Bizi Takip Edin

Avrupa

AfD’li ismin BSW liderlerine yönelik sözleri tepki çekti

Yayınlanma

AfD’nin Saksonya-Anhalt eyalet parlamentosundaki grup başkanvekili Oliver Kirchner, BSW liderilerine yönelik ırkçılığa varan sözler sarf etti.

Kirchner birkaç gün önce sağcı Compact dergisine verdiği röportajda BSW ile işbirliği yapmayı düşünüp düşünmediği sorusuna yanıt verdi.

Bu fikri reddeden AfD’li siyasetçi, “Önümüzdeki beş yılı, Mohamed Ali’nin liderliğindeki ve ‘hepsi Nazi’ diyen bu yarı İtalyan adamın liderliğindeki insanlarla siyasette geçirmem mi gerekiyor?” diye sordu.

Amira Mohamed Ali ile “yarı İtalyan” Fabio De Masi, BSW’nin eş genel başkanları.

“Bu insanları” yeterince iyi tanımadığını belirten Kirchner, olası bir AfD-BSW koalisyonunda sorunlar çıkarsa, “onlara güvenilemeyeceğini” söyledi.

Kirchner daha sonra konuşma sırasında “yarı İtalyan” ifadesini ikinci kez vurguladı.

De Masi, Kirchner’e sert eleştiriler yönelitti. SPIEGEL’e konuşan De Masi’ye göre, Kirchner’in “her gece hobi odasında Varus Savaşı’nı canlandırıp canlandırmaması” yalnızca onu ilgilendirir. 

BSW lideri, “Saksonya-Anhalt’taki insanların büyük çoğunluğu için, ister Magdeburg’da ister Milano’da olsun asıl önemli olan ara sıra bir İtalyan restoranına gitmektir!” diye konuştu.

Diğer bazı üst düzey AfD isimleri de daha önce BSW’yi önemsiz göstermeye çalışmıştı.

BSW: Saksonya-Anhalt, İsrail savaş sanayisinin merkezi olmamalı

Thüringen AfD lideri Björn Höcke, Saksonya-Anhalt’taki seçimlerden önce, BSW Erfurt’ta CDU ile koalisyon kurduğu için onu “en yeni kartel partisi” olarak nitelendirmişti.

AfD Eşbaşkanı Tino Chrupalla, seçim gecesi BSW’nin “partizan olmayan bir başbakan” çağrısına alaycı bir şekilde yanıt vererek Siegmund’a sadık kalacaklarını söyledi.

Chrupalla, “Neden şimdi oyların yüzde 6’sına bile ulaşamayan bir partinin liderliğini takip edelim ki?” diye sordu.

Siegmund da BSW ile ilk ön görüşmelerden önce, özellikle silahlanma konusunda söylemini sertleştirmeye çalışmıştı.

Siegmund, silahlanma meselesini sınır dışı etme planlarıyla ilişkilendirmiş ve “Askeri teçhizat üretimini genel olarak kınamıyoruz, çünkü gelecekteki geri göç ve sınır dışı etme kampanyaları için doğal olarak uygun kaynaklara ihtiyacımız olacak; en azından iç güvenlik, kendi istikrarımız ve ulusal savunma açısından,” demişti.

Fabio De Masi, SPIEGEL’e verdiği demeçte, BSW’nin somut konuları tartışmayı reddetmediğini, “fakat hiçbir koalisyona girmeyeceğini ve Siegmund’a oy vermeyeceğini” söyledi.

Bu tutum hem federal düzeyde hem de Saksonya-Anhalt’ta geçerli.

İki partinin ne kadar farklı olduğu, en son AfD’nin baş adayı Ulrich Siegmund’un İsrail askeri teknolojisinin kullanımıyla ilgili yaptığı açıklamalarla ortaya çıktı.

Siegmund, Saksonya-Anhalt’ta faaliyet göstermeye başlayan bir İsrail savunma şirketi hakkında olumlu konuşmuştu. Öte yandan BSW, katı bir silah karşıtı politika savunuyor.

Fakat AfD aynı zamanda, Saksonya-Anhalt’taki BSW şubesini görüşmelere davet ediyor. SPIEGEL’in edindiği bilgilere göre, AfD ve BSW milletvekili grupları pazartesi günü ilk tanışma toplantısı için bir araya geldi.

BSW, Saksonya-Anhalt’ın yeni eyalet parlamentosunda temsil edilen ve aşırı sağın diyalog teklifini kabul eden tek parti.

Bununla birlikte BSW için hem yeniden silahlanma hem de AfD’nin “tersine göç” planları kırmızı çizgi.

