Diplomasi
Rusya-Suriye mutabakat zaptında neler var?

Şam ile Moskova arasında, Suriye topraklarındaki Rus askeri varlığının düzenlenmesi ve yeniden yapılandırılmasına yönelik bir mutabakat zaptının imzalanması, iki ülke arasındaki ilişkilerde yeni bir aşamaya işaret etti.
Suriye Dışişleri Bakanlığı Medya ve İletişim Dairesi, Rusya ile imzalanan mutabakat metnini, “Hmeymim ve Tartus’taki iki Rus üssünün kaderini belirleyen ve iki ülke arasındaki ilişkilerin bir sonraki aşamasını çizen” bir adım olarak nitelendirdi.
Moskova, Suriye tarafı tarafından açıklanan mutabakat metnini değerlendirme konusunda resmi düzeyde temkinli davranmış olsa da, Şark’ül Evsat’a konuşan Rus uzmanların yorumları, anlaşmanın getireceği sonuçların nasıl ele alınacağı konusunda bir fikir birliği olduğunu ortaya koydu.
Anlaşma kapsamında, Suriye kıyılarındaki Rus varlığının yeniden düzenlenmesi süreci derhal başlayacak.
Suriye devleti, başta Hmeymim Havaalanı ve Tartus Limanındaki dördüncü ticari rıhtım olmak üzere sivil tesislerin yönetimini üstlenecek ve böylece bu tesislerin sivil idari sisteme kademeli olarak entegre edilmesine olanak sağlayacak.
Askeri üsler ve tesislerle ilgili olarak Suriye Dışişleri Bakanlığı, “tarafların, karşılıklı çıkarları koruyan yeni düzenlemeler çerçevesinde bu tesislerin işlevlerini yeniden tanımlayarak onları askeri üslerden ortak eğitim ve rehabilitasyon merkezlerine dönüştürme konusunda mutabık kaldıklarını” belirtti.
Mutabakat metni, geçiş sürecinin tamamlanması için en fazla üç aylık bir süre sınırı belirledi be bu sürenin sonunda yeni düzenlemeler yürürlüğe girecek.
Bu gelişme, yaklaşık bir buçuk yıl önce başlayan müzakerelerden bu yana atılan en önemli adım olarak değerlendiriliyor.
Şark’ül Evsat’ın görüştüğü uzmanlara göre, mutabakat metninin imzalandığının duyurulması, “ilişkideki zorlu meseleleri aşma ve bunları her iki tarafın çıkarlarına uygun şekilde yönetmek için pragmatik mekanizmalar bulma” yönündeki karşılıklı arzuyu yansıtıyor.
Öte yandan açıklanan şekliyle mutabakat metninin şartları, gelecekte Suriye topraklarındaki Rus varlığının niteliğine ilişkin ayrıntıları –mutabık kalınan Rus asker sayısı, görevlerinin niteliği, teçhizatları ve Hmeymim ile Tartus’ta kalabilecek silahlar dahil– belirtmiyor.
Mutabakat metni, yeni anlaşma için bir süre sınırı da belirlemiyor. Fakat birçok uzmanın da belirttiği gibi, mutabakat metninin imzalanması, “kalıcı” olarak tanımlanan uzun vadeli varlığı düzenleyen “önceki anlaşmaları fiilen geçersiz kılar.”
Ayrıca mutabakat zaptı, daha önce verilen, iki üssün çevresindeki sivil alan ve tesislerin kullanımı ile Rus asker ve subaylarının Suriye topraklarında sahip olduğu kapsamlı dokunulmazlık gibi tüm yetkileri de iptal ediyor.
Bu, mutabakat metninin sadece Rus varlığını yeniden düzenlemekle kalmayıp, aynı zamanda “Rus üsleri” kavramını sona erdirip bunları her iki tarafın hedef ve beklentilerine hizmet eden ortak operasyon merkezlerine dönüştürmeye dayalı yeni bir çerçeve oluşturduğu anlamına geliyor.
