Amerika
Silikon Vadisi eskatolojisi – 1: Ahir zamanı beklerken

“İnsan zekâsı hayalinin ne kadar kısa sürmüş olduğunu düşünmek beni üzdü çünkü intihar etmişti. İstikrarlı bir biçimde kendini rahatlık ve kolaylığa, parolası güvenlik ve süreklilik olan dengeli bir topluma ayarlamış, tüm beklentilerini gerçekleştirmiş, sonunda da bu hale gelmişti. Bir defa, yaşam ve mülkiyet neredeyse mutlak bir güvenliğe ulaşmış olmalıydı. Zengin varlık ve konforundan, emekçi ise yaşam ve işinden emin kılınmıştı. Şüphesiz oradaki o kusursuz dünyada çözülmemiş hiçbir işsizlik problemi, hiçbir toplumsal sorun kalmamış ve bunu büyük bir sessizlik izlemişti.
Zihinsel çok yönlülüğün değişim, tehlike ve belanın telafisi oluşu, gözden kaçırdığımız bir doğa yasasıdır. Çevresiyle kusursuz bir ahenk içinde yaşayan bir hayvan, mükemmel bir mekanizmadır. Alışkanlık ve içgüdü çaresiz kalmadıkça doğa zekâya asla başvurmaz. Değişimin ve değişime gereksinimin olmadığı yerde akıl da yoktur. Yalnızca çok çeşitli ihtiyaçları ve tehlikeleri karşılamak zorunda olan hayvanlar zekâdan paylarını alırlar.”
H. G. Wells – Zaman Makinesi
Geçen kasım ayında liberteryen Hoover Institution bünyesinde Uncommon Knowledge programını yapan Peter Robinson, “Kıyamet mi geliyor?” başlığı ile Peter Thiel’i konuk etti.
“Peter Thiel, eski kehanetler ve modern teknoloji hakkında konuşuyor” alt başlığı ile servis edilen yayında, Palantir’in kurucusu “önde gelen teknoloji girişimcisi ve düşünür” olarak tanıtılıyor ve “ahir zaman, teknoloji ve toplumsal ilerleme hakkındaki görüşlerini” paylaşıyordu.
Zamanında Ronald Reagan ve Baba Bush’un konuşma yazarlığını da yapan Robinson, biraz da çanak soru sorar bir şekilde, Thiel’e “ahir zamana” doğu giderken üniversitelerin neden bu “bilgiye” sahip olmadığını anlatmasını istiyor.
Thiel cevap veriyor:
“… bunu başka birçok bağlamda da dile getirdim, ama benim sezgim, birçok yerde nispeten bir durgunluk olduğu yönünde. Aşırı uzmanlaşma, dar görüşlü uzmanların ne kadar harika olduklarını anlatmaları, kanser hücresi satıcılarının, kanser araştırmacılarının önümüzdeki beş yıl içinde kanseri tedavi edeceklerini söylemeleri gibi bir tür çöküşü gizliyor. Ve sicim [teorisi] fizikçileri kendilerinin en zeki fizikçiler olduğunu ve her şeyi bildiklerini söylüyorlar. Ama belki de bu, diğer herkesi engelleyen tuhaf bir akademik güç oyunudur. Tarihin büyük sorusuna gelmeden önce, bilim ve teknolojinin tarihi konusunda bir soru var: Bilim ve teknoloji çok ilerledi. Belki de daha yavaş ilerliyor. Neden değişti? Orada neler oluyor?”
Konu rasyonalizme de geliyor ve Thiel, örneğin Bacon gibi bilim insanlarının artık meydana çıkmadığını, hiper-uzmanlaşma ve rasyonalizmin “heroik” tipler yaratmadığını, epey hayıflanarak, dile getiriyor. Stagnasyon veya durgunluk çağımıza damga vurmaktadır ona göre. Üstelik bu apokalips ile, Armageddon ile, “ahir zaman” ile de bağlantılıdır: Deccal’in ortaya çıkışı gibi alametleri, kelimenin temel anlamlarıyla olmasa da, ikinci anlamlarıyla görmemiz mümkün olabilir. Deccal belki bir kişi değil, bir sistemdir; komünizm, “Avrupa Birleşik Devletleri”, tek dünya devleti… Hepsi birer alamet olabilir.¹
Deccal ve Armageddon türünden ikili bir seçim söz konusu olduğunda elbette herkesin “Deccal’e karşı tek dünyayı/tek dünya devletini” savunacağına işaret eden Thiel, buna rağmen iki yolun da kötü olduğuna ima ediyor ve bir “üçüncü yol” öneriyor veya önermiş gibi görünüyor. Oysa gördüğümüz, “kıyamet”in hiper-rasyonel kitle/kalabalıklar düşkünü Aydınlanma fikrinin reddi:
“(…) Ben, mutlak iktidarın mutlak yozlaşmaya yol açtığına inanan Lord Acton’un görüşüne daha çok katılıyorum. Ve bu, hiçbir denetime tabi olmayan bir iktidar olurdu. Dışarıda kimse kalmazdı. Bir anlamda, en büyük kalabalık, en büyük balon olurdu.
