Bizi Takip Edin

Asya

ABD’nin baskısıyla karşı karşıya kalan Japonya Merkez Bankası kritik bir karar aşamasında

Yayınlanma

ABD Hazine Bakanı Bessent büyük teşvik döneminin sona erdiğini söylerken Japonya Merkez Bankası kritik bir politika hesaplaşmasıyla karşı karşıya.

ABD, yenin değerini desteklemek için Japonya’nın çabalarına katıldığında bunu karşılıksız yapmamıştı. Bu hafta ABD Hazine Bakanı Scott Bessent şartları açıkça ortaya koydu: Faiz artırımlarına hız verin ve büyük ekonomik teşviklere ilişkin modası geçmiş fikirleri terk edin.

ABD ile Japonya’nın yeni desteklemek amacıyla gerçekleştirdiği nadir ortak müdahaleden bir ay sonra Bessent, Reuters’a yaptığı açıklamada yendeki son hareketlerin düzensiz olmadığını söyleyerek piyasalara yeni bir müdahaleye pek istekli olmadığını gösterdi.

Bunun yerine, Japonya Merkez Bankası (BOJ) Başkanı Kazuo Ueda’nın zayıf yenle mücadele etmek amacıyla para politikasında “doğru olanı yapacağını” umduğunu ifade etti.

Enflasyon baskılarının artmasıyla birlikte BOJ’un eylül ayında faiz artırması zaten geniş ölçüde bekleniyordu. Ancak Bessent’ın açıklamaları, bankayı fiilen bunu yapmaya mecbur bırakırken, önümüzdeki dönemde faiz artırımlarının hızlandırılması yönündeki baskıyı da artırdı.

Totan Research baş ekonomisti ve deneyimli bir BOJ gözlemcisi olan Izuru Kato, “Temmuz ayındaki ortak müdahale, Bessent’ın Japonya’ya enflasyon konusunda artık kendine çeki düzen vermesi gerektiği yönündeki mesajıydı” dedi.

Kato, “Japonya, ABD’nin yardımı olmadan kontrol edilmesi giderek zorlaşan bir kur kriziyle karşı karşıya. Böyle bir ülke için üç ayda bir faiz artırmak bile fazla yavaş olabilir” ifadelerini kullandı.

Zayıf yen, ithalat fiyatlarını ve genel enflasyonu yukarı çekerek hanehalkının yaşam maliyetlerini artırdı ve Japon politika yapıcıların başını ağrıtmaya başladı.

Washington açısından da BOJ’un faiz artırımlarında çok yavaş davranması ve gevşek maliye politikası, yende ve Japon devlet tahvillerinde satış dalgasını tetikleyebilir. Bu durum, ABD Hazine tahvili getirilerine de sıçrayabilecek etkilerle finans piyasalarını altüst edebilir; Washington ise bundan kaçınmak istiyor.

Piyasalar, Japonya Merkez Bankası Başkanı Ueda’nın Kuzey Carolina’nın Asheville kentinde düzenlenen ve salı günü sona erecek iki günlük G20 maliye liderleri toplantısına katılmasının ardından yapabileceği açıklamalara odaklanmış durumda. Bir ABD Hazine Bakanlığı yetkilisi Japon kamu yayıncısı NHK’ye, Bessent’ın pazar günü Ueda ile görüştüğünü ve faiz artırımlarının gerekli olduğunu dile getirdiğini söyledi.

EKONOMİ VE SİYASET ARASINDA SIKIŞTI

ABD’nin baskısı olmasa bile BOJ’un son dönemdeki şahin iletişimi, yaygınlaşan enflasyon baskıları karşısında yakın vadede bir faiz artırımına hazırlandığını gösteriyor.

Bankanın düşünce tarzına aşina bir kaynak, “Üretici fiyatlarından gelen tüm baskılar göz önüne alındığında tüketici enflasyonunun muhtemelen hızlanması bekleniyor. Eğer böyle olursa BOJ harekete geçmek zorunda” dedi.

