Bizi Takip Edin

Ortadoğu

ABD’de Cumhuriyetçilerden İran savaşı için net strateji talebi

Yayınlanma

ABD Senatosu’ndaki Cumhuriyetçiler, Savaş Bakanı Pete Hegseth’in İran savaşı için talep ettiği ek bütçeyi desteklemeye hazır olsa da, yönetimin çatışmayı nasıl sona erdireceğine dair net bir plan sunmamasından rahatsızlık duyuyor. Parti içinde artan ABD kayıpları, İran’daki sivil ölümler, yükselen akaryakıt fiyatları ve savaşın uzamasının ara seçimlere etkisi konusunda kaygılar dile getiriliyor.

ABD Senatosu’ndaki Cumhuriyetçiler, İran’la yürüyen askeri çatışmanın nasıl sona ereceğine ilişkin yönetimin net bir yol haritası ortaya koymadığını savunarak kaygılarını artırdı.

Parti içindeki birçok isim, artan ABD kayıplarıyla birlikte yüksek seyreden akaryakıt fiyatlarının ara seçimlerde Cumhuriyetçilere siyasi bedel çıkaracağı görüşünü dile getiriyor.

Bu rahatsızlık, Savaş Bakanı Pete Hegseth’in salı günü Senato Ödenekler Komisyonu’nda verdiği ifadenin ardından daha görünür hale geldi.

Hegseth, İran savaşı için istenen 80 milyar dolarlık ilave acil kaynak talebini savundu. Cumhuriyetçiler, Pentagon’un mühimmat stoklarını yenilemesi için ek finansmana destek vermek istese de, 28 Şubat’tan bu yana süren çatışmanın nasıl sonlandırılacağına ilişkin daha açık bir plan görmek istiyor.

Batı Virginia Senatörü Jim Justice, “Bir çıkış yolu olmak zorunda, söyleyeceğim tek şey bu” dedi.

Justice, son günlerde yaşamını yitiren üç ABD askerine atıf yaparak, “Doğal olarak hepimiz endişeliyiz çünkü son günlerde üç harika askerimizi kaybettik” ifadelerini kullandı.

İran’da hayatını kaybeden sivillerin sayısının 1.700 ile 3 binden fazla arasında tahmin edildiğini hatırlatan Justice, “Hepimiz sivil kayıplar konusunda son derece endişeliyiz. Her şeyden önce bu korkunç. İkinci olarak da dünyada pek karşılık gören bir durum değil” diye konuştu.

Justice, mevcut aşamada iki seçenek kaldığını savunarak, “Ya çekilip çıkacağız, işi şansa bırakacağız ve en iyisini umacağız ya da kazanacağız. Kazanmak da tek anlama geliyor: İran’ın nükleer silaha sahip olmamasını sağlamak” dedi.

ABD Başkanı Donald Trump ise çarşamba günü, İran güçlerinin Hürmüz Boğazı’ndaki gemileri hedef almaya devam etmesi halinde köprüler ve enerji santralleri gibi sivil altyapı tesislerini vurmakla tehdit etti.

Trump, Truth Social hesabındaki paylaşımında, “İran İslam Cumhuriyeti Hürmüz Boğazı’ndaki herhangi bir gemiye füze, roket, insansız hava aracı ya da başka herhangi bir silahla ateş açarsa, ABD Tahran’ın başkent bölgesindekiler dahil BİR KÖPRÜYÜ VEYA ELEKTRİK SANTRALİNİ bombalayacak ve yok edecek” ifadelerini kullandı.

Justice ise Trump’ın sivil hedef seçerken ihtiyatlı davranması gerektiğini söyledi. “İkmal hatlarını kesme gereği doğarsa, köprü olur, yol olur, bunları yapmak zorunda kalabiliriz. Ama sadece sivil bir noktayı, örneğin hastaneyi hedef alacağını sanmıyorum” dedi.

İsminin açıklanmasını istemeyen bir Cumhuriyetçi senatör, çatışmanın akaryakıt fiyatlarına etkisinin kasımdaki seçimler öncesinde parti adayları açısından ciddi siyasi sorun oluşturduğunu söyledi.

Senatör, “İnsanlar bundan kaygı duyuyor. Aksi halde tezahürat yaparlardı. Kimse eleştirel görünmek istemiyor” dedi ve “Akaryakıt fiyatları yüksek. Asıl büyük kaygı bu” ifadelerini kullandı.

Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun İran’ın çatışmayı sona erdirecek anlaşmaya varma konusunda ciddi davranmadığını söylemesinin ardından petrol fiyatları çarşamba günü yüzde 3 daha yükseldi.

Temsilciler Meclisi Başkanı Mike Johnson da salı günü yönetimin savaşı kısa sürede sona erdirecek çözüm üretmesi gerektiğini söyledi.

Cumhuriyetçi isimler gibi Trump’ın İran’ın silah sınıfı uranyum üretimini durdurma hedefini “çok önemli bir amaç” olarak nitelendiren Johnson, çatışmanın artık sona ermesi gerektiğini belirterek, “Bunu bitirmeliyiz” dedi.

Demokratlar ise Trump’ın İran’ın nükleer ve silah programlarını etkisiz hale getiremediğini ve Hürmüz Boğazı’nı yeniden ulaşıma açamadığını savunarak Cumhuriyetçilere yönelik eleştirilerini sürdürüyor.

Senato Demokrat Grup Lideri Chuck Schumer, Senato Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada, Trump’ın insanların savaş yönetiminden “çok etkilendiği” yönündeki sözlerine karşı çıkarak, “Amerikalılar Trump’ın bu savaşı başından itibaren kötü yönettiğinden etkilenmiş değil” dedi.

Bazı Cumhuriyetçiler de bölgedeki güvenlik ortamının, Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun şubat ayında başlattığı saldırılar öncesine kıyasla daha kötü olduğu görüşünü paylaşıyor.

Kentucky Senatörü Rand Paul, “İran savaşı başarılı olmadı. Başından beri bu savaşa karşı çıktım. Nesnel ölçütlerle bakıldığında savaştan önceye göre daha kötü durumdayız” dedi.

Paul, “Hürmüz Boğazı’nın askerileştirilmesine bakın, daha önce böyle bir durum yaşanmadı. Boğazı yeniden askerden arındırmanın kolay yolu yok. Bu açıdan daha kötü durumdayız” değerlendirmesini yaptı.

Buna karşılık bazı Cumhuriyetçiler, İran’ı kalıcı barış anlaşmasına zorlamak için Trump’ın askeri baskıyı artırmasını istiyor.

Teksas Senatörü John Cornyn, “İran saldırıyor, biz karşılık veriyoruz şeklindeki kısasa kısas yaklaşımı sonuç vermeyecek. Belirleyici askeri üstünlüğümüzü göstermeli ve Hürmüz Boğazı’nı açmalıyız. Bunu yapabilecek ülke varsa o da ABD. Kolay olacağını söylemiyorum ama bana göre savaşın hedefi bu” dedi.

Hegseth’in Senato Ödenekler Komisyonu’ndaki ifadesi sonrasında Cumhuriyetçi senatörler yönetimin planına ilişkin daha fazla bilgi talep etmeyi sürdürdü.

Maine Senatörü Susan Collins, yalnızca savaşın stratejisi ve nasıl sona ereceğiyle değil, eğitim faaliyetleri ile mühimmatın finanse edilmemesinin görev yapan askerler üzerindeki olası etkileriyle de ilgilendiğini söyledi.

Yönetimin savaşı bitirmeye dönük net planı olup olmadığı sorusuna Collins, kendisinin ve diğer önemli senatörlerin çatışmanın kapsamı ile süresini daha iyi değerlendirebilmeleri için henüz gizli oturumda bilgilendirilmediğini hatırlattı.

“Dünkü duruşma bir ölçüde yararlıydı ama hâlâ yanıt bekleyen sorular var” dedi.

Louisiana Senatörü John Kennedy ise yönetimin senatörlere kapalı oturumda daha kapsamlı bilgi vermesi gerektiğini söyledi.

Kennedy, “Gizli oturumda bilgilendirilmeye ihtiyacımız var. Sorularımıza yanıt vermeleri gerekiyor. Cevap beklediğimiz konular var” ifadelerini kullandı.

Pentagon’un kaynaklarının giderek tükenmesinden endişe duyduğunu belirten Kennedy, “Beni kaygılandıran nokta paralarının tükeniyor olması” dedi.

