Diplomasi
Vatikan ile Pekin Çin’de yeni piskopos konusunda anlaştı: 20 yıllık boşluk sona erdi

İç Moğolistan’daki Roma Katolik piskoposunun atanması, hassas bir konuda Pekin ile Vatikan arasındaki gergin diplomatik süreci tamamladı.
Joseph Chang Yanfeng, çarşamba günü Çin’in kuzeyindeki İç Moğolistan Özerk Bölgesi’nde bulunan Chifeng kentinin piskoposu olarak takdis edildi. Atama, Katolik din adamlarının görevlendirilmesi gibi hassas bir konuda Pekin ile Vatikan arasındaki zorlu diplomatik ilişkinin sürdüğünü gösterdi.
Vatican News’in aktardığına göre Papa XIV. Leo, Kutsal Makam ile Pekin arasında 2018’de imzalanan geçici anlaşma uyarınca Chang’ın atanmasını 15 Haziran’da onayladı.
İtalya merkezli Katolik misyoner haber ajansı AsiaNews’e göre bu takdis töreniyle, Andreas Zhu Wenyu’nun 2006’daki ölümünden bu yana yaklaşık 20 yıldır boş bulunan Chifeng Katolik Piskoposluğu makamı doldurulmuş oldu.
Haberde, Zhu’nun 1990’da papanın onayı olmadan piskopos olarak takdis edildiği, ancak daha sonra “diğer Çinli piskoposlar gibi Roma ile yeniden tam birlik içine alınmak için başvuruda bulunduğu ve talebinin kabul edildiği” belirtildi.
Chang, 2021’den bu yana Chifeng Piskoposluğu’nun yöneticiliğini yürütüyordu. Çin Katolik Yurtseverler Birliği’nin resmi internet sitesine göre 42 yaşındaki rahibin takdis törenine, birliğin başkan yardımcısı olan Hohhot Piskoposu Paul Meng Qinglu başkanlık etti.
Törene, İç Moğolistan’ın farklı bölgelerinden rahipler, rahibeler ve laik temsilciler dahil yaklaşık 400 kişi katıldı.
1984 yılında Hebei eyaletinin Chengde kentinde doğan Chang, Shenyang Büyük Ruhban Okulu’nda eğitim aldı, Güney Kore’de Kitab-ı Mukaddes teolojisi okudu ve 2010 yılında rahip olarak takdis edildi.
Chang, rahiplik hayatının tamamını Chifeng Piskoposluğu’nda farklı ruhani ve idari görevlerde geçirdi.
AsiaNews’in aktardığına göre Chang, atamasının açıklanmasından kısa süre önce piskoposluğu Çin’in Etnik Birlik ve İlerlemeyi Teşvik Yasası ile uyumlu hale getireceğine dair kamuoyu önünde taahhütte bulundu. Söz konusu politika, azınlık dillerini ve kültürlerini aşındırdığı gerekçesiyle insan hakları grupları tarafından eleştiriliyor.
Piskoposların seçimi, Pekin ile Vatikan arasındaki ilişkilerde temel anlaşmazlık noktası olmayı sürdürüyor. Vatikan’ın Tayvan’ı tanıyan tek Avrupa devleti olması da Pekin’le ilişkileri daha karmaşık hale getiriyor.
Vatikan, papanın yetkisini korumaya çalışırken Pekin yönetimi din üzerinde devlet denetimi uygulanmasında ve dini toplulukların siyasi bağlılık göstermesinde ısrar ediyor.
Son olarak 2024’te yenilenen ve 2028’e kadar yürürlükte kalması kararlaştırılan geçici anlaşma, devlet tarafından onaylanan Çin Katolik Yurtseverler Birliği ile Roma’ya bağlı yeraltı Katolik toplulukları arasında onlarca yıldır süren bölünmeyi aşmayı amaçlıyor.
Anlaşmayla, Çinli makamların piskopos adaylarını önermesi ve papanın nihai veto yetkisini elinde tutması esasına dayanan bir süreç oluşturuldu.