Ancak eylül ayındaki faiz artırımı halihazırda piyasa fiyatlamalarına dahil edilmiş durumda. Bu nedenle BOJ’un yen üzerindeki aşağı yönlü baskıyı hafifletmek için daha hızlı faiz artırımları yapacağı taahhüdünde bulunması gerekebilir.

Japonya’nın eski en üst düzey döviz yetkilisi Naoyuki Shinohara, “Japonya’nın reel faiz oranları açıkça çok düşük. Bir veya iki faiz artırımı daha yenin düşüş eğilimini tersine çevirmeye yetmeyecek” dedi.

Oxford Economics artık BOJ’un bu yıl eylül ve aralık aylarında faiz artırmasını, ardından Nisan 2027’de üçüncü bir faiz artırımına gitmesini beklediğini açıkladı. Bu, kurumun başlangıçta öngördüğünden daha hızlı bir artış temposu anlamına geliyor.

Oxford Economics Japonya ekonomisi birimi başkanı Shigeto Nagai, pazartesi günü yayımlanan bir raporda, “Piyasaları ve ABD’yi hayal kırıklığına uğratmanın ekonomik ve siyasi maliyeti, BOJ ve hükümetin görmezden gelemeyeceği kadar büyüdü” dedi.

TAKAICHI’YE MESAJ

Güvercin Başbakan Sanae Takaichi açısından en sert mesaj, Bessent’ın Abenomics döneminin sona erdiğini ilan etmesi olabilir. Abenomics, uzun süren deflasyonu sona erdirmek amacıyla 2013 yılında uygulamaya konulan kapsamlı parasal teşvik, yüksek kamu harcamaları ve büyüme stratejisinin birleşiminden oluşuyordu.

Bessent, ülkenin maliye politikasına ilişkin Reuters’a yaptığı açıklamada, Japonya’nın deflasyonu yenilgiye uğrattığını belirterek artık “arkasına yaslanıp Abenomics’in başarısının tadını çıkarması ve bunun kendi seyrinde ilerlemesine izin vermesi” gerektiğini söyledi. Bazı analistler bu ifadeleri Takaichi’nin genişlemeci maliye politikası yaklaşımına yönelik bir eleştiri olarak değerlendirdi.

Bir Japon hükümet yetkilisi Bessent’ın açıklamalarına ilişkin, “Bu, Takaichi yönetimine aşırı genişlemeci maliye politikasından kaçınması yönünde verilmiş bir mesaj” dedi.

İktidar partisinden üst düzey bir yetkili ise “Bu açıklamalar, ABD’nin Japonya’nın politikalarına yönelik taleplerini artırdığını gösteriyor” ifadelerini kullandı.

Her iki yetkili de konunun hassasiyeti nedeniyle isimlerinin açıklanmaması koşuluyla konuştu.

Abenomics’in destekçilerinden olan Takaichi, büyüme alanlarına yatırımları artırmayı ve yükselen yaşam maliyetlerinin hanehalkı üzerindeki etkisini hafifletmeyi amaçlayan iddialı bir harcama planı ortaya koydu.

Takaichi’nin temel büyüme alanlarındaki harcama tavanlarını kaldırma taahhüdünün ardından, Japon basınında çıkan haberlere göre bakanlıklar ve kamu kurumları gelecek mali yıl için muhtemelen şimdiye kadarki en yüksek ilk bütçe talebinde bulundu.

Büyük ölçekli harcamalara odaklanılması yatırımcıları tedirgin etti ve Japon devlet tahvillerinin getirilerini son 30 yılın en yüksek seviyelerine çıkardı. Bunun ABD Hazine tahvili getirileri üzerinde de zincirleme etkileri olabilir.

Maliye Bakanlığı’ndaki görevinin ardından Uluslararası Para Fonu’nda (IMF) genel müdür yardımcılığı yapan Shinohara, “Yeni desteklemenin en iyi yolu, Takaichi yönetiminin mali reform taahhüdü içeren güvenilir bir mesaj vermesi olacaktır” dedi.

Shinohara, “Ancak bunun gerçekleşme ihtimali çok düşük” diye ekledi.