Hmeymim Hava Üssü ve Tartus Limanı, Suriye sahilinde özel bir stratejik öneme sahip.
Hmeymim Hava Üssü önemli bir hava üssü iken, Tartus Limanı ise son yıllarda Rusya’nın Suriye’deki varlığının en belirgin unsurlarından biri olan deniz varlığıyla bağlantılı.
Rusya Dışişleri Bakanlığı’na yakın bir danışman olan Rami eş-Şa’ir, mutabakat metninin imzalanmasını, Vladimir Putin ve Ahmed eş-Şara’nın, egemenliğe karşılıklı saygı ve karşılıklı fayda mekanizmalarının geliştirilmesi doğrultusunda ilişkileri yeni bir temele oturtmak üzere pragmatik bir mekanizma kurulmasına ilişkin açıklamalarına pratik bir yanıt olarak değerlendirdi.
Danışman, mutabakat metninin öneminin çeşitli alanlarda yeni bir anlayış aşamasını başlatmasında yattığını belirterek, Rusya’nın daha önce özellikle enerji ve tarım sektörlerinde kilit altyapı tesislerinin inşasına katkıda bulunduğunu, ayrıca tüm alanlarda personel eğitimi verdiğini ve Suriye ordusunun kurulmasına yardımcı olarak ona gerekli tüm kaynakları sağladığını vurguladı.
Yeni mutabakat metninin, tüm bu alanlarda yeni bir temelde işbirliğinin geliştirilmesi için zemin hazırladığını da sözlerine ekledi.
Danışman, “yüksek düzeyde deneyim ve yetkinliğe sahip yeni bir Rusya’nın Suriye Büyükelçisi’nin atanmasının ardından, Suriye liderliğinin şu anda yakında Moskova’daki Suriye Büyükelçiliği’ne atanacak üst düzey personeli seçmek için çalıştığını” belirtti.
Rusya-Suriye İş Konseyi Başkanı Luay Yusuf ise bu mutabakat metninin imzalanmasını “geçmişle hesaplaşmak, ikili ilişkileri karşılıklı çıkarlara dayalı bir çerçeveye dönüştürmek ve Rusya-Suriye ilişkilerinin pragmatik bir şekilde yeniden yapılandırılması” olarak değerlendirdi.
Yusuf şunları ekledi:
“Bazılarının iddia ettiği gibi bu, Rusya’nın Suriye’den çekilmesi değil. Her iki taraf da yeni bir çerçeve içinde temel kazanımlarını korumaya çalışıyor.”
Moskova ile Şam arasındaki ilişkinin Esad’ın düşüşünden bu yana sürekli olarak gelişmekte olduğunu belirten Yusuf şöyle devam etti:
“Bunun sayısız göstergesi var; bunlardan biri de Cumhurbaşkanı eş-Şara ve Putin’in, yeniden yapılanma sürecinde Rus şirketlerinin ve iş dünyasının stratejik rolünü canlandırmaya ve genişletmeye odaklanmalarıdır. Biz de Rus-Suriye İş Konseyi’nde bu konu üzerinde çalışıyoruz. Önümüzdeki kasım ayında, Suriye’nin katılımıyla ve çeşitli sektörlerden yaklaşık 50 Rus şirketinin katılımıyla, işbirliği olanaklarını keşfetmek amacıyla Rus-Suriye İş Forumunu düzenlemeyi planlıyoruz.”
İşinsanı, Rusya’nın “buğday, tahıl, baklagiller, yağlı tohumlar, hayvan yemi, yağlar, demir, kereste, şeker, pirinç, kömür, gübre ve mineral yağlar gibi Suriye pazarının acil olarak ihtiyaç duyduğu stratejik ürünlere sahip olduğunu” belirtti.
Suriye Liman ve Gümrük İdaresine göre, Suriye’nin ithal ettiği buğdayın yüzde 85’inin Rus menşeli olduğunu ve Rusya’nın aynı zamanda Suriye’nin en büyük ham petrol tedarikçisi olduğunu da sözlerine ekledi.
