Bizi Takip Edin

Diplomasi

Rusya-Suriye mutabakat zaptında neler var?

Yayınlanma

Şam ile Moskova arasında, Suriye topraklarındaki Rus askeri varlığının düzenlenmesi ve yeniden yapılandırılmasına yönelik bir mutabakat zaptının imzalanması, iki ülke arasındaki ilişkilerde yeni bir aşamaya işaret etti.

Suriye Dışişleri Bakanlığı Medya ve İletişim Dairesi, Rusya ile imzalanan mutabakat metnini, “Hmeymim ve Tartus’taki iki Rus üssünün kaderini belirleyen ve iki ülke arasındaki ilişkilerin bir sonraki aşamasını çizen” bir adım olarak nitelendirdi.

Moskova, Suriye tarafı tarafından açıklanan mutabakat metnini değerlendirme konusunda resmi düzeyde temkinli davranmış olsa da, Şark’ül Evsat’a konuşan Rus uzmanların yorumları, anlaşmanın getireceği sonuçların nasıl ele alınacağı konusunda bir fikir birliği olduğunu ortaya koydu.

Anlaşma kapsamında, Suriye kıyılarındaki Rus varlığının yeniden düzenlenmesi süreci derhal başlayacak.

Suriye devleti, başta Hmeymim Havaalanı ve Tartus Limanındaki dördüncü ticari rıhtım olmak üzere sivil tesislerin yönetimini üstlenecek ve böylece bu tesislerin sivil idari sisteme kademeli olarak entegre edilmesine olanak sağlayacak.

Askeri üsler ve tesislerle ilgili olarak Suriye Dışişleri Bakanlığı, “tarafların, karşılıklı çıkarları koruyan yeni düzenlemeler çerçevesinde bu tesislerin işlevlerini yeniden tanımlayarak onları askeri üslerden ortak eğitim ve rehabilitasyon merkezlerine dönüştürme konusunda mutabık kaldıklarını” belirtti.

Mutabakat metni, geçiş sürecinin tamamlanması için en fazla üç aylık bir süre sınırı belirledi be bu sürenin sonunda yeni düzenlemeler yürürlüğe girecek.

Bu gelişme, yaklaşık bir buçuk yıl önce başlayan müzakerelerden bu yana atılan en önemli adım olarak değerlendiriliyor.

Şark’ül Evsat’ın görüştüğü uzmanlara göre, mutabakat metninin imzalandığının duyurulması, “ilişkideki zorlu meseleleri aşma ve bunları her iki tarafın çıkarlarına uygun şekilde yönetmek için pragmatik mekanizmalar bulma” yönündeki karşılıklı arzuyu yansıtıyor.

Öte yandan açıklanan şekliyle mutabakat metninin şartları, gelecekte Suriye topraklarındaki Rus varlığının niteliğine ilişkin ayrıntıları –mutabık kalınan Rus asker sayısı, görevlerinin niteliği, teçhizatları ve Hmeymim ile Tartus’ta kalabilecek silahlar dahil– belirtmiyor.

Mutabakat metni, yeni anlaşma için bir süre sınırı da belirlemiyor. Fakat birçok uzmanın da belirttiği gibi, mutabakat metninin imzalanması, “kalıcı” olarak tanımlanan uzun vadeli varlığı düzenleyen “önceki anlaşmaları fiilen geçersiz kılar.”

Ayrıca mutabakat zaptı, daha önce verilen, iki üssün çevresindeki sivil alan ve tesislerin kullanımı ile Rus asker ve subaylarının Suriye topraklarında sahip olduğu kapsamlı dokunulmazlık gibi tüm yetkileri de iptal ediyor.

Bu, mutabakat metninin sadece Rus varlığını yeniden düzenlemekle kalmayıp, aynı zamanda “Rus üsleri” kavramını sona erdirip bunları her iki tarafın hedef ve beklentilerine hizmet eden ortak operasyon merkezlerine dönüştürmeye dayalı yeni bir çerçeve oluşturduğu anlamına geliyor.

