Görüş
Abuja’da ‘Varoluş’ Sancısı: CEDEAO Kendi Gölgesiyle Savaşıyor
Siyasetin bittiği ve hayatta kalma güdüsünün başladığı o ince çizgidesiniz. Abuja Zirvesi diplomatik bir toplantıdan çok yaklaşan fırtınaya karşı kurulan son barikattı. Batı Afrika’nın demokratik kaleleri birer birer düşerken liderler bu gidişatı durdurabilecek mi?
Göktuğ ÇALIŞKAN
Batı Afrika’nın siyasi kalbi Abuja, 14 Aralık 2025’te sadece rutin bir zirveye değil, bölgenin kaderinin yeniden tartıldığı tarihi bir yüzleşmeye sahne oldu. Batı Afrika Devletleri Ekonomik Topluluğu (CEDEAO/ECOWAS), kuruluşunun 50. yılını kutlamaya hazırlanırken masadaki gündem hiç de kutlama havasında değildi. Sierra Leone Cumhurbaşkanı Julius Maada Bio’nun başkanlığında toplanan 68. Olağan Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi, balo salonlarının serinliğinde değil, dışarıda alev alev yanan bir güvenlik krizinin tam ortasında gerçekleşti.
Abuja’nın o bildik, nemli ve ağır havasına bu kez liderlerin omuzlarındaki “gelecek kaygısı” karışmıştı. Zira masada duran dosya sadece bürokratik raporlardan ibaret değildi. Söz konusu dosyada Gine-Bissau’dan Benin’e uzanan bir hatta, demokrasinin hayatta kalıp kalamayacağı sorusu duruyordu.
Yarım asırlık bir örgüt düşünün. Kâğıt üzerinde ekonomik entegrasyonu, sınırların kalkmasını ve refahı hedefliyor. Ancak pratikte, kendisini sürekli olarak askeri darbeleri kınarken, cunta liderleriyle pazarlık yaparken ya da cihatçı terörün haritadan sildiği köyleri konuşurken buluyor. İşte Abuja Zirvesi, bu acı paradoksun en net fotoğrafıydı.
Gine-Bissau ve Benin: “Apoletli Siyaset” Virüsü
Toplantının en yakıcı başlığı, şüphesiz Gine-Bissau’daki son gelişmelerdi. Cumhurbaşkanı Umaro Sissoco Embaló’nun devrilmesiyle sonuçlanan süreç, Batı Afrika’daki “darbe salgınının” henüz bitmediğini, aksine şekil değiştirerek devam ettiğini gösterdi. Zirvede liderlerin yüzüne çarpan gerçek şuydu: Gine-Bissau’daki askeri cunta, uluslararası toplumu oylamak için uzun ve muğlak bir geçiş takvimi sunmuştu. Ancak Abuja’daki hava oldukça sertti.
Liderler, bu “zaman kazanma oyununa” gelmeyeceklerini net bir dille ortaya koydular. Cuntanın önerdiği takvim reddedildi ve onun yerine anayasal düzene dönüşü garanti eden, kısa vadeli ve somut bir yol haritası talep edildi. Bu, sadece Bissau’daki generallere değil, bölgedeki tüm hevesli subaylara verilmiş bir “sabrımız taştı” mesajı niteliği taşıyordu.
Fakat asıl soğuk duş etkisi yaratan olay, Benin’de 7 Aralık 2025’te yaşanan başarısız darbe girişimiydi. Neden mi? Çünkü Benin, uzun süredir bölgenin görece istikrar adalarından biri olarak görülüyordu. Darbe virüsünün Sahel’den (Mali, Nijer, Burkina Faso) aşağıya, kıyı şeridine inmesi, artık hiçbir başkentin güvende olmadığını kanıtladı.
Zirve koridorlarında konuşulan ama belki de mikrofona bu kadar net söylenmeyen korku buydu: “Sırada kim var?” Benin dosyasının açılmasıyla birlikte, ECOWAS’ın sadece kınama yayınlayan bir “basın bürosu” olmaktan çıkıp sahada varlık gösteren bir güce dönüşmesi gerektiği fikri hiç olmadığı kadar yüksek sesle dillendirildi.
“Dişsiz Aslan” Kükrüyor mu? Güvenlik Mimarisi ve Hazır Kuvvet
CEDEAO’nun yıllardır eleştirilen “hazır bekleyen kuvvet” (Standby Force) projesi, Abuja’da yeniden masaya yatırıldı ama bu sefer bir farkla: Aciliyet. Benin’deki girişimin ardından ülkeye yaklaşık 200 kişilik bir destek gücünün konuşlandırılması ve bu gücün statüsü tartışıldı. Yıllardır “kâğıttan kaplan” ya da “dişsiz aslan” benzetmelerine maruz kalan bölgesel gücün artık fiili bir caydırıcılık unsuruna dönüşmesi gerektiği konusunda herkes hemfikir. Ancak şeytan ayrıntıda, daha doğrusu bütçede gizli.
Zirvenin en can alıcı noktalarından biri, savunma ve finans bakanlarına verilen talimattı. Liderler, “Bize plan getirmeyin, kaynak getirin” dediler. Bu gücün operasyonel hale gelmesi için gereken finansal mobilizasyonun derhal sağlanması istendi. Çünkü terör, bürokrasiyi beklemiyor. Sahel’in kuzeyinden sarkan cihatçı gruplar, Fildişi Sahili, Togo, Gana ve Benin sınırlarını zorluyor. Eskiden “çölün sorunu” olarak görülen terör, artık “okyanusun sorunu” haline gelmiş durumda. Abuja’da çizilen yeni güvenlik doktrini, tehdidin kuzeyden güneye kaydığını ve savunma hattının artık kıyı devletlerinde kurulması gerektiğini tescilledi.