Nikkei Asia: ABD-Japonya yen müdahalesi Tokyo için bir başka yenilgi

Asya

Güney Kore lideri Lee, ABD baskısına rağmen Ortadoğu’da savaşa dahil olmayacaklarını söyledi

Yayınlanma

Güney Kore Devlet Başkanı Lee Jae Myung, cuma günü yaptığı açıklamada ülkenin vatandaşlarını ve ulusal çıkarlarını Hürmüz Boğazı’nda koruma ihtiyacını vurguladı. Ancak ülkenin yurt dışındaki bir çatışmaya dahil olmasına yol açabilecek herhangi bir asker gönderiminin söz konusu olmayacağını söyledi.

Lee, televizyondan yayımlanan basın toplantısında, “Şunu açıkça belirtelim. Bir çatışmaya dahil olmamıza yol açacak hiçbir asker gönderimi olmayacak. Savaşa katılım veya müdahil olma söz konusu olmayacak” dedi.

Güney Kore lideri, “Herhangi bir savaşa dahil olmama ve müdahil olmama ilkesi bugüne kadar korundu ve bundan sonra da korunmaya devam edecek” ifadelerini kullandı.

Devlet başkanının açıklamaları, Seul yönetiminin ABD Başkanı Donald Trump’tan gelen artan baskı karşısında, kritik ticaret güzergâhında deniz ulaşımının serbestliğini güvence altına almak için “katkı” olarak adlandırdığı olası adımları değerlendirdiği bir dönemde geldi.

Güney Kore: Trump’ın itirazlarına rağmen ortak tatbikatlar devam ediyor

Güney Kore’nin bir saha inceleme ekibi, olası bir askeri görevlendirme hazırlıklarının işareti olarak değerlendirilen bir süreç kapsamında, Orta Doğu’daki genel güvenlik durumunu değerlendirmek üzere Birleşik Arap Emirlikleri’ne yaptığı ziyaretin ardından geçen hafta ülkeye döndü.

Lee, diğer ülkelerin yaptığı gibi Güney Kore’nin de bölgedeki vatandaşlarını, gemilerini ve ham petrol taşıma güzergâhını korumak için “en azından asgari düzeyde faaliyetler” yürütmesi gerektiğinin açık olduğunu söyledi.

Güney Kore’nin Çeonghae askeri birliğinin bölgedeki ilgili faaliyetleri yürütmek amacıyla görev kapsamını genişlettiğini belirten Lee, ancak “bu konuda önlemleri güçlendirme yollarını değerlendirdiğimiz ve düşündüğümüz de doğrudur” dedi.

Trump, Kim Jong Un ile yeni bir görüşme istiyor Kuzey Kore ise acele etmiyor

Kuzey Kore-ABD diyaloğu ihtimali

Kuzey Kore lideri Kim Jong Un ile ABD Başkanı Donald Trump arasında yeniden diyalog kurulması ihtimali sorulan Lee, “Bu ihtimal göz ardı edilemez ancak bunun zor olacağı da açık” dedi. Lee, olasılığın ne kadar yüksek olduğunu belirleyemeyeceğini ifade etti.

Lee, “Bu ihtimali gerçeğe dönüştürmek için elimizden gelenin en iyisini yapmamız gerektiği açık” dedi.

Yeniden başlayacak bir diyaloğun, Koreler arası ilişkilerin geliştirilmesi ve Kore Yarımadası’nda barış ve istikrarın sağlanması açısından önemli bir basamak olacağını belirten Lee, şunları söyledi:

“Kuzey Kore-ABD diyaloğunun yeniden başlaması, iki Kore arasındaki diyaloğun yeniden başlamasından çok daha kolay olacaktır ve iki Kore arasındaki görüşmelerin yeniden başlamasına yardımcı olacaktır.”

Lee ayrıca, “Kuzey Kore-ABD diyaloğunu mümkün kılmak için ön arabulucu olarak üzerime düşen rolü oynamaya devam ediyorum” dedi.

İç politikada düşen destek ve yeniden seçilme tartışması

Lee’nin göreve gelmesinden bu yana yedinci basın toplantısı, kamuoyu desteğinin son haftalarda yüzde 30’ların ortalarına kadar gerilediği bir dönemde gerçekleşti. Özellikle genç seçmenler arasında desteğin azalmasının başlıca nedenleri arasında hızla yükselen konut fiyatları ve diğer siyasi tartışmalar gösteriliyor.