AfD’li Siegmund, silahlanmaya destek verdi

Dergiye göre bu, “kimin patron, kimin hizmetçi olduğuna dair” bir sinyal. AfD, uzun süredir BSW parlamento grubunun insafına kalarak yönetmektense yeni seçimlerin daha iyi olup olmayacağını değerlendiriyor.

Bir yandan da AfD üyeleri BSW’ye güvenmiyor. AfD milletvekili grubu başkanı Kirchner, seçim kampanyası hâlâ devam ederken BSW’nin yeni milletvekili grubu başkanları Claudia Wittig ve Thomas Schulze ile bire bir görüşme yaptığını söylemişti.

Compact dergisine verdiği demeçte, onlarla konuşmanın kolay olduğunu ama karar verme yetkisine sahip olduklarına inanmadığını belirtti.

BSW ise sakin bir tavır sergiliyor. Eyalet şubesi, savunma politikası konusunda ortak bir zemin bulmak amacıyla, örneğin Die Linke (Sol Parti) gibi partilere yaptığı gibi AfD’ye de görüşme teklifinde bulunduğunu belirtiyor.

Diğer partilerin BSW ile nasıl bir ilişki kurmayı planladıklarını netleştirmeleri gerekecek; ne de olsa bu partinin yüzde beş barajını aşacağını öngörmemişlerdi.

Fakat SPIEGEL’e göre tam da bu baraj, BSW’nin bir kez daha sonunu getirebilir. AfD erken seçim için baskı yaparsa, BSW yine zor durumda kalacak.

Parti böylece, tüm hakaretlere rağmen aşırı sağı tolere edip etmeyeceği ya da, tereddüt ederse, Magdeburg’daki eyalet parlamentosunda bir sandalye kazanıp kazanamayacağı konusunda bir kez daha endişelenmek zorunda kalacak.

Avrupa

Yunanistan’da binlerce kişi Rubio’nun gelişini protesto etti

Yayınlanma

6 Ekim öğleden sonra Atina’nın merkezinde binlerce kişi ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun ülkeye gelişini protesto etti.

Tüm İşçilerin Militan Cephesi (PAME) ve Yunanistan Komünist Partisi (KKE) tarafından düzenlenen eylemde “Kasap Rubio’ya yer yok!”, “Ölüm üsleri Yunanistan’dan defolsun!” ve “Kârları için savaşlara karışmayın” sloganları atıldı.

Marco Rubio, Yunanistan-ABD Stratejik Diyaloğu’nun yeni turu kapsamında Yunanistan’ı ziyaret etti.

Yunanistan’ın başkentindeki tüm birincil düzey işçi sendikalarını bir araya getiren, ülkenin en büyük işçi merkezi Atina İşçi Merkezi Başkanı Giorgos Stefanakis mitingde ana konuşmayı yaptı.

Stefanakis, “Biz işçiler, Yunan burjuvazisiyle birlikte halkları yıkıma ve emperyalist savaşın yaygınlaşmasına sürükleyenleri kabul etmiyoruz. Halk sizi istemiyor; üslerinizi toplayın ve Yunanistan’dan defolun!” dedi.

St. Benetatos, Yunan Uluslararası Gerginliğin Azaltılması ve Barış Komitesi (EEDYE) Sekreterliği adına bir selamlama konuşması yaptı.

KKE Merkez Komitesi Genel Sekreteri Dimitris Koutsoumbas da sendika mitingine katıldı. KKE tarafından yapılan açıklamada, Rubio’nun Yunanistan’da “persona non grata” olduğunu söyledi.

Sintagma Meydanı’nda çevik kuvvet kordonları ve göz yaşartıcı gazlı polis saldırısına rğamen göstericiler ABD Büyükelçiliği’ne doğru yürüyüş düzenledi.

KKE’nin aktardığına göre yoğun polis gücü, Sintagma Meydanı’ndan yola çıkan büyük gösteriyi defalarca durdurmaya çalıştı ama bunu ancak üçüncü denemede, Atina’nın merkezi caddelerinde kurdukları üçüncü barikatta başardı.

KKE milletvekilleri de olay yerindeydi ve polisin geri çekilmesini talep ettiler. Gösteriyi bastırma planı başarısız oldu; zira polis yürüyüşün ABD Büyükelçiliği’ne ulaşmasını engellese de, onlarca gösterici, polisi hazırlıksız yakalayan bir hamle ile ABD Büyükelçiliği’ne ulaştı.

Orada pankartlar açarak yasakları delen PAME ve KKE üyeleri, “Halkların katillerine ne toprak ne de su” mesajını ilettiler.

