Bizi Takip Edin

Avrupa

AB ve Almanya, “yapay zeka duraklaması”na tepki gösterdi

Yayınlanma

Avrupa Birliği (AB) ve Almanya, büyük teknoloji şirketlerinin yapay zeka araştırmalarını yavaşlatma çağrılarına tepki gösterdi.

Yapay zeka güvenliği konusundaki tartışma, hafta sonu Anthropic CEO’su Dario Amodei’nin, giderek daha güçlü sistemlerin ortaya çıkmasıyla birlikte öncü yapay zeka şirketlerinin bağımsız denetime tabi tutulması ve ortak standartlar üzerinde çalışması gerektiğini söylemesiyle yeniden gündeme geldi.

Avrupa Merkez Bankası (ECB) Başkanı Christine Lagarde pazartesi günü yaptığı açıklamada, Avrupa’nın kısmen kendi özerkliğini korumak ve yaşam tarzını sürdürmek için gerekli verimlilik artışını sağlamak amacıyla yapay zeka teknolojisi üreticisi haline gelmesi gerektiğini söyledi.

Avrupalı şirketler yapay zekaya yatırım yapsa da bu teknolojiyi çoğunlukla yurt dışından, özellikle de ABD’den ithal ediyorlar.

Lagarde, Viyana’da yaptığı bir konuşmada şunları söyledi:

“Birkaç yıl içinde (yapay zeka) sınırda malları kontrol edecek, hangi vergi beyannamelerinin denetleneceğine karar verecek, trenleri sevk edecek, koğuşlardaki hastaları izleyecek ve bankalarda ödemeleri gerçekleştirecek. Erişimin kesilmesi ya da erişim koşullarında bir değişiklik, o zaman her sektöre aynı anda yansır. Bu, hiçbir ticaret ortağının Avrupa üzerinde daha önce sahip olmadığı bir tür baskı aracıdır ve örneğin gümrük vergileri veya dijital vergiler gibi herhangi bir müzakerede kullanılabilir.”

ECB liderine göre çözüm, daha fazla Avrupa bilgi işlem kapasitesi oluşturmaktan geçiyor.

Lagarde, yapay zekanın hızlı bir şekilde benimsenmesi halinde on yıl içinde verimlilik düzeyini %4’e kadar artırabileceğini ve bunun kamu maliyesi açısından dönüştürücü bir etki yaratacağını belirtti:

“Avrupa, kendi talebini karşılamak için halihazırda çok yetersiz veri merkezi kapasitesine sahip ve mevcut eğilimlere göre bu açığın on yıl içinde altı katından fazla artacağı tahmin ediliyor.”

Ardından Lagarde, Avrupa’nın çoğu görev için “yeterince iyi” olan ve Avrupa altyapısı üzerinde çalışan modellere ihtiyacı olduğunu, böylece dışlanma tehdidinin etkisini yitireceğini ekledi.

Lagarde, Avrupa’nın bu teknolojinin bedelini zaten ödediğini, bu nedenle onu daha kararlı bir şekilde benimsemesi gerektiğini söyledi.

ABD’li teknoloji şirketlerinin yatırım ihtiyaçları o kadar büyük ki, borçlanmalarının bir kısmını Avrupa’dan karşılıyorlar.

Bu da borç piyasasında diğer aktörleri dışlayarak herkes için maliyetleri artırıyor.

Avrupa emeklilik fonları da ABD teknoloji hisselerine yoğun bir şekilde yatırım yapıyor; bu nedenle piyasada yaşanacak herhangi bir düzeltme, Avrupalıların birikimlerini etkileyecek.

Almanya ise yapay zeka sistemlerinin geliştirilmesini durdurmanın Avrupa için “uygulanabilir bir seçenek” olmadığını belirtti.

Almanya’nın dijital işler bakanlığı, yapay zeka geliştirilmesini durdurmanın gerçekçi olmadığını savundu.

Bakanlık sözcüsü, “Geliştirmeyi durdurmayı Avrupa için geçerli bir seçenek olarak görmüyoruz,” diyerek, Avrupa’nın dijital egemenliğini güçlendirmenin daha fazla yapay zeka geliştirme ve inovasyon gerektirdiğini ekledi.

Aynı zamanda Berlin, küresel yapay zeka gelişmelerini çok yakından takip ettiğini ve önde gelen geliştiricilerin kamuoyuna yönelik uyarılarını ciddiye aldığını belirtti.

