Diplomasi
Rusya-Suriye mutabakat zaptında neler var?

Şam ile Moskova arasında, Suriye topraklarındaki Rus askeri varlığının düzenlenmesi ve yeniden yapılandırılmasına yönelik bir mutabakat zaptının imzalanması, iki ülke arasındaki ilişkilerde yeni bir aşamaya işaret etti.
Suriye Dışişleri Bakanlığı Medya ve İletişim Dairesi, Rusya ile imzalanan mutabakat metnini, “Hmeymim ve Tartus’taki iki Rus üssünün kaderini belirleyen ve iki ülke arasındaki ilişkilerin bir sonraki aşamasını çizen” bir adım olarak nitelendirdi.
Moskova, Suriye tarafı tarafından açıklanan mutabakat metnini değerlendirme konusunda resmi düzeyde temkinli davranmış olsa da, Şark’ül Evsat’a konuşan Rus uzmanların yorumları, anlaşmanın getireceği sonuçların nasıl ele alınacağı konusunda bir fikir birliği olduğunu ortaya koydu.
Anlaşma kapsamında, Suriye kıyılarındaki Rus varlığının yeniden düzenlenmesi süreci derhal başlayacak.
Suriye devleti, başta Hmeymim Havaalanı ve Tartus Limanındaki dördüncü ticari rıhtım olmak üzere sivil tesislerin yönetimini üstlenecek ve böylece bu tesislerin sivil idari sisteme kademeli olarak entegre edilmesine olanak sağlayacak.
Askeri üsler ve tesislerle ilgili olarak Suriye Dışişleri Bakanlığı, “tarafların, karşılıklı çıkarları koruyan yeni düzenlemeler çerçevesinde bu tesislerin işlevlerini yeniden tanımlayarak onları askeri üslerden ortak eğitim ve rehabilitasyon merkezlerine dönüştürme konusunda mutabık kaldıklarını” belirtti.
Mutabakat metni, geçiş sürecinin tamamlanması için en fazla üç aylık bir süre sınırı belirledi be bu sürenin sonunda yeni düzenlemeler yürürlüğe girecek.
Bu gelişme, yaklaşık bir buçuk yıl önce başlayan müzakerelerden bu yana atılan en önemli adım olarak değerlendiriliyor.
Şark’ül Evsat’ın görüştüğü uzmanlara göre, mutabakat metninin imzalandığının duyurulması, “ilişkideki zorlu meseleleri aşma ve bunları her iki tarafın çıkarlarına uygun şekilde yönetmek için pragmatik mekanizmalar bulma” yönündeki karşılıklı arzuyu yansıtıyor.
Öte yandan açıklanan şekliyle mutabakat metninin şartları, gelecekte Suriye topraklarındaki Rus varlığının niteliğine ilişkin ayrıntıları –mutabık kalınan Rus asker sayısı, görevlerinin niteliği, teçhizatları ve Hmeymim ile Tartus’ta kalabilecek silahlar dahil– belirtmiyor.
Mutabakat metni, yeni anlaşma için bir süre sınırı da belirlemiyor. Fakat birçok uzmanın da belirttiği gibi, mutabakat metninin imzalanması, “kalıcı” olarak tanımlanan uzun vadeli varlığı düzenleyen “önceki anlaşmaları fiilen geçersiz kılar.”
Ayrıca mutabakat zaptı, daha önce verilen, iki üssün çevresindeki sivil alan ve tesislerin kullanımı ile Rus asker ve subaylarının Suriye topraklarında sahip olduğu kapsamlı dokunulmazlık gibi tüm yetkileri de iptal ediyor.
Bu, mutabakat metninin sadece Rus varlığını yeniden düzenlemekle kalmayıp, aynı zamanda “Rus üsleri” kavramını sona erdirip bunları her iki tarafın hedef ve beklentilerine hizmet eden ortak operasyon merkezlerine dönüştürmeye dayalı yeni bir çerçeve oluşturduğu anlamına geliyor.
Hmeymim Hava Üssü ve Tartus Limanı, Suriye sahilinde özel bir stratejik öneme sahip.
Hmeymim Hava Üssü önemli bir hava üssü iken, Tartus Limanı ise son yıllarda Rusya’nın Suriye’deki varlığının en belirgin unsurlarından biri olan deniz varlığıyla bağlantılı.