Burada, liderlerin psikolojisini de anlamak gerek. Kendi koltuklarının da sallantıda olduğunu hisseden sivil yönetimler, bölgesel orduyu aslında kendi iktidarlarının bir sigortası olarak görüyorlar. Abuja Zirvesi’ni salt bir güvenlik toplantısı olarak okumak eksik kalır. Zira bu, aynı zamanda bir “hayatta kalma kulübünün” de dayanışma seansıydı. Anayasal düzene yönelik her türlü müdahaleye karşı ilan edilen “sıfır tolerans” ilkesi, bu korkunun ve kararlılığın diplomatik metne dökülmüş haliydi.
Ekonomik Entegrasyon: Güvenliğin Gölgesinde Kalan Hayal
Her ne kadar silahların gölgesi masaya düşse de örgütün adındaki “Ekonomik” kelimesi Abuja’da unutulmadı. Ancak şu bir gerçek ki, ticaret kamyonlarının geçemediği sınırlardan tankların geçtiği bir coğrafyada, ekonomiyi güvenlikten ayırmak imkansızdır. Zirvede, Bölgesel Ticaret Serbestleştirme Şeması’nın (ETLS) işleyişi üzerine yapılan değerlendirmeler, acı bir itirafı da beraberinde getirdi. Teknik engeller ve siyasi güvensizlik, bölge içi ticareti boğuyor.
Liderler, gümrük duvarlarının indirilmesi ve malların serbest dolaşımı konusundaki taahhütlerini yenilediler. Ama bu taahhütler, sahadaki gerçeklikle ne kadar örtüşüyor? Bir yanda sınırları kapatan darbeler, diğer yanda yolları kesen terörist gruplar varken, “serbest ticaret” kulağa hoş gelen ama uygulanması cesaret isteyen bir hedefe dönüşüyor. Yine de Abuja’da, ekonomik şoklara ve iklim krizine karşı kurumsal reformların hızlandırılması gerektiği vurgulandı.
Masaya yatırılan 2025 Topluluğun Durumu Raporu, süslü diplomatik ifadelerden arındırıldığında, aslında tek bir gerçeği haykırıyordu: Hiçbir Batı Afrika ülkesi, yaklaşan ekonomik fırtınadan tek başına sağ çıkamaz. Rapor, ulusal kurtuluş reçetelerinin devrinin kapandığını, çözümün ancak bölgesel bir kader birliğiyle mümkün olduğunu liderlerin yüzüne bir kez daha çarptı.
İçeride bu varoluş sancıları çekilirken dışarıya karşı “yıkılmadık, ayaktayız” mesajı vermenin yolu ise kurumsal diplomasinin ince işçiliğinden geçiyordu. 2027 Afrika Birliği Dönem Başkanlığı için Gana’nın “tek aday” olarak sahaya sürülmesi, sıradan bir prosedürden ziyade bilinçli bir stratejik hamleydi. CEDEAO, bu kararla kıta siyasetinde hala yekvücut hareket edebildiğini dosta düşmana göstermek istedi.
Zira Batı Afrika’nın kendi evindeki dağınıklığı, Addis Ababa koridorlarında bir zafiyet olarak algılanmamalıydı. Örgüt içindeki o meşhur ve çoğu zaman sancılı olan Anglofon-Frankofon rekabeti bile bu kez yerini pragmatik bir uzlaşıya bıraktı ve koltuk paylaşımlarında sağlanan o hassas denge, “birlikte batmamak için birlikte yüzmek zorundayız” bilincinin somut bir tezahürüydü.
50.Yıla Girerken Belirsizliğin Resmi
Zirve sona erip liderler Abuja’dan ayrılırken geride cevaplanmayı bekleyen devasa sorular kaldı. Sonuç bildirisindeki o kararlı ton, “darbelere geçit yok” ifadeleri ve askeri müdahaleye hazır olunduğu mesajları acaba sahadaki generalleri durdurmaya yetecek mi? Gine-Bissau’daki cunta, Abuja’dan gelen “hayır” cevabı karşısında geri adım mı atacak, yoksa Sahel İttifakı (AES) ülkeleri gibi gemileri yakıp kendi yoluna mı gidecek?
Abuja Zirvesi, CEDEAO’nun tarihsel bir kırılma anına tanıklık etti. Örgüt, ya dişlerini gösterip caydırıcı bir güç olduğunu kanıtlayacak ya da ardı ardına gelen darbeler ve yayılan terör dalgası altında sadece geçmişiyle övünen hantal bir yapıya dönüşecek. 14 Aralık 2025, belki de Batı Afrika’nın “demokratik bağışıklık sisteminin” çöküşü ile dirilişi arasındaki o ince çizgiydi.
Siyaset biliminin soğuk kavramlarıyla konuşursak “kurumsal kapasite sorunu” diyebiliriz; ancak insani açıdan bakarsak mesele çok daha basit ve trajik: Abuja’daki o masada, Bamako’da, Niamey’de veya Cotonou’da yaşayan milyonlarca insanın yarına güvenle uyanıp uyanamayacağı tartışıldı. Ve görünen o ki, 2026 yılı, Batı Afrika için sadece takvim yapraklarının değiştiği bir yıl değil, varoluşsal bir mücadelenin en çetin raundu olacak. Abuja’da yakılan işaret fişeği fırtınanın dindiğini değil, asıl şimdi başladığını haber veriyor.
