Bizi Takip Edin

Ortadoğu

ABD ordusu Ortadoğu’da iki cepheli baskıyla karşı karşıya

Yayınlanma

Yemen kuvvetlerinin Suudi Arabistan’a yönelik deniz ablukası kararı, Washington yönetimi üzerinde İran ile yaşanan gerilimin ardından ikinci bir askeri cephe baskısı oluşturuyor. Reuters’a konuşan ABD’li mevcut ve eski yetkililer, Kızıldeniz’deki ticari seyrüseferin korunmasının halihazırda Körfez bölgesinde yoğunlaşan donanma ve hava unsurlarının bölünmesine yol açacağını ifade ediyor.

ABD’li mevcut ve eski yetkililer, Yemen Kuvvetleri tarafından Kızıldeniz’de Suudi Arabistan’a uygulanacak bir deniz ablukasının, İran ile devam eden gerilimin kapsamını genişletebileceğini ve halihazırda Tahran’ın bölgedeki eylemlerini engellemeye odaklanan ABD ordusu üzerinde ek baskı oluşturacağını bildirdi.

Yemen yönetimi, Suudi Arabistan’ın ülkeye uyguladığı ablukaya yanıt olarak Suudi limanlarında gemilerin yük yüklemesine veya boşaltmasına izin verilmeyeceğini duyurdu.

Bu gelişmenin Suudi Arabistan’ın petrol ihracatını aksatabileceği ve küresel ham petrol arzının yüzde 7’lik ek bir kısmını kesintiye uğratabileceği belirtiliyor.

ABD kuvvetlerine ev sahipliği yapan Suudi Arabistan şu ana kadar Washington’dan resmi bir askeri yardım talebinde bulunmadı.

Ancak ABD Başkanı Donald Trump, küresel ticaret açısından kritik bir geçiş noktası olan Kızıldeniz’deki seyrüseferin engellenmesine yönelik her türlü adıma ABD’nin müdahale edebileceğini söyledi.

Gazetecilere açıklama yapan Trump, “Böyle bir şey gerçekleşirse bununla ilgileniriz. Bunu daha önce Yemen ile yaptık” dedi.

Askeri kaynakların bölünmesi riski

Reuters haber ajansına konuşan ABD’li yetkililere göre askeri açıdan durum karmaşık bir nitelik taşıyor. Suudi Arabistan ve ABD’nin geçmişteki bombardıman hatlarına karşı koyan Yemen kuvvetleri, tecrübeli ve hızlı hareket edebilen savaşçılar olarak değerlendiriliyor.

ABD’li yetkililer, bu güce karşı yürütülecek operasyonların, İran ile mücadeleye ve ABD’nin Körfez’deki İran limanlarına uyguladığı ablukayı sürdürmeye ayrılmış kaynakları tüketeceğini vurguluyor.

Eski Pentagon yetkilisi ve Middle East Institute uzmanı Jason Campbell, “Bölgedeki hatırı sayılır büyüklükteki kaynaklarınızı iki aktif cephe arasında bölmek zorunda kalacaksınız” değerlendirmesinde bulundu.

Campbell, Kızıldeniz’deki tehditle mücadelenin, ABD savaş gemilerinin Körfez’den Yemen’e yakın bölgelere kaydırılmasını ve füze savunma operasyonlarına tahsis edilmesini gerektirebileceğini aktardı.

Yemen’in denkleme dahil olma ihtimali, Trump’ın başlangıçta “İran’ı teslim olmaya zorlayacak odaklanmış bir bombardıman harekâtı” olarak tanımladığı sürecin evrim geçirdiğini gösteriyor.

ABD donanma gemilerinin ve uçaklarının Yemen’e ait insansız hava araçları ile füzeleri düşürmeye başlaması halinde, uzmanların dikkat çektiği mühimmat ve hava savunma füzesi stoklarındaki azalmanın daha da derinleşebileceği kaydediliyor.