Muhtemelen İncil’in aydınlanmış rasyonellikten farklı olduğu bir yer [bu]. Aydınlanmış rasyonellik kalabalığın bilgeliğine inanır. İncil ise kalabalığın deliliğine inanır. Ve bir anlamda en büyük kalabalık olan bir dünya devleti varsa, bu tüm insanlığın kendi üzerine kapanması demektir.”
Sunucu Robinson hemen yapıştırıyor: “Küresel ayaktakımı [Global mob].” Thiel katılıyor.
Thiel, tek dünya devleti ve küresel yönetişim olarak Deccal’in zuhuru durumunda, mesela marjinal vergi oranlarına ne olacağını merak ediyor ve kendi merakını gideriyor: “Sanırım oldukça yüksek olurdu. Kaçışın olmadığı Doğu Almanya gibi bir şey olurdu.” Yıkım ile, kıyamet ile korkutulan insanların, Deccal’in huzur ve güvenlik kandırmacasına fit olmasından endişe ediyor. Tek dünya devletinin huzur ve güvenlik vaadi, yüksek vergi demek.
Usame bin Ladin, Locke’a karşı
Aslında Thiel, burjuva medeniyetinin tarihinde tekrar tekrar karşımıza çıkan bir temayı, kendince ince bir şekilde, bize sunuyor: Adam Smith’in (ve Karl Marx’ın!) rasyonel ekonomik insanı, aslında hımbıllık, vasatlık, ılımlılık ve ihtirassızlık eliyle insanın yok olması demek. “İnsan doğası” hakkındaki soruları sormayı bıraktığımız için ilerleme yavaşladı. Oysa insanın tekinsiz, şiddete meyilli, en azından tehlikeli yaratıklar olduğuna ilişkin “eski” bir gelenek de var. İşte Thiel, bu geleneği canlandırmayı öneriyor. Westphalia düzeni, Hobbes’un herkesin herkesin kurdu olduğu doğal durumdan kaçmayı vaaz etmesi; artık ödlekçe bir yaşam, kahramanca ama anlamsız bir ölüme tercih edilir olmuştu. Aydınlanma, “stratejik bir ricat” idi: İnsanların birbirini öldürmemesi için, insan doğasına ilişkin sorular sormak artık yasaktı.
Açık ki, elden düşme bir Nietzsche (ve belki de Heidegger ve Schmitt) ile karşı karşıyayız. Eski gelenekler yaşam hakkı veya özgürlük vaat etmiyordu; insan, mutlu olmak yerine erdemli olmayı hedeflemeliydi. Locke ve Hobbes’un doğadan (doğal olandan) kaçışı ve mutluluğa koşmayı övmesi ile kapitalist birikim arasında bağ kuruyordu. Locke, Hobbes, Smith olanca iyimserlikleriyle kendimiz için inşa ettiğimiz kapitalist cennetin dinginliğinde yaşayacağımıza inanıyorlardı.
Oysa tüm bu kardeşlik edebiyatına rağmen, Thiel’e göre 21. yüzyılın başında Batı medeniyeti, 11 Eylül saldırılarına uyandı. 11 Eylül, huzurun kaçtığı andı. Batı-dışı dünya daha Westphalia düzenine geçmemişti; Aydınlanma buralara eşitsiz şekillerde uğramıştı; din savaşlarının olmadığı Amerikan kıtasını din savaşları sarsmıştı, ve saire. Öbür dünyanın bir lütuf olduğu coğrayaların şehadete susamış fanatiklerinin karşısında, rahata alışmış Batılı ne yapabilirdi ki? Halbuki Usame bin Ladin, Locke gibi liberal düşünürlerin görmezden geldiği sınırların farkındaydı:²
“Bugün, sadece kendini koruma içgüdüsü hepimizi dünyaya yeni bir gözle bakmaya, garip yeni düşünceler üretmeye ve böylece, yanıltıcı bir şekilde Aydınlanma olarak adlandırılan, çok uzun ve kazançlı entelektüel uyku ve hafıza kaybı döneminden uyanmaya zorluyor.”
Dr. Thiel veya endişelenmeyi bırakıp kıyameti sevmeyi nasıl öğrendim?
Kıyameti kucaklama fikri Thiel’e özgü değil, ayrıca iyimser de olabilir, kötümser de. Silikon Vadisi’nin tekno-iyimserlerinin de, refah devletinin insan doğasını körelttiğini savunanların da dört gözle Armageddon’u beklediğini söyleyebiliriz.
Ne varki Thiel için esas kıyamet, hayatın iyiye ve güzele doğru gittiğini, ayaktakımının da aslında değerli yaratıklar olduğuna inanan kibar sınıfların bönlüğünde yatıyor. “Bu kafayla giderseniz, ayaklar baş olur” demeye getiriyor. Zaten bu kötümserlikle olsa gerek, Schmitt’ten şu alıntıyı yapıyor:
“Rusya’da, Devrim öncesinde, yıkıma mahkûm sınıflar Rus köylüsünü iyi, cesur ve Hıristiyan mujik olarak romantikleştiriyordu. … 1789 Devrimi öncesindeki Fransız aristokrat toplumu, ‘doğası gereği iyi olan insan’ı ve kitlelerin erdemlerini duygusal bir şekilde yüceltiyordu. … Kimse devrimin kokusunu almamıştı; 1793 yılına gelindiğinde, bu ayrıcalıklı kesimin halkın iyiliği, yumuşaklığı ve masumiyetinden bahsederken sergilediği güven ve şüphecilikten yoksun tavırları görmek inanılmazdı – bu, gülünç ve korkunç bir manzaraydı [spectacle ridicule et terrible].”