Bakanlık, Temmuz ayında OpenAI ajanlarının açık kaynak platformu Hugging Face’i hacklemesi olayında görüldüğü gibi, test ortamlarından çıkabilen ve kendi başlarına diğer sistemlere erişebilen yapay zeka sistemlerinin, yeni bir politika tepkisi gerektiren “tamamen yeni bir tehdit senaryosu” oluşturacağını söyledi.

Sözcü ayrıca yapay zeka yönetişimi konusunda uluslararası koordinasyonu destekledi ve etkili bir denetimin hem ABD’nin hem de Çin’in katılımını gerektireceğini belirtti.

Sözcü, Almanya’nın bu konuyu G7 düzeyinde gündeme getirdiğini de ekledi.

İspanya Dijital Dönüşüm Bakanı Oscar Lopez, yapay zeka risklerini yönetmek için uluslararası bir anlaşmaya duyulan ihtiyaç konusunda tartışmaların giderek arttığını belirterek, bazı önerileri nükleer silahların yayılmasının önlenmesine yönelik anlaşmalara benzetti.

Lopez, devlet televizyonu TVE’ye yaptığı açıklamada, “Son günlerde duyduğum sesler, sanki yapay zekanın risklerini sınırlamamıza imkân verecek bir tür uluslararası anlaşma arayışında gibi geliyor,” dedi.

Bakan, yapay zekanın yeni ilaçların keşfi ve tedavilerin iyileştirilmesi gibi muazzam fırsatlar sunduğunu ama finans ve siber güvenlik gibi alanlarda da önemli riskler oluşturduğunu belirtti.

Lopez, yapay zeka araştırmacıları ve geliştiricileri tarafından dile getirilen endişeleri göz ardı eden ABD Başkanı Donald Trump’ı eleştirdi.

Avrupa Komisyonu ise inovasyon ve güvenliğin el ele gitmesi gerektiğini belirtti.

Komisyon sözcüsü Thomas Regnier, “Avrupa Birliği, yapay zeka alanında inovasyonun geliştirilmesinden yana; ancak şirketler, hizmetlerinin vatandaşlar için güvenli olduğunu kanıtlamak zorundadır ki bu hizmetler Birlik içinde faaliyet gösterebilsin,” dedi.

İngiltere, giderek daha güçlü hale gelen sistemlerin oluşturduğu riskler konusunda önde gelen yapay zeka şirketleri arasında yürütülen tartışmayı olumlu karşıladı fakat gelecekteki herhangi bir düzenleyici önlemin spekülasyonlardan ziyade kanıtlara dayandırılması gerektiğini belirtti.

İngiltere Başbakanı Andy Burnham’ın bir sözcüsü, “En gelişmiş yapay zeka sistemlerini geliştiren şirketlerin artık hem riskleri hem de fırsatları açıkça tartışıyor olması olumlu bir gelişmedir,” dedi ama ekledi:

“Fakat yapay zeka yetenekleri geliştikçe mevcut çerçevenin her zaman yeterli olacağını varsaymamalıyız.”

Avrupa’nın yapay zeka yatırımları ve girişimler açısından en büyük merkezi olan İngiltere, düzenleme konusunda genel olarak daha esnek bir yaklaşımı tercih etmiş ve bu konuda Avrupa Birliği’nden çok ABD ile daha yakın bir çizgide hareket etmişti.

Avrupa

MI6, eski BND Başkanı’nın gizli bilgileri sızdırmasından endişe ediyor

Yayınlanma

Başta MI6 olmak üzere İngiliz istihbarat kurumları, modern Alman tarihinin en büyük casusluk skandalında gizli bilgilerinin veya casuslarının ele geçirilip geçirilmediğini araştırıyor.

Almanya’nın dış istihbarat servisinin (BND) eski başkanı August Hanning ile sadece Manfred D olarak adı geçen kurumun şu anki üst düzey yetkilisi, salı günü casusluk ve vatana ihanet şüphesiyle gözaltına alındı.

Hanning, 16 yıl boyunca Manfred D aracılığıyla binlerce gizli belgeyi yasadışı olarak topladığı ve bu sırların bir kısmını yabancı bir güce sattığı suçlamasıyla karşı karşıya.

Alman güvenlik kaynakları, ikilinin ele aldığı bazı üst düzey bilgilerin yurtdışındaki ortak istihbarat teşkilatlarından geldiğini belirterek, İngiliz ve Amerikan istihbaratının sızdırılmış olabileceği ihtimalini gündeme getirdi.

