Bizi Takip Edin

Avrupa

AB Adalet Divanından Katalan af yasasına onay

Yayınlanma

Avrupa Birliği Adalet Divanı, Katalan ayrılıkçılara yönelik tartışmalı af yasasının birlik hukukunun temel hükümlerini ihlal etmediğine karar verdi. Lüksemburg merkezli mahkeme, Katalonya’nın 2017 yılındaki bağımsızlık referandumunda kamu kaynaklarının kullanılmasının AB mali çıkarlarına zarar vermediğine ve affın terörle mücadele direktifine aykırı olmadığına hükmetti.

Avrupa Birliği’nin en yüksek mahkemesi, Katalan ayrılıkçılara yönelik tartışmalı af yasasının birliğin hukuk kurallarını ihlal etmediğine hükmederek bağımsızlık yanlısı lider Carles Puigdemont’un yıllar süren kaçışın ardından İspanya’ya dönüşüne zemin hazırladı.

Avrupa Birliği Adalet Divanının kararları, 2023 genel seçimlerinin ardından başbakanlık görevini sürdürebilmek için ihtiyaç duyduğu parlamento desteği karşılığında Katalan ayrılıkçıları affetmeyi kabul eden İspanya Başbakanı Pedro Sanchez için de büyük bir hukuki ve siyasi başarı anlamına geliyor.

Bu karar İspanya’da sert muhalefete yol açmış olsa da mahkemenin hükmü, hükümetin yasanın AB mevzuatına uygun olduğu yönündeki uzun süredir savunduğu tezini güçlendiriyor.

Birliğe yönelik mali zarar tespit edilmedi

Lüksemburg merkezli mahkeme tarafından açıklanan iki karardan ilki, Katalan liderlerin 2017 yılında düzenlediği gayrimeşru bağımsızlık referandumunun finansmanında kamu kaynaklarının kullanılmasının birliğin mali çıkarlarına zarar verip vermediği üzerine odaklandı.

İspanya Sayıştayı, referandum kampanyasını desteklemek için kullanılan ulusal bütçenin yerine dolaylı olarak AB fonlarının geçmiş olabileceğini veya bu durumun ülkenin birlik bütçesine katkı sağlama kabiliyetini zedelediğini öne sürmüştü.

Sayıştay, AB kaynaklarının bu şekilde usulsüz kullanılmasının af kapsamı dışında bırakılan bir suç teşkil edeceğini savunmuştu.

Ancak AB’nin en yüksek mahkemesi bu hukuki gerekçeyi reddederek birliğin mali kaynaklarının kullanımı ile gayrimeşru bağımsızlık referandumu arasındaki doğrudan bağı kopardı.

Yargıçlar kararlarında, “Birlik bütçesi üzerindeki olası etki, yalnızca ulusal bütçeye verilen zarardan kaynaklanamaz” ifadesine yer vererek birliğin mali çıkarlarının sadece gayrisafi milli hasıladaki düşüşle etkilenmiş sayılamayacağını kaydetti.

Bu karar, bugüne kadar aftan yararlanması engellenen Katalan liderler için büyük bir zafer teşkil ediyor.

Karar, İspanya Sayıştayının Puigdemont ve diğer Katalan yetkililere yönelik davasını sonlandırsa da Puigdemont hakkında 2023 yılında Yüksek Mahkemede açılan davayı etkilemiyor.

Yüksek Mahkeme yargıçları, kamu kaynaklarını kötüye kullanma suçlamasını gerekçe göstererek siyasetçiye af çıkarmayı şu ana kadar reddetti. Ancak ayrılıkçı lider, bu ret kararına karşı ülkenin Anayasa Mahkemesine başvurdu.

Anayasa Mahkemesi de kendi kararını açıklamadan önce Lüksemburg’un bu konudaki hükmünü bekliyordu. Yüksek Mahkemenin uygulamak zorunda kalacağı kesinleşmiş kararın bu sonbaharda çıkması bekleniyor.

Sanchez için siyasi kazanım

Lüksemburg mahkemesi, diğer kararında ise affın birliğin 2017 tarihli terörle mücadele direktifine aykırı olmadığına hükmetti.