Schmitt’in “siyasi olanın ısrarı” ve Ortaçağ Hıristiyanlığındaki eskatolojik “ya Mesih’tensin ya karşısında” ikiliğinde bulduğu evrenselliğin reddi, Thiel’in kıyamet sevgisinin 20. yüzyıldaki kaynakları arasında sayılmalıdır. Usame bin Ladin, Schmittyen bir topyekûn düşmanlaştırma ile kıyameti zorluyorsa, Batı medeniyeti de aynı tonda cevap vermelidir. Dolayısıyla, kıyamete davet olarak 11 Eylül, Thiel için dönüm noktasıdır.
Hakikatin yerine hakikatin temsilinin geçtiği bir çağı düşleyen Schmitt’e hevesle atıf yapan Thiel, bu suni dünyanın “teknik dinine” gereksinim duyacağını, bu “Babil birliğinin” yaratacağı kısa ahengin, Apokalipsten bir önceki durak olduğu müjdesini benimsiyor. Deccal, Schmitt’ten ilhamla, bir kez daha güvenlik ve huzur vaadiyle karşımıza çıkıyor ve insanlığı yok ediyor.
Ama Thiel hâlâ bir üçüncü yola inanıyor. Sınırsız yıkıma yol açabilecek teknolojilerin yarattığı dehşet dengesi, Apokalips ile Deccal arasında sıkışan insanoğluna dar bir yolu da açıyor:³
“Ama ben her zaman kıyamet senaryolarına, Deccal’e veya Armageddon’a geri dönerdim. Ve bence bu kontrolden çıkmış bilim teknolojisinde bizi Armageddon gibi bir şeye iten çok şey var. Ve buna karşı doğal bir tepki de var: Gerçek gücü ve dişleri olan tek bir dünya devleti kurarak Armageddon’dan kurtulacağız. Bunun İncil’deki adı Deccal’dir. Ve benim Hristiyan sezgim, Deccal’i istemediğim, Armageddon’u istemediğim yönündedir. Bu ikisi arasında, her ikisinden de kaçınabileceğimiz dar bir yol bulmak isterim. Ve elbette, mümkünse bunu ertelemek, yeni şeyler denemek gibi yollar da vardır.”
Thiel’in düşünce silsilesi şöyle: Batı, kendine inancını kaybetti. Ama bu inanç kaybı sayesinde, muazzam ticari ve yaratıcı güçler serbest kaldı; aynı inanç kaybı yüzünden ise, Batı kendini savunmasız bıraktı. O halde soru şu: Modern Batıyı tamamen yok etmeden güçlendirmenin, kurunun yanında yaşın da yanmasını engellemenin bir yolu yok mu?
Buna verilen cevaplar muhtelif. Yazı dizisinde ahir zaman fikrinin yarattığı dehşete mülk sahiplerinin tepkilerinin bir kısmına değineceğiz. Ama Thiel, Amerikan kurucu babalarının “özgürlüğüne” imrendiğini gizlemiyor. Amerikan Anayasası öncesindeki Amerikalılar, sonrasındakilere göre çok daha özgür görünüyor. Leo Strauss’u hatırlıyor: “En adil toplum bile ‘istihbarat, yani casusluk’ olmadan ayakta kalamaz”, fakat “casusluk, doğal hakların belirli kurallarının askıya alınması olmadan imkansızdır.” Thiel onaylar görünüyor:
“Aptallar tarafından anlatılan Shakespeare masallarına benzeyen, bitmek bilmeyen ve sonuçsuz parlamento tartışmalarıyla dolu Birleşmiş Milletler yerine, dünya istihbarat servislerinin gizli koordinasyon organı olan Echelon’u, gerçek anlamda küresel bir Amerikan barışına [pax Americana] giden yol olarak görmeliyiz.”
Trump’ın yarattığı hakikat anı ve apokálypsis
2016 yılında Donald Trump ilk kez başkanlık koltuğuna oturduğunda, Barack Obama, kıyamet anlamındaki apocalypse’e gönderme yaparak, “dünyanın sonu değil ya…” demiş.
Thiel’e göre, Obama kelime anlamı itibariyle haklıydı. Ama eğer eski Yunandaki anlamıyla apokálypsis’e (teşhir, ortaya serme) bakacak olursak, ikinci Trump dönemi için aynı şeyi söylemek mümkün değildi:
“Apokálypsis, eski muhafızların internete karşı açtığı ve internetin kazandığı savaşı karara bağlamanın en barışçıl yoludur. Arkadaşım ve meslektaşım Eric Weinstein, internet öncesi gizli bilgilerin koruyucularını Dağıtılmış Fikir Bastırma Kompleksi [Distributed Idea Suppression Complex] (DISC) olarak adlandırıyor – geleneksel olarak kamusal söylemi sınırlayan medya kuruluşları, bürokrasiler, üniversiteler ve hükümet tarafından finanse edilen STK’lar. Geriye dönüp bakıldığında, internet, 2019 yılında finansçı ve çocuk fuhuşu suçlusu Jeffrey Epstein’ın hapishanede ölümüyle DISC hapishanesinden kurtuluşumuzu çoktan başlatmıştı. O yıl ankete katılan Amerikalıların neredeyse yarısı, Epstein’ın intihar ettiği yönündeki resmi açıklamaya güvenmiyordu, bu da DISC’in anlatı üzerinde tam kontrolünü kaybettiğini gösteriyordu.”