Rusya Dışişleri Bakanlığı’na yakın bir danışman olan Rami eş-Şa’ir, mutabakat metninin imzalanmasını, Vladimir Putin ve Ahmed eş-Şara’nın, egemenliğe karşılıklı saygı ve karşılıklı fayda mekanizmalarının geliştirilmesi doğrultusunda ilişkileri yeni bir temele oturtmak üzere pragmatik bir mekanizma kurulmasına ilişkin açıklamalarına pratik bir yanıt olarak değerlendirdi.
Danışman, mutabakat metninin öneminin çeşitli alanlarda yeni bir anlayış aşamasını başlatmasında yattığını belirterek, Rusya’nın daha önce özellikle enerji ve tarım sektörlerinde kilit altyapı tesislerinin inşasına katkıda bulunduğunu, ayrıca tüm alanlarda personel eğitimi verdiğini ve Suriye ordusunun kurulmasına yardımcı olarak ona gerekli tüm kaynakları sağladığını vurguladı.
Yeni mutabakat metninin, tüm bu alanlarda yeni bir temelde işbirliğinin geliştirilmesi için zemin hazırladığını da sözlerine ekledi.
Danışman, “yüksek düzeyde deneyim ve yetkinliğe sahip yeni bir Rusya’nın Suriye Büyükelçisi’nin atanmasının ardından, Suriye liderliğinin şu anda yakında Moskova’daki Suriye Büyükelçiliği’ne atanacak üst düzey personeli seçmek için çalıştığını” belirtti.
Rusya-Suriye İş Konseyi Başkanı Luay Yusuf ise bu mutabakat metninin imzalanmasını “geçmişle hesaplaşmak, ikili ilişkileri karşılıklı çıkarlara dayalı bir çerçeveye dönüştürmek ve Rusya-Suriye ilişkilerinin pragmatik bir şekilde yeniden yapılandırılması” olarak değerlendirdi.
Yusuf şunları ekledi:
“Bazılarının iddia ettiği gibi bu, Rusya’nın Suriye’den çekilmesi değil. Her iki taraf da yeni bir çerçeve içinde temel kazanımlarını korumaya çalışıyor.”
Moskova ile Şam arasındaki ilişkinin Esad’ın düşüşünden bu yana sürekli olarak gelişmekte olduğunu belirten Yusuf şöyle devam etti:
“Bunun sayısız göstergesi var; bunlardan biri de Cumhurbaşkanı eş-Şara ve Putin’in, yeniden yapılanma sürecinde Rus şirketlerinin ve iş dünyasının stratejik rolünü canlandırmaya ve genişletmeye odaklanmalarıdır. Biz de Rus-Suriye İş Konseyi’nde bu konu üzerinde çalışıyoruz. Önümüzdeki kasım ayında, Suriye’nin katılımıyla ve çeşitli sektörlerden yaklaşık 50 Rus şirketinin katılımıyla, işbirliği olanaklarını keşfetmek amacıyla Rus-Suriye İş Forumunu düzenlemeyi planlıyoruz.”
İşinsanı, Rusya’nın “buğday, tahıl, baklagiller, yağlı tohumlar, hayvan yemi, yağlar, demir, kereste, şeker, pirinç, kömür, gübre ve mineral yağlar gibi Suriye pazarının acil olarak ihtiyaç duyduğu stratejik ürünlere sahip olduğunu” belirtti.
Suriye Liman ve Gümrük İdaresine göre, Suriye’nin ithal ettiği buğdayın yüzde 85’inin Rus menşeli olduğunu ve Rusya’nın aynı zamanda Suriye’nin en büyük ham petrol tedarikçisi olduğunu da sözlerine ekledi.
Buna ek olarak, yeni Suriye para birimi Rusya’da basıldı ve Suriye’ye ücretsiz olarak nakledildi.
Askeri açıdan ise uzman Anton Mardasov, mutabakat metninin imzalanmasının her iki ülkenin de ilişkilerini geliştirmek için yasal bir temel oluşturma ihtiyacını yansıttığını belirtti.
Mardasov, “Suriye’nin dış ilişkilerinde bir tür güven dolu denge kurmak için bu yeni aşamada Rusya’ya ihtiyacı var,” diye ekledi.