Trump’ın ilk başkanlık döneminde ABD Savunma Bakan Yardımcılığı görevini yürüten Michael Mulroy, “Yemenliler geçmişte Kızıldeniz ve Babülmendep Boğazı’nda seyrüseferi engelleme kapasitelerini ve kararlılıklarını defalarca kanıtladılar” dedi.

Eski ABD Başkanı Joe Biden döneminde Kızıldeniz ticaret yolunu açık tutmak amacıyla Yemen’deki hedeflere hava saldırıları düzenlenmişti.

Trump ise geçen yıl Gazze’ye destek amacıyla ticari ve askeri gemilere ateş açan Yemen güçlerine yönelik bombardımanları artırmıştı. Uzmanlar, her iki harekâtın da Yemen’in deniz trafiğini tehdit etme imkânlarını tamamen ortadan kaldıramadığını belirtiyor.

Geçen yıl iki ay süren operasyonlar; iki uçak gemisi, çok sayıda savaş gemisi, savaş uçakları ve B-2 stealth bombardıman uçakları dahil olmak üzere büyük bir ABD ateş gücü gerektirmişti.

Yetkililer, ABD ordusunun yüksek bütçesine rağmen kaynak sınırlarıyla karşı karşıya kaldığını, Yemen’de ihtiyaç duyulacak sistemlerin çoğunun halihazırda İran’a karşı kullanıldığını ifade ediyor.

Bir ABD’li yetkili, bazı savaş gemilerinin önce Karayipler’de, ardından Ortadoğu’da yürütülen yoğun operasyonlar nedeniyle denizde normalden daha uzun süre kaldığını belirterek “Şimdiden çok meşgulüz” dedi. Uzayan görev sürelerinin personel üzerinde baskı oluşturduğu ve gemilerin bakım için limanlara dönmesi gerektiği vurgulanıyor.

Bölgedeki askeri varlık

Halen Ortadoğu’da ABD Donanmasına ait 20’den fazla savaş gemisi ve yüzlerce askeri uçak görev yapıyor. İkinci bir ABD’li yetkili, İran ile yaşanan çatışmaya destek olmak üzere bölgeye ek kuvvetlerin sevk edildiğini bildirdi.

Bu durumun, Yemen yakınlarında yürütülecek ve büyük deniz ile hava kaynakları gerektirecek bir operasyona ayrılacak imkânları kısıtladığı aktarılıyor.

Ayrıca Yemen’in geçen yıldan bu yana değişmiş olabilecek askeri kapasitesini tespit etme ihtiyacı nedeniyle istihbarat kaynaklarının da başka yöne kaydırılacağı ifade ediliyor.

Center for Strategic and International Studies bünyesinde çalışan emekli deniz piyadesi Albay Mark Cancian da Kızıldeniz’de ikinci bir cephe açılmasının ABD deniz kuvvetleri üzerinde ağır bir yük oluşturacağını doğruladı.

Yemen Silahlı Kuvvetleri, Suudi Arabistan’a yönelik deniz ablukasının yürürlüğe girdiğini duyurarak bu adımın meşru bir karşılık olduğunu açıkladı.

Yapılan açıklamada, ablukaya karşı abluka ve tırmanmaya karşı tırmanma ilkesinin uygulanacağı, gelecek aşamadaki tüm seçeneklere hazır olunduğu belirtildi. Ayrıca Yemen halkına genel seferberliği sürdürme ve cepheleri destekleme çağrısı yapıldı.

Suudi Arabistan liderliğindeki koalisyon güçleri, 9 Ağustos 2016 tarihinde Yemen hava sahasına genel abluka uygulayarak ülke nüfusunun yaklaşık yüzde 80’ine (yaklaşık 20 milyon kişi) hizmet veren ana ulaşım noktası durumundaki Sana Havalimanı’nı ticari uçuşlara kapatmıştı.

Ortadoğu

BAE, Hürmüz’ü baypas eden yeni hattan petrol ihracatına başlayacak

Yayınlanma

BAE ulusal enerji şirketi ADNOC, önümüzdeki yılın başlarında yeni bir boru hattı üzerinden açık deniz petrol sevkiyatına başlamayı planlıyor.