Hmeymim Hava Üssü ve Tartus Limanı, Suriye sahilinde özel bir stratejik öneme sahip.

Hmeymim Hava Üssü önemli bir hava üssü iken, Tartus Limanı ise son yıllarda Rusya’nın Suriye’deki varlığının en belirgin unsurlarından biri olan deniz varlığıyla bağlantılı.

Rusya Dışişleri Bakanlığı’na yakın bir danışman olan Rami eş-Şa’ir, mutabakat metninin imzalanmasını, Vladimir Putin ve Ahmed eş-Şara’nın, egemenliğe karşılıklı saygı ve karşılıklı fayda mekanizmalarının geliştirilmesi doğrultusunda ilişkileri yeni bir temele oturtmak üzere pragmatik bir mekanizma kurulmasına ilişkin açıklamalarına pratik bir yanıt olarak değerlendirdi.

Danışman, mutabakat metninin öneminin çeşitli alanlarda yeni bir anlayış aşamasını başlatmasında yattığını belirterek, Rusya’nın daha önce özellikle enerji ve tarım sektörlerinde kilit altyapı tesislerinin inşasına katkıda bulunduğunu, ayrıca tüm alanlarda personel eğitimi verdiğini ve Suriye ordusunun kurulmasına yardımcı olarak ona gerekli tüm kaynakları sağladığını vurguladı.

Yeni mutabakat metninin, tüm bu alanlarda yeni bir temelde işbirliğinin geliştirilmesi için zemin hazırladığını da sözlerine ekledi.

Danışman, “yüksek düzeyde deneyim ve yetkinliğe sahip yeni bir Rusya’nın Suriye Büyükelçisi’nin atanmasının ardından, Suriye liderliğinin şu anda yakında Moskova’daki Suriye Büyükelçiliği’ne atanacak üst düzey personeli seçmek için çalıştığını” belirtti.

Rusya-Suriye İş Konseyi Başkanı Luay Yusuf ise bu mutabakat metninin imzalanmasını “geçmişle hesaplaşmak, ikili ilişkileri karşılıklı çıkarlara dayalı bir çerçeveye dönüştürmek ve Rusya-Suriye ilişkilerinin pragmatik bir şekilde yeniden yapılandırılması” olarak değerlendirdi.

Yusuf şunları ekledi:

“Bazılarının iddia ettiği gibi bu, Rusya’nın Suriye’den çekilmesi değil. Her iki taraf da yeni bir çerçeve içinde temel kazanımlarını korumaya çalışıyor.”

Moskova ile Şam arasındaki ilişkinin Esad’ın düşüşünden bu yana sürekli olarak gelişmekte olduğunu belirten Yusuf şöyle devam etti:

“Bunun sayısız göstergesi var; bunlardan biri de Cumhurbaşkanı eş-Şara ve Putin’in, yeniden yapılanma sürecinde Rus şirketlerinin ve iş dünyasının stratejik rolünü canlandırmaya ve genişletmeye odaklanmalarıdır. Biz de Rus-Suriye İş Konseyi’nde bu konu üzerinde çalışıyoruz. Önümüzdeki kasım ayında, Suriye’nin katılımıyla ve çeşitli sektörlerden yaklaşık 50 Rus şirketinin katılımıyla, işbirliği olanaklarını keşfetmek amacıyla Rus-Suriye İş Forumunu düzenlemeyi planlıyoruz.”

İşinsanı, Rusya’nın “buğday, tahıl, baklagiller, yağlı tohumlar, hayvan yemi, yağlar, demir, kereste, şeker, pirinç, kömür, gübre ve mineral yağlar gibi Suriye pazarının acil olarak ihtiyaç duyduğu stratejik ürünlere sahip olduğunu” belirtti.

Suriye Liman ve Gümrük İdaresine göre, Suriye’nin ithal ettiği buğdayın yüzde 85’inin Rus menşeli olduğunu ve Rusya’nın aynı zamanda Suriye’nin en büyük ham petrol tedarikçisi olduğunu da sözlerine ekledi.