Buna ek olarak, yeni Suriye para birimi Rusya’da basıldı ve Suriye’ye ücretsiz olarak nakledildi.
Askeri açıdan ise uzman Anton Mardasov, mutabakat metninin imzalanmasının her iki ülkenin de ilişkilerini geliştirmek için yasal bir temel oluşturma ihtiyacını yansıttığını belirtti.
Mardasov, “Suriye’nin dış ilişkilerinde bir tür güven dolu denge kurmak için bu yeni aşamada Rusya’ya ihtiyacı var,” diye ekledi.
Rusya’nın yeni biçimdeki varlığının Şam’ın İsrail’in saldırılarına ve ihlallerine karşı koymasına yardımcı olduğu gerçeğine defalarca değinilmiş olsa da, Mardasov başka bir noktaya vurgu yaparak, “Bu, Şam için Türkiye’nin ülkedeki artan etkisine karşı bir tür denge kurması açısından önemli bir fırsat,” dedi.
Mardasov şöyle devam etti:
“Askeri işbirliği anlaşmasını uzun süredir tartışıyoruz. Suriye’den askeri heyetlerin Moskova’yı defalarca ziyaret etmesi şaşırtıcı değil. Bu, Rusya’nın sadece Suriye’de kalmasını sağlamakla kalmayıp, aynı zamanda bölgesel gelişmeleri de izlemesine olanak tanıyor. Şam da Ankara’dan tam bağımsızlık peşinde olduğu için bu konuyla ilgileniyor; dolayısıyla bu durum, Türkiye’nin Suriye’deki rolünün azalmasına katkıda bulunuyor.”
Mardasov’a göre tesislerin ortak bir eğitim üssüne dönüştürülmesi ve Suriye ordusuna devredilmesi “mantıklı bir adım.”
Tartus’a gelince, Rus gemileri son zamanlarda yeniden buraya konuşlanmaya ve periyodik ziyaretler yapmaya başladı.
Diplomasi
AB ile Çin arasında “hibrit araç” uzlaşması

AB, Çin ile hibrit otomobil sevkiyatlarını blok içinde önemli ölçüde azaltmaya yönelik bir ön anlaşmaya vardı.
Bu anlaşma, Avrupa genelinde başta BYD olmak üzere Çinli markaların hibrit otomobil satışlarındaki ani artışın ardından geldi.
Söz konusu artış, ticari gerilimleri tırmandırmış ve Avrupa’daki otomobil üreticileri üzerinde baskı yaratmıştı.
AB Ticaret Komiseri Maros Šefčovič’in Çinli mevkidaşıyla yaptığı görüşmenin ardından cuma günü, AB’ye yapılan hibrit otomobil sevkiyatlarını önemli ölçüde azaltma konusunda anlaşma sağlandı.
Avrupa’daki otomobil üreticileri, Chery gibi şirketlerin baskısı altında kalırken, rakiplerin yeni modelleri daha verimli bir şekilde geliştirdiği Çin pazarında pazar payı kaybediyor.
Avrupa’da ise BYD’nin Dolphin hatchback modeli de dahil olmak üzere cazip ürün yelpazeleri, uygun fiyatlarla sağlam elektrikli araç teknolojisi sunuyor.
Bu değişim, Volkswagen gibi otomobil üreticilerini, kapsamlı maliyet kesintileri kapsamında işgücünü küçültmeye zorluyor.
Šefčovič, bu anlaşmanın türünün ilk örneği olduğunu ve iki ekonomik güç arasında gerginliğin giderek artmasına neden olan günlük 1,18 milyar avro tutarındaki ticaret açığını azaltmak amacıyla Haziran ayından bu yana Çin ile yürütülen “yoğun” müzakerelerin sonucu olduğunu belirtti.