Bu boru hattı ile birlikte ülke, Hürmüz Boğazı’nı baypas ederek petrol ihraç etme kapasitesini iki katına çıkaracak.

Bloomberg’in haberine göre ADNOC, bazı Asyalı rafinerilere, 2027’nin başlarında BAE’nin Fuceyre terminali üzerinden açık deniz sahalarından Upper Zakum ham petrolünü almaya başlayabileceklerini bildirdi.

ADNOC, Japonya, Hindistan ve Çin’i Asya’daki en büyük petrol müşterileri olarak görüyor.

Bu boru hattı, ADNOC’un tehdit altındaki su yolunu atlayarak petrol taşıma kapasitesini iki katına çıkaracak ve alıcıların, İran saldırılarına maruz kalan sulardan tanker geçirmeksizin yüklerini alabilmelerini sağlayacak.

ADNOC, karasal Murban ham petrolünü halihazırda Fuceyre’ye boru hattıyla taşıyor fakat açık deniz kaynaklarından gelen arzın hâlâ gemilerle Hürmüz Boğazı’ndan geçmesi gerekiyor.

Bu genişletme, BAE’nin OPEC’ten ayrılmasının ardından da gerçekleşiyor ve ülkeye, boğaza olan bağımlılığını ortadan kaldırma yolunda ilerlerken üretimi artırma konusunda daha fazla özgürlük sağlıyor.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

ABD ara seçim sonrası İran’a saldırı için Körfez’i uyardı

Yayınlanma

Wall Street Journal gazetesinin haberine göre ABD yönetimi, ara seçimlerin hemen ardından İran’a yönelik kısa süreli fakat yoğun bir askeri saldırı ihtimaline karşı Körfez ülkelerini uyardı. Bölgeye yeni Patriot bataryaları sevk edilirken, Pentagon verileri savaşın Amerikan bütçesine maliyetinin 47 milyar doları aştığını ortaya koyuyor.

ABD yönetimi, Körfez’deki bazı müttefiklerine 3 Kasım’da düzenlenecek Kongre ara seçimlerinin hemen ertesinde İran’a yönelik kısa süreli fakat yoğun bir askeri harekât başlatabileceğini iletti. Washington, bölge ülkelerinden bu ihtimale karşı hazırlıklı olmalarını istedi.

Wall Street Journal gazetesinin haberinde, görüşmeler hakkında doğrudan bilgiye sahip kaynaklara dayandırılan bu uyarıda hangi ülkelerin bilgilendirildiği belirtilmedi. Sahadaki askeri hareketlilik ise iddialarla eşzamanlı olarak hız kazandı.

Amerikan ordusu, Teksas’tan Orta Doğu’ya bir Patriot hava savunma bataryası sevk ederken, bölgedeki askerlerini de İran’ın balistik füze ve insansız hava aracı menzilinde kalan açık üslerden daha güvenli noktalara çekmeye başladı. Bu adımlar, ABD ve İsrail’in Tahran yönetimiyle doğrudan ve kapsamlı bir çatışmaya hazırlandığı yönündeki işaretleri güçlendiriyor.

Beyaz Saray yönetimi, var olup olmadığı resmen doğrulanmayan hassas askeri planlar hakkında yorum yapmaktan kaçındı. Buna karşılık yapılan resmi açıklamada, Başkan Donald Trump’ın İran’ın nükleer silah edinmesini engellemek amacıyla elindeki bütün seçenekleri geçerli tuttuğu vurgulandı.

New York Times da geçen hafta yayımladığı haberde, ABD ve İsrail ordularının kısa süreli fakat yoğun bir operasyon senaryosu üzerinden ortak askeri tatbikatlarını sıklaştırdığını duyurmuştu. Gazetenin işaret ettiği olası hedefler arasında İran’ın nükleer tesisleri, kritik enerji altyapısı ile füze ve silahlı insansız hava aracı üretim merkezleri yer alıyor.

Aynı haberde, düşük bir ihtimal olarak görülse de Trump’ın operasyon onayını ekim ayı bitmeden verebileceği, öte yandan hiçbir askeri eyleme izin vermeme seçeneğini de tercih edebileceği kaydedildi. Nitekim Trump’ın son aylarda yeniden sıcak çatışmaya girme kararını birçok kez son anda askıya aldığı biliniyor.