Buna ek olarak, yeni Suriye para birimi Rusya’da basıldı ve Suriye’ye ücretsiz olarak nakledildi.

Askeri açıdan ise uzman Anton Mardasov, mutabakat metninin imzalanmasının her iki ülkenin de ilişkilerini geliştirmek için yasal bir temel oluşturma ihtiyacını yansıttığını belirtti.

Mardasov, “Suriye’nin dış ilişkilerinde bir tür güven dolu denge kurmak için bu yeni aşamada Rusya’ya ihtiyacı var,” diye ekledi.

Rusya’nın yeni biçimdeki varlığının Şam’ın İsrail’in saldırılarına ve ihlallerine karşı koymasına yardımcı olduğu gerçeğine defalarca değinilmiş olsa da, Mardasov başka bir noktaya vurgu yaparak, “Bu, Şam için Türkiye’nin ülkedeki artan etkisine karşı bir tür denge kurması açısından önemli bir fırsat,” dedi.

Mardasov şöyle devam etti:

“Askeri işbirliği anlaşmasını uzun süredir tartışıyoruz. Suriye’den askeri heyetlerin Moskova’yı defalarca ziyaret etmesi şaşırtıcı değil. Bu, Rusya’nın sadece Suriye’de kalmasını sağlamakla kalmayıp, aynı zamanda bölgesel gelişmeleri de izlemesine olanak tanıyor. Şam da Ankara’dan tam bağımsızlık peşinde olduğu için bu konuyla ilgileniyor; dolayısıyla bu durum, Türkiye’nin Suriye’deki rolünün azalmasına katkıda bulunuyor.”

Mardasov’a göre tesislerin ortak bir eğitim üssüne dönüştürülmesi ve Suriye ordusuna devredilmesi “mantıklı bir adım.”

Tartus’a gelince, Rus gemileri son zamanlarda yeniden buraya konuşlanmaya ve periyodik ziyaretler yapmaya başladı.

Diplomasi

ABD’nin BM temsilcisi Waltz: İbrahim Anlaşmalarına başka ülkeler de katılmak istiyor

Yayınlanma

ABD’nin Birleşmiş Milletler Büyükelçisi Mike Waltz, İran’ın müzakere masasına dönmesi için “kapının açık” olduğunu belirtti ve İbrahim Anlaşmalarına başka ülkelerin de katılmak istediğini söyledi

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun yan etkinlikleri kapsamında New York’ta düzenlenen bir “Al-Monitor Live” etkinliğinde konuşan Waltz, yönetimin İran’la olan savaşı ele alış biçimini savundu ve geçen hafta altıncı yıl dönümünü kutlayan İbrahim Anlaşmalarını övdü.

ABD’nin arabuluculuğunda İsrail ile Birleşik Arap Emirlikleri, Fas ve Bahreyn arasında diplomatik ilişkilerin kurulmasını sağlayan anlaşmalar, 15 Eylül 2020 tarihinde Beyaz Saray’da imzalanmıştı.

Al-Monitor danışmanı Andrew Parasiliti’nin, 28 Şubat’ta başlayan bu çatışmada zamanın ABD’nin lehine işlediğine inanıp inanmadığını sorması üzerine Waltz, “Bunun böyle olduğuna inanıyorum,” dedi.

Waltz, “İran’ın müzakere masasına dönmesi için kapı açık,” diye ekledi. Fakat Tahran’ın son zamanlarda müzakerelerin yeniden başlaması için şart olarak ABD yaptırımlarının kaldırılmasını ve tazminat talep ettiğine dair haberleri “fantastik” olarak nitelendirdi.

Waltz, İran para biriminin çöküşünü ve diğer iktisadi baskıları gerekçe göstererek, “İran rejimi 1979’dan bu yana en zayıf noktasında ve giderek zayıflıyor. Müzakerelere geri dönecekler, umarım barışçıl ve diplomatik bir şekilde,” dedi.