Bu durum, sahada faaliyet gösteren ajanlar ya da muhbirler gibi ABD ve İngiliz insan kaynaklarının, paylaşılan bilgiler yoluyla kimliklerinin ortaya çıkabileceği endişelerini de beraberinde getirdi.

Eski BND Başkanı Hanning gözaltına alındı

Eski bir MI6 istihbarat subayı olan Matthew Dunn, İngiliz istihbarat servislerinin BND ile paylaşılan her şeyi titizlikle inceleyeceğini ve riskleri değerlendireceğini söyledi.

Dunn şöyle dedi:

“Şu anda MI6 içinde, çok güvenilir bir irtibat ortağıyla paylaşılan istihbaratı titizlikle inceleyen ve bunların herhangi birinin MI6’e bağlı faaliyetleri ve kişileri tehlikeye atıp atmadığını değerlendiren büyük bir iç güvenlik incelemesi yapıldığına şüphe yok.”

Bununla birlikte, eski casus, bu durumun kurumun BND ile ilişkilerini etkilemesi halinde “çok şaşıracağını” belirtti ve iki kurumun işbirliği içinde olacağını düşündüğünü ifade etti.

İstihbarat paylaşımı sırasında, kaynaklarla ilgili bilgilerin sansürlenmesi de dahil olmak üzere “otomatik denetim ve dengeleme” mekanizmalarının devreye sokulmasının standart bir uygulama olduğunu açıkladı.

Skandalla ilgili haberler Batı istihbarat camiasını şoke etti. Kaynaklar, iddia edilen ihlali yabancı bir güç için büyük bir başarı olarak nitelendirirken, bunun Batı istihbarat paylaşım ittifakına ciddi zarar verebileceğini belirtti.

MI6 ve GCHQ’nun yanı sıra birçok ABD kurumunun da, söz konusu dönemde Avrupalı müttefiklerle paylaşılan tüm hassas bilgilere ilişkin sistematik bir iç inceleme yürüttüğü düşünülüyor.

The Telegraph’ın edindiği bilgilere göre, bu kurumların öncelikli odak noktası, iddia edilen sızıntı nedeniyle tehlikeye girmiş olabilecek kaynakları korumak olarak anlaşılıyor.

Benzer denetimlerin, Almanya’nın tüm istihbarat paylaşım ortakları ve müttefikleri tarafından da gerçekleştirilmesi muhtemel.

Alman yetkililerin güvenlik ihlalini muhataplarına ne zaman bildirdikleri belirsiz olmakla birlikte, bunun salı günkü gözaltılardan önce olduğu anlaşılıyor.

Alman basını, sızdırılan bilgiler arasında İran nükleer programı, Rus ordusu ve yabancı ortak kurumlara ait gizli belgelerle ilgili ayrıntıların yer aldığını bildirdi.

Açıklamada, söz konusu belgelerin çoğunun “federal istihbarat servisi tarafından yalnızca iç amaçlarla, özellikle de yürütme organına yönelik istihbarat brifingleri için kullanılmak üzere hazırlanmış gizli bilgiler içerdiği” belirtildi.

Savcılığa göre, Hanning bu bilgileri özel danışmanlık faaliyetlerinde kullandı.

Açıklamada, “Bir olayda Hanning, Manfred D tarafından sağlanan gizli istihbaratı, yabancı bir istihbarat servisinin bir yetkilisi için bir analiz hazırlamak amacıyla kullandı,” denildi.

Yetkililer, bu bilgilerin hedeflenen alıcıya ulaşıp ulaşmadığını henüz tespit edemedi. Salı gecesi Der Spiegel, söz konusu analizin Azerbaycan istihbarat servisi için hazırlandığını bildirdi.

Azerbaycan’ın Rusya, İsrail, Türkiye ve ABD’nin yanı sıra diğer ülkelerle de güvenlik ve istihbarat ortaklıkları var.

Hanning, Almanya’daki ulusal güvenlik tartışmalarında Moskova konusunda şahin bir tutum sergilemişti.

2024 yılında The Telegraph’a verdiği bir röportajda, ülkesinin “naif” davrandığını ve olası bir savaşın gerçekliği karşısında “uyandırılması” gerektiğini belirtmişti:

“İnsanlar ciddi bir tehlike olduğunun farkında değil – özellikle Doğu Almanya’da ve aşırı sol ile aşırı sağdaki Almanya için Alternatif (AfD) partisi içinde Rusya’ya sempati duyuluyor; bu partinin bazı kesimleri Rusya’ya yönelik yaptırımların sona erdirilmesini talep ediyor.”