İki ülke arasındaki mevcut sıcak çatışma süreci, ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta İran hedeflerine yönelik ortak saldırısıyla tetiklenmişti. Trump operasyonun temel gerekçesini Tahran’ın hiçbir koşulda nükleer silaha ulaşamamasını sağlamak olarak açıklamıştı.

Bu askeri hamleler, Haziran 2025’te yaşanan 12 günlük savaşın devamı niteliğini taşıyor. Washington, o dönemde yürüttüğü hava harekâtında İran’ın Fordo, Natanz ve İsfahan’da kurduğu ana nükleer tesisleri doğrudan hedef alarak vurmuştu.

Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (UAEK) Başkanı Rafael Grossi ise BM Güvenlik Konseyinde yaptığı konuşmada sahadaki son tabloyu aktardı. Grossi, Tahran yönetiminin 2025 ve 2026 yıllarındaki saldırılarda hasar gören nükleer altyapısını onardığına veya sıfırdan yeniden inşa ettiğine dair herhangi bir ize rastlamadıklarını bildirdi.

Tesislerin kapalı devre tutulmasını eleştiren Grossi, İran’a hasar gören sahalar dahil olmak üzere bütün nükleer tesislerinin kapılarını uluslararası denetçilere derhal açması çağrısında bulundu. UAEK, Haziran 2025’teki Amerikan bombardımanından bu yana Tahran’ın yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum stokunun güncel durumunu bağımsız olarak teyit edemiyor.

Kurumun resmi kayıtlarına göre İran, Haziran 2025’teki savaştan önce elinde yüzde 60 saflıkta 440,9 kilogram zenginleştirilmiş uranyum tutuyordu. Nükleer fizikte yüzde 60 saflık düzeyi, silah yapımı için eşik kabul edilen yaklaşık yüzde 90 seviyesine teknik olarak son derece yakın sayılıyor.

Bombardımanların ardından Tahran yönetimi uluslararası müfettişlerin vurulan tesislere girişini engelledi. Bu kısıtlama nedeniyle denetim organı, söz konusu kritik stokun ne kadarının korunduğunu ve güncel olarak hangi noktalarda saklandığını kesinleştiremiyor.

Askeri faturanın büyümesi iç siyasetteki baskıyı tırmandırıyor

Başkan Trump, Haziran 2025’teki hava saldırılarının İran’ın nükleer kapasitesini yerle bir ettiğini savunmayı sürdürüyor. Buna karşın uzayan askeri operasyonların ekonomik dengeleri sarsması ve özellikle iç piyasada tırmanan akaryakıt fiyatları, yaklaşan ara seçimler öncesinde iktidardaki Cumhuriyetçi Parti grubunu ciddi bir siyasi baskıyla yüz yüze bırakıyor.

Trump ise yükselen enerji maliyetlerine yönelik eleştirilere karşı durarak, Tahran’ın nükleer silah edinmesinin engellenmesi uğruna pompaya yansıyan yüksek fiyatlara katlanmanın gerekli olduğunu öne sürüyor.

Reuters’ın incelediği Pentagon bütçe kayıtlarına göre Amerikan ordusunun İran merkezli savaştaki toplam harcaması 47 milyar dolar sınırını aştı. Ortaya çıkan bu tablo, savunma yönetiminin temmuz ayında kamuoyuyla paylaştığı resmi tahminlerin yüzde 25 üzerinde gerçekleşti.