İran riyali, bu ayın başlarında gayri resmi piyasada ABD doları karşısında 2,25 milyon gibi rekor bir düşük seviyeye geriledi.

Waltz, Trump yönetiminin Gazze’ye yönelik yaklaşımını, belirli zorluklara odaklanan ve bunların çözümünde doğrudan menfaati olan ülkeleri bir araya getiren “yeni bir tür çok taraflılık” olarak nitelendirdi.

Bu yaklaşımın merkezinde, Trump’ın 20 maddelik Gazze planının uygulanmasını denetleyen Başkan Donald Trump’ın Barış Kurulu yer alıyor.

Bu plan, bölgenin idaresinden sorumlu Filistinli teknokratik komiteyi, yeniden inşa çabalarını ve Uluslararası İstikrar Gücü’nü içeriyor.

Temmuz ayında kurul, planın en zorlu ve çözülmemiş sorunlarından biri olan Hamas ve diğer silahlı grupların silahsızlandırılması ile İsrail’in aşamalı olarak geri çekilmesini hedefleyen bir yol haritası açıkladı.

Fakat bu adımların sıralanması konusunda anlaşmazlık nedeniyle uygulama durma noktasına geldi ve Waltz, İsrail’in 27 Ekim’deki parlamento seçimlerine atıfta bulunarak, İsrail ile görüşmelerin “seçimler sonuçlandıktan sonra ilerleyeceğini” beklediğini söyledi.

Waltz, İbrahim Anlaşmalarına katılmakla ilgilenen “aday üyeler” olduğunu söyledi ama bunların kimler olduğunu belirtmedi.

Ayrıca, bu ayın başlarında büyükelçi değiş tokuşu konusunda anlaşmaya varan İsrail ve Fas’ı övdü.

Bu anlaşma, Fas’ın 2020’de İsrail ile ilişkilerini normalleştirmesinden bu yana irtibat bürosu düzeyinde kalan ikili ilişkileri bir üst seviyeye taşıdı.

Büyükelçi ayrıca, Irak Başbakanı Ali el-Zeydi’nin “İran destekli” milisleri devletin kontrolü altına alma çabasını övdü ve Tahran’ın “zayıflamış devleti”nin bu milislerin etkisini sınırlamak için bir fırsat yarattığını savundu.

Zeydi, 30 Eylül’ü (ABD önderliğindeki koalisyon güçlerinin geri kalanının çekilmesi için son tarih) silahsızlanma çabasıyla ilişkilendirmişti.

Fakat Iraklı yetkililer o zamandan beri milislerin silahlarını teslim etmeleri için sabit bir son tarih olmadığını belirterek, Bağdat’ın hâlâ İran’la ittifak halindeki en güçlü gruplardan bazılarının direnişiyle karşı karşıya olduğunu vurguladılar.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Kanada: Birleşik Krallık bizimle işbirliği yapmalı

Yayınlanma

Kanada Maliye Bakanı François-Philippe Champagne, Birleşik Krallık’ın Kanada ile Avrupa arasında önerilen iktisadi ittifakla “işbirliği yapması” gerektiğini söyledi.

Kanadalı BBC’ye verdiği demeçte, “Burada asıl mesele, geleceğin ittifakını kurmak. Dünya değişti. Amerika değişti. Dolayısıyla bizim de değişmemiz gerekiyor,” dedi.

Champagne, geçen ay bir anlaşmanın bozulmasının ardından Kanada-ABD ticaret savaşına ilişkin samimi bir değerlendirmede bulunarak, ülkenin gümrük vergileri uygulayarak “sanayilerimizi, işçilerimizi ve ülkemizi koruduğunu” söyledi.

Champagne’ın bu açıklamaları, Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in, blok için emsalsiz bir adım olan Kanada’ya AB ortak üyeliği için “kapıyı açmayı” önermesinin ardından geldi.

Champagne, von der Leyen’in önerisinin yapılmasından kısa bir süre sonra Kanada Başbakanı Mark Carney’nin Strasbourg’da AB’ye hitap etmek üzere yaptığı ziyaretin amacının “geleceğin ittifakını kurmak” olduğunu söyledi.