Cuma günü Pekin’de düzenlenen basın toplantısında konuşan Šefčovič, anlaşmanın “Çin’in [hibrit araç] ihracatını yarıdan fazla azaltma olasılığını ortaya çıkardığını” belirterek, bunun önümüzdeki dört yıl içinde şarj edilebilir ve batarya ile çalışan hibrit araç ihracatında “birkaç milyon”luk bir azalmaya yol açacağını ekledi.
Komiser, “Çin, öncelikle ticaret gerilimi aşamasına girmeden ihracatını azaltmayı kabul etti; bu ilk kez oluyor,” dedi ve bu sözleriyle, DTÖ ticaret kuralları kapsamında koruma önlemlerinin devreye sokulmasından önce yapılması gereken olağan soruşturmalara atıfta bulundu.
Šefčovič, Çinlilerin, kimya ve tekstil dahil birçok sektörde Çin’den gelen ucuz ithalat akını nedeniyle “kelimenin tam anlamıyla binlerce istihdam kaybı” riskiyle karşı karşıya kalınması nedeniyle Avrupa’daki her üye ülkede artan siyasi baskıyı fark ettiklerini söyledi.
AB liderlerinin Avrupa Komisyonu’ndan “açıkça çok hızlı bir adım beklediklerini” ve Çinlilerin de bunun farkında olduğunu belirtti:
“Çinli ortaklarımızın bu çok güçlü siyasi argümanı takdir ettiklerini söylemekten memnuniyet duyuyorum; dolayısıyla müzakere yoluyla bir çözüme ulaşabiliriz. Bu, sürecin sonu değil. Bu çok önemli bir ilk adım, ancak sadece bir ilk adım.”
Bu haftanın başlarında üst düzey AB yetkilileri, Çin rekabetinin yarattığı baskı altında daha sonra diğer alanlara da genişletilebileceğini umdukları, tek bir sektörle “kavram kanıtı” olarak adlandırdıkları bir pilot program geliştirmek üzere Pekin’e gideceklerini açıkladılar.
Šefčovič, müzakerelere “büyük önem” verdiğini, çünkü bir ticaret savaşı başladıktan sonra bunu “durdurmanın çok zor” olduğunu belirtti.
16 maddelik anlaşmanın bir parçası olarak, Pekin ve Brüksel, otomobiller, nadir toprak elementlerine yönelik ihracat kısıtlamaları ve AB’den Çin’e daha fazla gıda ve içecek girişine ilişkin müzakerelere devam edecek.
Çin, her iki tarafın da hibrit otomobiller için “şirket fiyat taahhütlerine ilişkin prosedürlere” uyacağını belirtti; bu da, satışları sınırlamanın bir yolunun, Avrupa’da satılan Çin menşeli otomobiller için daha yüksek asgari fiyatlar belirlemek olabileceğini ima ediyor.
Çin Ticaret Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, Çin’in “AB’ye gönderilecek nadir toprak elementleri ve kalıcı mıknatıslar için ihracat lisanslarının onaylanmasını kolaylaştırmaya devam etmeye istekli olduğu” belirtildi.
Açıklamada ayrıca, her iki tarafın da “farklılıkları DTÖ kuralları çerçevesinde uygun şekilde ele alma ve ikili ticaret ile ekonomik ilişkileri istikrara kavuşturma ve dengeleme konusundaki taahhütlerini yeniden teyit ettikleri” ifade edildi.
Çin Ticaret Bakanlığı bugün (12 Ekim) yaptığı açıklamada ise, iki taraf arasında yapılan “yoğun istişareler”in ardından, Avrupa Birliği’nin yeni hibrit araç düzenlemesinin ihracatın büyümesinin devam etmesine olanak tanıyacağını ve Çin’e diğer hiçbir ülkeden daha az olmayan bir kota tahsis edileceğini belirtti.
Bakanlık, bu mutabakatın “Çinli işletmelerin pratik çıkarlarını güçlü bir şekilde koruduğunu, Çin-AB ticaret gerilimlerinin tırmanmasını önlediğini ve her iki tarafa da istikrarlı, öngörülebilir ve sürdürülebilir bir ticaret ve yatırım ortamı sağladığını” da sözlerine ekledi.
