Bizi Takip Edin

Avrupa

Peter Thiel “Deccal dersleri”ne Paris’te devam etti

Yayınlanma

Teknoloji milyarderi, PayPal ve Palantir’in kurucusu ve Trump’ın ilk destekçilerinden Peter Thiel, “Deccal” konferans serisini Atlantik’in ötesine taşıdı.

İki katılımcı POLITICO’ya verdiği bilgiye göre, ünlü risk sermayedarı ve sağcı teknoloji ikonu pazartesi günü, Fransa’nın en prestijli kurumlarından biri olan Académie des Sciences Morales et Politiques’in ahşap panelli salonlarında küçük bir dinleyici kitlesine konuyla ilgili derinlemesine bir sunum yaptı.

Organizatör tarafından katılımcılara dağıtılan ve POLITICO ile paylaşılan Thiel’in 23 slaytlık sunumunun özeti, Hristiyan teolojisinde Mesih’e karşı çıkan ve nihai kötülüğü temsil eden aldatıcı bir figür olan “Deccal” teorisini derinlemesine inceliyor.

Sunum, Silikon Vadisi’nin Hristiyan muhafazakârlığı ile radikal liberteryenizmi harmanlayan bir ideolojiye doğru ideolojik dönüşümünün öncüsü olarak ABD’nin en etkili figürlerinden birinin ideolojisine ışık tutuyor. Thiel, felsefeci ve akademi üyesi Chantal Delsol tarafından davet edildi.

POLITICO’nun gördüğü ve Fransızcaya çevrilmiş sunum notlarına göre, Thiel, Deccal’in “sadece ortaçağ fantezisi” olmadığını, onun ve kıyametin her ikisinin de şu anda gerçekleştiğini savunduğu “modernliğin sonu” ile bağlantılı olduğunu savundu.

Teknoloji milyarderi Peter Thiel’in sızdırılan gizli ‘Deccal’ dersleri

Thiel, Deccal’in kıyametin korkusunu (örneğin nükleer savaş, iklim değişikliği veya yapay zekanın oluşturduğu tehdit), “korkmuş halkı” kontrol etmek için kullanacağını söyledi.

Daha önceki konuşmalarında olduğu gibi, olası bir örnek olarak İsveçli çevre aktivisti Greta Thunberg’i gösterdi.

Thiel’e göre, günümüzün Deccal’i, iklim değişikliğinden endişe duyan, nükleer savaş korkusunu kullanan veya ekranları ve sosyal ağları düzenleyerek “dünya hükümeti”nin gelişini teşvik etmek isteyen, her türlü devlet düzenlemesine karşı çıkan liberteryenlerin kabusu olan kişiler.

58 yaşındaki, kendini “klasik liberal” ve “ılımlı Ortodoks Hıristiyan” olarak tanımlayan Thiel, geçen yıl San Francisco’da düzenlenen bir etkinlikte de Deccal hakkında konuşmuştu.

Fakat Thiel, Académie’yi “dünyada böyle bir konferansın düzenlenebileceği birkaç yerden biri” olarak nitelendirdi.

Daha önce adı geçen iki katılımcı, POLITICO’ya konuşmadan pek etkilenmediklerini söyledi. Biri konuşmayı “dağınık” olarak nitelendirdi. Diğeri ise “O 45 dakika boyunca, hayatımın geri kalanında duyduğumdan daha fazla Deccal hakkında bilgi edindim,” dedi.

Konuşmanın konusunu belirtmeyen üçüncü bir katılımcı ise “Pek bir şey anlamadım,” dedi.

Silikon Vadisi eskatolojisi – 1: Ahir zamanı beklerken

Etkinlik mekanının dışında yaklaşık 30 protestocu olmasına rağmen, Thiel’in teknoloji dünyasında ABD Başkanı Donald Trump’ı destekleyen ilk önemli isimlerden biri olması nedeniyle etkinlik büyük ilgi gördü.

Elon Musk ile birlikte PayPal’u kuran ve Facebook’un ilk yatırımcılarından biri olan Thiel, aynı zamanda Başkan Yardımcısı JD Vance’in akıl hocası ve onun ABD Senatosu seçim kampanyasına rekor miktarda para bağışlamıştı.

Thiel, Fransa’nın İç Güvenlik Genel Müdürlüğüne (FBI’ın Fransız muadili) ve Avrupa uçak üreticisi Airbus’a hizmet veren bir yazılım ve veri analiz şirketi olan Palantir’in de kurucularından biri.