Rusya’nın yeni biçimdeki varlığının Şam’ın İsrail’in saldırılarına ve ihlallerine karşı koymasına yardımcı olduğu gerçeğine defalarca değinilmiş olsa da, Mardasov başka bir noktaya vurgu yaparak, “Bu, Şam için Türkiye’nin ülkedeki artan etkisine karşı bir tür denge kurması açısından önemli bir fırsat,” dedi.
Mardasov şöyle devam etti:
“Askeri işbirliği anlaşmasını uzun süredir tartışıyoruz. Suriye’den askeri heyetlerin Moskova’yı defalarca ziyaret etmesi şaşırtıcı değil. Bu, Rusya’nın sadece Suriye’de kalmasını sağlamakla kalmayıp, aynı zamanda bölgesel gelişmeleri de izlemesine olanak tanıyor. Şam da Ankara’dan tam bağımsızlık peşinde olduğu için bu konuyla ilgileniyor; dolayısıyla bu durum, Türkiye’nin Suriye’deki rolünün azalmasına katkıda bulunuyor.”
Mardasov’a göre tesislerin ortak bir eğitim üssüne dönüştürülmesi ve Suriye ordusuna devredilmesi “mantıklı bir adım.”
Tartus’a gelince, Rus gemileri son zamanlarda yeniden buraya konuşlanmaya ve periyodik ziyaretler yapmaya başladı.
Diplomasi
İddia: Norveç Başbakanı Støre eski Rus yetkiliyle Oslo’da görüştü

Bloomberg, Norveç Başbakanı Jonas Gahr Støre’nin geçtiğimiz yaz aylarında Oslo’da üst düzey eski bir Rus yetkiliyle bir araya geldiğini yazdı. Habere göre bu görüşme, Støre ve Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb’ın büyük Avrupa güçlerini Ukrayna müzakerelerine dahil etmek için yürüttüğü diplomatik hazırlıklar dahilinde yapıldı.
Bloomberg’ün kaynaklara dayandırdığı haberine göre, Norveç Başbakanı Jonas Gahr Støre, geçtiğimiz yaz aylarında başkent Oslo’da üst düzey eski bir Rus yetkiliyle bir araya geldi.
Ajansa konuşan kaynak, eski Rus yetkilinin bu görüşmede Støre’ye Avrupa’nın Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e ültimatom vermek yerine onunla diyalog kurması gerektiğini söylediğini aktardı.
Söz konusu temas, Støre ile Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb’ın, Ukrayna’daki çözüm müzakerelerine büyük Avrupa güçlerinin katılmasına zemin hazırlamak amacıyla yürüttüğü “mutfak diplomasisinin” parçasını oluşturuyor.
Norveç ve Finlandiya liderlerinin uzun bir ortak çalışma geçmişine sahip olduğuna dikkat çeken Bloomberg, ikilinin yirmi yıllık dostlukları sayesinde uluslararası siyasette sonuç aldığını yazdı.
Liderler daha önce, ABD Başkanı Donald Trump’ın Grönland’ı ele geçirme tehditleri üzerine kendisiyle müzakere girişimlerine öncülük etmiş, ayrıca yaklaşık 30 lideri gelişmiş yapay zeka modellerinin denetlenmesine yönelik anlaşmayı imzalamaya ikna etmişti.
Ajansa konuşan kaynak, iki liderin uyumunu şu sözlerle anlattı: “Birlikte harika çalışıyorlar. Stubb, Avrupa çapında ve küresel ölçekte büyük düşünmek istiyor; bu yaklaşım Støre’de de karşılık görüyor.”
Bloomberg’e bilgi veren iki ayrı kaynak ise liderlerin benimsediği ekip çalışması stratejisinin, zorlu müzakereler sırasında Stubb ve Støre’ye “birbirini kollama” ve üzerlerindeki baskıyı hafifletme imkanı tanıdığını savundu.
İlk kez 2008 yılında dışişleri bakanlığı yaptıkları dönemde tanışan Stubb ve Støre, spora duydukları ortak ilgiyle yakınlaştı.
Fransa’da eğitim görmüş olmaları ve Fransızca bilmeleri de iki siyasetçiyi birleştiren diğer unsurlar arasında yer alıyor. Stubb, kaleme aldığı Alex adlı kitabında Støre’yi “iyi dostu” olarak tanımlamıştı.