İspanya yargısı, bağımsızlık referandumunun ardından barikatlar kurup yolları kapatarak terör suçlamasıyla yargılanan 12 ayrılıkçı protestocu için af çıkarılıp çıkarılamayacağını sorgulamıştı.

Buna karşın yüksek mahkeme yargıçları, af yasasının “terörle mücadeleye ilişkin direktifin etkililiğini azaltmadığını” belirtti ve yasanın amacının “uzlaşıyı” teşvik etmek olduğuna dikkati çekti.

Kararda, İspanya’nın bu yasayı “insan haklarını kasten ağır şekilde ihlal eden eylemlere” uygulama niyetinde olduğuna dair hiçbir kanıt bulunmadığı vurgulandı. Bu yaklaşımın, aktivistler için hızlı bir af sürecinin önünü açması bekleniyor.

Alınan kararlar Sanchez için de önemli bir dönüm noktası oldu. Katalanlara af çıkarma yönündeki 2023 tarihli mutabakat, Başbakan Sanchez’in daha önceki kamuoyu önündeki duruşundan ani bir geri adım atması anlamına gelmiş ve İspanyolların yarısından fazlasının bu adımı “adaletsiz” olarak nitelendirmesiyle ülke genelinde tepkiye yol açmıştı.

Mahkemenin kararı, Sanchez’in affın “yasal ve anayasaya uygun” olduğu yönündeki ısrarını teyit ederken Brüksel’in de genel affın bir “iç mesele” olduğu yönündeki duruşunu destekliyor.

Kararda, “Bir af yasasının onaylanması ve uygulanması üye devletlerin yetkisindedir. Adalet Divanının denetimi, yargısal koruma sorunlarının tespit edilmesi ve Birlik hukuku kurallarının etkililiğine uyulup uyulmadığının doğrulanması ile sınırlıdır” denildi.

Siyasetin dönüşüm için bir kaldıraç olduğunu belirten Sanchez, geçen yıl yaptığı açıklamada, affın “hiçbir zaman siyaset alanından çıkmaması gereken bir siyasi krizi” sona erdirmeye yardımcı olduğunu ifade etmişti.

Avrupa

MI6, eski BND Başkanı’nın gizli bilgileri sızdırmasından endişe ediyor

Yayınlanma

Başta MI6 olmak üzere İngiliz istihbarat kurumları, modern Alman tarihinin en büyük casusluk skandalında gizli bilgilerinin veya casuslarının ele geçirilip geçirilmediğini araştırıyor.

Almanya’nın dış istihbarat servisinin (BND) eski başkanı August Hanning ile sadece Manfred D olarak adı geçen kurumun şu anki üst düzey yetkilisi, salı günü casusluk ve vatana ihanet şüphesiyle gözaltına alındı.

Hanning, 16 yıl boyunca Manfred D aracılığıyla binlerce gizli belgeyi yasadışı olarak topladığı ve bu sırların bir kısmını yabancı bir güce sattığı suçlamasıyla karşı karşıya.

Alman güvenlik kaynakları, ikilinin ele aldığı bazı üst düzey bilgilerin yurtdışındaki ortak istihbarat teşkilatlarından geldiğini belirterek, İngiliz ve Amerikan istihbaratının sızdırılmış olabileceği ihtimalini gündeme getirdi.

Bu durum, sahada faaliyet gösteren ajanlar ya da muhbirler gibi ABD ve İngiliz insan kaynaklarının, paylaşılan bilgiler yoluyla kimliklerinin ortaya çıkabileceği endişelerini de beraberinde getirdi.

Eski BND Başkanı Hanning gözaltına alındı

Eski bir MI6 istihbarat subayı olan Matthew Dunn, İngiliz istihbarat servislerinin BND ile paylaşılan her şeyi titizlikle inceleyeceğini ve riskleri değerlendireceğini söyledi.

Dunn şöyle dedi:

“Şu anda MI6 içinde, çok güvenilir bir irtibat ortağıyla paylaşılan istihbaratı titizlikle inceleyen ve bunların herhangi birinin MI6’e bağlı faaliyetleri ve kişileri tehlikeye atıp atmadığını değerlendiren büyük bir iç güvenlik incelemesi yapıldığına şüphe yok.”