The Insider’a göre, Hanning, BND’den ayrıldıktan sonra Rusya’ya en az yedi kez seyahat etti.

Eski istihbarat şefi, bu seyahatlerin tamamını 2015 ile 2019 yılları arasında gerçekleştirdi ve çoğu zaman Moskova’da sadece bir gün geçirdi.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Yunanistan’da binlerce kişi Rubio’nun gelişini protesto etti

Yayınlanma

6 Ekim öğleden sonra Atina’nın merkezinde binlerce kişi ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun ülkeye gelişini protesto etti.

Tüm İşçilerin Militan Cephesi (PAME) ve Yunanistan Komünist Partisi (KKE) tarafından düzenlenen eylemde “Kasap Rubio’ya yer yok!”, “Ölüm üsleri Yunanistan’dan defolsun!” ve “Kârları için savaşlara karışmayın” sloganları atıldı.

Marco Rubio, Yunanistan-ABD Stratejik Diyaloğu’nun yeni turu kapsamında Yunanistan’ı ziyaret etti.

Yunanistan’ın başkentindeki tüm birincil düzey işçi sendikalarını bir araya getiren, ülkenin en büyük işçi merkezi Atina İşçi Merkezi Başkanı Giorgos Stefanakis mitingde ana konuşmayı yaptı.

Stefanakis, “Biz işçiler, Yunan burjuvazisiyle birlikte halkları yıkıma ve emperyalist savaşın yaygınlaşmasına sürükleyenleri kabul etmiyoruz. Halk sizi istemiyor; üslerinizi toplayın ve Yunanistan’dan defolun!” dedi.

St. Benetatos, Yunan Uluslararası Gerginliğin Azaltılması ve Barış Komitesi (EEDYE) Sekreterliği adına bir selamlama konuşması yaptı.

KKE Merkez Komitesi Genel Sekreteri Dimitris Koutsoumbas da sendika mitingine katıldı. KKE tarafından yapılan açıklamada, Rubio’nun Yunanistan’da “persona non grata” olduğunu söyledi.

Sintagma Meydanı’nda çevik kuvvet kordonları ve göz yaşartıcı gazlı polis saldırısına rğamen göstericiler ABD Büyükelçiliği’ne doğru yürüyüş düzenledi.

KKE’nin aktardığına göre yoğun polis gücü, Sintagma Meydanı’ndan yola çıkan büyük gösteriyi defalarca durdurmaya çalıştı ama bunu ancak üçüncü denemede, Atina’nın merkezi caddelerinde kurdukları üçüncü barikatta başardı.

KKE milletvekilleri de olay yerindeydi ve polisin geri çekilmesini talep ettiler. Gösteriyi bastırma planı başarısız oldu; zira polis yürüyüşün ABD Büyükelçiliği’ne ulaşmasını engellese de, onlarca gösterici, polisi hazırlıksız yakalayan bir hamle ile ABD Büyükelçiliği’ne ulaştı.

Orada pankartlar açarak yasakları delen PAME ve KKE üyeleri, “Halkların katillerine ne toprak ne de su” mesajını ilettiler.

KKE açıklamasında şunlar söylendi:

“KKE, ABD Dışişleri Bakanı M. Rubio’nun Yunanistan’a gelişine karşı sendikalar ve kitle örgütleri tarafından düzenlenen mitinge halkın ve gençlerin kitlesel katılımını selamlamaktadır. Mitingin kitlesel katılımla gerçekleşmesi ve göstericilerin, yasaklara ve polisin kışkırtıcı tavrına rağmen ABD Büyükelçiliği önünde mesajlarını iletmiş olmaları, ülkemizin bölgedeki ABD’nin enerji ve askeri planlarına daha fazla dahil olmasına yönelik militan bir kınama ve muhalefet mesajı vermektedir. Bu planlar, mevcut Yeni Demokrasi hükümeti tarafından da desteklenmekte olup, halk halihazırda bunun bedelini ağır bir şekilde ödemektedir.”

Selanik, Patras ve Yunanistan’ın diğer birçok şehrinde de büyük gösteriler düzenlendi.

