Dünya Basını

ABD ve İsrail saldırıları sonrası Tahran’da hayat

Yayınlanma

Tahran Üniversitesi Öğretim Üyesi Profesör Muhammed Marandi, Yargıç Andrew Napolitano’nun programına katılarak İran-ABD savaşı, durma noktasına gelen müzakereler ve Tahran’daki günlük yaşama dair açıklamalarda bulundu. Marandi, Washington ve Tel Aviv yönetimlerinin stratejilerini eleştirirken, bölgedeki ateşkes ihlalleri ve Rusya ile gelişen ilişkilere dair ayrıntılı veriler paylaştı.

Amerika Birleşik Devletleri’nin önde gelen hukukçularından ve “Judging Freedom” programının sunucusu Yargıç Andrew Napolitano, dün gerçekleştirdiği yayında Tahran Üniversitesi Öğretim Üyesi Profesör Muhammed Marandi’yi konuk etti.

Marandi, Tahran’dan katıldığı mülakatta, Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail tarafından gerçekleştirilen saldırıların durakladığı bir dönemde, İran’daki sosyal ve ekonomik hayatın yanı sıra diplomasi koridorlarında yaşanan son gelişmeleri detaylandırdı.

Programın başında Tahran’daki mevcut atmosfere değinen Profesör Marandi, şehirdeki hayatın büyük ölçüde normale döndüğünü ifade etti.

Şehirde dolaşan birinin herhangi bir metropoldeki yoğunluğu göreceğini belirten Marandi, “Tahran’da yaşam oldukça normal seyrediyor; sokaklar ve trafik her zamanki gibi kalabalık” dedi.

Marandi, eğitim faaliyetlerinin devamlılığına ilişkin ise “Okullar ve üniversiteler hala çevrimiçi eğitim veriyor, bu nedenle sokaklar alışılmışın bir miktar altında kalabalık olabilir ancak bunun dışındaki her şey normale dönmüş durumda” bilgisini paylaştı.

Savaşın ekonomik etkilerine de değinen Marandi, işletmelerin durumuna dair şu gözlemleri aktardı:

“Dükkanların önünden geçerken tam bir teşhis koymak zor olsa da, bu tür koşullar altında işletmelerin normal zamanlara göre daha fazla zorluk yaşadığını tahmin ediyorum.”

Savaşın şiddetli olduğu dönemde Tahran’dan daha küçük kasabalara veya güvenli bölgelere doğru yaşanan iç göç hareketliliğinin tersine döndüğünü belirten Marandi, “Savaş sırasında Tahran’dan ayrılıp küçük şehirlere gidenler veya varlıklı olup şehir dışındaki yerlerine sığınanlar artık geri döndü. Ancak insanların zihninde, ABD ve İsrail rejimlerinin her an yeni bir saldırı başlatabileceğine dair güçlü bir olasılık ve beklenti hakim” ifadelerini kullandı.

“Bay iyi adam, saldırıların ilk gününde ilkokulda 168 çocuğu katleden kişidir”

Yargıç Napolitano’nun, ABD Başkanı Donald Trump’ın sosyal medya üzerinden paylaştığı “İran kendisini toparlayamıyor, nükleer olmayan bir anlaşmayı nasıl imzalayacaklarını bile bilmiyorlar, akıllansalar iyi olur” mesajını ve elinde otomatik silahla verdiği “Artık Bay İyi Adam yok” pozunu sorması üzerine Marandi sert açıklamalarda bulundu.

Marandi, Trump’ın kullandığı “Bay İyi Adam” ifadesine atıfta bulunarak, “O ‘Bay İyi Adam’, saldırılarına ilk başladığında bir ilkokulda 168 küçük çocuğu katleden kişidir” dedi.

Bu saldırıların kasıtlı yapıldığına dair İran toplumunda yaygın bir inanç olduğunu vurgulayan Marandi, “Saldırıların ilk gününde tüm hedefler çok iyi bir şekilde incelenmişti. Ben de savaşın içinden gelen biri olarak biliyorum ki ilk gün vurulan hedefler aylarca, hatta bir yıldan fazla süre boyunca denetlenir. Buradaki genel kanı, bu çocukların babalarına ders vermek amacıyla hedef alındığı yönünde, çünkü birçoğu subay çocuklarıydı” değerlendirmesinde bulundu.