Çin gümrük verilerine göre, Çin’in AB’nin 27 üye ülkesine yaptığı hibrit araç ihracatı, bir önceki yılın aynı dönemindeki 2,5 milyar dolardan bu yılın ilk yarısında 7,5 milyar dolara üç katına çıktı.
Bu rakam, 2021 yılının tamamında gerçekleştirilen 845 milyon dolarlık ihracatın neredeyse dokuz katı.
AB’nin 2024 yılında Çin menşeli elektrikli araçlara ek gümrük vergileri uygulamaya başlamasından bu yana, Çinli otomobil üreticileri bu ek vergilerden muaf olan şarj edilebilir hibrit araçlara giderek daha fazla yöneldi.
Avrupa’nın bazı bölgelerindeki yetersiz şarj altyapısı da, uzun menzili ve yüksek yakıt verimliliği ile pazarlanan şarj edilebilir hibrit araçlara olan talebi destekliyor.
Jefferies’e göre, SAIC, BYD ve Chery, AB’deki Çin menşeli hibrit araç satış hacminin %90’ından fazlasını oluştururken, hibrit araçlar bu üreticilerin Avrupa satışlarının yarısından fazlasını temsil ediyor.
Anlaşmaya Renault’dan destek de geldi. CEO Francois Provost, Avrupa Birliği’nin Çin’den gelen hibrit araç akınını yavaşlatmaya yönelik anlaşmasıyla ilk “önemli bir dönüm noktasına” ulaştığını ve bunun Avrupa otomotiv endüstrisinin geleceğinin şekillenmesine katkıda bulunacağını savundu.
Provost, “Ona bir an önce bir anlaşmaya varması için ısrar etmiştim. Anlaşma olmazsa, Çin ile bir ticaret savaşıyla karşı karşıya kalırdık; bu da herkes için bir ‘kayıp-kayıp’ durumu olurdu,” dedi.
Provost, AB’nin giderek derinleşen ticaret dengesizliklerini ele almayı amaçladığı bu ziyaret öncesinde Šefčovič ile bir araya gelen iş dünyası liderleri arasındaydı.
Çin Ticaret Bakanı Wang Wentao ile yapılacak görüşmeler öncesinde Fransa ve Almanya, AB’ye misilleme amaçlı ekonomik yetkilerini önemli ölçüde genişletmesi ve sübvanse edilmiş ithalatın kimya ve plastik gibi sektörlere zarar verip vermediğini araştırması çağrısında bulundu.
Fransa’da Renault, halihazırda bazı Çinli tedarikçilere güveniyor. Envision AESC, Fransa’nın kuzeyindeki Douai’de bulunan Renault otomobil montaj fabrikasının yakınındaki bir tesiste, en çok satan R5 şehir otomobili ile R4 ve Alpine A290 modelleri için elektrikli araç akülerini monte ediyor.
Provost, “Çinli şirketlerin sadece ‘vidalama fabrikaları’ kurmak yerine, Avrupa değer zincirine büyük yatırımlar yapmasına ihtiyacımız var,” dedi.
Ayrıca Provost, AB’yi, Çinli oyuncular için yerel bir çerçeve oluşturabilecek sözde “Made in Europe” kuralları konusunda hızlı adım atmaya çağırdı:
“Avrupa şimdi hızlı kararlar almazsa, Avrupa otomotiv endüstrisinin çöküşü devam etme riski var. En azından Çin cephesinde, Komisyon Üyesi Šefčovič sayesinde bazı ilerlemeler kaydedildi.”
Diplomasi
NATO komutanı Varşova’da ittifakın “zafer teorisini” açıklayacak

NATO Avrupa Müttefik Yüksek Komutanı Orgeneral Alexus Grynkewich, Varşova Güvenlik Forumu’nda ittifakın yüksek yoğunluklu muhtemel bir çatışmaya dönük yeni stratejisini sunacak. Avrupa ve ABD kuvvetlerinin hazırlığı için 2029 yılı kritik hedef olarak belirlenirken, Askeri Komite Başkanı Dragone planın Rusya’ya karşı tehdit taşımadığını ifade etti.