Bloomberg’in haberinde, Stubb ve Støre’nin bu hafta Ukrayna’nın talebi üzerine Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile telefon görüşmesi yapmasının birçok müttefiki şaşırttığı vurgulandı.
Öte yandan ajans, söz konusu girişimin Avrupa’ya müzakere masasında yer alma konusunda yeni bir şans sunduğunun altını çizdi.
Ancak telefon trafiği bazı Avrupa ülkelerinin eleştirilerine yol açtı. Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, Finlandiya ve Norveç’in bu görüşmeyle ne elde etmeyi umduğunu anlamadığını belirterek Avrupa ülkelerinin ortak hareket etmesinin önemini vurguladı.
İsveç Başbakanı Ulf Kristersson da görüşme hakkında kendisine önceden bilgi verilmemesinden duyduğu memnuniyetsizliği dile getirdi.
Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius ise Moskova ile daha önce yürütülen müzakere girişimlerinin sonuçsuz kaldığına işaret etti.
İngiliz The Guardian gazetesi, telefon görüşmesinin doğurduğu gerilimin, Avrupa’nın Moskova ile kendi iletişim kanalını kurma çabalarını zorlaştırma tehdidi taşıyan görüş ayrılıklarını gözler önüne serdiğini yazdı.
Gazete bu durumu, hükümetlerin yalnızca Rus liderle temas kurma gerekliliği konusunda değil, aynı zamanda kendi adlarına kimin konuşacağı üzerinde de uzlaşmaya çalışmasına bağladı.
Financial Times (FT) gazetesi ise ülkelerin, Ukrayna müzakerelerinde kendi çıkarlarını Moskova ve Washington’a iletmek adına Putin ile nasıl temas kurulacağı konusundaki anlaşmazlıklar yüzünden “ikilemle” karşı karşıya kaldığını bildirdi.
Gazetenin verilerine göre ABD ve Ukrayna; İngiltere, Fransa ve Almanya’dan oluşan E3 grubunu müzakerelerde Avrupa’nın en olası temsilcileri olarak görüyor.
Ancak küçük devletler kendi çıkarlarının göz ardı edileceğinden endişe duyduğu için bu seçenek Avrupa içinde görüş ayrılıkları yaratıyor.
Diğer yandan Rusya Devlet Başkanı Yardımcısı Yuriy Uşakov, Putin’in Stubb ve Støre ile yaptığı telefon görüşmesine Avrupa Birliği (AB) liderlerinden olumsuz tepki gelmesini Moskova’nın beklemediğini açıkladı.
Avrupa’da Rusya Devlet Başkanı ile görüşmeler konusunda ortak tutum oluşmadığını belirten Uşakov, “orada çok seslilik ve kargaşa hakim olduğunu” ifade etti.
Diplomasi
Politico: ABD, Belarus gübresi için Litvanya’ya liman baskısı yapıyor

Politico’nun haberine göre ABD yönetimi, Belarus potasyumunun sevkiyatı için Klaipeda Limanı’nın açılması konusunda Litvanya’ya çağrıda bulunuyor. Kanada ile yaşanan tarife krizinin ardından alternatif gübre arayışına giren Washington, Avrupa Birliği yaptırımlarını aşmayı hedefliyor.
ABD yönetimi, Avrupa Birliği yaptırımlarını aşarak Belarus potasyumunun ihracatı için Klaipeda Limanı’nı açması yönünde Litvanya’ya baskı uyguluyor.
Politico’nun dört Avrupalı yetkiliye dayandırdığı haberde, ABD’nin Belarus Özel Temsilcisi John Cole’un Litvanyalı diplomatlarla Belarus mallarına yönelik ablukanın hafifletilmesi konusunu ele aldığı aktarıldı.
Gübre üretiminde temel bir bileşen niteliği taşıyan potasyumun küresel pazarının yaklaşık yüzde 20’sini Belarus kontrol ediyor.
Kullandığı potasyumun neredeyse tamamını ithal eden ABD, sevkiyatın yaklaşık yüzde 80’ini Kanada’dan karşılıyor.