Bu değerlendirme, savaş uzadıkça Pentagon’un mali durumuna ilişkin kaygı taşıyan diğer birçok Cumhuriyetçi senatörün görüşüyle de örtüştü.

Ortadoğu

Irak, ülkede suç işlemiş IŞİD üyelerini Suriye’ye iade etmek istemiyor

Yayınlanma

Irak, Suriye’nin bu yılın başlarında Suriye’deki gözaltı merkezlerinden Irak’ın gözetimine devredilen binlerce IŞİD şüphelisinin ülkelerine iade edilmesi talebini reddetti.

Irak Ulusal Güvenlik Danışmanı Kasım el-Abudi çarşamba günü yaptığı açıklamada, tutukluların akıbetini görüşmek üzere Suriye, Irak ve ABD arasında yakın zamanda bir toplantı düzenlendiğini söyledi.

El-Abudi, Suriye’nin yaklaşık 4.000 Suriyeli tutuklunun Suriye’de yargılanmak üzere teslim edilmesini talep ettiğini ama Irak’ın bunu reddettiğini belirtti.

Irak, yaklaşık 400 Suriyeli tutuklunun IŞİD üyesi olmadığına karar verdi ve bu kişilerin serbest bırakılabileceğini söyledi. Yaklaşık 50 kişi halihazırda ülkelerine geri gönderildi.

Öte yandan Irak’ta hâlâ gözaltında tutulan yüzlerce Suriyelinin, IŞİD’in üst düzey üyeleri olduğu düşünülüyor.

El-Abudi, “Irak soruşturmalar yürütüyor ve Irak’ta suç işlediği kanıtlanan herkes Irak yasalarına göre yargılanacak,” dedi.

Danışman, bazı mahkumların, cezalarını tamamlamak üzere daha sonra kendi ülkelerine nakledilebileceğini söyledi.

Ocak ayında yeni Suriye güçleri ile, bu mahkumların tutulduğu gözaltı merkezlerini uzun süredir koruyan Suriye Demokratik Güçleri arasında çatışmaların patlak vermesinin ardından, IŞİD ile bağlantılı olduğu iddia edilen 5.700’den fazla mahkum (bunların arasında yaklaşık 4.000 Suriyeli de bulunuyor) Suriye’nin kuzeydoğusundan Irak’a nakledilmişti.

Çatışmaların yarattığı kargaşa sırasında IŞİD ile bağlantılı bazı tutuklular kaçmayı başardı ve daha büyük çaplı bir kaçışın yaşanacağına dair endişeler vardı. 

IŞİD yıllar önce Irak ve Suriye’de ele geçirdiği topraklar üzerindeki kontrolünü kaybetmiş olsa da, hücreleri her iki ülkede de hâlâ periyodik olarak saldırılar düzenliyor.

Mahkumların akıbetine ilişkin tartışmalar, ABD’nin Irak’ta IŞİD’le mücadeleye yönelik 12 yıllık misyonunu sona erdirmesinin ardından ortaya çıktı.

El-Abudi, Irak’ın mahkumların barındırılma masraflarına yardımcı olması için ABD’den ve IŞİD’e karşı küresel koalisyona katılan diğer ülkelerden mali destek talep ettiğini söyledi.

Danışman, “Irak, 500 milyon dolarlık bir ödenek talep etti. Koalisyon destek sözü verdi, ancak Irak hâlâ bekliyor,” dedi.

El-Abudi, idam cezasını uygulamayan ülkelerden gelen mahkumların idam cezasına çarptırılmayacağını söyledi.

Irak ile mahkum değişim anlaşmaları olan ülkelerden gelenlerin ise, mahkumiyetlerinin ardından cezalarını tamamlamak üzere ülkelerine nakledilebileceğini belirtti.

Fakat birçok Batılı ülke, IŞİD ile bağlantılı olmakla suçlanan veya bu suçtan mahkum edilen vatandaşlarının yanı sıra, militanların aile üyeleri olduğu düşünülen kadın ve çocukları da ülkelerine geri göndermekte isteksiz davranıyor.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

İsrail muhalefetinden 7 Ekim kayıtları nedeniyle Netanyahu’ya soruşturma talebi

Yayınlanma

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun eski askeri sekreteri Avi Gil, 7 Ekim 2023 sabahına ait resmi telefon görüşmesi saatlerinin tahrif edilmek istendiğini öne sürdü. Muhalefet partileri, Başsavcıya başvurarak Netanyahu ve ekibi hakkında vatana ihanet ve sahtecilik suçlamalarıyla adli soruşturma açılmasını talep etti. İktidardaki Likud Partisi ise iddiaları reddederek Gil’in kendi ihmallerini gizlemeye çalıştığını savundu.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun eski askeri sekreteri Avi Gil, Başbakanlıkta 7 Ekim 2023 sabahına ait resmi telefon kayıtlarının saatlerinin değiştirilmek istendiğini ileri sürdü.