Toplam harcama kalemlerinin 29 milyar dolarlık ana gövdesini operasyonlarda harcanan mühimmat stokunun ikamesi oluştururken, 6 milyar dolarlık pay ise yıpranan askeri teçhizatın yenilenmesine ayrıldı. İran’ın misilleme olarak fırlattığı füze ve kamikaze insansız hava araçlarının hasar verdiği Amerikan üslerindeki onarım faturalarının bu 47 milyar dolarlık resmi toplama dahil edilip edilmediği ise henüz netlik kazanmadı.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

İsrail’de rekor katılımlı seçim: İki blok da 61 sandalyeye ulaşamıyor

Yayınlanma

İsrail’de 7 Ekim 2023’teki Aksa Tufanı operasyonundan bu yana yapılan ilk parlamento seçimlerinde oyların yüzde 41,9’u sayıldı. Katılımın yüzde 77,7 ile 1999’dan beri en yüksek seviyeye çıktığı oylamada, ilk verilere göre Binyamin Netanyahu bloku 57, muhalefet ise 47 sandalyede kalarak 61 vekillik çoğunluğu yakalayamadı.

İsrail’de seçmenler, 27 Ekim’de 120 sandalyeli tek kamaralı parlamento Knesset’in yeni üyelerini belirlemek üzere sandık başına gitti.

Bu oylama, 7 Ekim 2023’teki Aksa Tufanı operasyonu ve ardından Gazze Şeridi, Lübnan ve İran’da başlayan savaştan bu yana yapılan ilk parlamento seçimi oldu.

28 Ekim saat 05.58 (Türkiye saatiyle 06.58) itibarıyla oyların yüzde 41,9’u sayıldı. İlk sonuçlar, Başbakan Binyamin Netanyahu’yu destekleyen blokun 57, muhalefetin ise 47 sandalye kazandığını gösteriyor. Ağırlıklı olarak Arap seçmenleri temsil eden Ortak Liste ile Birleşik Arap Listesi (RAAM) ise toplamda mevcut 16 sandalyesini koruyor. Yani iki ana blok da meclis çoğunluğu için gereken 61 sandalyeye şimdilik ulaşamıyor.

Parti bazındaki ilk dağılımda Likud 28, Yaşar 21, Beyahad ise 11 milletvekili çıkarıyor. Ortak Liste 12 sandalyeye ulaşırken, Birleşik Tevrat Yahudiliği ve Evimiz İsrail (Yisrael Beiteinu) sekizer sandalye alıyor. Yahudi Gücü (Otzma Yehudit), Dini Siyonizm, Şas ve Demokratlar yedişer vekillik kazanıyor; RAAM ise ilk verilere göre dört sandalyede kalıyor.

Seçim barajı olan yüzde 3,25’i şimdilik aşamayan partiler de var. Yedek Askerler (Rezervistler) yüzde 2,7, İsrail Halkı yüzde 1,8 ve Haredim partisi yüzde 0,3 oy oranıyla baraj altında kalıyor.

Seçim öncesi son anketler de ne iktidar koalisyonuna ne de ana muhalefet blokuna 61 sandalyelik çoğunluğu veriyordu. Kanal 12’nin araştırmasına göre Netanyahu karşıtları 56, Başbakan’ın koalisyonu 50, Arap listeleri ise 14 sandalye alabiliyordu.

Son 27 yılın en yüksek katılımına ulaşıldı

Yaklaşık 7,3 milyon seçmenin oy kullanma hakkına sahip olduğu ülkede sandıklar 27 Ekim’de yerel saatle 07.00’de (Türkiye saatiyle 08.00) açıldı ve büyük çoğunluğu 22.00’de (Türkiye saatiyle 23.00) kapandı.

Ynet’in Merkez Seçim Komisyonu’na dayandırdığı haberine göre ilk üç saatte 1,2 milyondan fazla kişi oy kullandı. Saat 10.00’da (Türkiye saatiyle 11.00) yüzde 16,68’e ulaşan katılım, 2022’deki bir önceki seçimin aynı saatine kıyasla 0,78 yüzde puan artış gösterdi.

Ynet’e konuşan Merkez Seçim Komisyonu Genel Müdür Vekili Din Livne, yerel saatle 14.00’te (Türkiye saatiyle 15.00) 3,29 milyondan fazla seçmenin sandığa gittiğini açıkladı. Yüzde 44,9’a çıkan katılım oranı, 1973’ten bu yana bu saat dilimi için kaydedilen en yüksek seviye oldu. Livne bu tabloyu, “Seçim komisyonunun 1973’ten beri kaydettiği tüm rekorları kırdık. Daha önce böyle rakamlar görülmemişti” sözleriyle değerlendirdi.