Thiel’in desteklediği Trump’ın Epstein davasında kendi tabanına yaşattığı büyük fiyasko ile simgelenen ironiyi bir kenara bırakalım. Kennedy suikastinden Covid-19 komplosuna kadar bir dizi konuda sapla samanı birbirine karıştırdıktan sonra, nihayet kendi ancien régime’lerini artık geri dönüşsüz biçimde tarihin çöplüğüne gönderdiklerine inanıyordu. “İnternet öncesi geçmiş”in “gerici restorasyonu” olmayacaktı.
Gelecek, “taze ve sıra dışı fikirler” gerektiriyordu. Yeni fikirler, en derin sorularımızı yanıtlamak şöyle dursun, “neredeyse hiç dikkate dahi almayan” eski rejimi kurtarabilirdi ama bu artık mümkün değildir. Bu sorular arasında, ABD’de bilimsel ve teknolojik ilerlemenin 50 yıldır yavaşlamasının nedenleri, artan emlak fiyatları ve kamu borcunun patlaması yer alıyordu. Thiel, Trump’ın yarattığı apokálypsis ile bir hakikat anı yakaladıklarına inanıyordu. Bu nedenle Amerikan kurucu babaları ile, onların köleciliği ve sömürgeciliği ile uğraşmak yerine Epstein ile uğraşmak daha anlamlıydı. İlk Afrikalı kölenin Amerikan kıtasına ayak bastığı 1619 yılını taşlamak yerine, Covid-19’a odaklanmak daha doğruydu. Burada ima edilenin, köleciliğin, sömürgeciliğin, manifest destiny’de vücut bulan Amerikan istisnacılığının rehabilitasyonu olduğunu anlamak için deha olmaya ise gerek yok. Rahata alışan hımbıl Batılılar, feda kuşağı gibi görünen Batılı olmayanlarla başka nasıl baş edebilir ki?
İnsanın, özellikle de mülk sahibi insanın mülksüzleşme korkusu, burjuva medeniyetine yönelik “Bu ayaktakımını/baldırıçıplakları başımıza siz sardınız!” ile özetleyebileceğimiz nefret, kabaca Nietzsche’den mülhem bir aristokratik isyanda vücut buluyor.
Burada, kültürel korku, biyolojik korkuya karışıyor. Dizinin sonraki bölümünde ortaya sereceğimiz Sosyal Darwinist ve Malthusçu kötümser kıyamet alametleri tekrar hortluyor.
H. G. Wells’in Zaman Makinesi’nin kahramanı Zaman Yolcusu, icat ettiği cihazla gittiği 802.701 yılında gördüğü insanları anlatır. Yeryüzünde, görünürde neşe içinde, kaygısızca yaşayan Eloi ırkı bir yanda; yer altında gün yüzü görmeden, pis işlerde çalışarak, tarihin bir anında yamyamlığa yönelerek yaşayan Morlocklar ise diğer yanda. Öyle bir distopya ki, mülk sahipleri ile mülksüzler, gelecekte bir momentte iki ayrı ırk haline gelmiş ama ilk bakıştaki ahengin aksine, sayıca çok yeraltı ırkının artık yeryüzünün kibar sakinlerini yediği bir düşüşe hapsolmuştur. Mülk sahipleri rahata o kadar alışmışlardır ki, yaşadıkları cennet aslında kıyameti çağırmaktadır. İnsanlık o kadar ilerlemiştir ki, insan ırkı biyolojik olarak regrese olmuştur.
Thiel’in de içinde olduğu Silikon Vadisi elitleri, işte bu kıyamet senaryolarını bir uyarı saymakta, kendilerine (yani kendi gibi olanlara, mülk sahiplerine) iktisadi, coğrafi ve aslında onlar için aynı anlama gelmek üzere biyolojik bir çıkış aramaktadırlar.
¹ Öyle ki, diyaloğun bir yerinde Thiel, Robinson’un hatırlattığı eski bir roman olan İngiliz Katolik rahip Robert Hugh Benson imzalı Lord of the World’e atıfla, “Deccal, Vermont’tan Yahudi sosyalist bir senatördür,” diyor. Bernie Sanders, Vermont senatörüdür.
² Thiel’in “irrasyonel” doğamızı kanıtlamak için çeşitli kurnazlıklara başvurduğunu da söylemek zorundayım. Bin Ladin’in 20. yüzyıldaki petrol patlaması ile zenginleştiğini hatırlatan Silikon Vadisi filozofumuz, tuhaf bir tez öne sürüyor: “Petrolün değerinin çoğu basitçe doğada olduğundan, insanların onu çıkarmak ve rafine ederek ona eklediği ‘emek’ oransal olarak küçüktür. Gelgelelim, aynı zamanda, ham petrol fiyatları nedeniyle ekonomiler yükselir ve düşer, o kadar ki, dünyadaki servetin kayda değer bir kısmını oluşturur.” Petrolü çıkarmak, onu taşımak, rafine etmek, enerji üretiminde, nakliyede veya finansal varlıklarda kullanmak… Bütün bunların hepsi “oransal olarak küçük” emek gerektiriyormuş.
