçlandırması bekleniyor. Görüşmelerin 10. turu salı gününe kadar sürüyor. AB’nin bölgede halihazırda Singapur, Endonezya ve Vietnam ile ticaret anlaşmaları bulunuyor; Malezya ile de müzakereler devam ediyor.
Ancak şirketler, dünyanın en büyük iki ekonomisi olan Çin ve ABD ile rekabet ortamında AB’nin daha ileri giderek ASEAN’ın tamamıyla blok düzeyinde bir anlaşma yapmasını istiyor.
AB-ASEAN İş Konseyi İcra Direktörü Chris Humphrey, “Güneydoğu Asya, Avrupalı şirketleri güvenilir yatırımcılar olarak görüyor ancak bu şirketler Amerikan ve Çin hükümetlerinin tüm siyasi ve mali ağırlığıyla rekabet ediyor,” dedi.
Humphrey, Nikkei Asia’ya yaptığı açıklamada ikili anlaşmaların nihai hedef olmaması gerektiğini belirterek, Avrupalı şirketlerin özellikle enerji, sağlık, dijital hizmetler ve finansal hizmetler alanlarında uzun süredir bölgeden bölgeye bir ticaret anlaşması çağrısı yaptığını söyledi.
İş konseyinin eylül başında 150 Avrupalı iş dünyası yöneticisiyle gerçekleştirdiği ankette katılımcıların yalnızca yüzde 18’i AB’nin ASEAN ile yeterince angaje olduğunu düşündüğünü söyledi. Humphrey, Ticaret Komiseri Maros Sefcovic ile AB’nin en üst düzey diplomatı Kaja Kallas’ın ziyaretleri dışında üst düzey temasların hâlâ sınırlı kaldığını belirtti.
Sözde insan hakları ile çevre ve gıda güvenliği standartlarına ilişkin kaygılar, iki blok arasındaki müzakereleri uzun süredir zorlaştırıyor. Örneğin AB’nin Endonezya ile yürüttüğü görüşmelerde ormansızlaşma meselesi yıllarca önemli bir anlaşmazlık konusu oldu. Taraflar ancak geçen yıl kapsamlı bir ekonomik ortaklık anlaşması imzalayabildi.
Benzer şekilde AB ile Bangkok arasındaki ticaret müzakereleri, başladıktan bir yıl sonra, 2014’te Tayland ordusunun darbeyle iktidarı ele geçirmesi üzerine askıya alındı. Görüşmeler 2023’te resmen yeniden başlatıldı. Analistler yakın zamanda bir anlaşmaya varılmasının önünde büyük bir engel görmediklerini söylese de Tayland’ın ton balığı ve deniz ürünleri balıkçılığındaki çalışma standartları Avrupa sektöründe kaygı yaratıyor.
Bölgeden bölgeye düzeydeki müzakereler ise ilk kez 2007’de başlatılmış, Myanmar’daki askeri darbe nedeniyle 2009’da karşılıklı mutabakatla durdurulmuştu.
Brüksel Özgür Üniversitesi ve KU Leuven’de öğretim görevlisi Camille Nessel, “ASEAN, mevcut jeopolitik tartışmaların ima ettiğinden çok daha uzun süredir bir öncelik,” dedi.
Singapur’daki ISEAS-Yusof Ishak Enstitüsü kıdemli araştırmacısı Joanne Lin de tarafların beklentilerindeki uyumsuzluğun ilişkileri sınırladığını belirtti. Lin’e göre AB, ticaret yoluyla iş gücü, çevre, sürdürülebilirlik, insan hakları ve düzenlemeler alanlarında reformları teşvik etmeyi umuyor.
Lin, “Ancak ASEAN, AB’nin daha pratik bir ortak olmasını ister,” dedi. İşbirliği alanları arasında yeşil dönüşüm, enerji bağlantıları, dijital ticaret, dirençli tedarik zincirleri ve sürdürülebilir altyapıyı örnek gösterdi.
Ancak koşullar değişti. Son birkaç yılda jeopolitik rekabet ve gerilimler belirgin biçimde arttı. Büyük Avrupa ekonomilerinin büyümekte zorlandığı bir dönemde AB, Çin ve ABD arasında sıkışmış hissediyor. Analistlere göre bu ortamda Sefcovic daha pragmatik bir yaklaşım benimseyebilir ve coğrafi olarak daha uzak olsalar bile müttefiklerle işbirliği arayışına girebilir.
ASEAN ülkeleri açısından ise komşular arasındaki rekabet, tarafları uzlaşmaya yönelterek ticaret anlaşmalarının sonuçlandırılmasını hızlandırmış olabilir.
Nessel, “Vietnam AB ile bir anlaşma yaptıktan sonra bu durum Endonezya ve Filipinler açısından önem kazandı,” dedi. “Bu ülkeler birçok aynı sektörde rekabet ediyor ve tercihli erişim, rekabet dengesini değiştiriyor” diye ekledi.
AB-Filipinler anlaşması, tarım-gıda ürünleri, makineler ve beyaz eşya dahil olmak üzere ticarete konu malların yüzde 94’ündeki tarifeleri kaldıracak. Ayrıca Filipinler’in kamu ihaleleri pazarı ilk kez yabancı şirketlere açılacak.
Sefcovic, “Anlaşma her büyüklükteki işletme için gerçek fırsatlar sunuyor. Aynı zamanda dayanıklılığın stratejik bir öncelik haline geldiği bir dönemde daha güçlü ve çeşitlendirilmiş bir tedarik zinciri sağlıyor” dedi.
Resmi verilere göre AB, geçen yıl Filipinler’in dördüncü büyük ticaret ortağıydı ve ülkenin toplam mal ticaretinin yüzde 8,3’ünü oluşturdu. İki taraf arasındaki mal ticaretinin hacmi 17,6 milyar avro, yani yaklaşık 19,9 milyar dolar seviyesindeydi.
Bu tekil ticaret anlaşmaları, iki bloğu sonunda daha kapsamlı bir anlaşmaya doğru taşıyabilir.
Bir AB sözcüsü, “ASEAN’ın tek tek üyeleriyle oluşturulan bu ikili serbest ticaret anlaşmaları ağı, ortak uzun vadeli hedefimiz olmaya devam eden nihai bölgeden bölgeye serbest ticaret anlaşmasına giden yolda yapı taşları işlevi görebilir,” dedi.
Diplomasi2 hafta önceKanada, Birleşik Krallık liderliğindeki askeri koalisyona katılmak istiyor
Asya2 hafta önceÇin yapay zekâ, çipler ve akıllı fabrikalara büyük yatırım yapıyor
Asya2 hafta önceFed’in faiz artışının ardından Çin parasal gevşemeye devam edecek mi?
Asya2 hafta önceHindistan ve Vietnam, ‘Çin artı bir’ rekabetini ticari kazanıma dönüştürmeyi hedefliyor
Asya2 hafta önceJaponya Merkez Bankası faizleri 1995’ten bu yana en yüksek seviyeye çıkardı, yen değer kaybetti
Asya2 hafta önceGüney Kore lideri Lee, ABD baskısına rağmen Ortadoğu’da savaşa dahil olmayacaklarını söyledi
Diplomasi4 gün önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Ortadoğu2 hafta önceABD, Yemen ile görüştü iddiası