İç meselelerle ilgili konuşan Lee, anayasa değişikliği yoluyla yeniden seçilmeye çalışmayacağını bir kez daha vurguladı. Ayrıca mevcut anayasa kapsamında yeniden seçilmesinin mümkün olmadığını belirtti.

Televizyondan yayımlanan basın toplantısında Lee, “Yeniden seçilmeyi amaçlamadığımı bir kez daha açıkça ifade ediyorum” dedi.

Lee’nin açıklaması, muhalefet bloğunun, cumhurbaşkanının yeniden seçilmek istediği iddiasıyla niyetini açıklaması yönündeki çağrılarının ardından geldi. Ancak anayasanın ilgili maddesi, cumhurbaşkanlığı sisteminde yapılacak değişikliklerin, değişiklik sırasında görevde bulunan cumhurbaşkanına uygulanamayacağını öngörüyor.

Lee, “Anayasa değişikliği yoluyla yeniden seçilmem anayasal olarak mümkün değildir” dedi. Mevcut anayasanın eskidiğini belirten Lee, makul tartışmalar ve toplumsal uzlaşı yoluyla değiştirilmesi gerektiğini vurguladı.

Güney Kore, Trump’la yaptığı 350 milyar dolarlık anlaşmanın gereğini yerine getirecek mi?

ABD ile yatırım görüşmeleri

Lee, Seul yönetiminin Trump yönetimiyle 2025 yılında varılan daha geniş kapsamlı gümrük vergisi azaltma anlaşması kapsamında ABD’deki ilk yatırım projesini sonuçlandırmak için yürüttüğü görüşmelere de değindi.

Lee, hükümetin Washington ile anlaşmayı her iki ülkeye de fayda sağlayacak şekilde sonuçlandırmak için “yoğun bir tartışma” yürüttüğünü söyledi.

Konut piyasası ve ETF tartışması

Lee ayrıca kontrolden çıkan konut piyasasını istikrara kavuşturma taahhüdünü yineledi ve konut arzını hızla artırmak da dahil olmak üzere gerekli tüm önlemleri alacağını belirtti.

Devlet başkanı, tek hisse senedine dayalı kaldıraçlı borsa yatırım fonlarının (ETF) uygulanmasında politika eksiklikleri bulunduğunu da kabul etti.

Hükümet, mayıs ayında piyasaya sürülen bu fonların borsa oynaklığını artırdığı yönündeki yoğun eleştirilerin hedefi olmuştu.

Okumaya Devam Et

Asya

Japonya Merkez Bankası faizleri 1995’ten bu yana en yüksek seviyeye çıkardı, yen değer kaybetti

Yayınlanma

Japonya Merkez Bankası, enflasyon risklerine dikkat çekerek faiz oranını yüzde 0,25 artırdı ve politika faizini yüzde 1,25’e yükseltti.

Japonya Merkez Bankası (BoJ), faiz oranlarını 31 yılın en yüksek seviyesine çıkararak, Washington’dan gelen artan baskılar ve küresel enflasyonla mücadele sürecinin etkisiyle para politikasını normalleştirme sürecini hızlandırdı.

BoJ’un politika kurulu, 7’ye karşı 2 oyla faiz oranını yüzde 0,25 puan artırma kararı aldı. Böylece hedef politika faizi yaklaşık yüzde 1,25 seviyesine yükseldi.

Cuma günü açıklanan karar, piyasalar tarafından büyük ölçüde bekleniyordu. Bu adım, yükselen fiyatlar ve zayıf yenin Japon tüketiciler üzerindeki baskıyı artırdığı bir dönemde geldi.

Ancak karar, yılın başlarında dolar karşısında 40 yılın en düşük seviyelerine gerileyen yeni desteklemedi. Japon para birimi açıklamanın ardından sert biçimde değer kaybederek dolar karşısında 157 yen seviyesini aştı. Nikkei 225 hisse senedi endeksi ise yüzde 1,9 yükseldi.