NATO Avrupa Müttefik Yüksek Komutanı Orgeneral Alexus Grynkewich, Polonya’nın başkenti Varşova’da düzenlenecek güvenlik forumunda ittifakın yüksek yoğunluklu muhtemel bir çatışmaya hazırlık konsepti niteliğindeki “zafer teorisi” stratejisini açıklayacak.
Varşova Güvenlik Forumu organizatörlerinin yayımladığı basın bildirisinde, 12 ve 13 Ekim tarihlerinde gerçekleştirilecek etkinlik kapsamında sunulacak stratejinin ayrıntılarına yer verildi.
Söz konusu strateji, NATO’nun muhtemel bir çatışmayı karşı taraf açısından sürdürülemez maliyetlere ulaştıracak askeri ve sınai kapasiteyi oluşturmasını öngörüyor.
Hazırlanan belgede, Avrupa ve ABD silahlı kuvvetlerinin gelecekteki sınamalara hazır hale getirilmesi amacıyla 2029 yılı temel dönüm noktası olarak belirlendi.
Varşova Güvenlik Forumu Başkanı Katarzyna Pisarska, konseptin kapsamına ilişkin açıklamasında, Orgeneral Grynkewich’in hazırladığı yaklaşımın ittifakın yüksek yoğunluklu bir çatışmaya hazır hale gelmesi için atılması gereken somut adımları ortaya koyduğunu kaydetti.
Pisarska, Grynkewich’in Varşova Güvenlik Forumu’nda yapacağı sunumla 2029 hedefinin Avrupa güvenliği ve ittifakın geleceği açısından taşıdığı kritik önemi ilk kez ayrıntılı biçimde izah edeceğini söyledi.
Savunma planının Rusya’yı hedef almadığı açıklandı
Polonya’nın ev sahipliğinde on yılı aşkın süredir düzenlenen ve transatlantik işbirliği ile uluslararası güvenlik konularına odaklanan foruma, 90 ülkeden 2 bin 500’ü aşkın temsilcinin katılması planlanıyor.
Norveç’in ortak ülke olarak yer aldığı forumda Ukrayna’daki savaş ile Kuzey Avrupa, Baltık ülkeleri ve Polonya arasındaki işbirliği başlıkları da ele alınacak.
Toplantıda NATO Genel Sekreter Yardımcısı Radmila Şekerinska ve NATO Askeri Komite Başkanı Oramiral Giuseppe Cavo Dragone de hazır bulunacak. Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ise oturumlara video konferans yöntemiyle bağlanarak hitap edecek.
İttifakın savunma planlamalarının Rusya’ya karşı yönelmediğini belirten NATO Askeri Komite Başkanı Dragone, “NATO kimseyi tehdit etmiyor. En iyi zafer, uğruna savaşmak zorunda kalmadığımız zaferdir” ifadesini kullandı.
Dragone, planın özünün kamuoyuna ve taraflara izah edilmesi amacıyla Grynkewich tarafından yapılacak sunumu yerinde ve gerekli gördüğünü dile getirdi.
Hafta başında Bloomberg tarafından kurum içi belgelere ve diplomatik kaynaklara dayandırılarak yayımlanan haberde, NATO’nun üye ülkelerden birinin topraklarına yönelik muhtemel bir askeri müdahaleye verilecek operasyonel karşılıkları belirleyen bir savunma planı üzerinde çalıştığı bildirilmişti.
Gelişmeye ilişkin değerlendirmesi sorulan Orgeneral Grynkewich’in sözcüsü Albay Martin O’Donnell, NATO’nun “tamamen savunma amaçlı” bir ittifak olduğunu hatırlatarak hazırlanan planın operasyonel detaylarına dair bilgi paylaşmaktan kaçındı.