KKE açıklamasında şunlar söylendi:

“KKE, ABD Dışişleri Bakanı M. Rubio’nun Yunanistan’a gelişine karşı sendikalar ve kitle örgütleri tarafından düzenlenen mitinge halkın ve gençlerin kitlesel katılımını selamlamaktadır. Mitingin kitlesel katılımla gerçekleşmesi ve göstericilerin, yasaklara ve polisin kışkırtıcı tavrına rağmen ABD Büyükelçiliği önünde mesajlarını iletmiş olmaları, ülkemizin bölgedeki ABD’nin enerji ve askeri planlarına daha fazla dahil olmasına yönelik militan bir kınama ve muhalefet mesajı vermektedir. Bu planlar, mevcut Yeni Demokrasi hükümeti tarafından da desteklenmekte olup, halk halihazırda bunun bedelini ağır bir şekilde ödemektedir.”

Selanik, Patras ve Yunanistan’ın diğer birçok şehrinde de büyük gösteriler düzenlendi.

Okumaya Devam Et

Avrupa

AB’den ABD misillemesini engellemeyi amaçlayan yeni vergi hamlesi

Yayınlanma

Avrupa Birliği, ABD yönetiminin misilleme tehditlerini önlemek amacıyla yalnızca Amerikan teknoloji devlerini değil, tüm büyük şirketleri kapsayan genel bir vergi getirmeyi planlıyor. Financial Times gazetesinin haberine göre yıllık geliri 100 milyon euroyu aşan kuruluşları hedefleyen teklif, AB’nin 2028 yılından itibaren bütçesine yılda yaklaşık 60 milyar euro kazandırmayı amaçlıyor.

Avrupa Birliği (AB), ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin tepkisini çekmeden birliğin bütçe gelirlerini artırmak amacıyla büyük şirketlere yönelik genel bir kurumlar vergisi getirmeyi değerlendiriyor.

Financial Times’ın (FT) altı Avrupalı yetkiliye dayandırdığı habere göre Brüksel, Washington’ın misilleme tehditleri nedeniyle yalnızca ABD merkezli teknoloji devlerini hedef almaktan kaçınan yeni formüller üzerinde duruyor.

Avrupa Komisyonu, Washington’ın dijital hizmet vergisi uygulayan ülkelere karşı misilleme tehditlerinin ardından Apple, Meta ve Google gibi şirketlerden daha fazla gelir elde etmenin yollarını arıyor.

Yeni vergi arayışları, AB üyelerinin ortak bütçe üzerinde müzakereler yürüttüğü, harcama kısıtlamalarıyla karşılaştığı ve çok uluslu şirketlerin vergilendirilmesine yönelik küresel girişimlerin tıkandığı bir dönemde gerçekleşiyor.

Yıllık geliri 100 milyon euronun üzerindeki şirketler hedefleniyor

Brüksel’deki müzakereler, “Avrupa İçin Kurumsal Kaynak” (Core) olarak bilinen teklif üzerindeki değişikliklere odaklanıyor.

Tasarı, AB sınırları içinde faaliyet gösteren ve yıllık geliri 100 milyon euronun üzerinde olan tüm şirketlerin her yıl tek seferlik bir vergi ödemesini öngörüyor.

Bir AB yetkilisi, planlanan düzenlemeye ilişkin olarak, “Bazı başkentler, Amerikalıları kızdırmak istemedikleri için yalnızca dijital hizmetleri hedef alan bir vergiye karşı çıkıyor. Core yaklaşımına itiraz eden ülke sayısı ise daha fazla. Çözüm, verginin kapsamını neredeyse tüm büyük şirketleri içerecek şekilde genişletmek” değerlendirmesinde bulundu.

Core vergisinin, AB’nin ortak bütçesine 2028 yılından itibaren yıllık yaklaşık 60 milyar euro kaynak aktarması planlanan beş yeni merkezi gelir kalemi arasında yer aldığı belirtiliyor.

ABD misillemesi ve orta ölçekli işletmeler endişe yaratıyor

AB üyesi ülkelerin çoğunluğunda söz konusu verginin Avrupa’daki orta ölçekli işletmeleri yabancı rakipleri karşısında dezavantajlı duruma düşüreceği görüşü hakim.

Yetkililer, orta ölçekli işletmeleri kapsam dışı bırakacak şekilde gelir eşiklerinin değiştirilmesinin daha fazla üye ülkenin desteğini sağlayabileceğini dile getiriyor. Ancak kaynaklar, ABD’nin olası ticari misillemelerinden çekinilmesi nedeniyle planın gerekli desteği görmesinin zor olduğunu kaydediyor.

Daha önce dijital hizmet vergisi getiren Fransa, İtalya, İspanya ve Avusturya, ABD’nin ticari soruşturmalarıyla karşı karşıya kalmıştı.

