Görüş

Yeni Delhi’den Yükselen Ses: BRICS’in Yeni Dünya Düzeni Manifestosu

Yayınlanma

15 Mayıs 2026 tarihinde Hindistan’ın başkenti Yeni Delhi’de düzenlenen BRICS Dışişleri Bakanları Toplantısı sıradan bir diplomatik toplantı olmanın çok ötesinde bir anlam taşıyor. Bu toplantıda BRICS’in 2026 yılında nasıl bir dünya düzeni tasavvur ettiğini gösteren en kapsamlı siyasi belgelerden birine imza atıldı. Belgenin satır aralarına bakıldığında yalnızca bir dışişleri bakanları toplantısı olmasının ötesinde Batı merkezli mevcut uluslararası sisteme yönelik kapsamlı bir alternatif vizyonun ana hatları da ortaya konmaktadır. Bu belge aslında son yıllarda hızlanan küresel güç mücadelesinin değişen dengelerin ve yükselen yeni dünya düzeninin siyasi manifestolarından biri olarak okunmalıdır.

Belgenin tamamına hâkim olan temel tema, “Küresel Güney’in Yükselişi”dir. BRICS üyeleri mevcut uluslararası düzenin adil olmadığını, yeterince temsil edici olmadığını, gelişmekte olan ülkelerin çıkarlarını yansıtmadığını savunuyor. Bu nedenle BM, IMF, Dünya Bankası, Dünya Ticaret Örgütü (WTO) gibi kurumların yeniden yapılandırılması gerektiğini vurguluyorlar. Böylece BRICS artık kendisini Batı dışındaki dünyanın sözcüsü olarak konumlandırıyor. Bugün dünya, İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan uluslararası sistemin ciddi bir meşruiyet ve temsil krizine sürüklendiği bir dönemden geçiyor. Ukrayna savaşı, İran savaşı, Lübnan savaşı, Gazze krizi, küresel ticaret savaşları, yaptırımların silaha dönüşmesi, enerji güvenliği sorunları ve teknolojik rekabet gibi gelişmeler mevcut sistemin artık küresel gerçeklikleri yansıtmakta zorlandığını ortaya koyuyor. BRICS ülkeleri de tam olarak bu noktadan hareket ediyor ve Yeni Delhi Sonuç Belgesi ile dünyaya açık bir mesaj veriyor: “Mevcut düzen artık sürdürülebilir değil.”

Belgenin en dikkat çekici yönlerinden biri BRICS’in kendisini artık sadece ekonomik bir iş birliği platformu olarak görmediğini açık biçimde ortaya koymasıdır. Kuruluşundan bu yana uzun süre ekonomik kalkınma, ticaret ve finans konularına odaklanan BRICS, bugün çok daha iddialı bir noktaya gelmiş durumda. Yeni Delhi Sonuç Belgesinde ekonomi kadar güvenlik, jeopolitik krizler, yapay zekâ, siber güvenlik, iklim politikaları, enerji dönüşümü ve uluslararası yönetişim reformları da merkezi bir yer tutuyor. Bu durum BRICS’in küresel siyasette kurucu aktör olma hedefinin giderek güçlendiğini gösteriyor. Belgenin satır aralarına bakıldığında en güçlü vurgu “çok kutuplu dünya” kavramında ortaya çıkıyor. Soğuk Savaş’ın sona ermesinden sonra yaklaşık yirmi yıl boyunca Batı merkezli ve büyük ölçüde Amerikan liderliğinde şekillenen uluslararası düzenin artık tek seçenek olmadığı düşüncesi BRICS’in temel yaklaşımını oluşturuyor. Bildiri boyunca tekrar tekrar kullanılan “daha adil”, “daha temsilî”, “daha demokratik” ve “daha kapsayıcı” uluslararası sistem ifadeleri aslında mevcut küresel güç dağılımına yönelik doğrudan bir eleştiri niteliği taşıyor.

Özellikle Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi reformuna ilişkin bölümler son derece önemlidir. Belgenin en kritik siyasi bölümlerinden biri BM reformu çağrısıdır. BRICS ülkeleri mevcut yapının bugünün gerçeklerini yansıtmadığını açıkça ifade ediyor. Afrika’nın, Latin Amerika’nın ve yükselen Asya güçlerinin karar alma mekanizmalarında yeterince temsil edilmediğini savunuyorlar. Daha da dikkat çekici olan ise Çin ve Rusya’nın, Hindistan ve Brezilya’nın Güvenlik Konseyi’nde daha büyük rol üstlenmesi gerektiğine ilişkin desteğini yeniden açıklamış olmasıdır. Bu durum bize öncelikle Hindistan ve Brezilya’nın küresel güç statüsüne yükseldiğini göstermektedir. Ardından BRICS içindeki siyasi uyumun arttığını kanıtlamaktadır. Son olarak da II. Dünya Savaşı sonrasında kurulan düzenin sorgulandığını görüyoruz.