Bununla birlikte, eski casus, bu durumun kurumun BND ile ilişkilerini etkilemesi halinde “çok şaşıracağını” belirtti ve iki kurumun işbirliği içinde olacağını düşündüğünü ifade etti.

İstihbarat paylaşımı sırasında, kaynaklarla ilgili bilgilerin sansürlenmesi de dahil olmak üzere “otomatik denetim ve dengeleme” mekanizmalarının devreye sokulmasının standart bir uygulama olduğunu açıkladı.

Skandalla ilgili haberler Batı istihbarat camiasını şoke etti. Kaynaklar, iddia edilen ihlali yabancı bir güç için büyük bir başarı olarak nitelendirirken, bunun Batı istihbarat paylaşım ittifakına ciddi zarar verebileceğini belirtti.

MI6 ve GCHQ’nun yanı sıra birçok ABD kurumunun da, söz konusu dönemde Avrupalı müttefiklerle paylaşılan tüm hassas bilgilere ilişkin sistematik bir iç inceleme yürüttüğü düşünülüyor.

The Telegraph’ın edindiği bilgilere göre, bu kurumların öncelikli odak noktası, iddia edilen sızıntı nedeniyle tehlikeye girmiş olabilecek kaynakları korumak olarak anlaşılıyor.

Benzer denetimlerin, Almanya’nın tüm istihbarat paylaşım ortakları ve müttefikleri tarafından da gerçekleştirilmesi muhtemel.

Alman yetkililerin güvenlik ihlalini muhataplarına ne zaman bildirdikleri belirsiz olmakla birlikte, bunun salı günkü gözaltılardan önce olduğu anlaşılıyor.

Alman basını, sızdırılan bilgiler arasında İran nükleer programı, Rus ordusu ve yabancı ortak kurumlara ait gizli belgelerle ilgili ayrıntıların yer aldığını bildirdi.

Açıklamada, söz konusu belgelerin çoğunun “federal istihbarat servisi tarafından yalnızca iç amaçlarla, özellikle de yürütme organına yönelik istihbarat brifingleri için kullanılmak üzere hazırlanmış gizli bilgiler içerdiği” belirtildi.

Savcılığa göre, Hanning bu bilgileri özel danışmanlık faaliyetlerinde kullandı.

Açıklamada, “Bir olayda Hanning, Manfred D tarafından sağlanan gizli istihbaratı, yabancı bir istihbarat servisinin bir yetkilisi için bir analiz hazırlamak amacıyla kullandı,” denildi.

Yetkililer, bu bilgilerin hedeflenen alıcıya ulaşıp ulaşmadığını henüz tespit edemedi. Salı gecesi Der Spiegel, söz konusu analizin Azerbaycan istihbarat servisi için hazırlandığını bildirdi.

Azerbaycan’ın Rusya, İsrail, Türkiye ve ABD’nin yanı sıra diğer ülkelerle de güvenlik ve istihbarat ortaklıkları var.

Hanning, Almanya’daki ulusal güvenlik tartışmalarında Moskova konusunda şahin bir tutum sergilemişti.

2024 yılında The Telegraph’a verdiği bir röportajda, ülkesinin “naif” davrandığını ve olası bir savaşın gerçekliği karşısında “uyandırılması” gerektiğini belirtmişti:

“İnsanlar ciddi bir tehlike olduğunun farkında değil – özellikle Doğu Almanya’da ve aşırı sol ile aşırı sağdaki Almanya için Alternatif (AfD) partisi içinde Rusya’ya sempati duyuluyor; bu partinin bazı kesimleri Rusya’ya yönelik yaptırımların sona erdirilmesini talep ediyor.”

The Insider’a göre, Hanning, BND’den ayrıldıktan sonra Rusya’ya en az yedi kez seyahat etti.