Ticari gerilimin tırmandığı geçen yılın ilkbahar aylarında Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, ABD tarifelerine karşı dijital reklam gelirlerinin vergilendirilmesini (“Amazon vergisi”) gündeme getirmiş, ardından taraflar 2025 yazında bir ticaret anlaşmasına varmıştı.

ABD Başkanı Donald Trump, bu yılın haziran ayında yaptığı açıklamada, Amerikan şirketlerine dijital hizmet vergisi uygulanması halinde Avrupa ülkelerinden ithal edilecek tüm ürünlere yüzde 100 gümrük vergisi getirme tehdidinde bulunmuştu.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Fransa’da yüz binler yine sokağa çıktı

Yayınlanma

Fransa’da, İçişleri Bakanlığının rakamlarına göre bile 250.000’den fazla protestocu, öğrencilerin okullarına daha fazla yatırım yapılması talebiyle Fransa genelinde sokaklara döküldü.

Protestoların düzenlenmesine yardımcı olan öğrenci örgütü L’Union Etudiante, dün Fransa genelinde 450.000 protestocunun sokaklara döküldüğünü ve bunun “kesinlikle tarihi bir olay” olduğunu belirtti.

Polis Paris ve Marsilya’da göstericilere göz yaşartıcı gaz, Rennes’de ise tazyikli su kullandı.

Protestocuların talepleri arasında yükseköğretimde daha fazla kontenjan ve okulların acil yeniden inşası için finansman yer alıyor.

Solcu La France Insoumise (Boyun Eğmeyen Fransa – LFI) partisinin lideri Jean-Luc Mélenchon’un, başbakanın “kaos ve şiddet yaratmak için gençlere göz yaşartıcı gaz attırıp copla vurduğunu” söylemesinin ardından, Fransa Başbakanı Sébastien Lecornu, hükümetin protestolara yönelik baskı uyguladığı yönündeki iddiaları “yanlış” olarak nitelendirdi.

Beşinci Cumhuriyet’in coplu pedagojisi

Lecornu, X platformunda hükümetin baskı emri verdiği iddiasını yalanlayarak, “Polis memurlarına ve jandarmalara orantılılık konusunda talimatlar verildi. Onların müdahalesini tetikleyen şey şiddettir,” dedi ve şöyle devam etti:

“Bu tür hassas kolluk operasyonlarında kazalar yaşanabilir. Böyle durumlarda hukukun üstünlüğü geçerlidir: idari veya adli soruşturmalar, şeffaflık ve hesap verebilirliğin sağlanması. Ayrıca empati de olmalıdır. Fakat ‘polis şiddeti’nden bahsederek, baskı için siyasi talimatlar verildiği izlenimini yaratmak yanlıştır. Durum zaten yeterince ciddi; seçim kazanımı uğruna şiddeti kışkırtmak ve kaos yaratmak için ateşe körükle giden korkak bir siyasi sınıfın buna katkıda bulunmasına gerek yok.”

Geçen hafta Paris yakınlarındaki Saint-Ouen-l’Aumône’da bir lise öğrencisinin bir mermi parçasıyla yaralanmasının ardından bir polis memuru hakkında dava açıldı.

Gösteriler devam ederken, Fransız Öğrenci Birliği sözcüsü Alice Cohen-Morzadec, hareketin “taleplerimizi elde edene kadar daha da güçleneceğini” söyledi.

Fransa İçişleri Bakanlığı’nın BBC’ye teyit ettiği rakamlara göre, 28 Eylül’de protestoların başlamasından bu yana 6.547 kişi polis tarafından gözaltına alındı veya durduruldu.

Fransız basında yer alan haberlere göre, ülke genelinde yaşanan yaygın kargaşanın ardından salı günü 488 kişi gözaltına alındı.

Paris’te düzenlenen büyük bir yürüyüş sırasında polis ile göstericiler arasında gerginlik tırmanırken, Saint-Denis’in LFI üyesi belediye başkanı Bally Bagayoko olaya müdahale etti.

Protestodan gelen görüntülerde, Bagayoko’nun genç göstericiler ile çevik kuvvet polisleri arasındaki sıraların arasına girdiğini ve ardından polislerin kalabalığa müdahale etmesiyle göz yaşartıcı gazın etkisine maruz kaldığı görüldü.

Fransız basını, Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un dün akşam Élysée Sarayı’nda bakanlarla bir araya geldiğini bildirdi.

Toplantıya Başbakan Sébastien Lecornu, Eğitim Bakanı Édouard Geffray ve İçişleri Bakanı Laurent Nuñez’in de katılması bekleniyordu.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English