Avrupa
AB, Rusya’nın dondurulmuş varlıklarını silahlanma için kullanmak istiyor
AB, dondurulmuş 140 milyar avroluk Rus varlıklarının Kiev’in Avrupa yapımı silah satın almasına izin vermek için kullanılmasını planlıyor.
POLITICO’ya göre geçtiğimiz haftalarda, Rusya’nın Avrupa’da bloke edilen varlıklarının Ukrayna’ya gönderilmesine yönelik siyasi ivmede dramatik bir U dönüşü yaşandı. Yıllarca, dondurulmuş paraya dokunulmaması ve sadece faizinin Kiev’e yardım etmek için alınması gerektiği tartışılmıştı.
Şimdi ise Avrupa liderleri, paranın Avrupa üreticilerinden silah satın almak için kullanılmasına olanak tanıyan, sıfır faizli bir “tazminat kredisi” verilmesi fikrine sıcak bakıyor.
Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen salı günü NATO Genel Sekreteri Mark Rutte ile birlikte yaptığı açıklamada, “Askeri destek için daha yapısal bir çözüme ihtiyacımız var ve bu nedenle, dondurulmuş Rus varlıklarına dayalı bir tazminat kredisi fikrini ortaya attım. Kredinin bir kısmının Avrupa’da ve Avrupa ile tedarik için kullanılmasıyla kendi savunma sanayimizi güçlendireceğiz,” dedi.
Tartışmalar, bugün Kopenhag’da yapılacak ve yaptırım uygulanan Rus paranın nasıl harcanacağına ve Macaristan ve Slovakya’nın planı veto etmesini önlemeye odaklanacak olan AB liderlerinin gayri resmi zirvesinde doruğa ulaşacak.
Dört yetkili ve diplomata göre, Almanya Şansölyesi Friedrich Merz’in, Ukrayna’yı ülkenin yıkılmış altyapısını yeniden inşa etmek yerine, krediyi AB yapımı silahlar satın almak için kullanmaya zorlama fikri, Birlik genelinde destek gördü.
Bir AB diplomatı, “Ukrayna savaşı kaybederse, yeniden inşa edilecek bir şey kalmayacak,” dedi.
Fransız Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un ofisinden bir yetkiliye göre, Fransa Ukrayna kredisinin hukuki yönleri konusunda temkinli davranmaya devam etse de, Merz’in fonun AB yapımı askeri teçhizata yönlendirilmesi yönündeki çabasını destekliyor.
Bir başka destek de, İsveç ve Finlandiya’dan gelen bir mektupta, 140 milyar avroluk kredinin “Ukrayna’yı Avrupa işbirliğine daha fazla entegre ederek Avrupa’nın güvenlik ve savunma kapasitesine katkıda bulunmak” için kullanılması savunuluyor.
İki İskandinav ülkesi, endüstriyel işbirliğinin önemini vurgulayarak, “Ukrayna’nın ihtiyaçlarına göre tüm alanlarda modern askeri teçhizat sağlamak, Avrupa’nın güvence tedbirlerinin önemli bir parçası,” dedi.
AB’nin ABD Başkanı Donald Trump yönetimindeki ABD ile bozulan ilişkileri, bloğun kendini korumak ve Kiev’e desteğini güçlendirmek için çabalarını artırdı.
Fakat diğer ülkeler kredinin askeri boyutuyla daha az ilgileniyor ve Ukrayna’nın parayı nasıl harcayacağı konusunda serbest bırakılmasını istiyor.
Üst düzey bir AB diplomatı, “İdeal olarak [kredi], Ukrayna’nın ne yapacağına karar verebileceği bir bütçe desteği olmalı. Kredinin amacı ne kadar az belirlenirse o kadar iyi olur,” dedi.
Komisyon perşembe günü yayınladığı yazılı notta, Ukrayna’nın krediyi Avrupa silahları satın almak ve olağan bütçe desteğini karşılamak için kullanması gerektiğini önerdi ve kesin dağılımın belirlenmesini liderlere bıraktı.
Dondurulmuş fonlar şu anda Belçika merkezli bir finans kurumu olan Euroclear’in gözetiminde Avrupa Merkez Bankası’nda bir mevduat hesabında duruyor.
Maliye bakan yardımcıları, krediyi finanse etmek için gerekli olan “yaratıcı” finansal mühendisliği hâlâ anlamaya çalışıyorlar ve hafta boyunca sanal toplantılarla bu girişimi tartışacaklar.
Maliye bakanları, 10 Ekim’de Lüksemburg’da yapacakları toplantıda bu konuyu tartışacaklar.
Özellikle Belçika için büyük bir sorun, Dmitriy Medvedev’in, Moskova’nın “mülküne” dokunmaya cesaret eden “avro-dejenere”leri dava etmekle tehdit ettikten sonra, Komisyon’un nakitlere el koymanın ardındaki hukuki gerekçesinin mahkemede geçerli olup olmayacağı.
Diğer büyük soru ise, Brüksel’in aralık ayında AB liderlerinin yaptığı açıklamayı kullanarak yaptırım onay kurallarını oy birliğinden nitelikli çoğunluğa çevirip, böylece Bratislava ve Budapeşte’yi karar alma sürecinden çıkarıp çıkaramayacağı.
AB Konseyi’nden avukatlar salı günü maliye bakan yardımcılarına tüm hukuki endişelerin giderilebileceğini söylediler. Max Planck Karşılaştırmalı Kamu Hukuku ve Uluslararası Hukuk Enstitüsü direktörü Armin von Bogdandy de genel olarak bu görüşü paylaşıyor.