Dünya Basını
ABD’li diplomat Alan Eyre: Trump zafer ilan etmek ve dikkatleri başka yöne çekmek istiyor
ABD yönetimi ile İran arasında tek sayfalık bir çerçeve anlaşmasının eşiğine gelindiği yönündeki iddialar bölgedeki güç dengelerini yeniden tartışmaya açtı.
Yayıncı Mario Nawfal ile eski diplomat ve İran Uzmanı Alan Eyre gerçekleştirdikleri mülakatta, son 24 saatte yaşanan kritik askeri gelişmeleri, Körfez ülkelerinin Washington üzerindeki diplomatik baskısını ve İsrail ile ABD iç siyasetindeki çekişmeleri ele aldı.
Bölgede dün İsrail savaş uçaklarının Suriye ve Irak semalarında uçması, havada yakıt ikmal tankerlerinin kalkış yapması ve GPS sinyallerinin karartılmasıyla başlayan gerginlik, Tahran yönetiminin batı hava sahasını kapatarak ordusunu en yüksek alarm seviyesine geçirmesiyle savaşın eşiğine gelindiği izlenimini verdi.
Ancak Pakistan Kara Kuvvetleri Komutanı Asim Munir ve Katar heyetinin arabuluculuğunda yürütülen diplomatik trafik, askeri bir harekat yerine tarafları bir mutabakat taslağına yaklaştırdı.
“Trump zafer ilan etmek ve dikkatleri başka yöne çekmek istiyor”
Eski diplomat ve İran Uzmanı Alan Eyre, ABD Başkanı Donald Trump’ın dış politika yaklaşımını ve İran ile yürütülen müzakerelerin arka planını değerlendirirken çarpıcı tespitlerde bulundu. Eyre, mülakatta şu ifadeleri kullandı:
“Başkan Trump zafer ilan etmek ve sonrasında hemen dikkatleri başka yöne çekmek istiyor. Onun zihni şimdiden Küba meselesine odaklanmış durumda. Bir ay önce de belirttiğim gibi, Trump sadece zaferini ilan edip kayıplarını sınırlandırmak ve bu konuyu kapatarak başka bir gündeme geçmek niyetinde. Eğer bunun için tek sayfalık basit bir mutabakat gerekiyorsa, bunu yapacaktır.”
Eyre, taslağın içeriğine dair sızan bilgileri değerlendirirken tarafların uzlaşmaktan ziyade zaman kazanmaya çalıştığını kaydetti.
ABD’nin nükleer konunun derhal ele alınmasını istediğini, İran’ın ise öncelikle 30 günlük bir güven inşa süreci talep ettiğini belirten Eyre, Trump’ın bu konuda taviz verebileceğini dile getirdi. Eyre, tarafların ortada bir yerde buluşacağını ancak Trump’ın nihayetinde İran’ın taleplerine yaklaşabileceğini ifade etti.
Hürmüz Boğazı için İran’ın önerdiği geçiş ücreti sistemine de değinen uzman, Körfez ülkelerinin bu duruma onay vermesinin, geçiş kontrolünün geçici bir süre için İran’da kalacağı ve kalıcı yapının Körfez ülkeleriyle paylaşılacağı bir formüle işaret ettiğini bildirdi.
Eyre, bu belgenin nihai bir çözüm olmaktan uzak olduğunu vurgulayarak, “Başkan Trump’ın hedefi, belirsizliğin bir kusur değil, yapısal bir özellik olduğu çok kısa bir metne imza atmaktır” dedi.
“Nükleer anlaşma için atom enerjisi ajansının en üst düzeyde geri dönmesi şarttır”
Nükleer programın denetimi konusundaki eksikliklere dikkat çeken Alan Eyre, sızan taslaklarda Uluslararası Atom Enerjisi Ajansına dair hiçbir atfın bulunmamasının büyük bir tezat oluşturduğunu söyledi.
Eyre, denetim mekanizmalarının önemini şu sözlerle açıkladı:
“Eğer iki taraf arasında bir gün gerçekten nükleer uzlaşı sağlanacaksa, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansının sahada en üst düzeyde yeniden varlık göstermesi metinde açıkça belirtilmelidir. Ajansın müfettişleri, kurulu kameraları, habersiz denetimleri ve toprak numunesi alma yetkileri olmazsa, İran’ın anlaşmaya uymadığını tespit etmek imkansız hale gelir. Sadece CIA veya Mossad gibi istihbarat örgütlerinin raporlarına güvenmek İran’a daha fazla hareket alanı sağlayacaktır. Bu denetimler olmadan yapılacak bir sözlü uzlaşı anlamsızdır.”
Eyre, ABD ve İran arasındaki taahhütlerin karşılıklı güvensizlik üzerine inşa edildiğini hatırlattı. ABD’nin bir daha saldırmayacağına dair verdiği sözün Tahran’da hiçbir karşılığı olmadığını, aynı şekilde İran’ın nükleer silah üretmeyeceğine dair vaatlerinin de Washington’da inandırıcı bulunmadığını kaydetti.
Eyre, tarafların her halükarda kendi çıkarlarına uygun gördükleri anda bu sözleri çiğneyeceğini, bu nedenle denetimlerin kritik önemde olduğunu vurguladı.
