Avrupa
AB, denizden kurtarılan göçmenleri üçüncü ülkelere göndermeyi planlıyor

AB, Akdeniz’de kurtarılan kişileri doğrudan Avrupa dışındaki kıyı devletlerine göndermeyi düşünüyor.
Londra merkezli gözlemci kuruluş Statewatch tarafından perşembe günü (29 Ocak) EUobserver’a sızdırılan belgede, kurtarılan göçmenlerin sorumluluğunu etkili bir şekilde denizaşırı ülkelere devredecek bir “güvenli yer düzenlemesi” oluşturulması öneriliyor.
Bu fikirler, Danimarka’nın AB başkanlığı tarafından 7 Kasım tarihli bir belgede ortaya atılmış ve üye devletleri temsil eden Avrupa Konseyi’nde tartışılmış.
Bu fikirler, komisyonun ifadesiyle, potansiyel sığınmacıların Avrupa’ya gelmesini önlemeye yönelik daha geniş bir “yenilikçi çözümler” yelpazesinin de bir parçası.
Brüksel, Akdeniz’deki “kıyı devletleri”ni gözüne kestirdi
Belgede, “Bu çözüm, uluslararası deniz hukuku uyarınca, AB dışındaki bir kıyı devletinin meşru kontrolü altındaki deniz alanlarında mültecileri ve göçmenleri tespit etmek, durdurmak veya tehlike durumunda kurtarmak için deniz operasyonları yapılmasını gerektirir,” deniyor.
Daha sonra bu kişiler bir kabul merkezine gönderilip taramadan geçirilecek. Ardından, yine Avrupa dışındaki başka bir ülke, sığınma taleplerini işleme alacak.
Belgede, “Aynı şekilde, kıyı devleti, sığınma başvurusunda bulunmayanları, ya menşe ülkelerine ya da anlaşma yaptığı üçüncü ülkelere geri gönderebilir,” deniyor.
İnsan hakları grupları, bu planın Avrupa sınırlarında istismar ve ölümleri normalleştirme riski taşıdığını söylüyor.
Sea-Watch’tan Giulia Messmer, EUobserver’a verdiği demeçte şunları söyledi.
“AB, Akdeniz’de bir ölüm sistemi yaratıyor. Avrupalı liderler açıkça dibe vurmuş durumda. Uluslararası hukuk ve normlar birçok yönden tehdit altında iken, Avrupa örnek olmalı ve hepimizi güvende tutmalı, Trump’ın Amerika Birleşik Devletleri’nden gelen zulmü, kaosu ve bölünmeyi taklit etmeye çalışmamalı.”
Yeni iltica yasaları haziranda yürürlüğe giriyor
Belge, AB’nin haziran ayında yürürlüğe girecek yeni iltica yasaları kapsamında bir pilot projenin başlatılacağını öne sürüyor.
Benzer fikirler 2018 yılında, AB liderlerinin “bölgesel karaya çıkma platformları” oluşturulmasını talep ettiklerinde de önerilmişti. Bu platformlar, “güvenli yer düzenlemesi”nin çoğu yönünü yansıtıyor.
Bu tür platformlar ilk olarak BM Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) ve Uluslararası Göç Örgütü (IOM) tarafından fikir olarak ortaya atılmıştı.
Fakat AB’nin Guantanamo benzeri gözaltı merkezleri kurması ve muhtemel yasadışı geri gönderilmelere yol açması korkusuyla insan hakları konusunda sorular hızla gündeme geldi.
Tunus o dönemde planı reddederken, Libya programın dışında bırakıldı ve potansiyel adayların listesi Cezayir, Mısır ve Fas ile sınırlandırıldı.
Öte yandan AB şu anda göçmenler için nakit para anlaşmaları da kesiyor ve insanların hiç gelmemesini sağlamaya ağırlık veriyor.
2024 yılında, daha sıkı sınır kontrolü ve göç politikasında işbirliği karşılığında Mısır’a yaklaşık 7,4 milyar avro bütçe desteği ve yatırım sağlamayı kabul etti. Ayrıca Tunus ile 1 milyar avroluk bir anlaşma yaptığını da duyurdu.
Diğer ülkelerde sınır dışı merkezleri oluşturmayı amaçlayan planlar da uygulamaya kondu.
AB, vize rejimini dış politika ve güvenlik stratejisine entegre ediyor
Yeni vize stratejisi daha katı
Sızıntı, Avrupa Komisyonu’nun perşembe günü açıkladığı yeni beş yıllık göç stratejisinin ardından geldi. Strateji, vize konusunda daha sert bir dil de içeriyor.