Marandi, Trump’ın söylemlerinin İran halkı nezdinde inandırıcılığı olmadığını dile getirerek şunları ekledi: “Trump’ın bu tavırları, İran genelinde ve bölgede aşağı yukarı bu şekilde görülüyor.”

“Okullar, çocukların topluca katledilmesini önlemek için kapalı tutuluyor”

Eğitim kurumlarının neden hala uzaktan eğitime devam ettiğine açıklık getiren Marandi, saldırıların aniden gerçekleşme riskine dikkat çekti.

Trump ve Netanyahu yönetimlerinin geçtiğimiz yılki 12 günlük savaşta ve mevcut süreçte müzakereler yürütülürken eş zamanlı olarak saldırı planladıklarını belirten Marandi, “Herkes ani bir saldırı bekliyor. Hükümet, çocukların ve üniversite öğrencilerinin toplu halde bir okulda veya üniversitede bulunmasını, büyük rakamlarla katledilmelerini istemiyor” dedi.

Trump’ın nükleer programla ilgili iddialarına da yanıt veren Marandi, İran’ın Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Antlaşması’na (NPT) bağlı olduğunu ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (IAEA) ile iş birliği içinde bulunduğunu hatırlattı.

Marandi, “İran’ın nükleer silahlara karşı olduğuna dair bir fetva mevcut. İran’ın nükleer programı yıllardır ağır denetimler altında ve dünyadaki hiçbir nükleer programın tabi tutulmadığı şekilde soruşturulmasına izin verildi” dedi.

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın, İran’ın programının barışçıl amaçlar dışında kullanıldığına dair hiçbir kanıt sunmadığını vurgulayan Marandi, ABD istihbaratının bile 2003’ten sonra İran’ın nükleer silah peşinde olmadığını kabul ettiğini belirtti.

Joe Kent’in istifa mektubuna ve Tulsi Gabbard’ın yeminli ifadelerine de atıfta bulunan Marandi, “Trump’ın bu açıklamaları sadece potansiyel yeni bir saldırıyı meşrulaştırmak için uydurulan bahanelerdir” dedi.

“Vance’in yetkisi yoktu, sürekli Netanyahu’yu arıyordu”

İslamabad’da gerçekleştirilen ve ABD tarafında J.D. Vance’in katıldığı müzakere sürecine dair detaylar paylaşan Marandi, Amerikan tarafının ciddiyetsizliğini vurguladı.

İran tarafının başmüzakereci Muhammed Bakır Galibaf liderliğinde teknik bir heyetle masada olduğunu belirten Marandi, “İran tarafı teknik uzmanlarla oradaydı ve önceliğimiz sadece nükleer konu değil, tartışılması gereken bir dizi meseleydi. Ancak Vance’in herhangi bir yetkisi olmadığı açıktı” dedi.

Galibaf’ın Tahran ile temas kurmaya ihtiyaç duymadan karar alabildiğini, ancak Vance’in sürekli telefon görüşmeleri yaptığını aktaran Marandi, “Vance sürekli telefon görüşmeleri yapıyordu ve bunlardan biri de kendisine rapor verdiğini söyleyen Netanyahu ileydi. ABD tarafı asla ciddi değildi; ertesi gün görüşmelere devam etmeleri gerekirken masayı terk edip gittiler” bilgisini verdi.

Marandi, ABD’nin hem ateşkes anlaşmasını uygulamadığını hem de müzakerelerde ciddiyetten uzak bir tavır sergilediğini belirterek, “Trump bir saat İran’ı tehdit ediyor, bir saat sonra İranlıların kendisini arayıp ülkenin çöktüğünü söylediğini iddia ediyor. Söylediği hiçbir şeyi ciddiye alamayız” dedi.

“Hürmüz Boğazı’ndaki abluka bir savaş ilanıdır”

Hürmüz Boğazı’ndaki deniz ablukası ve gemilere el konulması süreçlerine değinen Marandi, bu eylemleri “savaş nedeni” olarak nitelendirdi.

ABD’nin İran limanlarını kuşatarak gıda ve tıbbi malzeme girişini engellemeye çalıştığını ifade eden Marandi, “Bu abluka bir savaş eylemidir ve ateşkesin ihlalidir. Eğer İran’a karşı savaş yürütmeye devam edecekseniz, o zaman ateşkes anlaşması anlamsızlaşır” uyarısında bulundu.