İngiltere Merkez Bankası’nın eski başkanı olan Carney, daha önce iktisadi büyüme, dayanıklılık ve güvenlik konularında birlikte çalışan “orta güçler” ittifakından bahsetmişti.

Champagne de Birleşik Krallık ve Kanada’nın ortak değerlere sahip olduğunu belirtti:

“Ortaklığa farklı bir bakış açısıyla yaklaşmamız gerekiyor ve harika olan şey şu ki, Kanada’ya –ve bence Birleşik Krallık’a da– baktığımızda aynı değerleri paylaştığımızı görüyoruz. Dünya görüşümüz açısından birbirimizle büyük ölçüde uyumluyuz. Neden bir araya gelmiyoruz? Bağımsız ve egemeniz ama birlikte daha güçlüyüz.”

İngiltere geçen yıl Haziran ayında ABD ile bir ticaret anlaşmasını yeniden müzakere etse de, son haftalarda Falkland Adaları ve İrlanda’nın birleşmesi konusunda başkanın söylemlerinde yaşanan bazı değişikliklerin ardından, Kanada-AB arasındaki yeni ittifak, İngiltere’nin Brexit sonrası Avrupa’daki konumunun yanı sıra ABD’ye karşı tutumuna dair de soru işaretleri yaratıyor.

Carney, geçen hafta Liverpool’da Başbakan Andy Burnham ile bir araya gelirken, Champagne ise cuma günü Şansölye John Healey ile birlikte Dublin’de düzenlenen AB maliye bakanları toplantısına katıldı.

AB ile Kanada arasında daha yakın bağlar kurulmasına yönelik gelişen görüşmeler, Ottawa’nın ABD ile tırmanan bir ticaret savaşının ortasında kalmış olmasıyla eşzamanlı olarak gerçekleşiyor.

Her iki taraf da Ağustos ayında görüşmelerin son anda kesilmesinin ardından karşılıklı gümrük vergileri uyguluyor.

Trump ayrıca, ortak üyelik planının ABD’ye karşı “düşmanca” olduğu ortaya çıkarsa AB’ye daha fazla gümrük vergisi uygulayacağı tehdidinde bulunmuş, bu fikri gülünç olarak nitelendirmiş ve Kanada’yı “berbat bir ticaret ortağı” olarak tanımlamıştı.

Champagne, ticaret savaşının Kanada tarafından seçilen bir çatışma olmadığını söyledi:

“Buna karşılık verdik çünkü bir noktada ‘yeter artık’ demek zorundasınız. Kimse iktisadi egemenliğimizi ihlal edemez… dünya bunu fark etti.”

Bakan, Kanada’nın “ölçülü, hedefli ve stratejik… dolar-karşılığı-dolar, gümrük vergisi-karşılığı-gümrük vergisi“ yanıtının ardından gerginliğin tırmanmasını istemediğini ve ülkenin güney komşusuyla ”doğru zamanda yeniden ilişki kuracağını“ belirtti.

Bakan, etkilenen sektörlere ”ne kadar sürerse sürsün ve ne gerekiyorsa“ destek verileceğini de ekledi.

Champagne, Kanada’nın güçlü mali durumunun ülkenin dayanıklılığını desteklediğini ve ABD ile yaşanan anlaşmazlığın çeşitlendirme için ”altın bir fırsat” sunduğunu savundu.

Geçen yıl, seçilmesinin ardından Carney, Ottawa’daki Kanada Parlamentosu’nun açılışını yapmak üzere Kral Charles’ı davet etmişti.

Bu hamle, Kanada’nın ABD’nin bir parçası olabileceği yönündeki Trump’ın tekrarlanan önerisine bir ret olarak değerlendirilmişti.

AB’nin Kanada için “ortak üyelik” müzakereleri yapma teklifinin ayrıntıları henüz resmileştirilmedi.

Champagne, bunun “büyük fırsatlar sunan bir an” olduğunu ve Kanada ile AB arasındaki mevcut ilişkileri güçlendireceğini söyledi.