Thiel, Paris ziyareti sırasında Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot ile de görüştü.

Barrot’un, POLITICO’ya konuşan bir yardımcısı şunları söyledi:

“ABD yönetiminin bir kısmını yönlendiren doktrinin şekillenmesinde oynadığı rol göz önüne alındığında, Jean-Noël Barrot onu, dijital regülasyon, liberal demokrasi, Avrupa medeniyeti ve özellikle transatlantik ilişkiler gibi birçok önemli konuda görüş ayrılıklarımızı tartışmak üzere davet etti.”

Trump’ın Silikon Vadisi’ndeki adamı Thiel’in antidemokratik distopyası

Avrupa

Avrupa, ABD’deki ara seçimlerin “Ukrayna’yı kurtarmasını” beklemiyor

Yayınlanma

Avrupalı yetkililer, Demokrat Parti’nin 2026 ara seçimlerini kazanmasının Ukrayna’yı Trump yönetiminin Rusya lehine politikasından kurtaramayacağını değerlendiriyor. Politico’ya konuşan müzakereciler, Kongre zaferinin kapsamlı askeri yardımlar yerine sadece uydu erişimi ve hava savunma füzelerinde sınırlı kazanımlar getirmesini bekliyor.

Avrupalı yetkililer, ABD’de kasım ayında yapılacak Kongre ara seçimlerinde Demokrat Parti’nin kazanmasının Ukrayna politikasını kökten değiştirmeyeceğini düşünüyor.

Politico‘ya konuşan ve Ukrayna müzakerelerinde yer alan beş Avrupalı yetkili, seçim zaferinin Kiev’i Başkan Donald Trump yönetiminin Rusya lehine yönelen çizgisinden kurtarmaya yetmeyeceği görüşünde birleşiyor.

Demokratlar seçimleri kazanmaları halinde Trump’ın son adımlarını soruşturma ve cephedeki Ukrayna birliklerini güçlendirecek yasa tasarılarını geçirme sözü veriyor.

Görüşlerine yer verilen Avrupalı yetkililer ise yalnızca Kiev’in uydu hizmetlerine erişiminin yeniden sağlanması ve hava savunma füzelerinin teslimatının hızlandırılması gibi sınırlı kazanımlar bekliyor.

Avrupalı kaynaklar, Kongre içindeki en kararlı Ukrayna destekçilerinin dahi askeri desteği keskin biçimde artıracak büyük çaplı bir yardım paketini geçiremeyeceğini vurguluyor.

Yetkililerden biri, genel ruh halini şu sözlerle aktarıyor:

“Seçim zaferi bir rahatlama yaratır ancak ABD hükümetinin nasıl işleyeceği sorusu açık kalır. Sanki her şeyi zaten gördük.”

Habere göre Demokratlar, Kongre’yi kazansalar bile yürütme organı üzerindeki denetim yetkilerini Temsilciler Meclisi ve Senato’nun yeni yasama dönemine başlayacağı 2027 yılının başında kullanabilecek.

Demokratların Kiev’e destek verebilmesi için dikkat bekleyen çok sayıda iç meseleye rağmen Ukrayna’yı öncelikli gündem maddesi yapması gerekiyor.

Temsilciler Meclisi üyesi Demokrat Adam Smith de CNN kanalına verdiği mülakatta bu sınırlara işaret ederek “Seçimi kazanmak iyi bir ilk adım olur ancak yeterli gelmez” değerlendirmesini yapıyor.

Avrupa kendi seçim takvimine odaklanıyor

Ukrayna’ya verilen desteğin sürdürülmesinde Avrupa tarafında da güçlükler yaşanıyor. Gelecek yıl kıtanın önde gelen bazı büyük ülkelerinde sandık başına gidilecek olması kararları doğrudan etkiliyor.

Politico‘ya konuşan yetkililerden biri, “Avrupalılar Demokratların zaferinin Ukrayna’ya desteği artıracağına bel bağlamıyor. Şu anda aralarında Fransa’nın da yer aldığı ülkelerdeki büyük seçimler öncesinde doğru adımları atmaya çok daha fazla odaklanmış durumdalar” diyor.

ABD’de Kongre ara seçimleri 3 Kasım 2026 tarihinde düzenlenecek. Oylamada Temsilciler Meclisi’nin 435 üyesinin tamamı ile 100 sandalyeli Senato’nun yaklaşık üçte biri belirlenecek.