Okumaya Devam Et

Avrupa

AB’den ABD misillemesini engellemeyi amaçlayan yeni vergi hamlesi

Yayınlanma

Avrupa Birliği, ABD yönetiminin misilleme tehditlerini önlemek amacıyla yalnızca Amerikan teknoloji devlerini değil, tüm büyük şirketleri kapsayan genel bir vergi getirmeyi planlıyor. Financial Times gazetesinin haberine göre yıllık geliri 100 milyon euroyu aşan kuruluşları hedefleyen teklif, AB’nin 2028 yılından itibaren bütçesine yılda yaklaşık 60 milyar euro kazandırmayı amaçlıyor.

Avrupa Birliği (AB), ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin tepkisini çekmeden birliğin bütçe gelirlerini artırmak amacıyla büyük şirketlere yönelik genel bir kurumlar vergisi getirmeyi değerlendiriyor.

Financial Times’ın (FT) altı Avrupalı yetkiliye dayandırdığı habere göre Brüksel, Washington’ın misilleme tehditleri nedeniyle yalnızca ABD merkezli teknoloji devlerini hedef almaktan kaçınan yeni formüller üzerinde duruyor.

Avrupa Komisyonu, Washington’ın dijital hizmet vergisi uygulayan ülkelere karşı misilleme tehditlerinin ardından Apple, Meta ve Google gibi şirketlerden daha fazla gelir elde etmenin yollarını arıyor.

Yeni vergi arayışları, AB üyelerinin ortak bütçe üzerinde müzakereler yürüttüğü, harcama kısıtlamalarıyla karşılaştığı ve çok uluslu şirketlerin vergilendirilmesine yönelik küresel girişimlerin tıkandığı bir dönemde gerçekleşiyor.

Yıllık geliri 100 milyon euronun üzerindeki şirketler hedefleniyor

Brüksel’deki müzakereler, “Avrupa İçin Kurumsal Kaynak” (Core) olarak bilinen teklif üzerindeki değişikliklere odaklanıyor.

Tasarı, AB sınırları içinde faaliyet gösteren ve yıllık geliri 100 milyon euronun üzerinde olan tüm şirketlerin her yıl tek seferlik bir vergi ödemesini öngörüyor.

Bir AB yetkilisi, planlanan düzenlemeye ilişkin olarak, “Bazı başkentler, Amerikalıları kızdırmak istemedikleri için yalnızca dijital hizmetleri hedef alan bir vergiye karşı çıkıyor. Core yaklaşımına itiraz eden ülke sayısı ise daha fazla. Çözüm, verginin kapsamını neredeyse tüm büyük şirketleri içerecek şekilde genişletmek” değerlendirmesinde bulundu.

Core vergisinin, AB’nin ortak bütçesine 2028 yılından itibaren yıllık yaklaşık 60 milyar euro kaynak aktarması planlanan beş yeni merkezi gelir kalemi arasında yer aldığı belirtiliyor.

ABD misillemesi ve orta ölçekli işletmeler endişe yaratıyor

AB üyesi ülkelerin çoğunluğunda söz konusu verginin Avrupa’daki orta ölçekli işletmeleri yabancı rakipleri karşısında dezavantajlı duruma düşüreceği görüşü hakim.

Yetkililer, orta ölçekli işletmeleri kapsam dışı bırakacak şekilde gelir eşiklerinin değiştirilmesinin daha fazla üye ülkenin desteğini sağlayabileceğini dile getiriyor. Ancak kaynaklar, ABD’nin olası ticari misillemelerinden çekinilmesi nedeniyle planın gerekli desteği görmesinin zor olduğunu kaydediyor.

Daha önce dijital hizmet vergisi getiren Fransa, İtalya, İspanya ve Avusturya, ABD’nin ticari soruşturmalarıyla karşı karşıya kalmıştı.

Ticari gerilimin tırmandığı geçen yılın ilkbahar aylarında Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, ABD tarifelerine karşı dijital reklam gelirlerinin vergilendirilmesini (“Amazon vergisi”) gündeme getirmiş, ardından taraflar 2025 yazında bir ticaret anlaşmasına varmıştı.

ABD Başkanı Donald Trump, bu yılın haziran ayında yaptığı açıklamada, Amerikan şirketlerine dijital hizmet vergisi uygulanması halinde Avrupa ülkelerinden ithal edilecek tüm ürünlere yüzde 100 gümrük vergisi getirme tehdidinde bulunmuştu.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English