Anlaşmanın imzalanmasından bu yana yaklaşık 20’den fazla piskoposun atanması ya da statüsünün resmileştirilmesi sağlandı. Bu süreç, Çin’de sayılarının 90’ı aştığı tahmin edilen piskoposlukların önemli bir bölümünü etkiledi ve görevdeki tüm piskoposların Roma ile tam birlik içinde olmasını sağladı.
Chang’ın takdisi, geçen yıl Papa Franciscus’un yerine geçen Papa Leo döneminde de bu çizginin sürdüğünü gösterdi. Papa Leo, göreve gelmesinden bu yana çok sayıda Çinli piskoposun atanmasını onayladı.
AsiaNews’e göre Chang’ın atanması, 2025’in sonlarında Şanghay’da Ignatius Wu Jianlin ile Xinxiang’da Francis Li Jianlin’in piskopos olarak takdis edilmesinin ardından 2026’daki ilk atama oldu.
Anlaşma genel olarak hesaplanmış bir uzlaşma olarak değerlendiriliyor. Anlaşmayı destekleyenler, bunun Katolik Kilisesi’nin Çin’deki kurumsal varlığını güçlendirmenin tek gerçekçi yolu olduğunu savunuyor.
Buna karşılık insan hakları grupları, bazı Çinli Katolikler ve emekli Hong Kong Piskoposu Kardinal Joseph Zen Ze-kiun dahil eleştirmenler, anlaşmanın Komünist Partiye kilise üzerinde gereğinden fazla nüfuz sağladığını ve ruhani faaliyet özgürlüğünü siyasi taleplere tabi hale getirme riski taşıdığını öne sürüyor.
Diplomasi
Macron ile Trump, enerji alanında ateşkes önerilerini görüştü

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, ABD Başkanı Donald Trump ile Ukrayna ve Rusya arasında enerji sektörüne yönelik saldırılara ilişkin bir ateşkes sağlanmasını amaçlayan girişimleri görüştüğünü söyledi.
Görüşmenin ardından gazetecilere konuşan Macron, iki liderin çatışma konusunda “çok iyi” ve “çok yapıcı” bir görüşme yaptıklarını ve Kiev’in savunmasını güçlendirmesine yardım edilmesi gerektiği konusunda mutabık kaldıklarını belirtti.
Macron şöyle konuştu:
“Ukrayna ve Rusya konusunda uzun bir görüşme yaptık; savunma açısından kilit öneme sahip bir konu olduğu için, Ukraynalı dostlarımıza önleme füzeleri konusunda daha hızlı ve daha güçlü bir şekilde yardım etmemiz gerektiği üzerinde durduk.”
Ayrıntılara girmeden Macron, ikilinin enerji sektörüne yönelik saldırıların durdurulması fikrine de odaklandığını belirtti.
Fransız lider bu konuyu pazartesi günü ilerleyen saatlerde Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy ile yapacağı görüşmede gündeme getireceğini de eklemişti.
Fransız lider, savaşın Avrupa genelinde güvenliği etkilemeye devam etmesi nedeniyle Ukrayna’nın enerji sistemine yardım etmenin bir öncelik olmaya devam ettiğini ve Birleşmiş Milletler’de düzenlenecek yıllık liderler toplantısı sırasında bu konuda ilerleme kaydedilmesini umduğunu belirtti.
Zelenskiy de Macron ile bir görüşme yaptığını bildirdi ve görüşmelerin güvenlik konusuna ve Ukrayna için bir “kış destek paketi” hazırlıklarına odaklandığını belirtti.
Zelenskiy’e göre, Ukrayna, AB kredisi kapsamında sağlanan finansmanla ek SAMP/T hava savunma sistemleri ve bunlara ait füzeleri temin etmeye hazır.
Ayrıca, Ukrayna ve ortaklarının bu sistemlerin ve mühimmatlarının Ukrayna’da üretilmesi olasılığı üzerinde çalıştıklarını ve ortak FREYJA anti-balistik füze programı üzerinde de çalıştıklarını belirtti.