Bu açıklamaların ardından İsrail muhalefeti, Başsavcı Gali Baharav-Miara’ya başvurarak Netanyahu ve çalışma ekibi hakkında cezai soruşturma açılmasını talep etti.

Saldırının gerçekleştiği dönemde askeri sekreterlik görevini yürüten Gil, Israel Hayom gazetesi ile Kanal 12 televizyonuna verdiği mülakatta, Netanyahu’nun Özel Kalem Müdürü Tzachi Braverman’ın o sabah yapılan kritik bir görüşmenin saatini değiştirmeye çalıştığını söyledi.

Girişimin “suç teşkil eden bir davranış biçiminin” parçası olduğunu savunan Gil, devlet soruşturma komisyonu kurulmasını beklediği için bugüne kadar sustuğunu, ancak kamuoyuna anlatılanların gerçeği yansıtmadığını dile getirdi.

Braverman’ın resmi tutanakları yasa dışı biçimde değiştirme şüphesiyle sahtecilik ve dolandırıcılık iddiaları kapsamında polis tarafından sorgulandığı ve soruşturulduğu biliniyor.

Resmi görüşme saatinin geriye çekilmek istendiği iddiası

Gil, 7 Ekim 2023 sabahı iç güvenlik servisi Şin Bet Başkanı Ronen Bar’ın ofisinden saat 06.12’de arandığını, saat 06.17’de güvenli hat üzerinden Bar ile yaptığı görüşmede Gazze’de SIM kartlarının etkinleştirildiği ve Hamas mensuplarının yer altına geçtiği bilgisini aldığını aktardı.

Netanyahu’yu ilk olarak saat 06.29’da arayarak uyandırdığını belirten Gil, Başbakana Hamas’ın sürpriz bir saldırı başlattığını ve bilgi toplamayı sürdürdüğünü söylediğini kaydetti.

Gil, saat 06.40’taki ikinci telefon görüşmesinde ise Netanyahu’ya “Savaştayız” bilgisini ilettiğini ifade etti.

Eski askeri sekreter, aylar sonra ocak ayında bir stenografın kendisine gelerek Braverman’ın ikinci görüşme saatini resmi tutanaklarda 06.40 yerine 06.29 olarak değiştirmesini talep ettiğini aktardığını söyledi.

Gil, bu adımla Netanyahu’nun saldırının ilk anından itibaren talimat verdiği izleniminin yaratılmak istenmiş olabileceğini ya da ikinci aramada iletilen bilgilerin ilk görüşmede zaten bilindiği algısıyla istihbaratın Başbakandan gizlendiği tezine zemin hazırlanmaya çalışılmış olabileceğini kaydetti.

Olayların başlamasından iki hafta sonra Netanyahu’nun çalışma ekibinin olağandışı biçimde belge topladığını fark ettiğini belirten Gil, tutanakların tahrif edilmesinden şüphelenerek Başsavcı Baharav-Miara’ya başvurduğunu ve kuralların netleştirilmesini istediğini söyledi. Gil, kurulacak olası bir komisyonun yazılı evrakla yetinmeyip orijinal ses kayıtlarını incelemesi gerektiğine dikkati çekti.

Mısır’ın saldırı öncesinde uyarı yaptığı iddialarına ilişkin soruyu da yanıtlayan Gil, böyle bir mesajı bilmediğini fakat eylül ayı sonunda İsrail’e bir Mısır istihbarat uçağının inerek bir saatten fazla kaldığını belirtti.

Gil, hiçbir uçağın sebepsiz yere gelmeyeceğini ifade ederek, heyeti karşılayan veya mesajı alan yetkililerin bunu halen sakladığını öne sürdü.