³ İncil dilini seven Thiel, Luka 13:24’e işaret ediyor olmalı: “Dar kapıdan girmeye çalışın. Size şunu söyleyeyim, çok kişi içeri girmek isteyecek, ama giremeyecek.”
Amerika
Ocasio-Cortez: Woke 1.0 çılgıncaydı

New York eyaletinden Demokrat Temsilci Alexandria Ocasio-Cortez, insanların COVID-19 salgını sırasında benimsediği bazı “radikal” tutumların bu olağanüstü koşulların bir sonucu olduğunu kabul etti ve insanların tutumlarını değiştirme hakkını savundu.
Pazar günü ABC’nin “This Week” programına konuk olan Ocasio-Cortez’e sunucu Jonathan Karl, Wisconsin’in Demokrat vali adayı Francesca Hong hakkında soru sordu.
Hong, George Floyd’un öldürülmesinin ardından yayılan protesto dalgası sırasında polise verilen fonların tamamen kaldırılmasını ve Şükran Günü’nün iptal edilmesini talep ettiği 2020-2021 yıllarına ait sosyal medya paylaşımlarından vazgeçtiğini açıklamıştı.
Ocasio-Cortez, görüşlerin zamanla değişebileceğini belirterek, New York Belediye Meclisi üyesi Chi Ossé’nin şu esprili sözlerini aktardı: “Woke 1.0 çılgıncaydı.”
Ocasio-Cortez şöyle devam etti:
“Aslında o dönemde yapılan tartışmaların oldukça verimli olduğunu düşünüyorum. Bence bugün suçtan bahsederken, suçu azaltma konusundaki yaklaşımımız eskisine kıyasla temelden farklı, değil mi? Ve bence hepimiz suç oranını olabildiğince düşük tutma hedefini paylaşıyoruz. Biliyorsunuz, karantina döneminde kullanılan söylemler elbette bugün kullandığımız söylemlerle aynı değil.”
Program sunucusu Jonathan Karl, daha önce aktif olarak savunduğu bir suçla mücadele çözümü olan “polis bütçesinin kesilmesi” konusundaki güncel tutumunu sorunca Ocasio-Cortez şu cevabı verdi:
“Bence bu dönemde ve… özellikle COVID sırasında, Overton penceresi [toplumsal görüşlerin kabul edilebilirlik sınırı] büyük ölçüde genişledi. Hayat durma noktasına gelmişti. Bu kapanmalar nedeniyle şimdiye kadar gördüğümüz en yüksek işsizlik oranlarından bazıları yaşandı ve bence bizi daha iyi bir duruma getirecek her türlü politikayı değerlendirme konusunda kapılar gerçekten açıktı; hatta o dönemde yapılan tartışmaların oldukça verimli olduğunu düşünüyorum.”
Ocasio-Cortez, Hong’u savunurken, Wisconsin seçimlerinde kimseyi desteklemeyi planlamadığını, bunun yerine “Kongre’yi geri kazanmaya” odaklandığını da belirtti.
Onun bu kararı, Hong’u desteklemekten kaçınan Senatör Bernie Sanders ve Amerika Demokratik Sosyalistleri’nin ulusal kanadının tutumuyla aynı çizgide.
Ocasio-Cortez, Hong’un görüşlerine ilişkin sorulara yanıt olarak, “Bence bu seçimlerin çoğu, şu anda bile olsa, ulusal bir boyut kazanma eğiliminde olacak. Fakat bu seçimler nihayetinde yerel ve tüm siyaset yerel. Anladığım kadarıyla Francesca Hong, seçim sürecinde varlığını açıkça ortaya koydu,” dedi.
AOC, Hong’un “eski görüşlerinden uzaklaştığını” da ekledi.
Ocasio-Cortez, karantina döneminde kullanılan söylemlerin “bugün kullanacağımız türden söylemler olmadığını” da sözlerine ekledi.
Demokrat Temsilci, “Bu adayların, seçmenlerine kim olduklarını ve şu anda hangi konularda kampanya yürüttüklerini anlatma fırsatına sahip olmalarından dolayı minnettarım,” diye ekledi.
Amerika
El-Sayed, Hasan Piker’ın 11 Eylül’le ilgili açıklamalarını reddetti

NBC’nin “Meet the Press” programında verdiği röportajda El-Sayed, Piker’in “Amerika 11 Eylül’ü hak etmişti” şeklindeki sözlerinin “aptalca” olduğunu söyledi.
El-Sayed şöyle konuştu:
“Elbette bu aptalca bir açıklamaydı ve elbette Hasan’ın kendisi de bunun aptalca bir açıklama olduğunu söylerdi. O da bu sözlere mesafe koydu. Evet, Amerika 11 Eylül’ü hak etmedi, ama bilirsiniz, burada oturup, birinin bağlam dışı söylediği ve kendisinin de reddettiği aptalca bir sözü bahane ederek ‘peki, bu senin düşüncelerin hakkında ne anlama geliyor?’ diye tuzak kurmaya çalışmak… Ben, söylediklerim ve yaptıklarımdan sorumlu tutulmak istiyorum.”