Politico, Avrupalı diplomat ve yetkililerin Donald Trump’ın Vladimir Putin’e, Volodimir Zelenskiy’den daha fazla sempati beslemesinden çekindiğini daha önce aktarmıştı.

Bazı Avrupalı yetkililer Ukrayna’ya dönük mesafeli tutumu ABD Başkanı’nın kişisel tercihleriyle ilişkilendiriyor.

Eski bir üst düzey ABD istihbarat yetkilisine dayanan The Washington Post da Trump’ın Putin’in pozisyonunu desteklemeye yakın durduğunu yazmıştı. İstihbarat kaynağı, Trump’ın bu tavrını Ukrayna’nın askeri bir zafer kazanamayacağına inanmasına dayandırıyor.

Trump ise Zelenskiy’nin bir anlaşmaya varmak istememesi halinde bunun “çok kötü sonuçlar” doğuracağı uyarısını yapıyor. Rusya’yı “durmaksızın ilerleyen büyük bir makineye” benzeten Trump, Ukrayna liderinin uzun zaman önce barış yapabileceğini ve kendisini dinlemiş olsaydı “çok daha iyi bir anlaşma elde edebileceğini” öne sürüyor.

Trump, ABD’nin Ukrayna’ya çok şey verdiğini, karşılığında ise “acı, ölüm ve devasa mali kayıplardan” başka hiçbir şey almadığını savunuyor.

Okumaya Devam Et

Avrupa

AB, Arktik’teki etkisini artırmaya çalışıyor

Yayınlanma

AB, Kuzey Kutbu’nda (Arktik) askeri hareket kabiliyetini genişletmeye yönelik planlar geliştiriyor ve yüksek Kuzey bölgelerinde “çok modlu askeri hareket koridorları” oluşturmayı hedefliyor.

German Foreign Policy’nin aktardığına göre bu husus, salı günü Brüksel’de Avrupa Komisyonu tarafından sunulan AB’nin yeni Kuzey Kutbu stratejisinde özetlendi.

Stratejiye göre, Arktik’te “limanlar, havaalanları ve bunların iç kesimlerle bağlantıları”ndan oluşan ve “olumsuz hava koşullarında bile işlevsel kalacak” karmaşık bir lojistik sistem kurulacak.

Strateji belgesinde ayrıca, askeri güçlerin ve kaynakların Arktik’e sorunsuz bir şekilde konuşlandırılmasını sağlamak için “manevralar veya stres testleri” yapılacağı da duyuruluyor.

AB, bu stratejiyle, iklim değişikliğinin yol açtığı Arktik buzlarının erimesinin bir yandan bölgenin doğal kaynaklarına erişimi kolaylaştırırken, diğer yandan artık hem ticaret hem de askeri operasyonlar için kullanılabilen Kuzeydoğu ve Kuzeybatı Geçitleri gibi yeni deniz yollarını açtığı gerçeğine yanıt veriyor.

Arktik stratejisi, ABD’den daha fazla bağımsızlık hedefliyor ve Avrupa’dan kutup bölgesini geçerek Doğu Asya’ya uzanan bir “pan-Arktik” denizaltı kablosunun döşenmesini öngörüyor.

Arktik doğal kaynakları

AB’nin yeni Arktik stratejisi, diğer konuların yanı sıra, Arktik’te bulunan (bazıları deniz yatağının altında, bazıları karada) doğal kaynakları ele alıyor.

Bu kaynaklara, buzların erimesi nedeniyle yakında daha kolay erişilebilecek veya halihazırda erişilebilir durumda. Brüksel de bu kaynakların çıkarılmasını destekliyor.

Örneğin, İsveç’in en kuzeyindeki Kiruna yakınlarında nadir toprak elementleri çıkarmaya yönelik bir proje ile Grönland’ın doğusunda molibden madenciliği yapma planı özellikle belirtiliyor.

AB’nin 2021 tarihli önceki Arktik stratejisinden farklı olarak, Komisyon artık çok taraflı bir çerçeve içinde Arktik’te petrol, doğalgaz ve kömür çıkarılmasını kesin olarak yasaklamayı savunmuyor.

Bunun nedeni, AB’nin Rus enerji kaynaklarını kademeli olarak kullanımdan kaldırmasının ardından Norveç’in, tüm doğal gaz ithalatının yaklaşık yüzde 30’unu karşılayarak Birliğin en önemli doğal gaz tedarikçisi haline gelmiş olması.