Netanyahu’nun devlet denetçisine sunduğu güvenlik evrakının da eksik olduğunu savunan Gil, belgenin gerçeğin tamamını yansıtmadığını kaydetti.

Likud iddiaları reddetti: “Gil Başbakanı zamanında uyandırmadı”

İktidardaki Likud Partisi, iddiaların Netanyahu ve partiye yönelik siyasi amaçlı bir propaganda olduğunu belirterek suçlamaları reddetti.

Netanyahu, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda muhalefetin yalan kampanyasının gerçeği değiştiremeyeceğini savundu.

Likud’un açıklamasında, Gil’in kendi ihmallerini örtbas etmeye çalıştığı iddia edilerek, 7 Ekim sabahı saat 03.55’te askeri sekreterliğe bağlı istihbarat subayından gelen uyarı mesajına rağmen Gil’in hiçbir adım atmadığı ve Başbakanı zamanında uyandırmadığı öne sürüldü.

Parti, Netanyahu’nun zamanında bilgilendirilmesi durumunda gelişmelerin farklı yönde ilerleyeceğini savundu.

Muhalefetten vatana ihanet suçlaması

Muhalefet partileri ise açıklamaların ardından Netanyahu ve ekibine yönelik adli adımların hızlandırılmasını istedi.

Gadi Eisenkot liderliğindeki Yashar Partisi, Ronen Bergman’ın Yedioth Ahronoth’taki araştırması ve Gil’in açıklamalarını gerekçe göstererek Başsavcıya ceza soruşturması açması çağrısında bulundu. Parti, Netanyahu’yu Hamas’ın güçlenmesi ve İran ekseniyle bağlarına dair kritik değerlendirmeleri devlet denetçisinden gizlemekle suçladı.

İsrail Evimiz Partisi lideri Avigdor Liberman, Başsavcı Baharav-Miara’nın Netanyahu ve yardımcıları hakkında vatana ihanet ve komplo suçlamalarıyla derhal soruşturma başlatması gerektiğini söyledi.

Liberman, Genelkurmay Başkanına da ordunun siyasi amaçlarla kullanılması girişimlerine engel olma çağrısı yaptı.

Demokratlar Partisi lideri Yair Golan ise Gil’in ifadelerini tarihi bir tanıklık olarak nitelendirerek, 1200 kişinin öldüğü ve 251 kişinin esir alındığı olaylardaki sorumluluğun gizlenemeyeceğini kaydetti.

Golan, Başbakanlık bünyesindeki tüm özgün ses kayıtları ve belgelerin acilen koruma altına alınmasını talep etti.

7 Ekim Konseyi liderliği de Gil’in ifadelerinin, hükümetin saldırı öncesi durumdan habersiz olduğu yönündeki tezlerini çürüttüğünü bildirdi.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

NYT: ABD Büyükelçiliğinde İsrail’e dair diplomatik raporlar sansürlendi

Yayınlanma

ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee’nin yardımcısı David Milstein’ın, İsrail’in eylemlerine ilişkin büyükelçilik raporlarını sansürlediği öne sürüldü. Engellenen belgeler arasında öldürülen dokuz Filistin kökenli ABD vatandaşı ile Gazze’deki yardım noktalarında 1400 kişinin ölümüne yol açan operasyonlara dair resmi tespitler yer alıyor.

ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee’nin üst düzey yardımcısı David Milstein’ın, İsrail’in işgal altındaki Batı Şeria ve Gazze’deki eylemlerine dair büyükelçilik tarafından Washington’a iletilen diplomatik raporları engellediği ve içeriklerini değiştirdiği öne sürüldü.

The New York Times gazetesinin Kudüs ve Washington’da Milstein ile çalışan 12 kişiye dayandırdığı haberine göre, Nisan 2025’te Kudüs’teki ABD Büyükelçiliğinde göreve başlayan ve fiilen Huckabee’nin özel kalem müdürlüğünü yürüten Milstein, Batı Şeria ile Gazze dosyalarını kapsamlı biçimde denetim altına aldı.

Milstein’ın makamını; yasa dışı yerleşimlerin genişletilmesi, yerleşimci saldırıları, Filistin kökenli ABD vatandaşlarının öldürülmesi ve Gazze’deki yardım dağıtımlarında yaşanan can kayıplarına ilişkin diplomatik yazışmaları durdurmak veya metinleri değiştirmek amacıyla kullandığı aktarıldı.