El-Sayed’in bu yorumları, bu yılın başlarında POLITICO’ya verdiği röportajdan keskin bir şekilde farklılık gösteriyor.
Michiganlı Demokrat o röportajda, “tuzağa düşürme oyunu” olarak nitelendirdiği bir durumda Piker’ın görüşlerini kınamayı reddetmişti.
El-Sayed o zaman, “Buraya insanların görüşlerini reddetmeye gelmedim. Tüm bu tuzağa düşürme oyunu, platform denetimi, iptal kültürü… bunların geride kaldığını sanıyordum,” demişti.
El-Sayed Pazar günü, Piker ile birlikte yürüttüğü kampanyayı sonlandırıp sonlandırmayacağı sorusuna yanıt vermekten kaçındı.
NBC’den Kristen Welker’a, “Artık kiminle kampanya yürüttüğümden çok, kime yönelik kampanya yürüttüğümle ilgileniyorum,” dedi.
Jill Biden’dan Cumhuriyetçi adaya oy verme sinyali
Öte yandan El-Sayed’in, Demokratların kucaklamasının “kritik” olduğunu söylediği Piker’ı desteklemesi, hem Cumhuriyetçilerden hem de Demokratlardan eleştiri aldı.
Eski First Lady Jill Biden’ın basın sekreteri Michael LaRosa, cumartesi günü 11 Eylül 2001 saldırıları hakkında konuşurken El-Sayed’in Cumhuriyetçi rakibi Mike Rogers’a destek verdiğini ima etti.
LaRosa, sosyal medyada paylaştığı bir gönderide, “Alternatifin daha kötü olması nedeniyle 95. kattan atlayan en iyi arkadaşımın annesinin başına gelenleri hak ettiğini düşünen aşırılıkçılara karşı çıkamayacak kadar korkak olan hiç kimseyi savunmayacağım ya da desteklemeyeceğim. Onun tek suçu, o sabah işe gitmekti,” dedi.
El-Sayed’in dini inancı da Michigan’daki seçim yarışının odak noktalarından biri haline geldi. Seçilmesi halinde El-Sayed, üst mecliste görev yapacak ilk Müslüman olacak.
El-Sayed, Welker’a “bu konuyu pek fazla düşünmediğini” söylemiş olsa da, Başkan Donald Trump, El-Sayed’in İslam inancını ön plana çıkarmaya çalıştı.
Cumartesi günü, resmi kıyafetler içindeki Trump ve First Lady Melania Trump’ın fotoğrafının yanında, aday ve başörtüsü takan eşinin yer aldığı bir Truth Social paylaşımında başkan, “İki çok farklı Amerika” diye yazdı.
Bu paylaşımla ilgili sorulduğunda El-Sayed, CNN’in “State of the Union” programına aslında Trump’ın yazdığı açıklamaya katıldığını söyledi:
“Evet, haklı. Birinde, efendileriniz birbirinden hoşlanmayan ama sizden milyarlarca dolar kazanmak uğruna bir araya gelen iki kişi; diğerinde ise birbirlerini içtenlikle seven, birlikte krep yiyen, bir aile kurabilecekleri ve o ailenin iyi şeylere sahip olacağını bildikleri türden bir Amerika inşa etmek için bir araya gelmek isteyen iki kişi. Yani evet, Amerika hakkında iki farklı vizyon var.”
El-Sayed, Ukrayna’ya yardıma devam edilmesini savunuyor
Başkanın El-Sayed’i hedef alması ilk kez olmuyor. Ön seçim zaferinin ardından Trump, El-Sayed’in İsrail ve Yahudi halkından “nefret ettiğini” iddia etmişti.
El-Sayed bu iddiayı reddetti:
“Yahudiliği ve Yahudi halkını seviyor ve saygı duyuyorum. Onların dünya için bir ışık olduğuna inanıyorum. Fakat onlar AIPAC ve İsrail ile aynı şey değil.”
El-Sayed, devam eden İsrail-Hamas savaşında hem AIPAC’ı hem de İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’yu eleştirmiş ve İsrail’in Gazze’deki eylemlerini “soykırım” olarak nitelendirmişti.
Ayrıca, seçilmesi halinde, Ukrayna’ya ek yardım gönderilmesine destek verdiğini belirtmesine rağmen, İsrail’e ek yardım gönderilmesini desteklemeyeceğini de söylemişti.
El-Sayed pazar günü NBC’ye verdiği demeçte şunları söyledi:
“Ukrayna’da ise, komşu bir egemen ülkenin lideri tarafından gerçekleştirilen saldırılardan bahsediyoruz; bu lider, Ukrayna halkının egemenliğini ihlal etmeye çalışarak uluslararası hukuku açıkça çiğnemiştir. Bu durum, söz konusu koşullara bağlıdır. Yıllardır, koşullara bakılmaksızın İsrail’e koşulsuz askeri yardım sunuyoruz. Ve şunu da belirtmeliyim ki, bu sadece İsrail ile sınırlı değil; Mısır da, Ürdün de ve Suudi Arabistan da dahil. İşte fark bu. Mesele koşullarda yatıyor.”