Saat 20.00’de (Türkiye saatiyle 21.00) katılım yüzde 74,3’e vurarak son 38 yılın o saatteki zirvesine çıktı. Aynı saatte 2022 seçimlerinde seçmenlerin yüzde 66,3’ü, 1973’te ise yüzde 73,4’ü oy kullanmıştı; daha yüksek bir oran en son yüzde 75,6 ile 1988 yılında kaydedilmişti.

Sandıkların kapandığı 22.00’de (Türkiye saatiyle 23.00) toplam katılım oranı yüzde 77,7’ye ulaştı. 2022 parlamento seçimlerindeki yüzde 70,6’lık orana göre 7,1 yüzde puanlık bir artış yaşandı ve 1999’dan bu yana İsrail parlamento seçimlerindeki en yüksek katılım kayıtlara geçti.

Koalisyon pazarlıkları için 28 günlük takvim işleyecek

Ülke genelinin tek seçim bölgesi sayıldığı İsrail’de nispi temsil sistemi uygulanıyor; seçmenler tek tek adaylara değil, kapalı parti listelerine oy veriyor. Meclise girmek için gereken yüzde 3,25’lik baraj en az dört sandalyeye karşılık geliyor ve bu seçimde Knesset’e girmek için 37 parti yarıştı.

Ülke tarihinde hiçbir parti tek başına 61 sandalyeye ulaşamadığı için hükümetler her zaman koalisyonla kuruluyor. Oy sayımının 30 Ekim’e kadar tamamlanması, resmi sonuçların ise 4 Kasım’da ilan edilmesi bekleniyor. Ardından Cumhurbaşkanı İzhak Herzog meclise giren partilerle istişare yürütecek ve hükümeti kurma şansı en yüksek milletvekilini görevlendirecek; müzakereler için tanınan 28 günlük süre gerekirse 14 gün daha uzatılabilecek.

Liderler sandık çıkış anketlerini farklı yorumladı

Sandık çıkış anketlerinin yayımlanmasının ardından Kudüs’te Likud destekçilerine seslenen Başbakan Binyamin Netanyahu, sağ blokun Yahudi seçmenler ve İsrail devleti destekçileri arasında “açık ve kesin bir çoğunluk” elde ettiğini söyledi. Buna rağmen zafer ilan etmeyen Başbakan, nihai oy sayım sonuçlarının beklenmesi gerektiğini vurguladı.

“Likud, İsrail’in en büyük partisidir” diyen Netanyahu, ülkede “güçlü bir sağcı ulusal hükümet” kurulması gerektiğini savundu. Arap partilerinin desteğine bağımlı bir hükümete karşı çıkan Başbakan, İsrail’in varlığına karşı duran siyasi güçlerle koalisyon kurulamayacağını belirtti.

İran ile yaşanan çatışmaya ayrı bir parantez açan Netanyahu, ABD Başkanı Donald Trump ile birlikte İran tehdidini kalıcı olarak ortadan kaldırmak için “tarihi, eşsiz bir fırsat” yakaladıklarını dile getirdi. “İran her zamankinden daha zayıf, İsrail ise her zamankinden daha güçlü” diyen Başbakan, İsrail’in hasımlarına karşı üstünlük sağladığını ve bunu yeniden başarabileceğini ifade etti.

Yaşar lideri Gadi Eisenkot ise ilk sandık çıkış anketlerini yorumlarken, bu verilerin İsrail vatandaşlarının çoğunluğunun “Netanyahu ve hükümetine hiç güvenmediğini” kanıtladığını söyledi. Destekçilerine hitap eden Eisenkot, nihai sonuçların henüz bilinmediğini ve sayımın tamamlanması gerektiğini hatırlatmakla birlikte, Netanyahu’yu seçmenin güvensizliğini kabul edip siyaseti bırakmaya çağırdı.