Stratejinin en önemli öncelikleri arasında, “yasadışı göç” olarak tanımladığı olguyu önlemek ve göç diplomasisini güçlendirmek yer alıyor.
Bu, diğer ülkelerle “kapsamlı ve karşılıklı yarar sağlayan ortaklıklar” kurmayı da içeriyor. Bu tür ortaklıklar genellikle sınır kontrolü karşılığında AB fonlarının büyük miktarda transferini gerektiriyor.
Komisyonun başkan yardımcısı Henna Virkkunen, stratejinin “yasadışı göçü” önlemeyi, ihtiyaç sahiplerini korumayı ve Avrupa’ya yeni yetenekleri çekmeyi amaçladığını söyledi.
AB’nin vize sistemi şantaja yol açabilir
Fakat strateji, vatandaşlarının geri dönüşünü kabul etmeyen ülkelerin vizesiz giriş hakkını daha kolay bir şekilde elinden almayı da amaçlıyor.
Avrupa Komisyonu’nun üst düzey yetkilisi Johannes Luchner, bu hafta başında vize kozunun tek başına menşe ülkeleri uyuma zorlamak için yeterli olmadığını söylemişti.
İçişleri Komiseri Magnus Brunner, AB’nin kimin girişine izin verileceğini ve kimin topraklarından ayrılması gerektiğini belirlemek için elindeki tüm araçları kullanması gerektiğini söylüyor.
Brunner gazetecilere, “Bugün bunun için vizeyi, ticareti ve finansmanı da içeren daha zengin bir araç setine sahibiz,” dedi.
Fakat Brüksel merkezli savunuculuk ağı Picum’un göç uzmanı Silvia Carta, bu stratejiyi ülkeleri sınır dışı etmeleri için baskı yapmak amacıyla “şantaj” olarak nitelendirdi.
Carta, “Komisyonun yeni göç stratejisi, vize, ticaret ve kalkınma yardımını, üçüncü ülkeleri sınır dışı etmeler konusunda işbirliği yapmaya zorlamak için şantaj aracı haline getiriyor,” dedi.
Avrupa
Fransa’da liseli eylemleri sürüyor: Yüzlerce okul kapandı

Fransa’da lise protestoları sürerken 560’tan fazla okulda eğitim aksadı; eylemlerin başından bu yana 2 bin öğrenci gözaltına alındı.
Le Figaro’nun öğlen saatlerindeki verilerden aktardığına göre, lise protestoları devam ederken sürmekte olan kargaşadan dolayı 564 okul ve eğitim kurumunda eğitim aksadı ve bugün şu ana kadar yaklaşık 600 kişi gözaltına alındı.
The Guardian muhabirine konuşan 17 yaşındaki Sophia, Paris’teki Voltaire Lisesi’nin önünde kurulan barikatın en ön saflarında yer alıyordu.
Gerçek adının yayınlanmasını istemeyen öğrenci, “Bunun devasa bir gençlik protesto hareketine dönüşmesini umuyoruz,” dedi.
Yüzlerce kişiyle birlikte okul girişini kapatmanın ikinci gününde olan Sophia, tüm derslerin iptal edilmesini sağlamış.
Fransız öğrenci, “Sadece hükümetin bizi dinlemesini istiyoruz. Kötü koşullarda ders çalışmak zorunda kalmaktansa burada durup bunu yapmayı tercih ederiz. Sesimizi duyurmanın tek yolu bu,” dedi.
“Okul bir haktır, ayrıcalık değil,” yazan bir karton pankartın önünde Sophia, Fransa genelindeki gençlerin şikayetlerini sıraladı: Eğitime yönelik devlet yatırımlarının yetersizliği, yıkılmak üzere olan binalarda 40 çocuğa kadar çıkan aşırı kalabalık sınıflar, öğretmenlerin düşük maaşları, personel devamsızlıkları ve başarıyı sosyal kökenin belirlediği eşitsiz bir sistem.
Protestonun diğer nedenleri arasında, üniversite başvuruları için kullanılan şeffaf olmayan ve kullanımı zor çevrimiçi sistemin yanı sıra, Mayıs ve Haziran aylarındaki sıcak dalgaları sırasında sınıflarda yaşanan dayanılmaz sıcaklıklar da yer alıyordu.
Sanat eğitimi almak ve animasyon alanında çalışmak isteyen Sophia, “Eğitim bütçesi paramparça edilirken, orduya çok fazla ek fon aktarılıyor,” dedi.
Öğrenci, gösterilerin ve barikatların önümüzdeki haftaya da devam etmesini umduğunu belirtti. Birkaç öğretmen de destek vermek amacıyla barikatların yanında durdu.