Eski istihbarat şefi, bu seyahatlerin tamamını 2015 ile 2019 yılları arasında gerçekleştirdi ve çoğu zaman Moskova’da sadece bir gün geçirdi.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Yunanistan’da binlerce kişi Rubio’nun gelişini protesto etti

Yayınlanma

6 Ekim öğleden sonra Atina’nın merkezinde binlerce kişi ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun ülkeye gelişini protesto etti.

Tüm İşçilerin Militan Cephesi (PAME) ve Yunanistan Komünist Partisi (KKE) tarafından düzenlenen eylemde “Kasap Rubio’ya yer yok!”, “Ölüm üsleri Yunanistan’dan defolsun!” ve “Kârları için savaşlara karışmayın” sloganları atıldı.

Marco Rubio, Yunanistan-ABD Stratejik Diyaloğu’nun yeni turu kapsamında Yunanistan’ı ziyaret etti.

Yunanistan’ın başkentindeki tüm birincil düzey işçi sendikalarını bir araya getiren, ülkenin en büyük işçi merkezi Atina İşçi Merkezi Başkanı Giorgos Stefanakis mitingde ana konuşmayı yaptı.

Stefanakis, “Biz işçiler, Yunan burjuvazisiyle birlikte halkları yıkıma ve emperyalist savaşın yaygınlaşmasına sürükleyenleri kabul etmiyoruz. Halk sizi istemiyor; üslerinizi toplayın ve Yunanistan’dan defolun!” dedi.

St. Benetatos, Yunan Uluslararası Gerginliğin Azaltılması ve Barış Komitesi (EEDYE) Sekreterliği adına bir selamlama konuşması yaptı.

KKE Merkez Komitesi Genel Sekreteri Dimitris Koutsoumbas da sendika mitingine katıldı. KKE tarafından yapılan açıklamada, Rubio’nun Yunanistan’da “persona non grata” olduğunu söyledi.

Sintagma Meydanı’nda çevik kuvvet kordonları ve göz yaşartıcı gazlı polis saldırısına rğamen göstericiler ABD Büyükelçiliği’ne doğru yürüyüş düzenledi.

KKE’nin aktardığına göre yoğun polis gücü, Sintagma Meydanı’ndan yola çıkan büyük gösteriyi defalarca durdurmaya çalıştı ama bunu ancak üçüncü denemede, Atina’nın merkezi caddelerinde kurdukları üçüncü barikatta başardı.

KKE milletvekilleri de olay yerindeydi ve polisin geri çekilmesini talep ettiler. Gösteriyi bastırma planı başarısız oldu; zira polis yürüyüşün ABD Büyükelçiliği’ne ulaşmasını engellese de, onlarca gösterici, polisi hazırlıksız yakalayan bir hamle ile ABD Büyükelçiliği’ne ulaştı.

Orada pankartlar açarak yasakları delen PAME ve KKE üyeleri, “Halkların katillerine ne toprak ne de su” mesajını ilettiler.

KKE açıklamasında şunlar söylendi:

“KKE, ABD Dışişleri Bakanı M. Rubio’nun Yunanistan’a gelişine karşı sendikalar ve kitle örgütleri tarafından düzenlenen mitinge halkın ve gençlerin kitlesel katılımını selamlamaktadır. Mitingin kitlesel katılımla gerçekleşmesi ve göstericilerin, yasaklara ve polisin kışkırtıcı tavrına rağmen ABD Büyükelçiliği önünde mesajlarını iletmiş olmaları, ülkemizin bölgedeki ABD’nin enerji ve askeri planlarına daha fazla dahil olmasına yönelik militan bir kınama ve muhalefet mesajı vermektedir. Bu planlar, mevcut Yeni Demokrasi hükümeti tarafından da desteklenmekte olup, halk halihazırda bunun bedelini ağır bir şekilde ödemektedir.”

Selanik, Patras ve Yunanistan’ın diğer birçok şehrinde de büyük gösteriler düzenlendi.

Okumaya Devam Et

Avrupa

AB’den ABD misillemesini engellemeyi amaçlayan yeni vergi hamlesi

Yayınlanma

Avrupa Birliği, ABD yönetiminin misilleme tehditlerini önlemek amacıyla yalnızca Amerikan teknoloji devlerini değil, tüm büyük şirketleri kapsayan genel bir vergi getirmeyi planlıyor. Financial Times gazetesinin haberine göre yıllık geliri 100 milyon euroyu aşan kuruluşları hedefleyen teklif, AB’nin 2028 yılından itibaren bütçesine yılda yaklaşık 60 milyar euro kazandırmayı amaçlıyor.