Ağustos ayında Ottawa yönetimi ile yürütülen ticaret müzakerelerinin kesilmesi ve karşılıklı gümrük tarifelerinin yeniden devreye girmesi üzerine Washington, hammadde temininde alternatif kaynak arayışına girdi.
ABD Başkanı Donald Trump, geçen ay yaptığı açıklamada Minsk yönetimiyle “kapsamlı bir anlaşma” üzerinde çalıştıklarını duyurmuştu.
Trump, Amerikalı çiftçilerin şu anda Kanadalı şirketlere ödediğinden “çok daha düşük bir fiyata” potasyum satın almayı hedeflediklerini dile getirdi.
Hazırlanan planın hayata geçmesi ise gübrelerin Klaipeda Limanı ya da bölgedeki diğer limanlar üzerinden gemilere yüklenmesine bağlı kalıyor.
Avrupa Birliği’nin yürürlükteki yaptırımları, üye ülkelerin limanlarından Belarus menşeli malların sevk edilmesini yasaklıyor. Kısıtlamaların uzatılmasına dair bir sonraki kararın şubat ayında alınması bekleniyor.
2027 yılının ilk yarısında AB dönem başkanlığını üstlenecek Litvanya’nın ise bu yaptırımları veto etme yetkisi mevcut.
ABD, Belarus’un potasyum sektörüne yönelik ilk yaptırımları 2021 yılında devreye sokmuştu.
Washington yönetimi birkaç yıl sonra, Aralık 2025’te Belarus potasyum endüstrisine uyguladığı kısıtlamaları hafifletme sürecine girdi.
Financial Times’ın aktardığına göre, Amerikan kısıtlamalarının yumuşatılmasının ardından Belarus potasyumunun ilk partisi 22 Ekim’de ABD’ye sevk edildi. Bu sevkiyat, iki ülke arasında 2021 yılından bu yana gerçekleşen ilk teslimat oldu.
Öte yandan Belarus Cumhurbaşkanı Aleksandr Lukaşenko, üretilen tüm miktarın bu yıl için önceden sözleşmeye bağlandığını gerekçe göstererek Belarus’un Batı pazarlarına potasyum gübresi gönderemeyeceğini ifade etti.
Diplomasi
Trump baskı yaptı, Kiev Rus petrol rafinerilerini vurmayı durdurdu

Trump’ın küresel akaryakıt fiyatlarını artırdığı gerekçesiyle yürüttüğü baskı sonuç verdi ve Ukrayna, Rus petrol rafinerilerine yönelik saldırılarına gayriresmi olarak ara verdi. Wall Street Journal’ın haberine göre 3 Kasım’daki ABD Kongresi ara seçimlerine kadar sürmesi beklenen duraklama öncesinde Washington, Kiev’den saldırıları 30 günlüğüne kesmesini istedi.
The Wall Street Journal (WSJ) gazetesinin haberine göre ABD, Rusya’daki petrol rafinerilerine düzenlenen Ukrayna saldırılarının durdurulması için ABD Başkanı Donald Trump’ın haftalarca sürdürdüğü baskı sonucunda amacına ulaştı.
Gazeteye konuşan kaynakların belirttiğine göre saldırılardaki “gayriresmi ara” en azından 3 Kasım’da yapılacak ABD Kongresi ara seçimlerinin sonuna kadar sürecek, hatta bu süreyi de aşabilecek.
Kiev yönetimi ise saldırıların durdurulduğuna dair resmi bir açıklama yapmadı.
Son haftalarda Kiev’den Rus petrol rafinerilerini vurmayı bırakmasını talep eden Trump, küresel akaryakıt fiyatlarındaki artıştan Ukrayna’yı sorumlu tutuyordu.
Gazetenin görüşlerine başvurduğu enerji uzmanları ise fiyat artışını ağırlıklı olarak ABD’nin İran’a karşı yürüttüğü savaşa bağlıyor.
WSJ’nin iki Amerikalı yetkiliye dayandırdığı haberine göre ABD Özel Temsilcisi Jared Kushner, 20 Ekim’de Oslo’da Ukrayna lideri Vladimir Zelenskiy ile yapılan görüşmede Trump’ın talebini yineledi.
WSJ’ye konuşan kaynaklardan biri bu görüşmeyi “çok sert” diye nitelendirdi.