Gazetecilere “Jean” takma adıyla tanıtan bir öğrenci ise Paris’te lisenin son sınıfında okuyor.
17 yaşındaki öğrenci, kendisinin ve sınıf arkadaşlarının okulların yakılmasını istemediklerini, sadece eğitimin “daha iyi” olmasını istediklerini söylüyor.
BBC’ye konuşan genç, “Bence Fransa, eğitim konusunda Avrupa’nın en kötü ülkelerinden biri. Artık yeter diye karar verdik,” diyor.
Hasar verenlerin “kendileri ile hiçbir ilgisi olmadığını” ve öğrencilerin talep ettiği değişimin gerçekleşmesine “katkıda bulunmadıklarını” belirtiyor.
Öğrenci, “Buraya nazik davranmak için gelmedik ama kaos da istemiyoruz. Sadece sesimizin hükümet tarafından duyulmasını istiyoruz,” dedi.
Öte yandan ülke genelinde eylemlere yönelik polis şiddeti haberleri de gelmeye devam ediyor.
Fransız yetkililer, olaylar sırasında en az 65 personelin ve 305 polis memurunun yaralandığını, yaklaşık 2.000 kişinin ise gözaltına alındığını bildirdi.
Eğitim Bakanı Édouard Geffray, öğrencilere önerilen bir danışma platformunun ayrıntılarını açıkladı.
Cuma sabahı öğretmen sendikalarıyla yapılan bir toplantıda Geffray, danışma platformunun önümüzdeki pazartesi günü faaliyete geçeceğini belirtti.
Bu kapsamda iki soru sorulacak:
- Hangi zorluklarla karşılaşıyorsunuz?
- Beklentileriniz nelerdir?
Öğrencilerin, Azizler Günü tatili sonrasında başlayacak analiz ve tartışma aşamasına kadar yanıt vermek için üç haftaları olacak.
Bu geri bildirim aşaması, Ulusal Meclis’teki bütçe tartışmalarıyla eş zamanlı olarak gerçekleşecek.
Avrupa
Jaecoo 7 Britanya’da en çok satan araç oldu

Çinli markaların Avrupalı rakiplerini geride bırakmasıyla, Jaecoo 7 Eylül ayında Birleşik Krallık’ta en çok satan yeni otomobil oldu.
Bazı internet kullanıcılarının “Temu’dan aldığım Range Rover” dedikleri bu SUV, daha önce Mart ayında da sıralamanın zirvesinde yer almıştı; bu da, yeni otomobil pazarı için yılın en önemli iki ayında ülkenin en popüler modeli olduğu anlamına geliyor.
Mart ve Eylül, tarihsel olarak satışların en yüksek olduğu aylar çünkü bu aylarda plakalardaki yıl kodları değişir ve bu da alıcıları, plakalarından anlaşıldığı üzere yollardaki en yeni otomobilleri tercih etmeye teşvik eder.
Sektör kuruluşu Motor Üreticileri ve Tüccarları Derneği (SMMT) tarafından açıklanan ön verilere göre, geçen ay 7 modelinden 10.813 adet tescil edildi.
Tesla Model 3, 9.929 tescil ile ikinci sırada yer alırken, onu Ford Puma (6.958) izledi.
İlk 10’da yer alan tek diğer Çinli otomobil, sekizinci sırada yer alan MG HS oldu (5.444).
Yüksek satış rakamlarına sahip tek tek model sayısı az olmasına rağmen, Çinli üreticiler geçen ay Birleşik Krallık pazarının %23’ünü oluşturdu.
BYD, 20.140 kayıtla en çok satan ikinci marka oldu ve 18.399 kayıt kaydeden Kia’nın önüne geçti.
Volkswagen ise 25.972 kayıtla birinci sırada yer aldı.
Öte yandan, Eylül ayında köklü birkaç marka önemli düşüşler yaşadı. Hyundai’nin 10.002 kayıt rakamı, bir önceki yıla göre %31,9’luk bir düşüşe karşılık gelirken, Renault’nun 6.721 araçlık sonucu %29,7 oranında geriledi.
Omoda-Jaecoo genel müdürü Victor Zhang, ikiz markaların Birleşik Krallık’taki benzeri görülmemiş yükselişinin ardından “burada kalıcı olduklarını” söyledi.
Zhang, artık hedeflerinin “en hızlı büyüyen markadan, sağlam bir konuma sahip bir markaya” dönüşmek olduğunu da sözlerine ekledi.
Omoda-Jaecoo’nun ana şirketi Chery, araçlarını Birleşik Krallık pazarına daha iyi uyarlayabilmek amacıyla, sürücü destek sistemleri ve şasinin ayarlanmasına odaklanarak, Bedfordshire’daki UTAC Millbrook test pistinde kısa süre önce bir Ar-Ge merkezi açtı.