AOC: İlerici hareketin başarısı, kuşaksal dev bir dalga
New York eyaleti Demokrat Temsilci Alexandria Ocasio-Cortez, pazar günü yaptığı açıklamada, sandık başına giden genç nesillerin, ara seçimler öncesinde “ilerici” bir dalganın ülkeyi kasıp kavurmasının nedenini açıkladığını söyledi.
Demokratik sosyalist adaylar ülke genelinde ön seçimlerde zaferler elde etti. Bunlardan en önemlisi, Abdul El-Sayed’in geçen salı günü Michigan eyaletindeki Demokrat Parti Senato ön seçimlerinde milletvekili Haley Stevens’ı geride bırakarak galip gelmesiydi.
Ocasio-Cortez, “This Week” programında ABC sunucusu Jonathan Karl’a, “İnsanlar pazartesi sabahı olayları geriye dönük olarak değerlendirip hangi demografik grupların nereye oy verdiğini tartışırken, göz ardı edilen en önemli unsur nesiller arası dev dalga, bir tsunamidir,” dedi.
Ocasio-Cortez, Demokratların geçmiş seçimlerde genç seçmenleri kaybettiği gerçeğine atıfta bulunarak, Demokratların kazanan bir koalisyon kurma sorumluluğu olduğunu ve bunun aynı zamanda gençlerin ilgilendiği konulara duyarlı olmak anlamına geldiğini belirtti.
AOC, “Y kuşağı artık asi gençler değil. Bizler, ev kredisi ve çocukları olan yetişkinleriz. Ve biz, o nesil, sandıkta belirleyici olmaya başlıyoruz,” dedi.
Ocasio-Cortez, nesil faktörüne vurgu yaparken, demokratik sosyalistlerin yıllar boyunca “suç” konusunda benimsedikleri bazı tutumlardan da uzaklaştı.
Demokratik sosyalistlerin Covid döneminde suç oranını düşürme konusunu ele alma biçimlerinin (örneğin polisin bütçesinin kesilmesi çağrısı gibi) bugün suç hakkında konuşma biçimlerinden “temelden farklı” olduğunu anlattı.
2020-21 yıllarında Covid salgınının zirve yaptığı döneme atıfta bulunan Ocasio-Cortez şunları söyledi:
“O kapanmalar nedeniyle gördüğümüz en yüksek işsizlik oranlarından bazıları yaşandı ve bence bizi daha iyi bir duruma getirecek her türlü politikayı değerlendirmeye gerçekten açık bir ortam vardı.”
Demokratik sosyalistlerin partiyi “mahvedeceği” yönündeki ılımlı Demokratların endişelerine yanıt veren Ocasio-Cortez, sıradan seçmenler arasındaki düşünce çeşitliliğinin Amerika’nın temel bir gerçeği olduğunu söyledi.
AOC, “Bir yerlerdeki birinin neye inandığı konusunda endişelenmemiz gerektiğini düşünmüyorum. Bence insanların yaşamlarını iyileştirmek için planımızın ne olduğuna odaklanmalıyız,” dedi.
Obama, Michigan’daki her iki Senato adayıyla da temasa geçti
Eski Başkan Barack Obama, cuma günü hem Abdul El-Sayed’i hem de Temsilci Haley Stevens’ı aradı.
Obama, zorlu bir ön seçim sürecinin ardından Michigan Demokratlarını birleştirme çabalarını övdü ve El-Sayed’in genel seçimlerdeki Senato kampanyasına destek verdi.
Eski başkanın düşüncelerine yakın bir kaynağa göre, Obama’nın El-Sayed ile yaptığı görüşme “erken bir destek” sinyali niteliğinde.
Kampanya sözcüsü POLITICO’ya yaptığı açıklamada, Obama ve El-Sayed’in cuma günü görüştüğünü ve “sıcak ve cesaret verici bir görüşme yaptıklarını, kasım ayında Michigan’ı kazanmak için Demokratları birleştirmek üzere birlikte çalışmayı dört gözle beklediklerini” belirtti.
El-Sayed, POLITICO ile paylaştığı bir açıklamada, “Bazen kahramanlarınızla gerçekten tanışmanız gerekir,” dedi.
El-Sayed daha önce eski başkan hakkında sert sözler sarf etmiş ve 2020 yılında yayımlanan “Healing Politics” adlı kitabında, onun başkanlık döneminin “ilham verici niyetlerin yerine getirilememesine” yol açtığını yazmıştı.
El-Sayed, pazar günü NBC’nin “Meet the Press” programında, “Onun Michigan’da bulunması, seçilmesine yardımcı olan koalisyon için çok büyük bir anlam ifade ederdi,” dedi.
Bu, kampanyanın sert geçen ön seçimlerin ardından ilişkileri düzeltmeye çalıştığının en son işareti.
Kamala Harris’ten El-Sayed’e destek
Obama’nın telefon görüşmeleri, eski Başkan Yardımcısı Kamala Harris ile eski Ulaştırma Bakanı Pete Buttigieg ve Arizonalı Demokrat Senatör Mark Kelly dahil olmak üzere 2028 Demokrat başkanlık yarışının diğer potansiyel adaylarının benzer görüşmelerinin ardından geldi.