Diplomasi
Axios: ABD Ukrayna’yı istihbarat akışını kesmekle tehdit etti

Axios haber sitesi, Kiev’in Rus rafinerilerine saldırıları durdurmaması halinde ABD’li yetkililerin Ukrayna’ya istihbarat akışını kesme uyarısında bulunduğunu aktardı. Trump yönetimi artan benzin fiyatları nedeniyle Ukrayna’dan tek taraflı adım beklerken, Washington ile Moskova arasında küresel pazarlara milyonlarca tonluk Rus motorini sevkiyatı yapılması konusunda uzlaşmaya varıldı.
ABD yönetiminden temsilcilerin, Ukrayna’nın Rusya’daki petrol rafinerilerine yönelik insansız hava aracı saldırılarını durdurmaması ve ABD Başkanı Donald Trump’ın bu yöndeki taleplerine uymaması halinde Kiev yönetimine istihbarat paylaşımını kesme tehdidinde bulunduğu iddia edildi.
Amerikan haber sitesi Axios’un Ukraynalı bir yetkiliye dayandırdığı haberine göre söz konusu uyarı, Florida eyaletinin Miami kentinde gerçekleştirilen müzakereler sırasında iletildi.
Ukraynalı yetkili, görüşmelerin ABD Başkanı’nın Özel Temsilcisi Steve Witkoff ve Donald Trump’ın damadı Jared Kushner ile yapıldığını aktardı.
Ukraynalı muhataplarıyla bir araya gelen Witkoff ve Kushner’ın, Kiev yönetiminin Washington’dan gelen talepleri dikkate almaması durumunda Trump’ın Ukrayna’ya sağlanan istihbarat akışını tamamen durdurabileceğini açıkça dile getirdiği öne sürüldü.
Amerikalı bir yetkili ise haberde yer alan bu iddiaları reddetti.
Amerikalı kaynak, müzakerelerde herhangi bir şantaj ya da doğrudan tehdit yöneltilmediğini, Washington yönetiminin silah ve bilgi desteği sağlayan güvenilir bir ortak kalmaya devam ettiğini Ukrayna tarafına yalnızca hatırlattıklarını savundu.
Trump benzin fiyatlarındaki artıştan endişe duyuyor
Axios’a konuşan kaynak, Trump’ın Ukrayna’dan Rus rafinerilerine yönelik hava saldırılarını tek taraflı şekilde derhal sonlandırmasını talep ettiğini belirtti.
Habere göre Beyaz Saray yönetimi, Rusya’daki petrol işleme tesislerinin vurulmasının küresel petrol arzını olumsuz etkileyerek doğrudan ABD iç pazarındaki benzin fiyatlarının tırmanmasına yol açtığını değerlendiriyor.
Bununla birlikte ABD Başkanı Trump’ın, Ukrayna’nın Rus rafinerilerine dönük saldırıları ile Rus ordusunun Ukrayna enerji altyapısına yönelik kapsamlı taarruzlarını eşdeğer görmediği de kaydedildi.
Bu temasların hemen öncesinde ABD Başkanı Trump, Rus mevkidaşı Vladimir Putin ile “son derece başarılı müzakereler” gerçekleştirdiklerini ve Rus dizel yakıtının küresel piyasalara yeniden sevkiyatı hususunda anlaşmaya vardıklarını açıklamıştı.
Trump, Truth Social platformundaki resmi hesabından yaptığı paylaşımda, varılan mutabakatın ayrıntılarına ilişkin şu ifadeleri kullandı:
“Rusya derhal Amerikan ve dünya pazarına 300 bin tondan fazla dizel yakıtı sevk edecek. Kasım ayı içinde 500 bin ton daha gönderilecek ve bunun hemen peşinden de 1 milyon tonluk sevkiyat yapılacak. Ayrıca rafinerilerinin durumuna bağlı olarak Rusya, kısa süre içinde 3 milyon ton dizel yakıtı sağlayacak.”