Amerikalı yetkililerden birinin aktardığına göre toplantıya uzaktan katılan Kushner, Washington’a duyulan minnettarlığın bir göstergesi olarak Ukrayna’ya petrol rafinerisi saldırılarını 30 günlüğüne durdurmayı önerdi.
WSJ’nin belirttiğine göre uydu internet sistemi Starlink’in çalışmasındaki kısıtlamalar da Kiev’in tutumunu etkiledi.
14 Ekim’de başlayan bu kısıtlamalar Ukrayna’nın insansız hava araçlarını kullanmasını zorlaştırdı.
Hizmetin tam kapasiteyle çalışmasına ancak on gün sonra, Trump’ın SpaceX CEO’su Elon Musk’a başvurmasıyla geri dönülebildi.
Gazetenin haberine göre Ukrayna’nın Avrupalı müttefikleri de ABD’deki oylama tamamlanana kadar rafineri saldırılarına ara verilmesini tavsiye etti.
Gazete, Starlink’teki kesintinin ve ABD’nin Kiev’e desteği kesme tehditlerinin sonucunda Ukrayna’nın Beyaz Saray’a duyduğu güvenin daha da sarsıldığı değerlendirmesini yaptı.
Enerji ateşkesi tartışmaları Rus motorini anlaşmasının gölgesinde yürüdü
Trump, 11 Ekim’de Rusya ve Ukrayna’nın enerji tesislerine yönelik saldırıları durdurma konusunda anlaştığını duyurmuştu.
Ukrayna lideri Vladimir Zelenskiy ise Amerikalı mevkidaşının sözlerini ilk kez duyduğunu söylemiş, ancak Rusya’nın da kabul etmesi şartıyla ateşkese hazır olduğunu dile getirmişti.
Rusya Devlet Başkanı Sözcüsü Dmitriy Peskov da 13 Ekim’de enerji ateşkesine ilişkin temasların sürdüğünü doğrulamıştı.
Buna rağmen ertesi gün Rusya Başbakan Yardımcısı Aleksandr Novak, Ryazan ve Saratov bölgelerindeki petrol rafinerilerine saldırılar düzenlendiğini açıkladı.
Ryazan Bölgesi Valisi Pavel Malkov ise 15 Ekim sabahı insansız hava aracı saldırısının ardından yerel petrol rafinerisi arazisinde yangın çıktığını duyurdu.
Devlet Başkanı Vladimir Putin de enerji altyapısına yönelik saldırıların sorun yarattığını ancak cephedeki durumu etkilemediğini söylüyordu.
Putin 1 Ekim’de yaptığı açıklamada “Bizim petrol rafinerilerimizde de tablo aynı. Petrol rafinerilerini vurmaya başladılar ve amaçlarını doğrudan ekonomimize zarar vermek olarak açıkladılar. Amaçlarına ulaştılar mı? Kısmen, çünkü tahminlerimize göre gayrisafi yurt içi hasılanın yaklaşık yüzde 1’ini kaybettik. Üstelik bunu bilinçli yaptılar, bunlar sivil hedefler, sivil hedefleri vurdular. Peki ne oldu? Birebir karşılığını aldılar” dedi.
Enerji ateşkesi görüşmeleri, Moskova ile Washington arasında 9 Ekim’de varılan Rus motorini tedariki anlaşmasının gölgesinde yürütüldü.
Zelenskiy bu anlaşmayı ABD’nin ihaneti olarak nitelendirmişti.
Amerika2 hafta önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Diplomasi7 gün önce“Küresel Britanya” ve Kürt Reçetesinin İzleri
Dünya Basını1 hafta önceProf. Wolff: Batı sömürgeciliğin sonuna geldiğini inkar ediyor
Söyleşi1 hafta önce“AfD, Alman büyük sermayesindeki iç çelişkinin bir ifadesi”
Görüş2 hafta önceFransa sokaklarında kaos ve hesaplaşma
Dünya Basını1 hafta önceAmerika inkâr girdabında: Üç düşünürden sistemin çöküşüne dair uyarılar
Dünya Basını2 hafta önce“Tescilli aşırı sağcı”: Alman parti sisteminin bumerangı
Amerika2 hafta önceMilenyum kuşağı tarihin en büyük nostalji dalgasını başlattı