Fakat ülkenin mevcut kaynaklarından elde edilen üretimin 2030’larda azalmasının bekleniyor. Bu nedenle Norveç, muazzam rezervlerin bulunduğu tahmin edilen Barents Denizi’ndeki yeni yatakları araştırmayı planlıyor.

Oslo ile stratejik işbirliğine olduğu kadar Norveç’in hammadde tedarikine de bağımlı olan AB, artık buna karşı çıkmıyor.

Buzulların erimesi ile açılan yeni deniz yolları

Buna ek olarak, AB dikkatini Arktik’te yeni deniz yollarının kademeli olarak açılmasına da yöneltiyor.

Örneğin, Doğu Asya’dan Rusya’nın kuzey kıyıları boyunca Avrupa’ya uzanan Kuzeydoğu Geçidi, artık Ağustos’tan Ekim’e kadar gemilerin geçişine açık.

Bu rota, Hint Okyanusu üzerinden geçen olağan rotadan önemli ölçüde daha kısa ve özellikle mevcut petrol fiyatları göz önüne alındığında nakliye maliyetlerini önemli ölçüde düşürüyor.

Bir Çinli nakliye şirketi bu yaz Kuzeydoğu Geçidi üzerinden düzenli seferlere başladı; yakın zamanda bir Güney Kore gemisi de bu güzergâh üzerindeki ilk ticari seferinden sonra Busan limanına geri döndü.

Şu ana kadar çok az sayıda gemi tarafından kullanılsa da, Kuzeybatı Geçidi de artık Kuzey Atlantik’ten Kanada’nın kuzeyindeki takımadalar ve Alaska’nın kuzeyinden geçerek Doğu Asya’ya uzanan güzergâh olarak kullanılmaya başladı.

Uzmanlar, genel olarak bakıldığında bu rotanın yaz aylarında “belirli gemi türleri ve nakliye rotaları için” Panama Kanalı üzerinden yapılan geleneksel geçişe kıyasla avantajlar sunabileceğine inanıyor.

Eylül ayında dört Rus savaş gemisinin, Rusya’nın Arktik bölgesindeki iki ada arasındaki Şokalski Boğazı’ndan tarihte ilk kez geçiş yapması, yeni askeri seçeneklerin de ortaya çıktığını gösterdi.

Yüksek Kuzey’de askeri hareketlilik

Bu, yeni AB Arktik Stratejisinin özellikle askeri yönlere odaklanmasının bir başka nedeni.

Rusya, bir süredir Arktik’teki askeri konumlarını güçlendiriyor. Bir yandan, Rusya’nın ikinci vuruş kapasitesinin bir kısmını barındıran Kuzey Filosunun karargahı kuzeybatı kıyısında yer aldığı için; diğer yandan ise olağanüstü uzun kuzey kıyı şeridi stratejik açıdan savunmasız olduğu için.

NATO da kendi adına Arktik’teki faaliyetlerini önemli ölçüde genişletiyor. Finlandiya’nın kuzeyinde, İsveç ve Norveç’te, ayrıca İzlanda ve Grönland’da çok sayıda tatbikat düzenliyor ve yeni “Arctic Sentry Operasyonu”nu yürütüyor.

Strateji belgesinde, AB’nin de artık Arktik’teki konumunu güçlendirmesi gerektiği belirtiliyor.

Bu, bir yandan NATO ile işbirliği içinde, diğer yandan da AB’nin kendi önlemleri yoluyla gerçekleştirilmek isteniyor.

Örneğin, AB’nin uydu sistemlerinden, özellikle de Copernicus ve Galileo uydularından yararlanılması da dahil olmak üzere, durum farkındalığının artırılması gerekiyor.

Ayrıca, şu anda planlama aşamasında olan ve Starlink’in Avrupa’daki muadili olan IRIS2 uydu grubu, iletişimi iyileştirmek amacıyla Arktik’i de kapsayacak şekilde genişletilmeli.

Bu çabaları koordine etmek için AB, bir Deniz Güvenliği Merkezi kuracak.

AB, Kuzey Kutbu’ndaki askeri hareket kabiliyetine özel önem veriyor. Belgeye göre, gerekirse bu bölgede her an hızlı ve büyük ölçekli asker konuşlandırması mümkün olmalı.

Bu amaçla, limanlar, havaalanları ve bunların iç kesimlerle bağlantılarını da içeren “çok modlu askeri hareket koridorları” oluşturulması gerekiyor.