Belgede öne çıkan bir diğer unsur ise ABD ve Batı’nın yaptırım politikalarına yönelik sert eleştiridir. Son yıllarda ekonomik yaptırımların dış politika aracı olarak yoğun şekilde kullanılması BRICS ülkelerinde ortak bir rahatsızlık yarattı. Metinde tek taraflı yaptırımların uluslararası hukuka aykırı olduğu ve özellikle gelişmekte olan ülkelerin ekonomik kalkınmasını olumsuz etkilediği vurgulanıyor. Bu ifade doğrudan isim vermese de ABD’nin İran’a yönelik yaptırımları, Rusya yaptırımları, Venezuela yaptırımları, Küba ambargosu gibi uygulamalara yöneltilmiş güçlü bir eleştiri olarak okunabilir. Bu yaklaşım, BRICS’in uzun süredir dile getirdiği “ekonominin silahlaştırılması” eleştirisinin devamı niteliğindedir. Aslında bildirinin en stratejik bölümlerinden biri de burada ortaya çıkıyor. Çünkü BRICS artık sadece mevcut finansal sisteme eleştiri getirmiyor. Aynı zamanda alternatif mekanizmalar geliştirmeye çalışıyor. Sınır ötesi ödeme sistemleri, yerel para birimleriyle ticaret, finansal entegrasyon ve Yeni Kalkınma Bankası’nın güçlendirilmesi gibi başlıklar dolar merkezli küresel ekonomik yapıya karşı uzun vadeli bir alternatif oluşturma arayışının işaretleri olarak okunabilir. Henüz doların yerini alabilecek bir sistemden söz etmek mümkün değil. Ancak BRICS’in attığı adımlar mevcut finansal düzenin tek seçenek olmadığını göstermeye başlıyor.

Yeni Delhi Belgesi’nin yine önemli siyasi bölümlerinden biri ise Gazze ve Filistin meselesidir. Gazze konusunda en güçlü BRICS duruşlarından birine şahit oluyoruz. Belgede Gazze ve Filistin konusunda oldukça sert ifadeler yer almaktadır. 1967 sınırları temelinde bağımsız Filistin devleti vurgusu dikkat çekmektedir. Ayrıca Güney Afrika’nın İsrail aleyhine açtığı dava ve Uluslararası Adalet Divanı kararları belgede doğrudan hatırlatılmaktadır. BRICS ülkeleri son dönemdeki saldırılar ve insani kriz karşısında şimdiye kadarki en net ortak duruşlarından birini sergilemiştir. Ateşkes çağrısı, insani yardımların engelsiz ulaştırılması talebi Filistin devletinin desteklenmesi ve uluslararası hukuka vurgu yapılması bildirinin en güçlü siyasi mesajları arasında yer alıyor. Bu durum, BRICS’in küresel krizlerde daha görünür ve daha etkili bir siyasi aktör olma isteğinin de göstergesi olarak değerlendirilebilir.

Öte yandan metin BRICS içindeki farklılıkları da tamamen gizlemiyor. Özellikle Orta Doğu konusunda üyeler arasında farklı görüşlerin bulunduğu açık şekilde ifade ediliyor. Bu durum önemli çünkü günümüzde BRICS yalnızca Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika’dan oluşan bir yapı değil. İran, Birleşik Arap Emirlikleri, Mısır, Etiyopya ve Endonezya gibi yeni üyelerle birlikte çok daha karmaşık bir jeopolitik yapıya dönüşmüş durumda. Belgede ilginç şekilde bazı konularda ortak tutum yerine farklı görüşlerin bulunduğu açıkça belirtilmektedir. Özellikle İran, Körfez ülkeleri, Yemen gibi meselelerde üyelerin farklı pozisyonları olduğu kabul edilmiştir. Buna rağmen birliğin ortak zemin oluşturabilmesi BRICS’in diplomatik kapasitesinin arttığını gösteriyor. Bu açıdan değerlendirildiğinde Yeni Delhi süreci aynı zamanda Hindistan’ın önemli bir diplomasi başarısını temsil etmektedir. BRICS’in son genişleme dalgasıyla birlikte İran, Birleşik Arap Emirlikleri, Mısır, Etiyopya Endonezya gibi yeni üyelerin birliğe katılması bir yandan platformun jeopolitik çeşitliliğini artırırken diğer yandan ortak karar alma süreçlerini daha karmaşık hâle getirmiştir. Özellikle İran savaşının devam ettiği bir dönemde İran ile Körfez ülkeleri arasındaki derin görüş ayrılıkları nedeniyle birçok uzman, BRICS’in ortak bir siyasi zemin oluşturmakta zorlanacağını ve toplantının ciddi diplomatik gerilimlere sahne olacağını öngörmekteydi. Ancak tüm bu farklılıklara rağmen Hindistan, çıkarları ve öncelikleri birbirinden ayrışan üyeleri aynı platform etrafında bir araya getirmeyi başararak BRICS’in parçalanmak yerine diyalog üretme kapasitesini koruduğunu göstermiştir. Bu bağlamda Yeni Delhi’de ortaya çıkan sonuç yalnızca yayımlanan ortak metnin içeriğiyle sınırlı değildir. Asıl dikkat çekici başarı son derece hassas ve kutuplaştırıcı bir kriz ortamında bazı konularda doğrudan karşı karşıya gelen üyelerin diğer konular üzerinde uzlaşarak BRICS çatısı altında müzakere etmeyi sürdürmelerini sağlayan diplomatik zeminin korunabilmiş olmasıdır.