Zelenskiy yaptırımların gevşetilmesini zayıflık olarak niteledi
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ise Washington ile Moskova arasındaki dizel sevkiyatı anlaşmasına ve ABD’nin Rusya’ya yönelik yaptırımları geçici olarak askıya alma kararına sert tepki gösterdi.
Axios’a verdiği mülakatta ABD’nin attığı bu adımı “haksız ve dürüstlükten uzak” olarak tanımlayan Zelenskiy, kararın Ukrayna’nın mücadelesini zedelediğini söyledi.
Zelenskiy, kendi Telegram kanalından yayımladığı açıklamada da çatışmaların yoğunluğunun azaltılması yönünde somut bir anlaşmaya varılmadan Rusya üzerindeki yaptırım baskısının hafifletilmesine kesin biçimde karşı çıktı. Ukrayna lideri, böylesi bir tavizi “açık bir zayıflık” olarak değerlendirdi.
ABD Başkanı Donald Trump ise Zelenskiy’nin bu eleştirilerine yalnızca “tamam” (ok) yanıtını vermekle yetindi.
Trump ayrıca çatışmaların çözüm sürecine ilişkin değerlendirmesinde, Ukrayna’daki çatışmaların çözüme kavuşturulmasında “baş döndürücü bir hız” yakalandığını ve krizin sonuna yaklaşıldığını ileri sürdü.
Buna karşılık ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio sahadaki vaziyeti bir “çıkmaz” olarak niteleyerek, bu kilitlenmeden yalnızca diplomatik müzakereler veya yeni bir askeri tırmanış yoluyla çıkılabileceğine işaret etti.
Moskova dizel ihracat kısıtlamasını gevşetmeye hazırlanıyor
Rusya’da büyük petrol şirketleri, petrol depolama tesisleri ve bağımsız tüccarlar dahil olmak üzere tüm ihracatçılar için geçerli olan motorin yurt dışı çıkış yasağının ekim ayı sonuna kadar sürmesi öngörülüyordu.
Rus medya kuruluşu RBK’ya konuşan konuya yakın bir kaynak, Rusya Enerji Bakanlığının 8 Ekim itibarıyla dizel yakıt ihracatına getirilen kısıtlamaların gevşetilmesini öngören bir kararname taslağı hazırlayarak hükümete sunduğunu aktardı.
Öte yandan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, ağustos ayı içinde yaptığı değerlendirmede Ukrayna enerji altyapısına yönelik düzenlenen hava saldırılarını “etkili ve zamanında adımlar” olarak savunmuştu.
Putin, bu saldırıların askeri teçhizat ve mühimmat sevkiyatını güçleştirdiğini, Ukrayna birliklerinin cephedeki rotasyonunu aksattığını ve askeri-sanayi tesislerinin işleyişini sekteye uğratarak Rus ordusunun sahadaki operasyonel görevlerini yerine getirmesine doğrudan katkı sağladığını ifade etmişti. Moskova yönetimi ayrıca Kiev’e yapılan her türlü yabancı askeri yardımı kınamayı sürdürüyor.
Görüş2 hafta önceEast-West Forum: Dünyanın artık kaçınamayacağı bir diyalog
Diplomasi2 hafta önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Asya2 hafta önceKuzey Kore’den Batı hava savunmasını zorlayacak yeni taktik
Asya1 hafta önceÇin akaryakıt ihracatını durdurdu: Küresel pazarda tedarik daralıyor
Dünya Basını2 hafta önceÇin büyük güç kavramının anlamını nasıl dönüştürmek istiyor?
Asya2 hafta önceJapon iş dünyası heyeti Pekin’i ziyaret ederken Çin ‘tarihten ders çıkarma’ uyarısı yaptı
Dünya Basını2 hafta önceYarım trilyon dolarlık balon: Süper zeka söylemi gerçek zararları gizliyor
Dünya Basını1 hafta önceİktisatçı Richard Wolff: ABD’de oligarklar devleti rehin alarak piyasayı yönetiyor