Chery ayrıca, Japon firmanın Sunderland’daki fabrikasında araçlarını üretme olasılığı konusunda Nissan ile bir mutabakat zaptı imzaladı; bu araçlar arasında Jaecoo 7 de yer alabilir.
Eylül ayı, genel olarak yeni otomobil pazarı için güçlü bir ay oldu. Toplam kayıt sayısı, bir önceki yıla göre %12,7 artışla 350.518’e ulaştı.
Avrupa
AB Komiseri Kos: Ukrayna’nın 2027’de üyeliği imkansız

AB Genişleme Komiseri Marta Kos, Ukrayna’nın 1 Ocak 2027’de birliğe üye olmasının imkansız olduğunu ve sürecin liyakat esasına dayandığını açıkladı. Adaylara ayrıcalık tanınamayacağını vurgulayan Kos, mevcut prosedürlerin değiştirilmesi çağrısında bulundu.
Avrupa Birliği’nin (AB) genişlemeden sorumlu komiseri Marta Kos, İtalyan gazetesi Corriere della Sera’ya verdiği mülakatta, Ukrayna’nın 2027 yılının başında birliğe katılımının mümkün olmadığını söyledi.
Sürecin liyakat esasına dayandığını vurgulayan Kos, “1 Ocak 2027 tarihi Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy tarafından dile getirilmişti. Katılım liyakat esasına dayanıyor; bu tarihin imkansız olduğu açıktır” ifadesini kullandı.
Jeopolitik koşulların değişmesiyle birlikte AB üyeliğinin yalnızca Ukrayna için değil birçok ülke açısından öncelik haline geldiğini belirten Kos, üyelik sürecinde hiçbir adayın ayrıcalığı olmadığını kaydetti.
Fakat Ukrayna’nın içinde olduğu şartların gözetilmesi gerektiğini ifade eden Kos, “Tam da bu nedenle ona yardım etmekle yükümlüyüz” dedi. Genişleme Komiseri, bu yılın sonuna kadar Ukrayna ile katılım müzakerelerinde mümkün olduğunca fazla fasıl kümesinin açılmasını umduğunu dile getirdi.
Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy, yılın başında yaptığı açıklamada AB üyeliğinin hem ülkesi hem de Avrupa için temel güvenlik garantilerinden biri olduğunu savunmuş ve katılım tarihi olarak 2027’yi işaret etmişti.
Almanya Başbakanı Friedrich Merz de bu tarihin imkansız olduğunu belirterek “Bu süreçler genellikle birkaç yıl sürer” değerlendirmesinde bulunmuştu.
Mevcut prosedürler nedeniyle Ukrayna’nın 1 Ocak 2027’de katılımını olanaksız gören Kos ise AB’ye giriş sürecinde değişikliğe gidilmesi çağrısı yaptı.
Kos, haziran ayında yaptığı açıklamada AB’nin Ukrayna’nın üyeliği konusunda iki senaryo üzerinde durduğunu aktarmıştı. İlk senaryonun tam üyelik gerçekleştikten sonra ülkelerin entegre olduğu standart model olduğunu belirten Kos, ikinci seçeneğin ise adayın gerekli şartları karşıladıkça belirli alanlarda AB politikalarına dahil olduğu sektörel entegrasyonu kapsadığını kaydetmişti. Kos, o dönemde birlik yetkilileri ile Ukrayna’nın bu ikinci seçenek üzerinde çalıştığını ifade etmişti.
Ukrayna, 2022 yılında resmi olarak AB’ye aday ülke statüsü aldı; katılım müzakerelerinin ilk bölümü ise Haziran 2026’da başladı.
Diplomasi6 gün önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Asya2 hafta öncePakistan’a Katar’dan ikinci LNG sevkiyatı yapılacak
Diplomasi1 hafta önceEast-West Forum İstanbul’da kapılarını açıyor
Diplomasi2 hafta öncePalantir nasıl Ukraynalıları kobay faresine dönüştürdü?
Asya2 hafta önceSoftBank, OpenAI yatırımı için 11 milyar dolar borçlanacak
Dünya Basını1 hafta önceTarihçi Emmanuel Todd: Avrupa Rusya konusunda tehlikeli bir fanteziye kapıldı
Rusya1 hafta önceRusya’dan notlar: Siperler, kuryeler ve 9. Duma seçimleri
Ortadoğu2 hafta önceKörfez ülkeleri, İran ile ilişkilerin “resetlenmesini” istiyor