Hürmüz Boğazı’nın tamamen kapatılmadığını, Rusya, Çin ve Irak gibi savaşa taraf olmayan ülkelerin gemilerinin geçişine izin verildiğini kaydeden Marandi, “Sadece ABD’nin saldırganlığına yardım eden beş ülkenin; Kuveyt, Bahreyn, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan gemilerine kısıtlama getirildi” dedi.

Trump’ın bu süreçte bölge ülkelerine yönelik ambargoyu genişlettiğini ve dünya ekonomisinin bu kuşatma nedeniyle zarar gördüğünü sözlerine ekledi.

“İran yönetiminde bir kaos olduğu iddiası tamamen saçmalıktan ibarettir”

Batı medyasında İran hükümeti içinde görüş ayrılıkları ve kaos olduğu yönündeki haberleri yalanlayan Marandi, yönetim yapısının net olduğunu belirtti. Devlet başkanının Mesud Pezeşkiyan, dini liderin ise Ayetullah olduğunu hatırlatan Marandi, müzakere dosyasının idaresine ilişkin şu bilgileri verdi:

“Anayasaya göre Meclis Başkanı, ABD ile müzakere dosyasının başındaki kişidir. Bu yetki kendisine Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi ve dini lider tarafından verilmiştir. Dosya, Vance ile müzakere eden Galibaf’ın elindedir ve kararları o verir.”

Dini liderin sağlık durumuyla ilgili ABD kaynaklı iddiaları “psikolojik savaş” olarak nitelendiren Marandi, bu haberlerin iki amacı olduğunu savundu:

“Birincisi, İran’ın zayıf ve savunmasız olduğu algısını yaratmak. İkincisi ise liderimizi kamuoyu önüne çıkmaya zorlayarak yerini tespit etmek ve suikast düzenlemek. ABD ve İsrail rejiminin kilit isimlerin yerini bulmak için çalıştığını biliyoruz.”

Uluslararası hukukun mevcut durumda bir anlamı kalmadığını belirten Marandi, “Artık Trump ve ABD sayesinde bir ormanda yaşıyoruz” dedi.

“ABD, İran ve Rusya’yı birbirine yaklaştıran mükemmel bir katalizördür”

İran Dışişleri Bakanı’nın Moskova ziyareti ve Vladimir Putin ile görüşmesine de değinen Marandi, bu görüşmenin oldukça dostane bir havada geçtiğini aktardı.

Putin’in İran halkının “kahramanca direnişini” övdüğünü belirten Marandi, iki ülke arasındaki ilişkilerin stratejik derinliğine dikkat çekti. Marandi, “ABD herkesi düşmanlaştırarak ülkelerin birbirine yaklaşması için olağanüstü bir katalizör görevi görüyor. ABD’nin bu baskıları, İran ve Rusya’nın korunmak için birbirine daha fazla yaklaşmasını sağladı ve ülkeler aslında ne kadar çok ortak noktaları olduğunu keşfetti” değerlendirmesini yaptı.

“Genç İranlılar artık propagandaların içini görebiliyor”

Ekonomik zorluklara ve altyapı hasarlarına rağmen toplumsal direncin yüksek olduğunu savunan Marandi, ABD ve İsrail’in askeri hedeflere ulaşamayınca sivil altyapıyı, ilaç fabrikalarını ve çelik tesislerini hedef aldığını belirtti.

Marandi, “Suikast düzenlediklerinde insanların eve gitmesini bekliyorlar, sonra onları çocukları ve komşularıyla birlikte katlediyorlar. Zararın çoğu sivil topluma verildi” dedi.

Buna rağmen İran halkının bu acının kaynağını bildiğini ifade eden Marandi, sözlerini şöyle tamamladı:

“Halkımız, bu acının on yıllardır süren azami baskı yaptırımları ve savaşlar aracılığıyla kendilerine dayatıldığını biliyor. 1980’de Saddam Hüseyin’e kimyasal silah verenlerin kim olduğunu unutmadılar. Bugün genç İranlılar tüm propagandaların içini görebiliyor ve bu durum İran toplumunun azmini daha da güçlendiriyor.”

Yargıç Andrew Napolitano, mülakatın sonunda Profesör Marandi’ye kişisel cesareti ve dürüstlüğü için teşekkür ederek, bu tür bilgilere ana akım medya yerine sadece alternatif mecralarda ulaşılabildiğini vurguladı.

Çok Okunanlar

Exit mobile version