Moody Analytics’in Asya-Pasifik Başekonomisti Stephen Angrick, “BoJ’un piyasa beklentilerini aşması her zaman zor olacaktı çünkü çeyrek puanlık faiz artışı neredeyse tamamen fiyatlanmıştı” dedi.

Faiz artışı, Avrupa Merkez Bankası ve ABD Merkez Bankası’nın (Fed) benzer adımlarının ardından geldi. Dünya genelindeki merkez bankaları, Orta Doğu’daki çatışmaların tetiklediği fiyat artışları ve yapay zekâ patlamasının ekonomik sonuçlarıyla mücadele ediyor.

Haziran ayında faizleri yüzde 1 seviyesine çıkaran BoJ, daha önce faiz artışlarını yaklaşık altı aylık aralıklarla gerçekleştirmeyi planladığını belirtmişti. Ancak daha hızlı sıkılaştırma süreci, Japon yetkililerin temmuz ve ağustos aylarında yeni desteklemek amacıyla gerçekleştirdiği 96 milyar dolarlık döviz piyasası müdahalesinin ve ABD Hazine Bakanı Scott Bessent’in faiz artışlarının hızlandırılması yönündeki çağrılarının ardından geldi.

BoJ’un karar metnine eşlik eden açıklamalar, yönetim kurulunun ekim ayındaki toplantıda yeni bir faiz artışını değerlendirdiğine dair güçlü bir işaret vermedi. Nomura’nın döviz analistleri, karar öncesinde piyasanın art arda faiz artırımlarına düşük ihtimal verdiğini belirtti.

Financial Times’a konuşan analistler, kurulda karara karşı çıkan iki üyenin de Japonya Başbakanı Sanae Takaichi tarafından atandığına dikkat çekti. Takaichi, kamu harcamaları yoluyla ekonomik canlanmayı destekleyen politikaları savunuyor ve geçmişte daha sıkı para politikalarına yönelik eleştirilerde bulunmuştu.

Capital Economics’in Asya-Pasifik Başkanı Marcel Thieliant, “En şahin iki Yönetim Kurulu üyesinin gelecek temmuz ayında görevden ayrılmasıyla birlikte kurulun yapısı muhtemelen daha güvercin bir hale gelecek” değerlendirmesinde bulundu.

Ancak analistlere göre bankanın açıklamalarındaki genel ton hâlâ şahin nitelikteydi ve aralık ayına kadar en az bir faiz artışı daha yapılması ihtimalini açık bıraktı.

Analistler, merkez bankasının yeni desteklemede kritik bir rol oynayacağı beklentisinin de BoJ üzerindeki baskıyı artırdığını belirtti. Japonya, ithal enerji, gıda ve diğer hammaddelerin maliyetlerindeki artışlarla mücadele ediyor.

BoJ açıklamasında, önceki toplantılarda dile getirilen endişeler tekrarlandı. Buna göre, işletmeler arası işlemlerden kaynaklanan fiyat baskılarının “tüketici fiyatlarına yansımaya başlaması” nedeniyle temel enflasyonun bankanın yüzde 2’lik hedefinin üzerine çıkabileceği belirtildi.

ABD Merkez Bankası (Fed) de çarşamba günü, 2023’ten bu yana ilk kez faiz artırarak oranı yüzde 3,75-4 aralığına yükseltti. Bu gelişme, piyasalarda merkez bankaları arasında bir “faiz artırımı yarışı” yaşanabileceği endişelerini artırdı.

Bu durum, Japon yenindeki düşük faizlerden yararlanarak daha yüksek getirili varlıklara yatırım yapılmasına dayanan “yen carry trade” işlemleri açısından sonuçlar doğuracak.

Japonya’nın gösterge 10 yıllık devlet tahvili getirisi kararın ardından fazla değişmedi ancak hâlâ yaklaşık yüzde 3 seviyesinde işlem görüyordu. Bu, son 30 yılın en yüksek seviyesine yakın bir düzeydi.

Avrupa Merkez Bankası da geçen hafta faiz oranlarını 0,25 puan artırarak yüzde 2,5 seviyesine çıkarmıştı. Bu, bankanın bu yıl gerçekleştirdiği ikinci faiz artışıydı.