Yüksek katılımın vatandaşların değişim arzusunu gösterdiğini belirten siyasetçi, böyle bir ortamda yeni bir seçime gitmenin hata olacağını savundu. Tüm İsraillilerin çıkarlarını temsil edecek bir hükümet kurmak için elinden geleni yapacağına söz veren Eisenkot, önceliklerini zorunlu askerlik hizmetinin herkesi kapsaması ve Hamas’ın tasfiyesi olarak sıraladı; güvenlik güçleri ile kamu görevlilerini de yalnızca ülkenin ve vatandaşların çıkarları doğrultusunda hareket etmeye davet etti.

Likud üyesi Dışişleri Bakanı Gideon Saar, sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı paylaşımda muhalefetin sevincini erken bulduğunu belirtti. Saar, “Sol erken kutlama yapıyor. Önyargılı yorumcuların kesin konuşmaları gülünç. Tek bir şey yeterli güvenle söylenebilir: Likud, İsrail’in en büyük partisidir” ifadelerini kullandı. Çıkış anketlerinin Netanyahu destekçileri lehine güncellenmesinin ardından Saar, sağ blokun “açık bir Yahudi çoğunluğuna” sahip olduğunu söyleyerek “Üstelik gece daha yeni başladı” diye ekledi.

Muhalefet ve Arap partileri hükümet arayışına girdi

Eski Başbakan Yair Lapid, ilk sonuçları Netanyahu bloku için “ezici bir yenilgi” diye nitelendirdi ve seçmenin mevcut hükümete gitmesi gerektiği mesajını verdiğini söyledi. Demokratlar lideri Yair Golan da İsraillilerin Netanyahu’yu fiilen “kovduğunu” savunarak yeni hükümetin kurulması için diğer partilerle çalışmaya hazır olduğunu açıkladı.

Beyahad birliği lideri Naftali Bennett, nihai sonuçların değişebileceğini kabul etse de Netanyahu’nun yenildiğini ilan etti. Yeni bir hükümet kurmak uğruna kişisel hırslarını bir kenara bırakacağına söz veren Bennett, muhalefet siyasetçilerinin koalisyon görüşmelerine şimdiden başladığını duyurdu.

Arap partisi RAAM’ın lideri Mansur Abbas, sandık çıkış anketlerinin yayımlanmasından sonra her iki siyasi kamptan temsilcilerin kendisiyle temasa geçtiğini açıkladı.

Partisinin Eisenkot liderliğindeki bir hükümette yer alabileceğini belirten Abbas, böyle bir koalisyon için şimdilik yeterli oy çıkmadığını da kabul etti; tahminlere göre Arap listeleri hariç muhalefet partileri 52, RAAM ise yedi sandalye alıyor ve toplam sayı gereken 61’in altında, 59’da kalıyor.

Evimiz İsrail partisi lideri Avigdor Liberman ise asker oylarının sayılmasını beklemeye çağırdı ve partisinin ana televizyon kanallarının öngördüğü sekiz sandalye yerine 14 ila 15 vekillik çıkarabileceğini öne sürdü. Liberman ayrıca yeni bir sağ hükümet kurmak amacıyla Likud milletvekillerine Netanyahu’dan desteği çekme çağrısı yaptı.

İktidar cephesinde ise aşırı sağcı Yahudi Gücü partisi lideri İtamar Ben-Gvir, Netanyahu’yu Eisenkot’un partisiyle ulusal birlik hükümeti kurmaması konusunda uyardı ve böyle bir senaryoyu “korkunç bir hata” olarak adlandırdı.

Dini Siyonizm partisine liderlik eden Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, muhalefetin iktidar blokunun yenildiği yönündeki açıklamalarını reddetti.

Destekçilerine seslenen Smotrich, hükümet karşıtlarının Batı Şeria’daki İsrail yerleşimlerinin genişlemesini durduramayacağını söyledi ve Gazze Şeridi’nde Yahudi yerleşimleri kurma sözü verdi.

Dini parti Şas’ın lideri Aryeh Deri ise sandık çıkış anketleri arasındaki farklara işaret ederek seçmenlerini resmi sonuçları beklemeye davet etti.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English