Avrupa Birliği (AB), ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin tepkisini çekmeden birliğin bütçe gelirlerini artırmak amacıyla büyük şirketlere yönelik genel bir kurumlar vergisi getirmeyi değerlendiriyor.

Financial Times’ın (FT) altı Avrupalı yetkiliye dayandırdığı habere göre Brüksel, Washington’ın misilleme tehditleri nedeniyle yalnızca ABD merkezli teknoloji devlerini hedef almaktan kaçınan yeni formüller üzerinde duruyor.

Avrupa Komisyonu, Washington’ın dijital hizmet vergisi uygulayan ülkelere karşı misilleme tehditlerinin ardından Apple, Meta ve Google gibi şirketlerden daha fazla gelir elde etmenin yollarını arıyor.

Yeni vergi arayışları, AB üyelerinin ortak bütçe üzerinde müzakereler yürüttüğü, harcama kısıtlamalarıyla karşılaştığı ve çok uluslu şirketlerin vergilendirilmesine yönelik küresel girişimlerin tıkandığı bir dönemde gerçekleşiyor.

Yıllık geliri 100 milyon euronun üzerindeki şirketler hedefleniyor

Brüksel’deki müzakereler, “Avrupa İçin Kurumsal Kaynak” (Core) olarak bilinen teklif üzerindeki değişikliklere odaklanıyor.

Tasarı, AB sınırları içinde faaliyet gösteren ve yıllık geliri 100 milyon euronun üzerinde olan tüm şirketlerin her yıl tek seferlik bir vergi ödemesini öngörüyor.

Bir AB yetkilisi, planlanan düzenlemeye ilişkin olarak, “Bazı başkentler, Amerikalıları kızdırmak istemedikleri için yalnızca dijital hizmetleri hedef alan bir vergiye karşı çıkıyor. Core yaklaşımına itiraz eden ülke sayısı ise daha fazla. Çözüm, verginin kapsamını neredeyse tüm büyük şirketleri içerecek şekilde genişletmek” değerlendirmesinde bulundu.

Core vergisinin, AB’nin ortak bütçesine 2028 yılından itibaren yıllık yaklaşık 60 milyar euro kaynak aktarması planlanan beş yeni merkezi gelir kalemi arasında yer aldığı belirtiliyor.

ABD misillemesi ve orta ölçekli işletmeler endişe yaratıyor

AB üyesi ülkelerin çoğunluğunda söz konusu verginin Avrupa’daki orta ölçekli işletmeleri yabancı rakipleri karşısında dezavantajlı duruma düşüreceği görüşü hakim.

Yetkililer, orta ölçekli işletmeleri kapsam dışı bırakacak şekilde gelir eşiklerinin değiştirilmesinin daha fazla üye ülkenin desteğini sağlayabileceğini dile getiriyor. Ancak kaynaklar, ABD’nin olası ticari misillemelerinden çekinilmesi nedeniyle planın gerekli desteği görmesinin zor olduğunu kaydediyor.

Daha önce dijital hizmet vergisi getiren Fransa, İtalya, İspanya ve Avusturya, ABD’nin ticari soruşturmalarıyla karşı karşıya kalmıştı.

Ticari gerilimin tırmandığı geçen yılın ilkbahar aylarında Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, ABD tarifelerine karşı dijital reklam gelirlerinin vergilendirilmesini (“Amazon vergisi”) gündeme getirmiş, ardından taraflar 2025 yazında bir ticaret anlaşmasına varmıştı.

ABD Başkanı Donald Trump, bu yılın haziran ayında yaptığı açıklamada, Amerikan şirketlerine dijital hizmet vergisi uygulanması halinde Avrupa ülkelerinden ithal edilecek tüm ürünlere yüzde 100 gümrük vergisi getirme tehdidinde bulunmuştu.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English