ABD Hazine Bakanı Bessent’in bu ay yaptığı ve Japonya Merkez Bankası’nın “doğru şeyi yapacağı” ve para politikasının gelişmelerin gerisinde kalmasına izin vermeyeceği yönündeki açıklamaları, BoJ Başkanı Kazuo Ueda üzerindeki baskıyı daha da artırdı.

Okumaya Devam Et

Asya

Hindistan ve Vietnam, ‘Çin artı bir’ rekabetini ticari kazanıma dönüştürmeyi hedefliyor

Yayınlanma

Hindistan ve Vietnam pazar ölçeği ile üretim kapasitesini birleştirerek yeni ticaret bağlantıları kurmaya çalışıyor.

Analistlere göre Hindistan ve Vietnam, “Çin artı bir” yatırımlarını çekme konusundaki rekabetlerini tamamlayıcı bir ortaklığa dönüştürebilir. İki ülke, Yeni Delhi’nin büyük pazar ölçeği ve teknoloji kapasitesi ile Hanoi’nin üretim çevikliği ve Doğu Asya tedarik zincirleriyle olan bağlantılarını bir araya getirebilir.

Böyle bir dönüşüm, iki ülkenin elektronik, ilaç ve yenilenebilir enerji gibi yüksek katma değerli sektörlerde küresel üretim ağlarındaki rollerini güçlendirebilir. Aynı zamanda şirketlere, tedarik zincirlerini Çin’in ötesine çeşitlendirme sürecinde daha güvenilir alternatifler sunabilir.

Bu fikir, Vietnam Başbakanı Le Minh Hung’ın Hindistan ile ekonomik entegrasyonun derinleştirilmesi, yeni ekonomik koridorlar ve tedarik zincirleri oluşturulması ile olası bir ikili serbest ticaret anlaşması çağrısı yapmasının ardından daha fazla ivme kazandı.

Le, cumartesi günü Delhi’de düzenlenen BRICS zirvesi kapsamında Hindistan Başbakanı Narendra Modi ile yaptığı görüşmede, iki ülkenin 2010 yılında Hindistan ile Güneydoğu Asya Ülkeleri Birliği (ASEAN) üyeleri arasındaki gümrük engellerini azaltmak amacıyla yürürlüğe giren ASEAN-Hindistan Mal Ticareti Anlaşması’nın gözden geçirilmesini hızlandırmasını istedi.

Hindistan hükümetinin açıklamasına göre iki lider ayrıca, Vietnam Devlet Başkanı To Lam’ın ziyareti sırasında mayıs ayında ilişkilerin “geliştirilmiş kapsamlı stratejik ortaklık” seviyesine çıkarılmasından bu yana kaydedilen ilerlemeyi değerlendirdi.

İki ülke, ikili ticaret hacmini 2025-26 dönemindeki 18,28 milyar dolardan 2030 yılına kadar 25 milyar dolara çıkarmayı hedefliyor.

Rekabetten tamamlayıcılığa

South China Morning Post’a konuşan uzmanlar, daha güçlü bir ortaklığın çeşitli sektörleri canlandırabileceğini ve küresel tedarik zincirlerinin dayanıklılığını artırabileceğini belirtiyor.

Delhi’deki Jawaharlal Nehru Üniversitesi Uluslararası Çalışmalar Fakültesi’nde eski diplomasi ve silahsızlanma profesörü olan Swaran Singh, “Bu teklifin gerçek önemi gümrük vergilerinin azaltılmasından daha büyük” dedi.

Singh, iki ülkenin yalnızca ayrıcalıklı bir ticaret anlaşmasının ötesine geçerek entegre tedarik zincirlerini birlikte oluşturmayı hedeflemesi gerektiğini söyledi.

Hem Hindistan hem de Vietnam, küresel şirketlerin tedarik zincirlerini çeşitlendirme arayışına girdiği pandemi dönemindeki kesintilerin ardından hız kazanan “Çin artı bir” stratejisinden yararlanmaya aktif biçimde çalışıyor.