Öldürülen ABD vatandaşlarına ilişkin inceleme engellendi

Milstein’ın iletilmesini durdurduğu belgeler arasında, Batı Şeria’da dört yıl içinde İsrailli yerleşimciler ile askerler tarafından öldürülen dokuz Filistinli ABD vatandaşı hakkında büyükelçiliğin mart ayında hazırladığı inceleme yer aldı.

Yaşamını yitirenlerin sonuncusu olan 19 yaşındaki Nasrallah Ebu Siyam, şubat ayında köyündeki hayvanların gasbedilmesini engellemeye çalışırken bir yerleşimci tarafından açılan ateş sonucu hayatını kaybetti.

Söz konusu inceleme, Senatör Chris Van Hollen öncülüğündeki 30 Kongre üyesinin ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’dan açıklama talep etmesi üzerine hazırlandı.

Raporda, yürütülen soruşturmaların çoğunda ilerleme sağlanamadığı, bazı dosyaların kapatıldığı ve tek bir şüpheliye dahi suçlama yöneltilmediği kaydedildi.

Milstein’ın, hazırlanan raporu iletmek yerine Kongre üyelerine İsrail makamlarının vakaları gerektiği gibi ele aldığı yönünde güvence veren bir metin düzenlettiği bildirildi.

ABD Dışişleri Bakanlığının 4 Mayıs’ta Senatör Van Hollen’a ulaştırdığı mektupta inceleme bulgularına yer verilmediği, büyükelçiliğin savaş koşullarında İsrail ile yürüttüğü güvenlik işbirliğine odaklandığı ifade edildi.

Gelişmeye tepki gösteren Senatör Van Hollen, “Hesap sorulmasını sağlamazsanız daha fazla Amerikan vatandaşını tehlikeye atarsınız” değerlendirmesinde bulundu.

Gazze’deki yardım ölümleri ve komutanların uyarıları kayıtlardan çıkarıldı

Haberde, 2025 yazında gıda arayışındaki Filistinlilerin Gazze İnsani Yardım Vakfı (GHF) dağıtım noktalarında kitlesel şekilde öldürüldüğü bilgisine yer verildi. ABD ile İsrail ortak girişimi niteliğindeki bu yapının yardım dağıtım faaliyetleri sırasında en az 1400 kişi hayatını kaybetti.

Can kayıpları sürerken büyükelçilik diplomatları, operasyonların daha fazla toplu ölüme yol açabileceği yönünde Washington’ı uyardı. Milstein’ın ise diplomatik metni operasyonu bir başarı olarak sunacak biçimde yeniden yazdığı ve can kayıplarına dair bilgileri resmi kayıtlardan tamamen çıkardığı kaydedildi.

Nisan ayında üst düzey İsrailli askeri yetkililer, Batı Şeria’da tırmanan yerleşimci saldırılarının yeni bir Filistin ayaklanmasını tetikleyebileceği uyarısını kayda geçirdi.

Milstein’ın personelin hazırladığı bu uyarı raporlarını engellediği, bunun yerine kendi imzasıyla Washington’a, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun şiddetin üzerine kararlılıkla gittiğini öven bir metin gönderdiği bildirildi.

Öte yandan İsrail’in şubat ayında Batı Şeria’da gayrimenkul alımına ilişkin yasal kısıtlamaları kaldırması uluslararası alanda ilhakı hızlandırdığı gerekçesiyle kınanırken, büyükelçilik Washington’a bu kararın yerleşimcilerin “insani ihtiyaçlarına” hizmet ettiği bilgisini aktardı.

Diplomatlara yönelik tutum raporlama trafiğini düşürdü

Dört yetkilinin verdiği bilgiye göre Milstein, büyükelçilik çalışanlarını ideolojik sorgulamalara tabi tuttu. Personele “İsrail yanlısı” mı yoksa “Hamas yanlısı” mı oldukları yönünde sorular yöneltilmesi, çalışanların görüş bildirmekten çekinmesine neden oldu.

Uygulanan denetimler sebebiyle kimi çalışanların metinlerinin sansürlenmesi yerine rapor hazırlamaktan vazgeçtiği, bu durumun Filistin konularındaki diplomatik yazışma sıklığını haftalık düzeyden ayda birkaç rapora gerilettiği kaydedildi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English