Zelenskiy, bu çalışmaların ilk sonuçlarını bu yıl içinde almayı beklediğini söyledi.
Macron, “Rusya’nın Ukrayna’nın enerji altyapısına yönelik saldırıları, milyonlarca ailenin ısınma ve elektrikten mahrum kalmasına yol açma tehlikesi taşıyor. Fransa, kış boyunca Ukrayna’ya destek verecek ve G7 ülkeleri de enerji sektöründe destek sağlayacak,” dedi.
Macron’a göre Fransa, radar ve önleme füzeleri tedarikine yönelik bir sözleşme de dahil olmak üzere Ukrayna’nın hava savunmasını güçlendiriyor.
Diplomasi
G7, İran’ı “Husilere silah sağlamayı durdurmaya” çağırdı

G7 dışişleri bakanları İran’a, Yemen’deki Ensarullah milislerine (Husiler) sağladığı silah ve desteği sonlandırması çağrısında bulundular.
Bakanlar, bu durumun uluslararası ticareti baltalama ve küresel istikrarsızlığa yol açma riski taşıyan tehlikeli bir tırmanma eğilimi oluşturduğunu belirttiler.
ABD, Almanya, Birleşik Krallık, Fransa, İtalya, Japonya ve Kanada dışişleri bakanları, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun yan etkinlikleri kapsamında düzenlenen toplantının ardından açıklama yaptılar.
G7 ülkeleri yaptıkları açıklamada, “Yemen’de ve Suudi Arabistan Krallığı’na karşı Husi milisleri tarafından gerçekleştirilen kabul edilemez saldırıları en şiddetli şekilde kınıyoruz,” dediler.
Açıklama şöyle devam etti:
“Husileri, tüm askeri eylemleri, sivil gemilere yönelik tüm tehdit ve saldırıları derhal durdurmaya ve iyi niyetle siyasi sürece geri dönmeye çağırıyoruz.”
Bakanlar, “Gelecekte de Yemen’in meşru hükümetine desteğimizi sürdürecek ve Yemen’in birliği, egemenliği, bağımsızlığı ve toprak bütünlüğüne olan güçlü bağlılığımızı yeniden teyit edeceğiz,” dediler.
İran, daha önce Ensarullah’a silah sağladığını reddetmiş ve onlara yalnızca siyasi destek verdiğini belirtmişti.
Bu arada, AFP haber ajansı, Yemen direnişi yanlısı medya kaynaklarına atıfta bulunarak, Suudi Arabistan’ın Yemen’in stratejik Kızıldeniz liman kenti Muha’ya düzenlediği hava saldırılarında en az altı kişinin öldüğünü bildirdi.
Ensarullah’ın bu ayın başlarında Suudi yanlısı güçlerden ele geçirdiği şehre düzenlenen saldırıda ölenler arasında iki çocuk ve bir kadın da bulunurken, sekiz kişi yaralandı.
Yemen hükümetini destekleyen Suudi Arabistan, bildirilen hava saldırıları hakkında henüz bir açıklama yapmadı.
BM, Yemen’in Kızıldeniz kıyılarında çatışmaların aniden şiddetlenmesi nedeniyle toplamda 120.000’den fazla Yemenlinin yerinden edildiğini tahmin ediyor.
Bu ayın başlarında, Yemen’in yoğun nüfuslu bölgelerinin çoğunu zaten ele geçirmiş olan Ensarullah milisleri, Kızıldeniz’in güney kısmının Aden Körfezi’ne ve daha geniş Hint Okyanusu’na aktığı dar bir deniz geçidi olan Bab el-Mendeb’in kontrolünü ele geçirdi.
İngiltere Başbakanı Andy Burnham, Birleşik Krallık’ın Suudi Arabistan’a, Kıbrıs’taki RAF Akrotiri üssünde konuşlanmış tek bir İngiliz uçağı olan Voyager’ın da dahil olacağı “savunma amaçlı havada yakıt ikmali” desteği sağlayacağını açıkladı.