Vietnam, elektronik montajı, tekstil, ayakkabı ve teknoloji bileşenleri alanlarında küçük ölçekli ve esnek üretim tesisleriyle bu tedarik zinciri çeşitlendirmesinin en başarılı ülkelerinden biri haline geldi.

Singh, “Değişmesi gereken şey, ‘Çin artı bir’ rekabetinden ‘Çin artı bir’ tamamlayıcılığına geçiştir” dedi.

Singh’e göre Vietnam, ihracata yönelik üretim ve Doğu Asya tedarik zincirleriyle entegrasyonda öne çıkarken, Hindistan geniş iç pazarı, tasarım kapasitesi ve dijital hizmetler alanındaki uzmanlığıyla avantaj sağlıyor.

Singh, “Aynı fabrika için rekabet etmek yerine iki ülke, değer zincirlerindeki kendi uzmanlık alanlarını birlikte şekillendirebilir” ifadelerini kullandı.

Singh, “Stratejik kazanım, Hindistan’ın ölçeğini Vietnam’ın üretim çevikliğiyle birleştiren Güney ve Güneydoğu Asya üretim koridorunun oluşturulması olacaktır” dedi.

Bir serbest ticaret anlaşmasının ilaç, tarım, elektronik, makine ve hizmet sektörlerinde yeni fırsatlar yaratabileceğini belirten Singh, asıl sınamanın tarife dışı engellerin azaltılması, idari süreçlerin kolaylaştırılması ve sınır ötesi lojistik ile yatırımların geliştirilmesi olacağını söyledi.

Derinleşen ilişkiler

Hindistanlı yetkililer, Vietnam’ın Yeni Delhi’nin “Doğu’ya Hareket” (Act East) politikasının temel unsurlarından biri olduğunu belirtiyor. Bu politika, Güneydoğu ve Doğu Asya genelinde ekonomik ve güvenlik bağlarını güçlendirmeyi amaçlıyor.

Global Trade Research Initiative’ın kurucusu Ajay Srivastava, mevcut ASEAN-Hindistan Serbest Ticaret Anlaşması’nın ticaret hacmi açısından iki ülke arasındaki ticaretin yüzde 80’inden fazlasına sıfır gümrük vergisi avantajı sağladığını söyledi.

Mart 2026’da sona eren mali yılda Hindistan’ın Vietnam’a yaptığı ihracat; et ve alüminyum ürünleri dahil olmak üzere 6,7 milyar dolara ulaşırken, Vietnam’dan yapılan ithalat 11,6 milyar dolar oldu. İthalatın büyük bölümünü elektronik ürünler oluşturdu.

Srivastava, “Yeni bir serbest ticaret anlaşması müzakeresine başlamadan önce iki hükümet, mevcut ASEAN-Hindistan anlaşmasındaki tercihlerin neden yeterince kullanılmadığını değerlendirmeli ve daha derin taahhütlerin nasıl daha dengeli bir ticaret yaratabileceğini belirlemeli” dedi.

Srivastava; elektronik, yarı iletkenler, hassas üretim, ilaç ve gıda işleme sektörlerini iki ülkenin entegrasyonu açısından kilit alanlar olarak gösterdi.

Hindistan Ashoka Üniversitesi’nden Yardımcı Doçent Uday Chandra ise, “Hindistan ile ortaklık Vietnam’a askeri teknoloji, denizcilik iş birliği ve potansiyel olarak savunma alanında ortak üretim için yeni kaynaklar sağlıyor” dedi.

Chandra, “Hem Hindistan hem de Vietnam, Malakka Boğazı veya Güney Çin Denizi çevresinde olsun, serbest seyrüseferi ve açık denizleri destekliyor” ifadelerini kullandı.

Chandra, “Başka bir ifadeyle bu mesele Çin ile ilgili, ancak Çin’in ötesine de uzanıyor” dedi.

Ancak uzmanlara göre, bu ilişkiler arasında denge kurmak dikkatli bir diplomasi gerektirecek.

Vietnamlı yetkililer dikkatli hareket etmek zorunda kalacak. Çünkü Hindistan ile ilişkilerini güçlendirirken, ülkeleri ile Çin arasındaki genel olarak sağlıklı ekonomik bağları zedelemek istemiyorlar.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English