Ayrıca belgenin en önemli mesajlarından biri teknoloji alanında ortaya çıkıyor. Yapay zekâ, dijital altyapılar, veri güvenliği ve siber güvenlik gibi başlıkların geniş şekilde ele alınması tesadüf değildir. Çünkü geleceğin küresel güç mücadelesi teknolojik üstünlük üzerinden de şekillenecektir. BRICS ülkeleri bu gerçeğin farkında olduklarını ve teknoloji yarışında ortak hareket etmek istediklerini açıkça ortaya koyuyorlar. Özellikle yapay zekâ yönetişimi konusunda Batı merkezli normlara alternatif üretme arayışı dikkat çekiyor. Enerji ve iklim politikaları konusunda da BRICS’in farklı bir yaklaşım geliştirdiği görülüyor. Batılı ülkelerin sıklıkla vurguladığı hızlı enerji dönüşümü yerine “adil enerji dönüşümü” kavramı öne çıkarılıyor. Bu yaklaşımın temelinde gelişmekte olan ülkelerin ekonomik büyüme ihtiyaçlarının göz ardı edilmemesi gerektiği düşüncesi bulunuyor. BRICS ülkeleri çevresel sorumluluk ile kalkınma hakkı arasında denge kurulmasını savunuyor. Bu da küresel iklim tartışmalarında önümüzdeki yıllarda daha belirgin hale gelecek önemli bir ayrışma alanına işaret ediyor.

Tüm bu başlıklar bir arada değerlendirildiğinde ortaya çıkan tablo oldukça nettir. BRICS artık sadece ekonomik çıkarların korunduğu bir platform değildir. BRICS, uluslararası sistemin nasıl işlemesi gerektiğine dair kendi vizyonunu oluşturmaya başlayan bir güç merkezidir. Bu vizyonun temelinde daha fazla temsil daha fazla egemen eşitlik daha fazla çok kutupluluk ve gelişmekte olan ülkelerin küresel karar alma süreçlerinde daha fazla söz sahibi olması hedefi yer almaktadır.

BRICS Dışişleri Bakanları Toplantısında masaya konulan Yeni Delhi Belgesi bir toplantı sonuç metninden öte küresel siyasette yaşanan tarihî dönüşümün önemli belgelerinden biridir. Dünya tek merkezli yapıdan hızla uzaklaşırken BRICS de bu dönüşümün en güçlü siyasi ve ekonomik taşıyıcılarından biri haline gelmektedir. Bugün hâlâ uluslararası sistemin birçok kuralı Batı tarafından belirleniyor olabilir. Ancak Yeni Delhi’den yükselen mesaj şudur: O kuralların yeniden yazılması için artık çok daha fazla aktör masada yer almak istemektedir. BRICS artık ekonomik kulüp olmaktan çıkıyor. Bu yapı siyasi, diplomatik, finansal ve teknolojik bir güç merkezine dönüşüyor. Küresel Güney’in ortak sesi ve pusulası olma iddiası güçleniyor. Batı merkezli kurumlara hem alternatif hem de onları dönüştürmeye çalışan bir strateji izleniyor. BRICS henüz BM, IMF, Dünya Bankası veya WTO’nun yerine geçecek kurumlar kurmuyor. Lakin bu kurumların kurallarını ve güç dağılımını değiştirmeye çalışıyor.

Dönem Başkanı Hindistan’ın Dışişleri Bakanları Toplantısı 2026 Yeni Delhi Belgesi, BRICS’in 20 yıllık tarihindeki en kapsamlı stratejik belgelerden biri olarak değerlendirilebilir. Metin; ABD ve Batı’nın liderlik ettiği tek kutuplu dönemin sona erdiği, yükselen güçlerin daha fazla söz sahibi olmak istediği ve Küresel Güney’in uluslararası sistemde kalıcı bir ağırlık oluşturma arayışının hızlandığı bir dönemin siyasi manifestosu niteliğindedir.

Belgenin özü tek bir cümleyle özetlenebilir: BRICS, mevcut uluslararası düzenin kurallarına uyum sağlayan bir platform olmakla birlikte bu kuralları yeniden yazmak isteyen küresel bir aktöre dönüşmektedir.

Umur Tugay Yücel-Siyaset Bilimci – “Amerikan Gücünün Gerilemesi ve Yükselen Güçler” (Çin-Rusya-Hindistan-Brezilya) kitabının yazarıdır.

X: @umur_tugay

Çok Okunanlar

Exit mobile version