Harris yaptığı basın açıklamasında, “Abdul, Amerika’nın çalışan ailelerinin karşı karşıya olduğu krizlere cesur çözümler bulmamız gerektiğini biliyor ve bu mücadeleye hazır. Kasım ayında Demokratların Senato çoğunluğunu kazanmamızı sağlamak için gururla onun yanında duruyorum,” dedi.
Obama ayrıca ön seçimlerin ardından Cuma günü Stevens’ı aradı. Konuya yakın bir kaynağa göre, eski başkan “Kasım ayında Michigan’ı kazanmak için Demokratları birleştirmeye odaklanmasını takdir ediyor.”
ABD Otomotiv Kurtarma Görev Gücü’nün genel sekreteri olarak Obama ile olan bağlarından yararlanan Stevens, Obama’ya “Michigan’a gelip Demokratlar için kampanya yapmasını” söylediğini aktardı.
Amerika
Google, yapay zeka yönetimini Londra’dan Kaliforniya’ya taşıyor

Google, yapay zeka birimlerini kapsamlı biçimde yeniden düzenleyerek geliştirme çalışmalarının denetimini Londra’dan Kaliforniya’daki merkezine taşıyor. Financial Times’a göre değişiklik, Gemini modellerinin geliştirilmesine etkin biçimde katılan kurucu ortak Sergey Brin’in etkisini güçlendirirken Demis Hassabis, Google DeepMind’ın yönetiminden ayrılıyor. Şirket, OpenAI ve Anthropic’e yetişmeye çalışıyor.
Google, yapay zeka birimlerinde kapsamlı bir yeniden yapılanmaya giderek geliştirme çalışmalarının denetimini Londra’dan Kaliforniya’daki merkezine taşıyor.
Financial Times’ın (FT) haberine göre bu değişiklik, Gemini modellerinin geliştirilmesine etkin biçimde katılan Google kurucu ortağı Sergey Brin’in etkisini güçlendiriyor. Şirket, OpenAI ve Anthropic’e yetişmeye çalışıyor.
Demis Hassabis, Google DeepMind’ın yöneticiliğinden ayrılarak operasyonel yönetimi yeni kıdemli başkan yardımcısı Koray Kavukçuoğlu’na devrediyor.
Hassabis, Alphabet’ın baş bilim insanı olarak görevini sürdürecek ve uzun vadeli araştırmalara yoğunlaşacak. Şirket yönetimi, bu düzenlemenin Hassabis’in potansiyelinden daha etkili biçimde yararlanılmasını sağlayacağı görüşünde.
Financial Times’ın kaynaklara dayandırdığı haberine göre görev değişiklikleri yalnızca yöneticilerin yer değiştirmesinden ibaret değil.
DeepMind’ın on yıldır süren araştırma kültürü yerini daha katı bir ticari anlayışa bırakıyor. Google’ın amiral gemisi Gemini modellerinin geliştirilmesi artık Mountain View’da merkezileştirilmiş durumda.
Hassabis yeni görevinde, ticari sorumluluklardan ayrılarak uzun vadeli araştırmalar ile genel yapay zeka (AGI) meselelerine odaklanacak.
Sergey Brin Gemini çalışmalarında daha etkin rol üstleniyor
Uzun yıllar şirketin günlük yönetiminde yer almayan Sergey Brin, OpenAI’ın ChatGPT’yi piyasaya sürmesinden sonra yeniden Google’ın yapay zeka stratejisindeki başlıca isimlerden biri haline geldi.
Brin, Gemini’nin geliştirilmesine etkin biçimde müdahil oluyor. Yapay zeka çalışmalarının denetiminin Kaliforniya’ya dönmesiyle Brin’in etkisi artık kurumsal yapıya da yerleşiyor.
Haziran başında, Google’ı bünyesinde barındıran ABD’li Alphabet Inc.’in 80 milyar dolar tutarında hisse ihraç etmeyi planladığı açıklanmıştı.
Bu kaynağın büyük bölümünün yapay zeka altyapısını güçlendirmek ve hesaplama kapasitesini artırmak için kullanılması planlanıyor.
Reuters’ın aktardığına göre Alphabet, son bir yılda altı para birimi üzerinden 85 milyar dolardan fazla borçlanma sağladı. Bunun sonucunda şirketin toplam borcu 100 milyar doları aştı.
Dünya Basını2 hafta önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1
Diplomasi2 hafta öncePaşinyan’dan Moskova’ya demiryolu resti
Dünya Basını2 hafta önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 2
Avrupa2 hafta önce‘Yeraltı ülkesi’ geri geliyor: İsviçre sığınaklarında yeni ‘savaş düzenlemesi’
Dünya Basını1 hafta önceMilyarder Elon Musk: Paranın hiçbir değerinin kalmayacağı döneme giriyoruz
Görüş2 hafta önceAteş altındaki Mısır: Dimyat saldırısı küresel enerji piyasaları için ne anlama geliyor?
Dünya Basını2 hafta önceABD-Japonya ittifakını savaşa hazır hâle getirmek için altı maddelik plan
Asya2 hafta önceÇin, ileri düzey çip üretimi açısından kritik önemedeki yerli litografi makinelerinin seri üretimine başladı