Tüm bunlar, “olumsuz hava koşullarında bile işlevsel kalabilen” tek bir bütünsel ve karmaşık lojistik sistem olarak planlanacak.

Bu, “buz çözme” ve “donmuş zeminde ağır ve aşırı büyük askeri araçların idaresi” gibi önlemlerin yanı sıra “hasarlı altyapının hızlı onarımı” için planlama yapılmasını gerektirecek.

Gelecekte AB, NATO veya aynı görüşteki ortaklar ile işbirliği içinde, “kuvvetlerin ve askeri kaynakların Arktik’e ve bu bölge içinde sorunsuz bir şekilde konuşlandırılmasına odaklanan tatbikatlar veya stres testleri düzenlemesi” isteniyor.

Bunun “inandırıcı caydırıcılık” açısından hayati önem taşıdığına inanan AB ayrıca, savaş gemileri için buzların arasından bir yol açmak üzere kendi buz kırıcı filosuna duyulan ihtiyacı vurguluyor.

ABD’ye karşı “stratejik özerklik”te Arktik’in rolü

Tüm bu süreçte AB, yalnızca Rusya’ya karşı net bir tavır almakla kalmıyor; aynı zamanda ABD’den daha fazla bağımsızlık hedefliyor.

Bir yandan, Danimarka’ya ait ancak AB üyesi olmayan ve ABD tarafından ilhak edilme tehdidi altında bulunan Grönland ile ilişkilerin genişletilmesini teşvik ediyor. Belge, bunun yeni Arktik stratejisinin temel taşlarından biri olduğunu belirtiyor.

Öte yandan belgede, Norveç, İzlanda ve Kanada ile –ayrıca Arktik kıyı devleti olmasa da stratejik açıdan elverişli bir konumda bulunan Birleşik Krallık ile– “Kuzey Komşuluk” stratejisinin bir parçası olarak işbirliğinin yoğunlaştırılması gerektiği belirtiliyor.

AB, Norveç ile güvenlik ve savunma diyaloğunu sürdürüyor; bu diyalog geçtiğimiz Nisan ayında beşinci kez gerçekleştirildi; bu yıl Brüksel, Oslo ile bir “Arktik Diyaloğu” da başlattı.

Kanada ise Avrupa Komisyonu tarafından Arktik’te “doğal bir müttefik” olarak sınıflandırılıyor. Gözlemciler, Arktik stratejisinde Kanada’dan onlarca kez bahsedilirken, ABD’den sadece birkaç kez bahsedildiğine dikkat çekiyor.

Bu, AB’nin Yüksek Kuzey’de Washington’dan bağımsızlık peşinde olduğunun bir kanıtı sayılıyor.

Buna uygun olarak, belgede “Arktik’in ayrılmaz parçası” olan “Avrupa’nın stratejik özerkliği”nden açıkça bahsediliyor.

Japonya’ya kadar uzanan pan-Arktik kablo planı

AB’nin Arktik Stratejisi, Japonya ve Güney Kore’yi de Arktik konusunda işbirliği ortakları olarak tanımlıyor.

Bunun arka planında, Grönland’ı bir denizaltı kablosuyla AB’ye bağlamak ve ardından bu kabloyu Bering Boğazı üzerinden Japonya ve Güney Kore’ye kadar uzatmak planı yatıyor.

Berlin, bir süredir böyle bir “pan-Arktik kablo”nun kurulmasını savunuyor.

Berlin merkezli Alman Uluslararası ve Güvenlik İlişkileri Enstitüsü’nün (SWP) Temmuz ayı başlarında yaptığı açıklamaya göre, böyle bir kablo çeşitli nedenlerle son derece arzu ediliyor.

Birincisi, bugüne kadar rotasının “yüzde 90’ı” Kızıldeniz ve Cibuti ile Yemen arasındaki boğazdan (Bab el-Mendeb) geçen Avrupa ile Asya arasındaki veri trafiği, “yüksek hata oranı ve yedeklilik eksikliğinden muzdarip.”

Ayrıca, Kuzey Kutbu üzerinden geçen güzergâh “önemli ölçüde daha kısa” ve bu da daha düşük gecikme süresi, yani iletimde daha az gecikme ile sonuçlanacak.

Özellikle uluslararası hisse senedi ticareti, Kuzey Kutbu bölgelerinden geçen yeni bir kablo sayesinde mümkün hale gelecek “gerçek zamanlı veri aktarımlarından” faydalanabilir.

