Amerika

ABD’nin Venezuela’daki ‘özel operasyonu’

Yayınlanma

Editörün notu: Aylardır Venezuela’ya yönelik silahlı ablukasını sürdüren Trump yönetimi, son saatlerde Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşini “özel operasyonla” kaçırarak alıkoydu. Vedomosti gazetesi çalışanı ve akademisyen Roman Romanov’un değerlendirmesine göre Venezuela’daki operasyonla düşük maliyetli taktiksel bir zafer kazanarak Batı Yarımküre’deki hegemonyasını rakiplerine karşı yeniden teyit etti. İdeolojik kaygılardan ziyade iç politika dinamiklerinin belirleyici olduğu bu hamle, ABD’nin nükleer gücü olmayan devletlerdeki belirli liderleri hedef alma ve maddi çıkarlar uğruna güç kullanma doktrininin somut bir örneğini oluşturuyor.

***

Venezuela özel operasyonu

Roman Romanov

Vedomosti

3 Ocak 2026

Amerikan operasyonunun bizzat Nicolas Maduro ile mi yoksa ondan bağımsız olarak destekçileriyle mi önceden koordine edildiğinin bir önemi yok. Asıl önemli olan, Donald Trump yönetiminin asgari maliyetle kendine özgü bir medya başarısı ve taktiksel zafer elde etmiş olması. Bu durumdan, Trump’ın dış politika yaklaşımını ortaya koyan birkaç önemli başlık çıkarmak mümkün.

İlk olarak ABD, Batı Yarımküre’deki hegemonyasının değişmez bir gerçek olduğunu yeniden gösterdi. Alternatif seçeneklerin kabul edilmesi şöyle dursun, tartışılmasına dahi izin verilmeyecek. Bu mesajın iki temel alıcısı var: ABD’den özerk hareket etme arayışındaki Güney Amerikalı liderler ve son yıllarda bölgedeki siyasi ve ekonomik nüfuzunu artıran Çin.

İkinci olarak, ABD’nin Venezuela’daki eylemlerinin yarattığı korkutucu etki, bazı bölgesel liderlerin Washington’a olan bağımlılıklarını uzun vadede azaltma isteklerini geçici olarak canlandırabilir. Fakat bugün itibarıyla hiçbiri ABD ile işbirliğini keskin bir şekilde reddetmeye cesaret edemeyecektir. Trump’ı görmezden gelmeye çalışabilirler ama Amerika’yı asla.

Üçüncü olarak ABD, topyekûn bir askeri çatışmaya girmek yerine, “geriye kalanlarla veya gelecek olanlarla anlaşırız” ilkesiyle kendisi için sorun teşkil eden bir liderden kurtulmayı seçti. Washington geçmişte, harcadığı kaynakları telafi etme ihtimali olmaksızın yurt dışında devlet inşası tuzağına düşmüştü. Karakas artık ya kaynakların ABD ile paylaşılması konusunda daha uzlaşmacı davranmak ya da yeni bir Amerikan darbesi ve yerel muhalefetin hareketlenmesi riskini göze alarak Maduro çizgisini sürdürmek zorunda kalacak.

Dördüncü olarak Trump, yavaş işleyen ve sürekli tıkanan Kongre’nin aksine Amerikan seçmenine icraat gösterdi. Maduro’nun düşman imajı, zorbalık veya insan hakları ihlalleri anlatılarından ziyade, “narko-terörizm” ve ABD’nin güneyini yasaklı maddelere boğan kartellere verdiği destek üzerinden inşa edildi. Başka bir deyişle Trump’ın müttefikleri, onu yalnızca “bir zorbaya karşı galip” olarak değil, aynı zamanda ABD’yi yasa dışı göçmen akınından ve uyuşturucu trafiğinden koruyan bir savunucu olarak sunacak. ABD Silahlı Kuvvetleri personelinin kayıp vermemiş olması da bu hikâye için iyi bir ikramiye niteliğinde. Kısacası, dış politika kararı alınırken en önemli faktörlerden biri iç politikaydı.

Beşinci olarak, başka bir ülkenin yönetimindeki belirli isimlere karşı savaş yürütme pratiği, Trump’ın dış politika araçlarının kalıcı bir parçası haline gelebilir. Bu durum esasen, ABD’nin çıkarlarına tehdit olarak gördüğü nükleer güce sahip olmayan devletleri ilgilendiriyor.

Sonuç olarak, mevcut yönetimin dış politikasının temel özelliğine tanık oluyoruz: İdeolojik değerler ilgi alanlarına girmiyor; ancak maddi ve stratejik değerler uğruna sadece mücadele etmekle kalmayıp, bu uğurda savaşacaklar. Yeni ulusal güvenlik stratejisinde yazılı olan “güç yoluyla barış” işte tam olarak böyle işliyor.

Çok Okunanlar

Exit mobile version