Bir diplomatik kaynak AFP’ye, Fransa’nın da destek sözü verdiğini ve “tamamen savunma amaçlı bir yaklaşım” yoluyla Suudi enerji altyapısının “güvenliğini sağlama” konusunda çalışmaya hazır olduğunu belirtti.
Diplomasi
ABD, Grönland’da iki yeni askeri üs açacak

ABD, Grönland’ın güneyinde Soğuk Savaş döneminden kalma bir askeri üssü yeniden faaliyete geçirmeyi ve şu anda Danimarka köpek kızağı devriyesi tarafından kullanılan doğu kıyısında bir başka üs kurmayı planlıyor.
Reuters’a bilgi veren kaynaklara göre, söz konusu yerler, 1950’lerde ABD’nin Bluie West One askeri üssünü kapatmasından bu yana nüfusu hayli azalan Narsarsuaq ile Danimarka özel kuvvetleri birimi olan Sirius Köpek Kızak Devriyesi tarafından kullanılan bir askeri karakol olan Mestersvig.
Danimarka, Grönland ve ABD’nin, salı günü (22 Eylül) New York’ta düzenlenecek Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda yeni anlaşmalarını imzalamaları bekleniyor.
Anlaşmanın metni henüz kamuoyuna açıklanmadı. Anlaşma hakkında bilgi sahibi olan ve isimsiz kalmak koşuluyla konuşan üç kişi, ayrıntıların anlaşma imzalanana kadar kesinleşmeyeceğini belirtti.
Bir Beyaz Saray sözcüsü, anlaşmanın ayrıntıları hakkında yorum yapmaktan kaçındı ve salı günü imzalanacak olan anlaşmanın “Grönland ve Amerika Birleşik Devletleri’nin güvenliğini sağlayacağı ve koruyacağı” yönündeki daha önceki açıklamayı yineledi.
Danimarka, bu anlaşmanın Arktik güvenliğini yalnızca ABD ve Danimarka’ya bırakmak yerine, NATO’nun denetimi altına aldığını belirtiyor.
Anlaşma, uzun süredir ABD’nin Grönland’ı kontrol etmesini istediğini belirten ve zaman zaman bu yarı özerk Danimarka toprağını ele geçirmek için askeri veya iktisadi güç kullanma olasılığını da masaya koyan ABD Başkanı Donald Trump’ın aylar süren baskısının ardından geldi.
Ocak ayında zirveye ulaşan Trump’ın tehditleri, NATO içinde bir diplomatik krize yol açmış ve Danimarka ile Grönland’ı, bu baskıyı hafifletmek amacıyla Washington ile müzakerelere itmişti.
Soğuk Savaş döneminde ABD, Grönland’da 17 askeri üs ve 10.000’den fazla personel bulunduruyordu.
Günümüzde ise sadece Pituffik Uzay Üssü kalmış durumda ve burada yaklaşık 150 ABD askeri personeli görev yapıyor.
Avrupa2 hafta önceKoçbaşı olarak AfD
Ortadoğu2 hafta önceİsrail Deniz Kuvvetleri Komutanı, Türkiye’yi tehdit etti
Asya2 hafta önceÇin’in HQ-17AE kısa menzilli hava savunma sistemi Pakistan’ın İHA savunmasını güçlendirecek
Asya1 hafta önceDeepSeek mühendisi: “Gelecek ya komünizm olacak ya Cyberpunk”
Dünya Basını2 hafta önceProf. Hanke: Washington’dan gelen hiçbir açıklamaya güvenemezsiniz
Dünya Basını1 hafta önceİktisatçı Milanovic: Küresel neoliberalizm bitti, yeni bir evreye geçtik
Asya2 hafta önceİran ile Çin arasında milyarlarca dolarlık gizli ticaret ağı
Ortadoğu2 hafta önceNetanyahu, bin Zayed’den gelen “7 Ekim” uyarısını görmezden gelmiş