Nükleer müzakerelerin zorluğuna değinen uzman, Obama döneminde son derece yetkin bir ekiple yürütülen Kapsamlı Ortak Eylem Planı müzakerelerinin tam 18 ay sürdüğünü, Trump yönetiminin ise birkaç sayfada bu düzeyde detaylı ve koruyucu bir anlaşmaya varmasının mümkün görünmediğini sözlerine ekledi.
“Bu kapasite esasen binlerce nükleer bilimcinin ortak zihninde bulunuyor”
İran’ın nükleer silah edinme motivasyonunun bu askeri süreç sonrasında daha da arttığını belirten Eyre, askeri harekatların nükleer kapasiteyi tamamen yok edemeyeceğini ifade etti.
Eyre, konuya ilişkin şu değerlendirmeyi yaptı:
“İran’ın nükleer silah edinme isteği kesinlikle arttı. Ancak acele etmeyecekler çünkü buna ihtiyaçları yok. Hürmüz Boğazı’ndaki fiili kontrolleri ve Körfez enerji altyapısına yönelik saldırı kapasiteleri zaten caydırıcılıklarını kanıtladı. Üstelik nükleer altyapı fiziki tesislerden ibaret değildir. Hedef alınan üç tesis şu an enkaz altında olabilir ancak bu kapasite esasen binlerce İranlı nükleer bilimcinin ortak zihninde bulunuyor. Bilgiyi yok edemezsiniz. Bu nedenle tek yapabileceğimiz onların niyetlerini etkilemek ve kabiliyetlerini izlemektir.”
Eyre, mülakatta eski ABD Dışişleri Bakanlığı yetkilisi Robert Malley ile yapılan görüşmelere de atıfta bulunarak, İran’ın nükleer silah üretmeme yönündeki eski kararının bu savaştan sonra değişmiş olabileceğini doğruladı.
İran’ın savunma sanayi altyapısını hızla yeniden inşa etmeye odaklanacağını kaydeden Eyre, Tahran’daki yetkililerin “çatışmalar dursa bile savaş hazırlık durumunu koruyacaklarını” açıkça beyan ettiklerini aktardı.
İran’ın “savaş hükümeti” mantığıyla hareket etmeye devam edeceğini belirten Eyre, ABD’nin bugün kaldırdığı yaptırımları yarın tekrar yürürlüğe koyabileceğini, İsrail’in ise askeri olmayan yöntemlerle rejimi çökertme çabalarını sürdüreceğini bildiğini kaydetti. Bu nedenle, tek sayfalık bir belgenin bölgesel gerilimi nihai olarak sonlandırmaktan çok uzak olduğu uyarısında bulundu.
“Netanyahu başbakan olduğu sürece varılacak her türlü anlaşmayı baltalamak için elinden geleni yapacaktır”
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ve İsrail iç siyasetinin bu süreçteki rolünü değerlendiren Eyre, uzlaşının önündeki en büyük engelin Kudüs yönetimi olduğunu savundu.
Eyre, askeri ve siyasi sabotaj ihtimallerine dair şu öngörüleri paylaştı:
“Binyamin Netanyahu başbakan olduğu sürece, ABD ile İran arasında varılacak her türlü anlaşmayı baltalamak için elinden geleni yapacaktır. İsrail mevcut İran rejiminin tamamen ortadan kalkmasını istiyor ve bunun için Trump yönetiminin görev süresini sınırlı bir fırsat penceresi olarak görüyor. Bir sonraki başkanın İsrail için bu denli elverişli olmayabileceğini biliyorlar, bu yüzden zaman daralıyor. Anlaşma sağlansa bile İsrail’in Lübnan veya Suriye’de gerçekleştireceği askeri eylemler tüm süreci havaya uçurabilir.”
Eyre, Senatör Lindsey Graham’ın anlaşmaya yönelik eleştirilerini de değerlendirdi. Graham’ın, anlaşmanın İran’ı bölgede baskın bir güç haline getireceği ve Lübnan ile Irak’taki milis güçleri daha da güçlendireceği yönündeki tespitlerinin doğru olduğunu kabul eden Eyre, ancak askeri bir alternatifin çok daha yıkıcı sonuçlar doğuracağını kaydetti.
Trump’ın ulusal güvenlik kabinesini, Savaş Bakanı Pete Hegseth’i ve General Keith Kellogg’u Beyaz Saray kriz odasında toplamasına da değinen Eyre, bu hamlenin askeri bir karardan ziyade “gösteriş amaçlı” olduğunu belirtti.
Trump’ın kimseden tavsiye almadığını ifade eden uzman, kabine toplantılarının bir tiyatrodan ibaret olduğunu söyledi.
Mülakatın sonunda küresel askeri envanter krizine de değinildi. ABD’nin İran savaşı sırasında kendi stoklarını tüketmesi nedeniyle Japonya’ya yapılacak 400 adet Tomahawk füzesi teslimatını iki yıl ertelemek zorunda kaldığı, benzer şekilde Tayvan ve Ukrayna’ya giden askeri yardımların da askıya alındığı bilgisi paylaşıldı.
Nawfal, ABD’nin mühimmat yetersizliği ve Körfez ülkelerinin baskısı nedeniyle savaşı sürdürecek gücünün kalmadığını, bu nedenle uzlaşının kaçınılmaz olduğunu savundu. Eyre ise bu durumu onaylayarak, her iki taraf için de mevcut koşullar altında uzlaşının “en az kötü seçenek” olduğunu belirtti.