Carney geçen hafta, Kanada’nın AB’nin üniversite, bilimsel araştırma, yapay zeka ve savunma fon programlarına katılımının yanı sıra, genç Kanadalı ve Avrupalıların “okyanusu aşıp eğitim görebilme ve yaşayabilme” imkânına da dikkat çekti.

Carney, Kanada’nın kritik öneme sahip mineraller ve gaz tedarik edebileceğini ve Avrupa’nın ileri teknolojilerine erişim arayışında olacağını belirtti.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

ABD ile Danimarka arasında Grönland anlaşması

Yayınlanma

ABD, Danimarka ve Grönland, Kuzey Kutbu’ndaki Ada’nın güvenliğini ABD’nin istediği şekilde düzenleyecek bir anlaşmaya vardı.

Anlaşma, ABD’nin Grönland’da önemli bir askeri varlık kurmasına izin verirken, Washington’un “rakiplerinin” adada kendi üslerini kurmasını yasaklıyor.

Anlaşmanın önümüzdeki hafta yapılacak BM Genel Kurulu sırasında imzalanması bekleniyor.

Anlaşmanın temel ayrıntıları, Danimarka’nın özerk bölgesi olan Grönland’daki ABD askeri varlığının boyutu ve dış politika ile kaynaklar üzerinde Washington’a herhangi bir resmi yetki devredilip devredilmeyeceği dahil olmak üzere, kamuoyuna açıklanmadı.

ABD, Grönland anlaşması ile ne alacak?

Trump, sosyal medyada yaptığı açıklamada, anlaşma kapsamında “Amerika Birleşik Devletleri’nin, Grönland’ın ve Amerika Birleşik Devletleri’nin güvenliğini sağlamak ve savunmak için Grönland’da gerekli olan her şeyi SÜREKLİ olarak yapma yetkisine sahip olacağını” belirtti.

Ayrıca, anlaşmanın ABD’ye “Grönland’daki güvenlik ve diğer tüm ihtiyaçlar üzerinde kalıcı kontrol” sağlayacağını da ekledi.

1950’lerde, ABD ile Sovyetler Birliği arasında yaşanabilecek bir nükleer çatışmada yok olma korkusu nedeniyle uzun menzilli nükleer bombardıman uçaklarının ve erken uyarı sistemlerinin Grönland’da konuşlandırılması gerektiğinden, adada önemli bir ABD askeri varlığı bulunmaktaydı.

ABD, füzeleri izlemek amacıyla adadaki Pituffik uzay üssünde hâlâ sınırlı bir askeri varlığını sürdürüyor.

Danimarka cumartesi günü yaptığı açıklamada, Arktik adasındaki ABD askeri varlığının önemli ölçüde genişletilmesine olanak tanıyacak ve Trump yönetimi ile şekillenmekte olan bir anlaşmanın Grönland üzerindeki egemenliğini tehlikeye atmayacağını belirtti.

Danimarka, Grönland’da ABD’ye karşı savaş planları yapmış

Danimarka ve Grönland liderleri, anlaşmanın Grönland’ın kendi kaderini tayin hakkına ve Danimarka Krallığı’nın egemenliğine saygı göstereceği konusunda halklarını rahatlatmaya çalıştılar.

Danimarka Dışişleri Bakanı Lars Lokke Rasmussen, “Umarız bu belirsizlik dönemi, (Danimarka) Krallığı’nın kırmızı çizgilerine saygı gösterirken, Arktik ve Kuzey Atlantik’teki güvenliği ve dolayısıyla NATO ve Avrupa içindeki ortak güvenliğimizi güçlendirecek bağlayıcı bir anlaşmaya yol açacak,” dedi.

Grönland Başbakanı Jens-Frederik Nielsen ise önerilen anlaşmanın “Krallığımızın egemenliğini ve toprak bütünlüğünü ile Grönland halkının kendi kaderini tayin hakkını tanıdığını” belirtti.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English