SWP, biri Grönland’ın batısından, diğeri Grönland’ın doğusundan geçen iki olası güzergâhı özetliyor.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Hindistan, Avrupa’ya mühimmat ihracatını yüzde 1600’den fazla artırdı

Yayınlanma

Hindistan, 2022’den bu yana Avrupa ülkelerine en az 872 milyon dolarlık mühimmat göndererek önceki dört yıla göre yüzde 1600’ün üzerinde artış kaydetti. Top mermisi ve patlayıcıları kapsayan sevkiyatların yaklaşık dörtte üçü 13 Orta ve Doğu Avrupa ülkesine yapıldı.

Hindistan, 2022 yılından bu yana Avrupa ülkelerine en az 872 milyon dolarlık mühimmat sevk etti. Bu miktar, önceki dört yıllık döneme kıyasla yüzde 1600’den fazla bir artışa işaret ediyor.

Bloomberg‘ün Hindistan Ticaret ve Sanayi Bakanlığı verilerine dayanan Trade Data Monitor kayıtlarından aktardığı bilgilere göre, sevkiyatlarda top mermileri, havan mermileri, sevk barutları ve patlayıcı maddeler yer aldı.

İhracatın yaklaşık dörtte üçü Orta ve Doğu Avrupa’daki 13 ülkeye yapıldı. Bu sevkiyatlar sayesinde Hindistan, söz konusu ülkelere mühimmat sağlayan tedarikçiler arasında 28’inci sıradan ikinciliğe yükselerek Güney Kore’nin hemen arkasına yerleşti.

Haberde, ABD ve diğer önde gelen ihracatçılarla karşılaştırıldığında bu toplam tutarın halen mütevazı bir seviyede kaldığı kaydedildi.

Teslimatlardaki tırmanış, Avrupa’daki talep artışı kadar Hindistan Başbakanı Narendra Modi’nin yerli savunma üretimini güçlendirme ve ordunun ithalata bağımlılığını azaltma politikasıyla da doğrudan bağlantılı görülüyor.

Hindistan makamları nisan ayında yaptıkları açıklamada, mali yıl genelindeki silah ihracatının yüzde 63 artış göstererek 4 milyar dolara ulaştığını duyurdu. Bu rakam hem fiilen tamamlanan teslimatları hem de sözleşmesi imzalanmış siparişleri kapsıyor.

Hindistan hükümeti ihraç edilen ürünlerin tam listesini ve nihai alıcıların isimlerini kamuoyuyla paylaşmıyor. Satış anlaşmaları Savunma Bakanlığının onayından geçiyor ve alıcılarla yapılan sözleşmeler mühimmatın üçüncü taraflara devrini ya da farklı amaçlarla kullanımını kısıtlayan hükümler içeriyor.

Hint yetkililer, mühimmatın plan dışı çatışma bölgelerine ulaşmasının yerel şirketlere yaptırım getirebileceğini ve ülkeye yönelik uluslararası baskıyı artırabileceğini belirtiyor.

Avrupa savunma harcamalarını artırırken ortak tedarik tartışılıyor

Avrupa Birliği Güvenlik Araştırmaları Enstitüsünün haziran ayı raporu, kıtanın askeri yeteneklerini geliştirmesi ve güvenlik alanında ABD’ye olan bağımlılığını azaltması gerektiğini ortaya koyuyor.

Raporda yer alan uzman değerlendirmeleri, savunmanın güçlendirilmesi için askeri bütçelerin artırılmasını, silah ve mühimmat üretiminin genişletilmesini, ortak alımlara ağırlık verilmesini ve Avrupa savunma sanayisinin geliştirilmesini öneriyor.

Uzmanlar ayrıca AB ülkelerinin orduları arasındaki koordinasyonun iyileştirilmesini, siber saldırılar ile melez tehditlere karşı kritik altyapı güvenliğinin artırılmasını tavsiye ediyor.

Avrupa’nın yeniden silahlanma programı müttefikler arasında farklı yaklaşımları da beraberinde getiriyor.

Financial Times gazetesi, nisan ayındaki haberinde Avrupa Birliği ile NATO arasında kıtanın silahlanma programı konusunda görüş ayrılıkları yaşandığını aktarmıştı.

Brüksel alımların Avrupalı üreticilerden yapılmasını savunurken, NATO savunmada transatlantik bağların korunması gerektiğini vurguluyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English